Uludağ Üniversitesi’nde (UÜ) 2017-2018 akademik yılı törenle başladı. Görükle Mete Cengiz Kültür Merkezi’ndeki törene Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu da katıldı. Törenin açılış konuşmasını gerçekleştiren Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay, “Yeni eğitim, öğretim yılının ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, başarılar temenni ediyorum. 80 bin kişilik güçlü bir aile olan üniversitemizin kuruluşundan bugüne kadar emeği geçenlere minnetlerimizi sunuyorum. Gençlerin eğitim alırken projelerini hayata geçirdiği bir sistem olmazsa olmazlarımızdandır. 2 buçuk yıl gibi bir sürede önemli mesafe kat ettik. Bu yıl üniversitemizi kazanan 11 bin öğrencinin 8 bin 500’ü Uludağ Üniversitesi’ni ilk 5 sırasında tercih etmiş. Göreve geldiğimizde bin 900’lerde olan yabancı uyruklu öğrenci sayımızı bugün itibariyle 4 bin 630’a çıkardık. Hedefimiz en az 5 bin yabancı öğrenciye ulaşmak” dedi.

“Bizi güçlü kılan bilgiyi tüketen değil, bilgiyi üreten ve işleyen olmaktır”

Törende konuşan Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu da, milleti, medeniyeti ve varlığı diri ve güçlü tutmak için yapılması gereken en önemli unsurun bilgiye ulaşmak olduğunu belirterek, “Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojilerindeki yeniliklerle birlikte bilgiye ulaşma yollarının kolaylaştığı, bilginin yaygınlaştığı bir dönemdeyiz. İnternet, sosyal ağlar, televizyon, cep telefonları, uydu teknolojileri ve online iletişim araçları saniyeler içinde bir bilginin bütün dünyaya ulaşmasına imkan sağlıyor. Bu kadar kolay ulaşılan bu bilgi aynı kolaylıkla güce de ulaştırıyor mu? Burada durup düşünmeliyiz. Kolayca ulaşılan bir bilginin aslında ciddi bir bilgi kirliliğine yol açtığını da tespit etmemiz gerekiyor. Sadece bir tık ile ulaşılan yüzeysel bilgiler bizi güçlü kılmaya yetmiyor. Bizi güçlü kılan, bilgiyi tüketen değil, bilgiyi üreten ve işleyen olmaktır” dedi.

“Tavsiyem sanal dünyanın esiri değil, efendisi olmanızdır”

‘Birkaç gün önce Sayın Cumhurbaşkanımız ile birlikte Kazakistan’ın başkenti Astana’ya bir ziyaretimiz oldu’ diyen Çavuşoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhurbaşkanımız, orada düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı 1. Bilim ve Teknoloji Zirvesi’nde, diğer ülke vatandaşlarına, internetin bütün nimetlerinden yararlanırken zararlarından da korunmak için çağrı yaptı. Cumhurbaşkanımızın tespiti ve çağrısı hem İslam dünyamız, hem de insanlık için son derece önemlidir. Sizlere tavsiyem, sanal dünyanın esiri değil, efendisi olmanızdır. Aksi halde telafisi mümkün olmayacak bir teknoloji mağduriyeti ile karşılaşabiliriz. Belli bir amaca yönelikse her paylaşımı faydalı bulduğumu belirtmekle beraber, amaçsız ve hayattaki önceliklerini ihmal ederek sanal alemde kaybolup giden zamanların çok büyük bir kayıp olduğunu ifade etmeliyim. İnterneti ve sosyal medyayı adeta bir silah olarak kullanan terör örgütlerine karşı son derece müteyakkız olmalıyız. Yaptığımız paylaşımların farkında olmasak da terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürebileceğini bilmeliyiz. Terör örgütlerinin sanal alemdeki etkisini göz ardı etmemeli ve yaptıkları her eylemle insanlığa ve İslam’a büyük zarar veren eli kanlı çetelerin, değerlerimizin içini boşaltan akımların, gençlerimizi, geleceğimizi çalmalarına asla müsaade etmemeliyiz.”

“Yeni üniversitelerin açılmaması için set çekmeye kalkan kaskatı muhalefeti unutmayın”

Yüksek öğretim alanında Türkiye’nin son dönemde kat ettiği büyük mesafeye vurgu yapmak istediğini ifade eden Çavuşoğlu, “2002 yılında devlet ve vakıf üniversiteleri sayısı 73 iken 2003-2017 yılları arasında 61’i devlet 43’ü vakıf üniversitesi olmak üzere 104 yeni üniversitenin kurulmasıyla toplam üniversite sayısı 177’ye ulaşmıştır. 7 vakıf meslek yüksek okulu ile birlikte toplam yüksek öğretim kurumu sayısı 183’tür. Cumhurbaşkanımız her ile en az bir üniversite hedefini koyduğu zaman yeni üniversitelerin açılmaması için hükümetimizin önüne set çekmeye kalkan katı muhalefeti hatırlayın” dedi.

“2017 yılında öğrenim gören yabancı öğrenci sayısı 110 bine ulaştı”

Türkiye’de 2017 yılında öğrenim gören yabancı öğrenci sayısının 110 bine ulaştığını belirten Çavuşoğlu, “Uludağ Üniversitemizde de dünyanın yaklaşık 120 ülkesinden toplam 4 bin 600 civarında yabancı uyruklu öğrencinin eğitim gördüğünü de iftiharla belirtmek isterim. Üniversite yönetimine teşekkür ederim” diye konuştu.

