Medicadent Diş Klinikleri Kurucusu Ve Global Diş Hekimleri Derneği Başkanı Diş Hekimi Zafer Kazak, günümüzde CAD/CAM olarak adlandırılan, yüksek teknoloji ürünü tarama ve kazıma cihazları kullanılarak hastalara yoğun programları arasında tek bir günü ayırarak ağrısız, maximum fonksiyonel ve estetik tedaviler yapılabilmekte olunduğunu belirtti.

Diş Hekimi Kazak, implantoloji, protez, estetik diş hekimliği ve ortodonti tedavilerinde yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanan dijital diş tedavisi olduğunu kaydederek , “Diş problemi yaşıyorsanız 7 madde ile çözüm” diyerek şöyle açıkladı:

1-Hastanın mevcut ağız içi durumunu laboratuvara aktarmak için macun/hamur kıvamında ölçü maddelerine ihtiyaç duyulmadan, yüksek hasta konforu sağlanarak sadece kamera sistemi ile ilgili bölgenin görüntüleri alınarak kayıt yapılabilmektedir.
2- Alınan kayıtlar herhangi bir laboratuvar aşaması geçirmesine gerek kalmadan doğrudan yine klinik içerisinde bulunan üniteye dijital olarak aktarılabilmekte ve hastanın ve hekimin gözü önünde sertifikalı ürünlerden ilgili restorasyonu üretilebilmektedir.
3-Üretilen restorasyonlar aynı gün içerisinde takılıp, hastaların tedavisi tamamlanabilmektedir.
4-Gülüş tasarımı ihtiyaç duyulan vakalarımızda ayrıntılı fotoğraflar alınıp, sürekli güncellenen ek yazılımlar kullanılarak kişiye özel tasarımlar yapılabilmekte, özel simülasyonlar ile tedavi bittiğinde nasıl bir görüntüye sahip olunacağı tedavi öncesi hekim ve hasta tarafından planlanabilmektedir.
6-İmplantoloji alanında, hastamızın üç boyutlu görüntülemesi ardından, hemen üretilebilen cerrahi rehber plaklar sayesinde implantların nereye; nasıl yerleştirileceği planlanabilmekte; hata riskinin minimalize edildiği cerrahi operasyonlar yapılabilmektedir.
7-Ortodonti alanında uygun endikasyonu olan hastalarda, braket ve tel gerektirmeksizin, yapılan görüntülemeler sayesinde aynı gün içinde üretilebilen şeffaf plaklar ile estetikten ödün vermeden konforlu bir tedaviye başlanabilmektedir. 

Bu sezon 90 keçiden 200’ün üzerinde oğlak elde eden Yılmaz, bu güne kadar yurdun değişik yörelerine damızlık satışı yaptığını söyledi.

İlçeye 9 kilometre uzaklıktaki kırsal Dutluca mahallesinde çocukluğundan beri keçi yetiştiriciliği yapan 53 yaşındaki 3 çocuk babası Hüseyin Yılmaz, 1992 yılında Balıkesir Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğünden temin ettiği 2 Saanen ırkı tekeyle elindeki kara keçilerde başlattığı melezleme çalışmalarından çok olumlu sonuçlar aldı. Kara keçilerden günlük 1,5-2 litre süt alan Yılmaz, ürettiği Saanen keçilerden ise günlük 3,5-4 litre süt almaya başladı. Ayrıca ikizlik ve üçüzlük oranı çok yüksek olan keçilerden çok sayıda damızlık üretti. Son seçimlerde Muhtar olan Hüseyin Yılmaz, geçtiğimiz günlerde doğum yapan 90 keçiden 200’ün üzerinde oğlak elde etti.

Yurdun değişik yörelerine damızlık veren Yılmaz, geçtiğimiz yıl kurduğu sağım sistemi sayesinde de işini kolaylaştırdı. Yılmaz, Balıkesir Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliğine de üye oldu. İşini severek yaptığını anlatan Hüseyin Yılmaz, ”Ben iki baş Saanen teki melezlemesine 1992 de başladım. Bizim ilk keçiler siyah keçiydi. Her iki yılda bir teke değiştirdim. 5-6 yıl sonra keçiler tamamen Saanen’e döndü. Eskiden kara keçiler 1,5-2 litre süt veriyordu. Ama şu anda bu keçilerde ortalama 3,5-4 kiloyu buldu. Birde, bu sene doğumlar erken başladı.

