Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ’nün TSK’daki haberleşme yöntemi olan ankesör soruşturması kapsamında Jandarma Genel Komutanlığında görevli Astsubay Hakan A., hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan iddianame hazırladı. Cumhuriyet Savcısı Ali Alper Saylan tarafından hazırlanan iddianamede, FETÖ’nün mahrem imamının kendine bağlı örgüt üyesi askerleri kesinlikle kendi kullandığı cep telefonundan aramadığı belirtilerek, irtibatın ankesörlü veya kontörlü telefonlar suretiyle sağlandığı kaydedildi. Bu kapsamda yapılan araştırmalarda şüpheli Astsubay Hakan A.’nın 0850’li ankesörlü hatlardan arandığı, aramaların çaldır/kapat şeklinde 44-73 saniye arasında değiştiği tespit edildi. Bu bilgiler ışığında gözaltına alınan Hakan A.’nın 3 kez ifadesi alındı. Kolluk kuvvetlerinde alınan ifadesinde suçlamaları reddeden Hakan A., daha sonra savcılığa verdiği ifadede örgüte üye olduğunu kabul ederek, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini söyledi. 

Örgütle ilk tanışmasının 2001-2003 yılları arasında Sivas-Gürün Meslek Yüksekokulunda okuduğu dönemlerde olduğunu kaydeden Hakan A., Sivas’ta örgütün yurdunda kaldığını anlattı. Örgüt mensubu Remzi Ş. isimli şahsın yurt müdürlüğünü yaptığını aktaran Hakan A., yaklaşık 6 ay sonra yurttan ayrılıp örgüte ait olan evlerde kalmaya başladığını söyledi. Hakan A. Kurban Bayramında kendilerine izin verilmediğini, bayramda kurban derisi toplamak üzere çalışmalarının istenildiğini kaydederek, “Evde kaldığımız süreler boyunca sohbetlere bölgeden sorumlu yeşil gözlü, sarışın ‘Yunus abi’ denilen kişi gelirdi. Sürekli Fettullah Gülen videoları izletilir, kitapları okutulurdu” dedi. 

Hakan A., 2006 yılında Malatya’nın Arapgir ilçesinde bulunan örgüte ait bir yurtta çalışmaya başladığını, burada kaloriferden ve öğrencilerden sorumlu olduğunu anlatarak, “Arapgir ilçe abisi ‘Adnan hoca’ isimli kişiydi. İsim kendi ismiydi ancak soyadını hatırlamıyorum. Bana, 8-9 ay süreyle herhangi bir ücret vermediler. Daha sonra bana bir çek verdiler, çekin karşılığı çıkmadı. Bu nedenle bozuştuk ve Arapgir’den ayrıldım. İş buldukça inşaat işlerinde çalışmaya başladım ve 2008 yılına kadar bu şekilde yaşamımı sürdürdüm. 2008 yılında astsubaylık sınavını kazandım” diye konuştu.

“Dinini kurtarmak için bizimle devam et” 

2008 yılının sonunda örgütün kendisiyle tekrar iletişime geçtiğini kaydeden Hakan A., şunları anlattı:
“Benimle Ankara’da irtibat kuran kişi öğretmendi. Kızılay’da bir kafede buluştuk. Bana ‘dinini kurtarmak için bizimle beraber devam et’ dedi. 3-4 kere bu kişiyle görüştüm. 2009-2013 yılları arasında Çorum, 2013-2015 yılları arasında da Ağrı-Patnos’ta görev yaptım. Buralarda da örgütle irtibatım devam etti.”

“İletişimi Kakao Talk üzerinden yapmamız istendi” 

Kendisinden sorumlu mahrem imamlarla ankesörlü telefondan irtibat kurduğunu kabul eden Hakan A., “Bir dönem Ağrı’da görev yaptığım sırada Eşref isimli şahısla 1 ay boyunca iletişimimizi ankesörlü telefondan değil, kendisinin yüklediği Kakao Talk programı üzerinden yapmamızı istedi. ‘Neden?’ diye sorduğumda ‘cemaatle bağlantılı olduğun çıkarsa, meslekten ihraç ederler’ dedi” ifadelerini kullandı.

“Davadan ayrılırsan iki büklüm olursun” 

Ankara’da aynı hücrede bulunduğu kişilerin isimlerini sayan şüpheli Hakan A., “Ö.Y., 17/25 Aralık sürecinden dolayı görüşmek istemiyordu. Görüşmeye gelmesi için çok baskı yapıyorlardı. ‘Davadan ayrılırsan çocuklarından çekersin, iki büklüm olursun’ gibi şeyler söylüyorlardı” şeklinde konuştu.