2016 yılında üniversitelerde okuyan öğrenci sayısının 7 milyon 313 bine ulaştığını dile getiren Çavuşoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“2002-2003 eğitim öğretim yılında 1 milyon 918 bin olan üniversitelerde okuyan öğrenci sayısı 2016 yılında 7 milyon 313 bin sayısına ulaşmıştır. Bu öğrenci sayımız ile Avrupa yüksek öğretim alanında 2’inci en büyük öğrenci sayısına sahip ülke konumuna gelinmesi çok önemlidir. Milli Eğitim Bakanlığı bütçesini 2002’den bu yana yaklaşık 11.4 kat arttırdığımızdır. Türkiye’nin 21. yüzyılda önüne koyduğu hedeflere ancak eğitimle ulaşabileceğinin farkında olarak geçmiş yıllarda olduğu üzere 2017 yılında da bütçeden en fazla pay yine eğitime ayrılmıştır. 2002 yılında toplam eğitim bütçesi 10 milyar lira iken 2017 yılı için toplam eğitim bütçesi Milli Eğitim Bakanlığına 85 milyar, yüksek öğretim kurulu ve üniversitelere 25 milyar lira olmuştur. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) ve Kredi ve Yurtlar Kurumu ile birlikte eğitim bütçesi 122 milyar lira olarak belirlenmiştir. 10 milyardan 122 milyar liraya gelinmiştir.”

“Arakan’da dökülen gözyaşı Suriye’de dökülen gözyaşı ile birdir”

Çavuşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bugün Arakan’da dökülen gözyaşı da, Suriye’de dökülen gözyaşı ile birdir. Filistin’in mahzun çehresi savaşların, yoksulluğun ve açlığın pençesindeki Afrikalı çocuğun hüzünlü çehresi ile birdir. Farklı dilleri konuşan, farklı dinlere mensup toplumların yaşadığı trajedi ortaktır. 2023 hedeflerimiz doğrultusunda dünyanın en büyük ekonomisinden biri olmak için akademik hayatta nitelikli bilgi üretimi ve nitelikli insan faktörü öne çıkmaktadır. Yüksek öğretim alanında ciddi bir yapılanma yürütülüyor. Kaliteli bir akademik personel olmadan üniversitelerin istenen seviyeye ulaşması düşünülemez.”

Konuşmaların ardından UÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu’na hediye takdim etti. 

Mesut Alan – Samet Doğru

4 Eylül Kültür ve Sanat Etkinlikleri kapsamında düzenlenen Sivas 6’ıncı Kitap Günleri’ne katılmak üzere kente gelen eski bordo bereli ve güvenlik uzmanı Mete Yarar ile Gazeteci Nedim Şener, Buruciye Medresesi’nde düzenlenen söyleşide okuyucularıyla buluştu. Burada konuşan eski bordo bereli ve güvenlik uzmanı Mete Yarar, Türkiye’nin birçok terör örgütü ile mücadele ettiğini belirterek, “Geçen sene itibariyle terör örgütünün güvenlik güçleri tarafından öldürülen militan sayısı 10 bin, geçmişte bu rakam terör örgütünün mensubu olduğu silahlı militan en yüksek olduğu dönemlerde bile 4 bin 500 ile 5 bini geçmemiştir. Biz bu yıl aynı PKK’yı aynı süreçte bitirdik. Bitmemesinin nedeni ise sorunun artık sadece Türkiye olmaması. Suriye’ye baktığımızda 40 bin tane silahlandırılan militan var. Müttefik olduğumuz söylenen insanların desteklediği bir örgütle uğraşıyoruz. 40 bin kişinin silahlandırılması organize edilmesi ve eğitilmesi bildiğiniz bir ordu metodudur. Bu hale getirilen yeri biz sadece terör örgütü diye mi tanımlayalım. Yoksa Türkiye’ye karşı devletlerarası açılmış bir terör organizasyonu olarak mı tanımlayalım. Benim tercihim ikinci tercihim. Biz şu an PKK terör örgütüyle uğraşmıyoruz, FETÖ ile uğraşmıyoruz, DHKP/C ile uğraşmıyoruz, DEAŞ ile uğraşmıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi Türkiye’ye saldırmaya hazır beka mücadelesi verdiğimiz devletlerle uğraşıyoruz. Bunu bu şekilde gördüğümüzde bir ülke sorunu olarak görür ve çözeriz” dedi.

Şener: “İnsan FETÖ ile işbirliğinden utanır”

Gazeteci Nedim Şener ise, “Türkiye’de muhalif kesimlerin AK Parti ile mücadele etmek için zaman zaman ittifak bazı müttefik sahibi olduklarını görüyorum. Ben kendi düşüncelerimle bir partinin cemaatle işbirliği içinde olduğunu söylüyorum. Niye söylüyorum bunu onların elinde olduğunu bildiğimiz bazı belgeleri bir süre sonra o siyasi partinin yetkililerinde görüyorum. Siyasi partiye baktığımızda bu belgeleri meclisteki konuşmalarda yayınlıyorlar. İşbirliği yapıyorlar ve insan bu işbirliğinden utanır. 15 Temmuz’dan sonra ortaya çıkan olgu ile bizim cemaat diye tabir ettiğimiz grubu insanları katleden büyük bir terör örgütü olduğu gerçeğidir. O süreçten sonra Türkiye’nin önemli partilerinden bir tanesini onlar ile ilişkilendirmek bana doğru gelmez. Bunu CHP’liler de AK Parti içinde yaptığı zaman 15 Temmuz-17 Aralık sonrası ve öncesi dönem içinde söylüyorum, hepimizin cemaat diye yazdığı o dönemlerde bir türlü silahlı terör örgütü diyemediğimiz, silahsız terör örgütü olur mu diye herkesin düşündüğü dönemlerde herkes ilişkiler kurmuş” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Mete Yarar ve Nedim Şener’e Vali Yardımcısı Mehmet Nebi Kaya ve Belediye Başkan Yardımcısı Ahmet Özaydın tarafından çeşitli hediyeler verildi. 