Kasımın başından beri 90 keçi doğurdu. 90 keçiden 25 tanesi üçüz oldu. 10 tanesi filan tek oldu. Gerisi de hep ikiz oldu. Şu anda hayvanlarımdan çok memnunum. Süt verimi yüksek. 10 ay sağılıyor. Bunlarda ikiz üçüz oranı yüksek. Genel de 2-3 doğuruyor. Tek doğurmuyor. Şu anda 150 baş keçim var. Ama 50 tanesini satacağım. Bu keçilerden Tokat, İzmir ve Bolu gibi illere damızlık verdim. Herkese tavsiye ederim. Bir de bu keçiler ormana zarar vermiyor.

Biz bu işi ailecek yapıyoruz. Ben bu işten çok memnunum. Bu işi devam ettireceğim” dedi. Oğul Mustafa Yılmaz da,”Ben bildim bileli bu hayvancılığı yapıyoruz. Memnunuz. Gelirimiz çok güzel. 3 katlı ev yaptık, bu hayvanların geliriyle. Traktörümüzü aldık. Allah’a bin şükür. Aylıkla sigortalı bir işte çalışsak bu kadar memnun olmayız. Bu keçilerin sayesinde kendi sigortamızı yatırma imkanımız oldu. Güzel bir iş. Saanen keçisini herkese tavsiye ederim. Herkes yapabilir. Bu işin zorluğu yok” dedi. 

Fatma Talay
 

Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü TEM ekipleri, 2016 yılında DEAŞ terör örgütü emirlerinden aldığı talimatla DEAŞ terör örgütüne muhalif olan öz kardeşi Abdülkadir Abdurrahman’ın kafasına silahla ateş ederek infaz eden, bu infaz görüntülerini DEAŞ terör örgütü mensuplarınca propaganda amaçlı video paylaşım sitesinden yayınlanan görüntülerden kimliği belirlenen DEAŞ terör örgütü üyesi Irak uyruklu Abdulkhaleq Abdulqader Ali’nin yasa dışı yollarla Türkiye’ye giriş yaptığını belirledi. Kayseri’de olduğu belirlenen terör örgütü üyesi yapılan operasyonla yakalanarak gözaltına alındı. Genişletilen operasyon kapsamında örgüt üyesi ile irtibatlı olduğu tespit edilen Yusuf Mustafa, Sabir Kurdi ve Muhammed Khurais de ekiplerce yakalanarak gözaltına alındı. Ayrıca, yürütülen soruşturma kapsamında polis ekipleri tarafından Abdulkhaleq Abdulqader Ali ile irtibatta olduğu belirlenen 4 kişi de sonradan gözaltına alındı.

“Kayseri polisinden bir ilk”

Öte yandan, Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube ekipleri, infaz görüntüleri internette yayınlanan bir DEAŞ infazcısını ilk defa canlı olarak yakaladı.

DEAŞ’lı teröristin, aldığı talimatla DEAŞ terör örgütüne muhalif olan öz kardeşi Abdülkadir Abdurrahman’ın kafasına silahla ateş ederek infaz ettiği görüntülerde, video paylaşım sitesinde paylaşıldı. Görüntülerde, teröristin kardeşini infaza götürdüğü ve başına silah dayadığı anlar görüldü. Terör örgütü DEAŞ üyesi Iraklının Kayseri’de yakalanmadan önce Kırşehir’de saklandığı ev tespit edildi. Evde ele geçirilen eşyalar arasında sözde DEAŞ bayrağı önünde bir düğünde ve bir infaz anında çekilmiş fotoğraf da yer alıyor.
Gözaltına alınan 8 kişi, emniyetteki sorgularının ardından sağlık kontrolünden geçirilerek adliyeye çıkarıldı. Adliyeye çıkarılan 8 kişiden Abdulkhaleq Abdulqader Ali ile birlikte 6 kişi tutuklanırken 1 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
 

Kurtuluş Mahallesi’ndeki küçük dükkanında antikacılık yapan Cahit Altıgöz, 1907 yılında üretilen ve ilk günkü gibi çalışan gramofon dinleyerek işini yapıyor. Gramofona belirli bir fiyat biçmeyen Altıgöz, gramofonu benim gibi temiz kullanacak birine satabilirim diye konuştu.

Gramofon sahip olmak isteyenlerin iyi araştırıp almaları gerektiğini de kaydeden Altıgöz, gramofon’dan Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği dinlemenin ayrı bir zevk olduğunu da dile getirdi. Alagöz’ün antika iş yerinde 1900’lü yıllarda üretilen gramofon’un yanı sıra sonraki yıllarda da üretilen gramofon ve pikap ve diğer müzik çalarları da bulunuyor.

Antikacı Cahit Altıgöz, “Gramofonlar müzikle ilgili insanların ilk buluştuğu özellikle manüel ve elektriğin olmadığı bir dönemde kol ile çevrilen taş plakları çalan ilk müzik cihazıdır. Gramofonlar her mekanda çalınır, ilk yapılanlar tamamen el yapımıdır. İnsanların ortak buluşma noktası müzik olduğu için her dönemde vazgeçilmezdir. Yıllar sonra gramofon’dan plakçalarlara, kasetlere, radyolara, CD’lere ve kart okuyuculara kadar gelmesine rağmen aslına dönüş öze dönüş vardır. Bunlardaki ses hala daha değerli ve daha anlam kazanmaktadır. Gramofonlar taş plakları, normal pikaplar ise normal 33 ve 45’lik dediğimiz plakları çalar. Ama bizim eski Türk sanat ve Türk halk müziğimiz geçerliliğini korumaktadır” dedi.

‘Gramofon’daki cızırtıyı doğal bir sesle dinlemek gerek’

Gramofon’un çalışma tekniğini anlatan Altıgöz, “Onu doğal olarak dinlememiz gerekir böyle daha zevkli” dedi.
Alagöz, “Şimdi en son teknoloji var insanlarda, internetten indirebilir ama gramofondaki iğnenin cızırtısından çıkan müziği doğal bir sesle dinlemek gerekiyor. Yani bunu kopyalamak bile o kadar zevk vermez bunu doğal dinlemek gerek. Bunlara elektrik yok kurmalı saat gibi içindeki çelik sistemi kuruyor, bunu tekrar hareket enerjisine çevirip ve üzerine koyduğumuz plakla beraber güzel bir şekilde çalıyor” dedi.

“Bir akıllı telefona gramofon alabilirler”

Gramofon almak için tanınmış yerlerden bilindik kişilerden alınması gerektiğini söyleyen Antikacı Altıgöz, “Eskiden insanlar gramofonun adını duyuyordu ama şimdi akıllı telefona bir gramofon alabilirler” dedi.
Altıgöz, “Öncelikle gramofon hakkında biraz bilgi sahibi olmak gerekiyor veya bu işi yapan Türkiye’de belirli ustalar var iletişime geçip onlardan almamız gerekiyor. Sadece dışarısındaki çalan ses değil de içerisindeki mekanik sisteme de bakmak gerekiyor. Çünkü mekaniği ne kadar iyi olursa, ne kadar motoru daha büyük olursa o kadar iyi çalar. Sesi diyaframa iyi iletir, bu da kulağa sesin daha iyi gelmesini sağlar. Eskiden insanlarda yokluk vardı, gramofon alamazlardı sadece ismini duyarlardı. Şimdi ise bir akıllı telefon fiyatına gramofon alabilirler. Ama bilindik bir yerden altyapısı olması gerekiyor ve buna da dikkat etmek gerekiyor.”

“107 yıllık gramofon’a benim gibi temiz bakan birine satabilirim”

Elinde bulunan antika gramofonu satacağı kişinin kendisi gibi temiz kullanması gerektiğini söyleyen Alagöz, “Elektrik alırsam satarım” dedi. Altıgöz, “Fiyat olarak pek satmıyorum ama özellikle onun çünkü az sayıda üretimi olduğu için bilmiyorum, o alıcıyla bizim aramızdaki elektriğe bağlı. Ben kendisinden elektrik alırsam onu kendisine satabilirim. Ona benden daha iyi bakacağı kanaatini görürsem o gramofonu satarım” dedi. 