İstanbul’da topuklu ayakkabı modasına yön veren Jabotter Shoes, topuklu ayakkabıları “vazgeçilmezleri” olan kadınlar için fark oluşturan beş öneri sıraladı…

1. Küçük adımlar, büyük farklar!

Cool olmanın ilk kuralı rahat olmak değil midir? Topuklu ayakkabılarımız ile yürürken de bu rahatlığı gözetmek en önemli kuralımız… Dengenizi sarsacak büyük adımlar yerine, küçük adımlar ile yürüyerek özgüveninizi toplamalısınız.

2. Çizginin içinde kalın, sınırları aşın!

Topuklu ayakkabılar ile yürümek bir sanattır. Özellikle davetlerde sıkça boy gösteren ünlü simalar, dikkatleri üzerinde toplayan yürüyüşün sırrının topuklu ayakkabı ile ‘sanki bir çizgiyi takip ediyormuşçasına yürümek’ olduğunu söylüyorlar.

3. Cesur olun…

Tarzınızı cesur bir şekilde yansıtmanız her şeyden önemlidir. Topuklu ayakkabılarınız ve giyim tarzınız, aksesuarlarınız ile siz bir bütünsünüz ve yansıttığınız imaj eğer sizi mutlu ediyorsa, diğer her şey önemsizdir. Gardırobunuzu açarken, bunu düşünün ve özgür hissedin. Topuklu ayakkabı seçiminizde de bu felsefe ile, tabuları yıkan, sınırları aşan seçimleri tercih etmekten çekinmemelisiniz.

4. Tarzınızı yansıtın!

Giyim tarzı olarak benimsediğiniz konseptlerde, topuklu ayakkabı önemli bir tamamlayıcı. Yüksek bel bir kıyafeti, göze hitap eden ve renk uyumlu bir stiletto ile kombinleyebileceğiniz gibi, ekose etekler ile açık tonları müthiş bir uyumla sergileyebilirsiniz. Ancak burada giyim tarzını kadar, topuklu ayakkabı seçiminiz de önemli.

5. İdeal topuklu ayakkabı kalıbını seçmek

En önemli konulardan bir tanesi de, topuklu ayakkabı seçiminde numaraya dikkat etmek. Kalıp farklılıklarını da düşünerek bu seçimi yapmalısınız. Eğer ayakkabının kalıbı sizin için büyükse aradaki farklı tolere etmek için ortopedik ayakkabı pedleri kullanabilirsiniz.
 

AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, İngiltere’nin başkenti Londra’da basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Bakan Çelik, Türkiye’yi çok iyi tanıyan siyasetçilerin sürekli olarak Türkiye ile Avrupa Birliği müzakerelerinin kesilmesinden bahsettiğini belirterek, “Türkiye ile AB müzakerelerini keserseniz siz aşırılıkla nasıl mücadele edeceksiniz. Herhalde aşırı grupların en çok duymak istediği sözlerden bir tanesi nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan laik demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye’yle Avrupa Birliği ilişkilerinin kopmasıdır. Dolayısıyla Türkiye ile müzakereleri donduralım şeklinde her cümle bu aşırı gruplara verilmiş bir destek anlamına gelir dedim” şeklinde konuştu.

“Biz sadece Türkiye olarak Avrupa Birliğinden Avrupa üyeliği talep eden bir ülke konumunda değiliz” diyen AB Bakanı Çelik, konuşmasına şöyle devam etti:
“Biz bir Avrupa devletiyiz ve Avrupa demokrasisiyiz. Dolayısıyla bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrasında da Avrupa’nın geleceği hakkında söyleyeceğimiz sözler var.”

“Tartışmayı büyütmek Sigmar’ın vizyonuna yakışmaz”

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Türkiye’ye silah ihracatının büyük kısmını dondurduklarını yönelik açıklamasına ilişkin Bakan Çelik, “Sigmar Gabriel, bizi çok iyi tanır. Biz de kendisini çok iyi tanırız. Aslında Sigmar’ın son zamanlarda ortaya koyduğu ifadelerin gerçekçi olmadığını en iyi kendisi bilir. Türkiye ile Almanya arasındaki tartışmayı büyütmek Sigmar’ın vizyonuna da yakışmaz, Türkiye Almanya ilişkilerine de fayda etmez. Bugün, Almanya dışişleri bakanının yapması gereken şey Türkiye ile Almanya arasında köprü kurmaya çalışmaktır. Zaten Türkiye Almanya arasında duvarlar örülsün diye uğraşan Almanya’da birçok ırkçı, faşist akım var. Halbuki Almanya dışişleri bakanı bunlarla mücadele etmeli, köprüler kurmaya çalışmalı. Türkiye ne için kullanıyor bu silahları DEAŞ’la mücadele için, PKK ile mücadele için. Bu cümlelerin dolaylı olarak gittiği yer, Türkiye’nin terörle mücadelesini zaafa uğratmaktır. Bu Türkiye’ye zarar vermez. Artık DEAŞ, PKK gibi örgütler Avrupa başkentlerinde de dolaşıyor. Bakın şu unutulmasın, bizim burada verdiğimiz etkili mücadeleyle Türkiye egemen bir devlet olarak kendi sınırlarını aynı zamanda Avrupa’nın sınırlarını koruyor. Dolayısıyla Türkiye’nin terörle mücadelesinde bir zaaf ortaya çıkarmak demek Avrupa’nın ve Almanya’nın güvenliğinde de bir zaaf ortaya çıkartmak demektir” diye konuştu.

Çelik, seçimlere giderken Sigmar Gabriel’e açıklamalarını daha dikkatli yapması gerektiğini önerdiğini, özellikle güvenlik konularını ve ekonomik konuları bu politik tartışmanın dışında tutmasının her iki taraf için de faydalı olacağını söyledi.