Halil Koyun

Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ ile Karadağ Başbakan Yardımcısı Milutin Simovic, 4. Dönem Türkiye-Karadağ Karma Ekonomik Komisyon protokolünü imzaladı. Karma Komite Toplantısı kapsamında ikili temasların iki ülke arasındaki ilişkilere önemli katkılar sağladığını ifade eden Başbakan Yardımcısı Akdağ, aynı zamanda Karadağ’ın gelişmekte olan ekonomisi ve stratejik konumuyla Balkanlar bölgesinin önemli ülkelerinden biri olduğunu dile getirdi. Karadağ ile pek çok alanda iş birliği potansiyeli olduğunu ifade eden Akdağ, önümüzdeki yıllarda iki ülke arasındaki mevcut iş birliğinin artarak devam etmesini arzuladıklarını kaydetti. Akdağ, gerçekleştirilen toplantı çerçevesinde ikili ticari ilişkiler, enerji, ulaştırma, turizm, sağlık, çevre ve şehircilik, orman ve su işleri, KOBİ’ler, bilim sanayi ve teknoloji, eğitim ve savunma sanayii gibi pek çok alanda çeşitli konuların ele alındığını belirtti. Akdağ, yapılan görüşmeler sonunda alınan kararların ilişkileri güçlendirmekte önemli katkı sağlayacağını düşündüğünü ifade ederek, “Bugün burada savunma sanayii ve orman ve tarım alanları alanında iş birliklerini öngören anlaşmaların imzalanacak olmasından dolayı duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum” şeklinde konuştu.

Karadağ ile ekonomik ilişkilere de değinen Akdağ, “Karadağ’ın bağımsızlığını kazandığı 2006 yılında yaklaşık 8 buçuk milyon dolar seviyesinde olan ikili ticaretimiz, 2016 yılında 75 milyon dolar eşiğini aşmıştır. Bu gelişmede 2010 yılında yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması’nın da katkısı büyüktür. 2016 yılında ülkemizin Karadağ’a ihracatı bir önceki yıla oranla yüzde 35 oranında artarak 51,8 milyon dolar, ithalatımız ise yüzde 92 oranında artarak 23 milyon dolar olarak kayıt edilmiştir. Bu çerçevede ülkelerimiz arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın kapsamını genişletmeyi kararlaştırdık. Teknik çalışmalar Ekonomi Bakanlığımızca en kısa sürede başlatılacaktır” diye konuştu.
 

Yağmur Yıldız – Emre Yüzügüldü
 

Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ ile Karadağ Başbakan Yardımcısı Milutin Simovic, 4. Dönem Türkiye-Karadağ Karma Ekonomik Komisyon protokolünü imzaladı. Karma Komite Toplantısı kapsamında ikili temasların iki ülke arasındaki ilişkilere önemli katkılar sağladığını ifade eden Başbakan Yardımcısı Akdağ, aynı zamanda Karadağ’ın gelişmekte olan ekonomisi ve stratejik konumuyla Balkanlar bölgesinin önemli ülkelerinden biri olduğunu dile getirdi. Karadağ ile pek çok alanda iş birliği potansiyeli olduğunu ifade eden Akdağ, önümüzdeki yıllarda iki ülke arasındaki mevcut iş birliğinin artarak devam etmesini arzuladıklarını kaydetti.

Akdağ, gerçekleştirilen toplantı çerçevesinde ikili ticari ilişkiler, enerji, ulaştırma, turizm, sağlık, çevre ve şehircilik, orman ve su işleri, KOBİ’ler, bilim sanayi ve teknoloji, eğitim ve savunma sanayii gibi pek çok alanda çeşitli konuların ele alındığını belirtti. Akdağ, yapılan görüşmeler sonunda alınan kararların ilişkileri güçlendirmekte önemli katkı sağlayacağını düşündüğünü ifade ederek, “Bugün burada savunma sanayii ve orman ve tarım alanları alanında iş birliklerini öngören anlaşmaların imzalanacak olmasından dolayı duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum” şeklinde konuştu.

Karadağ ile ekonomik ilişkilere de değinen Akdağ, “Karadağ’ın bağımsızlığını kazandığı 2006 yılında yaklaşık 8 buçuk milyon dolar seviyesinde olan ikili ticaretimiz, 2016 yılında 75 milyon dolar eşiğini aşmıştır. Bu gelişmede 2010 yılında yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması’nın da katkısı büyüktür. 2016 yılında ülkemizin Karadağ’a ihracatı bir önceki yıla oranla yüzde 35 oranında artarak 51,8 milyon dolar, ithalatımız ise yüzde 92 oranında artarak 23 milyon dolar olarak kayıt edilmiştir. Bu çerçevede ülkelerimiz arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın kapsamını genişletmeyi kararlaştırdık. Teknik çalışmalar Ekonomi Bakanlığımızca en kısa sürede başlatılacaktır” diye konuştu. 