“Sağduyusuz yaklaşımlar adeta bir virüs gibi dolaşıma giriyor”

“Sağduyusuz yaklaşımlar adeta bir virüs gibi dolaşıma giriyor ve birçok yerde karşımıza çıkıyor” diyen Çelik, “Biz büyük bir devletiz. Diyorum ki bunlara siz bu sağduyusuz yaklaşımlarla Avrupa Birliğini yıkacak, Avrupa Birliğini zaafa uğratacak, hatta ırkçıların iktidara gelmesine yol açacak bir takım yanlışlar yapıyorsunuz. Biz sizi bu yanlışlardan koruyacağız. Yarın bir gün oradaki ırkçıların ya da faşistlerin iktidara gelmesi bizim çıkarlarımıza da uygun bir şey değil ki. Dolayısıyla bazen öyle bir şey oluyor ki size karşı yapılan bir yanlışa cevap vermek durumundasınız. Fakat o yanlışa cevap verirken karşınızdakini de yaptığı yanlışın içine iyice mahkum etmemek, onu da o yanlıştan çıkartmak gibi bir sorununuz oluyor” dedi.

“Avrupa Birliğine ne olacak?”

Bir toplantıda ‘Türkiye dosyasını bir kenara bırakın’ dediğini ifade eden Bakan Çelik, “Bu stratejiyle sizin yaptığınız bu açıklamalarla bu Avrupa Birliğine ne olacak dedim. Çünkü şunu gördük biz matematiksel olarak bu ölçülüyor. Bakın, Türkiye düşmanlığı, göçmen düşmanlığı, yabancı düşmanlığı, İslam düşmanlığı yapılan her yerde merkez partiler oy kaybetti. Çünkü orada orijinali varken kimse sahtesine oy vermiyor. Bakın biz bunu en iyi burada gördük. Fransa’da merkez sağ ve merkez sol çöktü. Yeni bir merkez ortaya çıktı. Peki bu şekilde haklı çıkıyoruz. Ama bu şekilde haklı çıkmak istemiyoruz. En azından onlara bu istikrarın bizim açımızdan kıymetini anlamıyorlarsa kendileri açısından kıymetini anlasınlar yönünde telkinlerde bulunmak gerekiyor” şeklinde konuştu.

“Türkiye ile müzakereler kesilsin denmesinden Avrupa ülkeleri hoşnut değil”

Son katıldığı zirvelerde Türkiye ile müzakereler kesilsin denmesinden Avrupa ülkelerinin hoşnut olmadığını ifade ettiğini söyleyen Çelik, “Daha çok konuşmamız gerektiğini, daha çok işbirliği yapmamız gerektiğini ifade ediyorlar. Zaten bu süre içerisinde İngiliz Dışişleri Bakanlığının, Fransız Dışişleri Bakanlığının açıklamalarını gördünüz. Beni şaşırtan Avrupa Komisyonu başkanının ifadesi oldu. ‘Türkiye dev adımlarla Avrupa’dan uzaklaşıyor’ diye. Halbuki kendisiyle bu konular konuşuldu. Ortak atmamız gereken adımlar var. Bakın, verilen sözlerin tutulmaması söz konusu olduğunda bunun altını çizdiğimizde çalışıyoruz, yapalım edelim diyorlar. Bu çift taraflı bir şey. Sonra Türkiye dev adımlarla uzaklaşıyor diyorsunuz. Ben de söylüyorum. Yakınlaşmanın yolu müzakere etmek. Gel açalım 23’üncü, 24’üncü fasılları. Nasıl yakınlaşacağımızın yollarını arayalım. Dolayısıyla, çok somut bir sonucu ön göremiyorum. Ama genel hava Türkiye ile ilişkilerin sürmesinden, ilişkilerin geliştirilmesinden yana” dedi.
 

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Pakistan Dışişleri Bakanı Hoca Muhammed Asıf ortak basın toplantısı düzenledi. Dışişleri konutunda düzenlen toplantıda Almanya ve Arakan konuları ön plana çıktı.

Bakan Çavuşoğlu, Pakistan ile Türkiye ve halkının birbirinin yanında olduğunu söyleyerek, Pakistan hükümetinin, Parlamentosu’nun ve halkının 15 Temmuz’da Türkiye’nin yanında olduklarını hatırlattı. Çavuşoğlu, savunma sanayi alanında işbirliklerini güçlendirdiklerini söyleyerek, savunma sanayinin birbirini tamamlayıcı rol oynadığını ifade etti.

Pakistan Dışişleri Bakanı Asıf, her iki ülkenin birbirine destek verdiğini aktararak, Türkiye ile dostluğun kendi kanlarında olduğunu ifade etti. Asıf, Myanmar’a yardım konusunda Türkiye’nin yanında yer aldıklarını kaydederek, Arakan Müslümanlarının sistematik şekilde mağdur edilmesini kınadıklarını ifade etti.
Çavuşoğlu, Müslümanların zor şartlarda yaşadıklarının kaydederek, “İnsani yardımlarımızı Bangladeş’ten alarak ulaştırıyoruz ki Bangladeş ekonomisine katkı sağlayalım. Onların insanca yaşayabilmesi için çadır kamplarını kurmak istiyoruz. Bangladeş yönetiminden bir yer tahsis etmelerini istedik” ifadelerini kullandı.
İslam dünyasının duyarlı olmasına dikkat çeken Çavuşoğlu, “İslam dünyasının tam duyarlı olduğunu söyleyemeyiz. Birbirinin aleyhine kullanmak için milyarlarca harcayan ülkelerin bu paranın yüzde 10’unu ümmete harcasa bu insanların acıları diner” şeklinde konuştu.

Asıf, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaynakları birleştirme fikrine katıldığını belirterek, Müslüman ülkelerin birbirlerine hassas davranmaları gerektiğini belirtti.

Çavuşoğlu, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Türkiye’ye silah satışıyla ilgili sözlerine ilişkin olarak, “Türkiye olmasaydı Alman siyasetçiler kampanyada zorlanacaktı. Gerçekten sanki seçim Türkiye hakkında veya Türkiye’de yapılıyor. Almanya’nın ve Avrupa’nın başka konuları var. Bu tür yaklaşımlar esasen bizim kendi milli savunma sanayimizin güçlenmesine vesile oluyor. Bu anlamda yerli ve milli üretimi artırıyoruz her alanda. Kendi savaş uçağımızı helikopterimizi üretiyoruz. Türkiye hiç bir zaman çaresiz değildir. Biz Almanya’yı eleştirdik, Almanya’nın yaklaşımını eleştirdik” dedi.

Çavuşoğlu Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye’ye silah satışına ilişkin sözlerine ise “Merkel’in bu yaklaşımını doğru buluyoruz. Daha olgun buluyoruz. Seçim atmosferinde bile sağduyulu davranmak hepimizin görevidir” diye konuştu. 

4 Eylül Kültür ve Sanat Etkinlikleri kapsamında düzenlenen Sivas 6’ıncı Kitap Günleri’ne katılmak üzere kente gelen eski bordo bereli ve güvenlik uzmanı Mete Yarar ile Gazeteci Nedim Şener, Buruciye Medresesi’nde düzenlenen söyleşide okuyucularıyla buluştu.

Burada konuşan eski bordo bereli ve güvenlik uzmanı Mete Yarar, Türkiye’nin birçok terör örgütü ile mücadele ettiğini belirterek, “Geçen sene itibariyle terör örgütünün güvenlik güçleri tarafından öldürülen militan sayısı 10 bin, geçmişte bu rakam terör örgütünün mensubu olduğu silahlı militan en yüksek olduğu dönemlerde bile 4 bin 500 ile 5 bini geçmemiştir. Biz bu yıl aynı PKK’yı aynı süreçte bitirdik. Bitmemesinin nedeni ise sorunun artık sadece Türkiye olmaması. Suriye’ye baktığımızda 40 bin tane silahlandırılan militan var. Müttefik olduğumuz söylenen insanların desteklediği bir örgütle uğraşıyoruz. 40 bin kişinin silahlandırılması organize edilmesi ve eğitilmesi bildiğiniz bir ordu metodudur. Bu hale getirilen yeri biz sadece terör örgütü diye mi tanımlayalım. Yoksa Türkiye’ye karşı devletlerarası açılmış bir terör organizasyonu olarak mı tanımlayalım. Benim tercihim ikinci tercihim. Biz şu an PKK terör örgütüyle uğraşmıyoruz, FETÖ ile uğraşmıyoruz, DHKP/C ile uğraşmıyoruz, DEAŞ ile uğraşmıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi Türkiye’ye saldırmaya hazır beka mücadelesi verdiğimiz devletlerle uğraşıyoruz. Bunu bu şekilde gördüğümüzde bir ülke sorunu olarak görür ve çözeriz” dedi.

Şener: “İnsan FETÖ ile işbirliğinden utanır”

Gazeteci Nedim Şener ise FETÖ ile mücadele konusuna değinerek Cumhuriyet Halk Partisi’ni eleştirdi. Şener, “Türkiye’de muhalif kesimlerin AK Parti ile mücadele etmek için zaman zaman ittifak bazı müttefik sahibi olduklarını görüyorum. Ben kendi düşüncelerimle bir partinin cemaatle işbirliği içinde olduğunu söylüyorum. Niye söylüyorum bunu onların elinde olduğunu bildiğimiz bazı belgeleri bir süre sonra o siyasi partinin yetkililerinde görüyorum. Siyasi partiye baktığımızda bu belgeleri meclisteki konuşmalarda yayınlıyorlar. İşbirliği yapıyorlar ve insan bu işbirliğinden utanır. 15 Temmuz’dan sonra ortaya çıkan olgu ile bizim cemaat diye tabir ettiğimiz grubu insanları katleden büyük bir terör örgütü olduğu gerçeğidir. O süreçten sonra Türkiye’nin önemli partilerinden bir tanesini onlar ile ilişkilendirmek bana doğru gelmez. Bunu CHP’liler de AK Parti içinde yaptığı zaman 15 Temmuz-17 Aralık sonrası ve öncesi dönem içinde söylüyorum, hepimizin cemaat diye yazdığı o dönemlerde bir türlü silahlı terör örgütü diyemediğimiz, silahsız terör örgütü olur mu diye herkesin düşündüğü dönemlerde herkes ilişkiler kurmuş” diye konuştu.

Konuşmaların ardından Mete Yarar ve Nedim Şener’e Vali Yardımcısı Mehmet Nebi Kaya ve Belediye Başkan Yardımcısı Ahmet Özaydın tarafından çeşitli hediyeler verildi. 

Veysel Korkmaz – Aydemir Kadıoğlu

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, yanındaki heyetle birlikte Ankapark’ı ziyaret etti. Burada basın mensuplarının sorularını cevaplayan Gökçek, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) arazisinden geçecek yolun inşaatı hakkında ortaya atılan spekülasyonları cevapladı. Gökçek, ODTÜ’de yapılan protestolar ve bu protestolara katılan milletvekilleri ile ilgili düşüncesinin sorulması üzerine, “Bu protestolar tamamen ideolojik. Biz Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ) yönetimi ile anlaştık. Yönetim gerekli araştırmaları kendi arasında yaptı, bizim taleplerimizin bir kısmını kabul etmedi ve değiştirilmesini istedi. Örneğin ‘bizden alacağınız arazi kadar bize arazi vereceksiniz’ dedi, biz onlardan aldığımız arazi kadar arazi veriyoruz. Dolayısıyla ODTÜ’nün bir arazi kaybı söz konusu değildir. ‘Yeşil katledildi’ diye iddia ediyorlar, katledilme falan yok. Hatırlayın 1071 Malazgirt Bulvarı yapıldıktan sonra ne kadar mükemmel oldu ve ne kadar çok ağaç diktik. Biz ODTÜ’ye dedik ki; ‘oradan kaldırdığımız ağaçların iki katı kadar ağaç dikeceğiz.’ Biz bu ağaçların içerisinde kullanılabilecek olan ve yeşilliğini kendisinin gerçekten devam ettiren ağaçları, dikkat ederseniz ağaç sökme makineleri ile aldık ve başka yerlere naklettik” şeklinde konuştu.