Yağmur Yıldız – Emre Yüzügüldü
 

Türkiye’den Kore’ye 1950 yılında giden askerler arasında olan ve küçük bir kız çoğununa savaş sırasında hem anne hem baba olan Süleyman Dilbirliği’nin hikayesini anlattığı Ayla filmi izleyenlerin büyük beğenisini toplamıştı. Filmde anlatılan hikaye ile hafızalara kazınan Astsubay Süleyman Dilbirliği’den kötü haber geldi. Türkiye’nin sevgisini kazanan Dilbirliği, solunum yetmezliği nedeniyle Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yoğun bakım ünitesine alındı. Bugün de hastanenin Başhekimi, Kore Gazisi Dilbirliği’nin durumu hakkında Doç. Dr. Hasan Kayabaşı bir açıklama yaptı.

Başhekim Doç. Doktor Hasan Kayabaşı,”Süleyman bey ilk olarak hastanemize 9’uncu ayın sonlarında üroloji kliniğine skrotal apse şikayetiyle başvurarak yatırılmıştı. Tedavisi düzenlenmişti yaklaşık 15 günlük yatış sürecinden sonra tamamen şifa ile taburcu edildi. Bundan sonra tekrarlayan yaklaşık bir hafta öncede bize tekrar apsenin tekrarlaması ve bilinç problemiyle başvurmuştu. Üroloji kliniğinde tekrar tedavisine başladık. 2 gün süren tedavinin sonucunda solunum sıkıntısının gelişmesi üzerine yoğun bakıma aldık. Yoğun bakım ünitemizde önceki günde solunum patentinin daha bozulması üzerine mekanik ventilasyona bağlanarak tedavi süreci devam etmekte” şeklinde konuştu.

“ Sağlık durumu ciddiyetini korumakta”

“Sağlık durumu ciddiyetini korumakta“ diyen Doç. Dr. Kayabaşı,”Tabi bizim için önemli bir şahsiyet. Ancak şunu bildirmek istiyorum ki üzülerek, sağlık durumu halen ciddiyetini korumakta. Mevcut imkanlar açısından, ilgili uzmanlar tarafından bütün tedavisi düzenli olarak yapılmakta ve takibi yapılmaktadır. İyileşmesini ümit ediyoruz. Toparlanmasını ümit ediyoruz ve bu yönde gerekli her şeyi yapıyoruz. Yapmaya devam edeceğiz ancak halen sağlık durumu ciddiyetini korumakta. Aynı zamanda da Cumhurbaşkanımız tarafından da bire bir takip edilmekte” dedi.
 

Mustafa Esen – Metin Başar
 

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararında, sinema ve televizyon oyuncusu Birsen Berrak Tüzünataç’ın 14 Temmuz 2010 tarihinde İstanbul Kabataş’ta bulunan evinin terasında oyuncu Şahan Gökbakar’la yakınlaştığı anların özel bir televizyon kanalının magazin ekibi tarafından gizlice görüntülendiği ve söz konusu görüntülerin “Türkiye’nin Recep İvedik’i ile Berrak Tüzünataç’ın çok gizli aşk ilişkisinin ortaya çıkarıldığı” teması ile ekranda yayınlandığı bildirildi.

Tüzünataç’ın söz konusu kanala 23 Temmuz 2010 tarihinde kamuoyunda tanınan bir sanatçının şeref ve itibarının zedelendiği gerekçesiyle İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açtığı, yayın tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte 50 bin TL manevi tazminata karar verilmesini talep ettiği bildirildi.

Yayımlanan karara göre; mahkeme Tüzünataç’ın başvurusunu 7 Şubat 2013 tarihinde şahsın sanat dünyasında tanınmış bir kişi olması nedeniyle magazin basınının ilgisini cezp ettiği ve haberin gerçeği yansıttığını belirterek reddetti. Mahkeme ayrıca davalı magazin ekibinin Şahan Gökbakar’ı takibi sırasında tesadüfen olayı gördüğü ve balkondaki kişilerin Gökbakar ile Tüzünataç olduğunun fark edilmesi üzerine çekime devam edildiği yönündeki savunmasının aksinin ispat edilemediğini de belirtti. Mahkemenin bu kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15 Nisan 2014 tarihli kararıyla onanırken; karar düzelme istemi de Dairenin 22 Ekim 2014 tarihli kararı ile reddedildi. Bunun üzerine Tüzünataç, 22 Aralık 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.