“BEN 8 BİN DEĞİL, 15 BİN AĞAÇ DİKECEĞİM ODTÜ’YE”

Yol inşaatı için kesilen ve başka yere nakledilen ağaçların sayısı hakkında bilgi veren Gökçek, “Bazı çalı grupları ve bazı ağaçlar var ki bunlar ekonomik yılını doldurmuş son derece cılız, üzerinde yaprakları son derece az olan bu tip ağaçları da oradan keserek kaldırdık. Toplam olarak nakledilen ve kaldırılan ağaç sayısı tahmini olarak 4 bin civarında. Ben 8 bin değil, 15 bin ağaç dikeceğim ODTÜ’ye. Ayrıca ODTÜ’nün başka ihtiyaçları varsa bunları da karşılayacağız. Sayın Rektör, ‘İkinci yolu biz aç kapa istemiyoruz, bunu illa tünel yapacaksınız’ dedi. Biz de tünel meselesini kabul ettik, kendilerini sıkıntıda bırakmamak için. İtirazlarında da haklı şeyler vardı. Çünkü orda yapılaşma var ve büyük ağaçlar var onun için alta girmek mantıklı, ama bu tarafta dümdüz bir bağ, kısmi olarak bazı yerlerde ağaç var biz onun çok daha fazlasını dikeceğiz ve arazi kadar, hem de orman olan bir arazi kendilerine vereceğiz ODTÜ’nün bitişiğinde. Dolayısıyla bir sorun yok” açıklamasında bulundu.

“AYLİN’İN DERDİ BAŞKA TEKRAR CHP’YE DÖNMEK İSTİYOR AMA KIZCAĞIZI ALMIYORLAR”

Bağımsız Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın yeniden CHP’ye dönmek istediğini aktaran Gökçek, “Peki neden yaygara koparıyorlar, Aylin’in derdi başka tekrar CHP’ye dönmek istiyor ama kızcağızı almıyorlar. Ben buradan rica ediyorum Kemal Kılıçdaroğlu’na. Aylin’i affet partiye yeniden al, bak bu kadar gayret ediyor bana bu kadar çatıyor bu kızı ödüllendirmek lazım. Aylin’in üstün gayretleri nedeniyle, Ankapark’ta bulunan ‘Bal Kabağı’ heykelini ona hediye ediyorum” dedi.

Emre Yüzügüldü 

Isparta’da yaşayan emekli sınıf öğretmeni 52 yaşındaki Selahattin Özel, sınavda ilk 2 bin arasında yer alacağını söyleyen Fen Lisesi öğrencisi oğlu Kamil Özel’e bunu başarması durumunda kendisine istediği aracı alacağını söyledi. Ancak bir süre sonra baba Selahattin Özel ile oğul Kamil Özel, LYS sıralamasında ilk 2 bine girme konusunda aracına iddiaya girdi. Buna göre, baba ilk 2 binde yer alırsa oğul, oğul ilk 2 bin de yer alırsa baba sıfır kilometre hem de istedikleri marka bir aracı alacaktı. İki taraf da 2 bine giremezse iddia yok sayılacaktı.

Baba Özel ilk 2 bine girdi

Sonuçlar açıklandığında kazanan taraf Baba Selahattin Özel oldu. Özel, LYS’de TS2 puan türünde bin 213’üncü sırada yer aldı. Oğul Kamil Özel ise MF2 puan türünde 4 bin 879’uncu sırada yer aldı. Baba Özel, ilk tercihi olan Gönen MYO Mimari Dekoratif Sanatlar Bölümüne yerleşti. Oğul Kamil Özel ise İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesine yerleşti. Baba Özel, oğlundan 6 yıl sonra hekim olduğunda aracı alma sözü istedi.

“İleride sözünü tutmasını istiyorum”

İddianın geçen yıl başladığını belirten Baba Özel, “Oğlum Fen Lisesine sonuncu sırada girdi. Bana ilk 2 bine girdiğinde araba alır mısın diye sordu. Ben de tutturamaz nasıl olsa deyip tamam dedim. Ama YGS’de 4 bininci sıralarda olduğunu görünce paçalar tutuştu. Ben 2 bine giremeyeceğini söyledim. Sonra iddiaya girdik. Oğlum ‘baba sen de gir o zaman’ dedi ve iddiaya girdik. Ben de sınava girdim. İkimiz başvuru yaptık. İyi bir derece yaptık. Tabi bu iddiayla oğlum kendini daha çok sınava verdi. Çünkü ucunda bir araba var. İkimiz de aracı almaya söz verdik. Motivesi güçlü oldu. Ama ailelere ben bunu tavsiye etmiyorum. Bizim iddia büyük oldu. Oğlum göreve başladığında ileride doktor olduğunda sözünü tutmasını istiyorum” dedi.

“Beni gaza getirdi”

Babasının bir boşluğuna gelerek böyle bir iddiaya girdiğini kaydeden oğul Kamile Özel ise, “Taban puanlarına bakarken iki bin sıralamasında bir üniversite gördüm. Ne var ki bunda herkes girer dedim. Babam kahkaha atarak ‘sen mi gireceksin’ dedi. Sonra arabasına iddiaya girdik. Bu iddia beni gaza getirdi. İlk sınavda beklemediğim yüksek bir puan aldım. İyice motive oldum. Babam sonra şakasına hocalarıma çok çalışmasın falan diyordu. Sonuçta olmadı. İddiayı kazanan babam oldu. Şimdi ileride meslek sahibi olduğumda babama aracı alacağım” diye konuştu.

Ferhat Kaya

Tuva Cumhuriyeti’nin başkenti Kızıl’da 14-17 Ağustos 2017 tarihleri arasında düzenlenen II. Uluslararası Khöömei in the Centre of Asia Müzik Festivali’ne TİKA’nın desteği ile Türkiye’den ilk kez katılım sağlandı. Tuva Geleneksel Kültür ve Zanaatlar Geliştirme Merkezi ile Tuva Cumhuriyeti Hoomey Sanatçıları Birliği tarafından organize edilen festival, 14 ülkeden 200’den fazla sanatçının katılımı ile gerçekleştirildi. Dünyada gırtlak müziği (throatsinging), yerel dilde “khöömeei”, Türkçe’de ise kaylama olarak bilinen ses tekniğinin en yetkin şekilde kullanıldığı bölge olarak bilinen Tuva’da düzenlenen festival, dünyanın her yanındaki khöömeei sanatçılarını bir araya getirdiği gibi farklı müzik türlerini de birbiri ile buluşturuyor.

Kültür Bakanlığı sanatçısı, müzikolog Dr. Timuçin Çevikoğlu, festival ile ilgili şunları söyledi:

“Meshk Ensemble olarak festivalde Türk klasik müziğinin en önemli kısmını oluşturan Mevlevi müziği eşliğinde sema sergiledik. Bu programlar sayesinde Türk klasik müziği Tuva Cumhuriyeti’nde ilk kez sahnelenmiş oldu. Hem Tuva halkının hem de festivale katılan diğer sanatçıların programa ilgisi büyüktü. Türk klasik müziğinin en eski eserlerini geleneksel yapısını koruyarak sergileme imkanı bulduğumuz bu programa katılmamıza destek sağlayan TİKA’ya teşekkür ediyoruz.”

Meşk Topluluğu (Meshk Ensemble)

1998’den beri Kültür Bakanlığı sanatçısı olan müzikolog Dr. Timuçin Çevikoğlu’nun yönetmenliğinde çalışmalarını sürdüren grup, 2010 yılında “Meşk” adını almıştır. Grup, klâsik Türk müziği ve Türk tasavvuf müziğine ilgi uyandırmayı ve ilgi duyanlar için bir paylaşım mecrası olmayı amaçlıyor. Kültür Bakanlığı sanatçısı müzikolog Dr. Timuçin Çevikoğlu’nun yönetiminde ve solistliğinde II. Uluslararası Khöömei in the Centre of Asia Müzik Festivali’ne katılan grup, konservatuar öğretim üyeleri Burak Kaynarca (ud), Ömer Bildik (ney), Emre Soylu (rebab), Kültür Bakanlığı sanatçısı Tevfik Bilen (ney) ve müzik araştırmacısı Feridun Gündeş’ten (bendir) oluşuyor. Sema grubunda ise Alper Gürkale, Tugay Güven ve Can İpek yer alıyor.  

Uzun yıllardır evlerinden su akmayan Marmaris İlçesi Taşlıca Mahallesi sakinleri, Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğünün yaptığı çalışmalarla birlikte özlem duydukları içme suyuna kavuştu. 100 yıl sonra gelen su, mahalle meydanında düzenlenen törenle kutlandı.

Taşlıca Mahallesinde düzenlenen törene, CHP Muğla Milletvekili Prof.Dr.Nurettin Demir, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, Büyükşehir Genel Sekterleri, MUSKİ Genel Müdürü Baki Ülgen, CHP İl Başkanı Mürsel Alban, Taşlıca Mahalle Muhtarı Şadi Altınışık, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Hüseyin Daşgın, Büyükşehir ve MUSKİ daire başkanları ile mahalleli katıldı.

Mahalleye gelen Milletvekilli Nurettin Demir ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün’ü mahalle muhtarı Şadi Altınışık ile mahalleliler davul ve zurnayla karşıladı. Tören alanının bulunduğu mahalle meydanına kadar davul zurna eşliğinde yürüyen Başkan Gürün’e vatandaşlar yoğun sevgi gösterilerinde bulundu.

Törenin açılış konuşmasını yapan Taşlıca Mahalle Muhtarı Şadi Altınışık, suya hasret bir mahallenin muhtarı olarak bugün kendileri için çok önemli bir gün olduğunu söyleyerek, “Muğla, Büyükşehir olduktan sonra Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Osman Gürün’ün yanına çıkarak yıllardır suyumuzun olmadığını anlattık. Oda bize dönemim bitene kadar suyu size getireceğim diye söz verdi. Şimdi dönem bitmeden suyu bize getirdi. Başkanımız döneminden önce sözünü tutarak suyu bize getirdi. Çok teşekkür ederiz” diye konuştu.