“ÖZEL HAYATA SAYGI HAKKI İLE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ARASINDAKİ MAKUL DENGENİN GÖZETİLMESİ GEREKİR”

5 Ekim 2017 tarihinde yapılan toplantıda incelenen başvurunun değerlendirmesinde; açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiği, basın yayın kuruluşlarının kamuya mal olmuş kişilerle ilgili ve bu haberin ilgili kişinin belli ölçüde özel hayatına ilişkin bulunmasının doğal olduğu ancak kamuya mal olmuş kişilerin de daha dar da olsa bir mahrem hakkına sahip olduklarının unutulmamasının gerektiği ve özel hayata saygı hakkı ile basın özgürlüğü arasındaki makul dengenin gözetilmesinin gerektiği vurgulandı.

“KİŞİNİN MAHREM ALANINDA KALMASI GEREKEN AKTİVİTELERİNİ TERASA TAŞIMASI DURUMUNDA…”

Tüzünataç ile Gökbakar’ın 6’ıncı kattaki bir evin terasındaki yakınlaşma anlarının dışarıdan görülebilmesi nedeniyle mahremiyetin sınırlı kalabileceği ve buların belli ölçüde alenileşebileceğinin izahtan uzak olduğu bildirildi. Kişinin başkaları tarafından görülebileceğini bilerek mahrem alanında kalması gereken aktivitelerini terasa taşıması durumunda bunların başkaları tarafından görülebileceğinden şikayet etme hakkının olamayacağı aktarıldı.

Tüzünataç’ın, evinin terasının sokaktan görülemeyeceğini ve bu görüntülerin yüksek bir yerden yakınlaştırma yöntemiyle çekildiği yönündeki iddiaları hakkında da Mahkemenin söz konusu görüntülerin sokaktan çekildiği sonucuna vardığı hatırlatıldı.

Belli bir hayran kitlesine sahip Şahan Gökbakar’la Berrak Tüzünataç arasındaki yaşanan yakınlaşmayı muhabirin haber yapmasının anlaşılabilir bir durum olduğu, söz konusu görüntülerin kayıt altına alınmasının kişilik hakların yönünden hassasiyet taşısa da görüntülerin sokaktan çekilmiş olmasının ve görüntüdeki kişilerin sanatçı kişiliği dikkate alındığında basın özgürlüğünün içinde kaldığı değerlendirildi.

Yapılan değerlendirmeler ışığında Anayasanın 20’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan pozitif yükümlülüklere uyulduğu ve başvurucunun özel hayatının korunması hakkı ile davalının basın özgürlüğü arasında makul bir dengenin gözetildiği sonucuna varıldı.

“ÖZEL HAYATA SAYGI HAKKININ İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN İDDİALAR KABUL EDİLEBİLİR”

Açıklanan gerekçelerle; özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilir olduğuna, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna, Anayasanın 17’inci maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edilmediğine, yargılama giderlerinin başvurucunun üzerine bırakılmasına karar verildi.

Antalya’nın Aksu ilçesi Soğucaksu Mahallesi’nde meydana gelen olayda, iddiaya göre cezaevi firarisi baba Göksel Akşeker, çocukları 3 yaşındaki Hira ve 5 yaşındaki Elasu’yu tabancayla kafalarına tek kurşun sıkarak öldürmüş, Göksel Akşeker, aynı tabancayla da kendi kafasına sıkarak intihar etmişti.

Yapılan incelemelerin ardından çocukların cenazeleri karayolu ile memleketi Kahramanmaraş’a getirildi. Dulkadiroğlu ilçesi Duraklı Camii’nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından iki kardeşin cenazesi Hasancıklı Mahallesi’ndeki aile mezarlığına defnedildi.

Törene, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fatih Mehmet Erkoç, Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürü Ertuğrul Güler, Dulkadiroğlu Belediye Başkanı Necati Okay ve çok sayıda vatandaş katıldı.

“Adalet yerini bulsun”
Cenaze töreni öncesi konuşan anne Şura Akkök Akşeker, adalet çağrısında bulunarak, Göksel Akşeker’in 2 buçuk ay önce cezaevinden tahliye edildiğini söyleyip kendisini yanına çağırdığını belirterek, “‘Çocuklarımı göreceğim’ diyor, ‘eğer gelmezsen beni oraya getirtme’ diyerek tehdit etti, beni iyiliklerle şunlarla bunlarla kandırdı. Ben de götürdüm çocuklarımı gösterdim, ondan sonra beni eve kapattı 2 kız çocuğumun gözünün önünde bana silahla vurdu, 6 saat boyunca işkence yaptı darp etti. Günlerce yoğun bakımda kaldım. Ve sonra ailesi destek çıktı bu adama, sakladılar yardım ettiler. Nasıl bir cani, nasıl bir sapık, uyuşturucu bağımlısı olduklarını bildikleri halde, benim yavrularımı katlettiler” dedi.

Antalya Aksu’da, evi Gülseren Akşeker’in Celalettin Akşeker ile kiraladığını ‘bunu kimseye söylemeyin başım yanar’ dediğini söyleyen Akşeker, “Senin başın yanacak. Benim o 2 meleğimin 2 fidanımın kanı yerde kalmayacak Gülseren Akşeker. Sonra, günlerce tehdit aldım ben, hiç birisini dikkate almadım gidip şikayet ettim, tehdit ediliyorum ailesi tarafından dedim. Ve ben dün çocuklarımın cenazesini morgdan alamadım. Ailesi hepsi benim üzerime saldırdı, beni öldürmeye kalktılar. Ben yine de ayakta durmaya çalıştım. Ben çocuklarımı akşamüstü aldım cenazesini. İlk önce o caninin cenazesi çıktı o morgdan. Kim yardım ettilerse ki, Gülseren Akşeker ve Celalettin Akşeker yaptı. Kız kardeşleri Pınar Akşeker, Aysun Akşeker, Seda Akşeker, diğer adıyla Erkan Ateş Akşeker cinsiyet değiştirmiş. Bunların hepsi yardım ve yataklıkta bulundu sırf oğulları diye, olan benim 2 yavruma oldu. Annelerine hasret gittiler, benim küçük kızımın gözleri açık gitti. Kim yardım ve yataklık yaptıysa artık yeter. Adalet yerini bulsun. Kimse kimseye şiddet uygulamasın ve ben hala tehdit ediliyorum ailesi tarafından. ‘Seni öldüreceğiz sıra sende’ diyorlar. Gelsinler ben buradayım ben 2 evlat vermişim ben ölmüşüm çok mu” diye konuştu.
Bu arada, çocuklarını öldürdükten sonra intihar eden Göksel Akşeker’in cenazesi de Kahramanmaraş’ta toprağa verildi.

Halil Koyun – Muhammet Özer 

 

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, NEU3D Laboratuvarı, Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim dalından Doç. Dr. Bahar Kaymakamzade ile birlikte beyin bilgisayarlı tomografi görüntüsünden alınan insan kafa yüzeyinin 3 boyutlu yazıcı ile basımının bire bir olarak gerçekleştirildiği belirtildi. Bu modeli kullanarak Elektronörofizyoloji programı öğrencilerine eğitim verilmeye başlandı. Üçboyutlu (3D) yazıcı ile üretilen kafatasının öğrencilere teorik bilginin ötesinde birebir olarak sınırsız sayıda deneme yapma şansı verdiği kaydedildi.

Yakın Doğu Üniversitesinin Eğitim Tecrübeli Avrupa’da Anlatıldı…

Nöroloji uzmanı Doç. Dr. Bahar Kaymakamzade, Haziran ayında Amsterdam’da gerçekleştirilen Avrupa Nöroloji Akademisi Kongresinde “EEG eğitiminde üç boyutlu baskı ile üretilen kafatası modeli” başlıklı sözel sunumu ile üniversitenin eğitimdeki tecrübelerini Avrupa’daki akademisyenlere aktardı.

Sunumda 3 boyutlu yazıcının tıp ve eğitim alanlarındaki kullanım alanları, 3 boyutlu modelleme ve yazmanın nasıl yapıldığı ve NEU3D Laboratories bünyesindeki aktiviteler resim ve videolarla dinleyicilere anlatıldı. Ülkemizde ilk olan NEU3D Laboratuarlarında doktorlar, akademisyenler ve mühendisler birlikte çalışılarak öğrenci/asistan/hasta eğitimi için modeller, ameliyatlarda kullanılan araçlar, protezler ve deneysel hayvan çalışmalarında kullanılan materyallerin üretildiği aktarıldı.