“3 yıldır Taşlıca yatırım programımızdan çıkmadı”

Kuruldukları günden bu yana il genelindeki susuz köyler için özel olarak çalıştıklarını belirten MUSKİ Genel Müdürü Baki Ülgen, “Göreve geldiğimiz ilk hafta başkanımıza bir sunum yaparak 70 mahalle veya mevkinin suyu olmadığını belirttik. Bunun üzerine başkanımızın verdiği talimatının ardından ilk günden bu yana susuz yerlere suyu götürmek için çalışıyoruz. Burada daha önce yapılan çalışmaları da göz önüne aldık. Tüm Bozburun ve Datça yarımadasının jeofizik haritaları çıkartılarak bölgesel çalışmalarımıza başladık. Ancak çok önemli sonuçlar elde edilemedi. Daha sonra Taşlıca için 7 sondaj çalışması yapıldı. Yapılan bu çalışmaların ikisinde başarılı olundu. Bu iki sondajdan hem Taşlıca hem de Söğüt için kaynak oluşturuldu. 4 ay gibi kısa bir sürede 10 yıldır çalışmayan şebeke hattı yenilenerek mahalleye suyu verdik. 3 yıldır Taşlıca yatırım programımızdan hiç çıkmadı. Burada bulunan sondaj, 1200 metreküp suya sahip. Ayrıca buraya 5000 metrelik bir terfi istasyonu depomuza akacak şekilde yapıldı. Şu an birçok evimizden su akıyor akmayan yerlerde ise 1 aylık bir şebeke yenileme çalışmamız sonucunda su akmasını sağlayacağız” dedi.

“Suyu akmayan köyümüz kalmayacak”

Törende konuşan CHP Muğla Milletvekili Prof.Dr.Nurettin Demir, çalışmaları sürekli takip ettiklerini ekiplerin gece gündüze demeden çalıştıklarını söyledi. Demir konuşmasında şu sözlere yer verdi, “Yıllar geçtikçe Muğla’da daha güzel şeyler oluyor ve olacak. İnşallah suyu olmayan köyümüz kalmayacak. Bizler çalışmaları takip ediyoruz. Muğla’yı Türkiye’nin en iyisi yapmak için gece gündüz demeden çalışıyoruz. Taşlıca bayram bitiminde suyuna kavuştu. Bundan sonrada daha bol suyunuzun olmasını diliyorum”dedi.

“Bugüne kadar Muğla genelinde 32 mahalle ve mevkiyi suya kavuşturduk”

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, Muğla’nın en ücra noktasına kadar yatırım yaptıklarını belirterek, “3 yıl önce göreve geldiğimizde şaşıracak düzeyde susuz mahallelerin olduğunu tespit ettik. Bu susuz mahallelerden biriside Taşlıca mahallesiydi. Taşlıca, özel idare döneminde de gündemde olan bir yerdi. Özel idare döneminde buraya sulama suyu yapılmış, gölet yapılmış ancak sonuç alınamamıştı. MUSKİ Genel Müdürümüze kesin talimat vererek bütün susuz mahallelerimizin suya kavuşturulması için çalışmaları başlattık. Şu ana kadar 32 mahalle ve mekvimizin su problemini ortadan kaldırdık. Taşlıca’ya bundan sonra orta vadede su ihtiyacı sağlanmış durumda. Bundan sonra suyu tasarruflu kullanmanız gerekiyor. Su geldi diye bahçe sulamalarında kullanmamanız gerekiyor. Suyun kıymetinin en iyi siz biliyorsunuz. Bu yıl Muğla’da yağmur yeteri kadar alınamaması nedeniyle önemli su sıkıntıları oldu. 1300 metre kare su alınırken bu rakam 600 metrekareye kadar düştü. Yarısından daha az su alındı. Dolayısıyla bazı köylerimizde kuyularımız kurudu. Onlarla ilgilide çeşitli çalışmalarımız yapıldı. Bozburun yarımadasının suyunu temin etmek üzere daha geniş daha büyük çalışmalar yapıyoruz. Bununla ilgili İller Bankasıyla Devlet Su İşleriyle (DSİ) temas halindeyiz. Muğla geneli için içme ve kullanma suyu için yeni barajların yapılması gerekiyor. DSİ ile birlikte MUSKİ Genel Müdürlüğümüz il geneli için mastır planını hayata geçirmek için çalışmalarına devam ediyor. Sulama suları temini ve dağıtımı tamamen DSİ ile Tarım Bakanlığının organizasyonuyla yapılması gerekiyor. Bunun içinde gerekli önerilerde bulunuyoruz” dedi.

“Büyükşehir Muğla’ya en fazla yatırım yapan kurum”

Muğla’nın devlete yüksek miktarda gelir getiren bir turizm ve tarım kenti olduğuna dikkat çeken Gürün, Muğla’ya daha fazla bütçe ayrılması gerektiğini söyledi. Büyükşehir yasaları çerçevesinde yatırımlar yaptıklarını belirten Gürün, şunları söyledi, “Büyükşehir’e ait 2 bin 600 kilometre yolu bariyeriyle, yağmur suyu kanallarıyla ve uzun yıllar dayanabilecek asfaltlama çalışmalarıyla bu yıl sonunda bitirmeyi hedefliyoruz. Yerleşim birimlerinin birbirleriyle iletişimleri kurulması lazım. Bu yüzden yol konusuna çok önem verdik. Muğla’ya görevli olduğumuz alanlarda 3 yılda 565 Milyon TL’lik yatırım yaptık. Büyükşehir olarak Muğla’daki kamu kurumları arasında en fazla yatırım yapan kuruluş durumundayız. 13 bin 247 kilometrekarelik bu alanda ilaçlamanın tamamını yapıyor ve şu anda sivrisineğin olmadığı alanlar oluşturmuş durumdayız. Muğla’ya yapılan her yatırım herkes için önemli. Taşlıca’ya gelen sudan herkes mutlu olmalı, Zeytinköy’de yaşadığımız yangın felaketinden de herkesin üzüntü duyması gerekiyor. Bu yüzden sloganımız “Hedefimiz bir Muğla Bir” ayrımız gayrımız yok” dedi.

Konuşmaların ardından Milletvekili Nurettin Demir, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün ve diğer katılımcılar ile mahalle halkı, meydana kurulan vana ile Taşlıca Mahallesine temsili olarak suyu verdiler. 

Vural Efecik