“TSK yönetime el koymuştur, birliklerinize gidin” 

FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden 3 gün önce kendisinden sorumlu “Ömer” isimli örgüt üyesinin evine geldiğine dikkat çeken Hakan A., şunları kaydetti:
“Telefonumu alarak aşağıya inmemi istedi. Evimin önünde arabada buluştuk, arabada telefonuma Line programını kurdu ve ‘bir ablamız rüya görmüş büyük deprem olacakmış’ dedi. Bana bu program üzerinden dua göndereceğini bunları okumamı istedi. 15 Temmuz 2016 tarihinde Line programı üzerinden telefonuma ‘TSK yönetime el koymuştur, birliklerinize gidin’ şeklinde mesaj geldi. Beynimden vurulmuşa döndüm ve programı telefonumdan sildim. Bunalıma girdim ve 3 gün boyunca evden hiç çıkmadım. Pazartesi günü de işe gittim örgütle irtibatım bu tarihten sonra koptu.” 

Suriye’nin Afrin bölgesinde terör örgütü PYD/PKK’ya karşı yürütülen Zeytin Dalı Harekatı’nda Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) karşısında direnç gösteremeyen teröristler teslim oluyor.
Terör örgütü mensubu iki kişi Kastel Cindo köyündeki tünellerde kıskıvrak yakalandı. Militanlardan Mazlum Raco (26) örgüt tarafından 11 ay önce sözde zorunlu askerlik uygulaması kapsamında Cinderes’te örgüte dahil edildiğini itiraf etti. Raco, “Köydeki evime bir grup geldi ve örgütün eli silah tutan herkesi topladığını söyleyerek beni aldı. İlk başta 6 ay kalacağım söylenmişti. Sonradan Türkiye’nin operasyon yapabileceği bu yüzden bu sürenin 12 aya çıkarıldığını öğrendik” dedi.

“Ölmektense teslim olduk”
Örgüte alındıktan sonra Babatlı’da silahlı eğitimi gördüğünü söyleyen Raco, Zeytin Dalı operasyonu başlayıncaya kadar köylerdeki evlerde kaldıklarını, operasyonla birlikte tünellere geçtiklerini söyledi. Tünellerde her türlü erzak ve silahın önceden hazırlandığını anlatan Raco “Türkiye vurmaya başladığında 38 kişi bir tüneldeydik. Bazıları kaçarken vuruldu. Biz ölmektense teslim olduk” diye konuştu.
“Babam yok, iki kardeşim var. Onları çok özledim” diyen Raco, kendisini yakalayan ÖSO mensuplarının sorgusu sırasında zaman zaman gözyaşlarına boğuldu. Örgütün Kürt gençlerini kandırdığını kaydeden Raco, “Bizim bir suçumuz yok, kimseyi de öldürmedim. Aileme kavuşmak istiyorum. PKK ile birlikte Afrin’de daha önce birlikte yaşadığımız Arap ve Türkmenlerden koptuk. Tekrar eski günlere dönmek istiyorum” şeklinde konuştu.

Örgüte 17 yaşında katılan Muhammed Mennan (18) ise, 8 aydır PKK saflarında olduğunu söyledi. Afrin’e bağlı Yetime köyünden Türkiye’den gelen bir PKK’lı tarafından alındığını anlatan Mennan, “Nereye götürüldüğümü dahi bilmeden ailemden kopardılar. Bir kampta uzun süre atış eğitimi aldım. 4 şarjör ve bir silah verip dağa giden bir gruba dahil ettiler” dedi. Örgütte bulunduğu için çok pişman olduğunu söyleyen Mennan, “Bulunduğumuz yerde yabancı savaşçılar da vardı. Kimin nereli olduğunu bilmiyorum. Bazıları Türk’tü. Arapça ya da Kürtçe konuşmayanlar da çok fazlaydı. Arkadaşlarımızdan bazıları cesaret hapı kullanıyordu. Ama ben içmedim. Bulunduğumuz yerde doçka, bixi, lav ve RPG gibi silahlar vardı. Bizim sorumlumuz ‘Baron’ isimli Türkiyeli bir Kürt’tü. O ne derse onu yapıyorduk. Tünellerde bir gece baskına uğradık yakalandık. Diğerleri askerin bilmediği tünellerden kaçarak kurtuldu” diye konuştu.

“Çok pişmanım”
Örgütün kendilerine ilk başlarda 5 bin Suri (yaklaşık 42 TL) operasyon başladıktan sonra 25 bin Suri (210 TL) maaş verdiğini kaydeden Mennan, “İçinde bulunduğum durumdan dolayı çok pişmanım. Şimdi anlıyorum ki bizi öldürülmek üzere ön saflara yerleştirmişler. Teslim olduğum için pişman değilim. Ölmek istemiyorum” dedi.
Kendilerine kötü muamele yapılmadığını ancak hakkında ne gibi bir karar verileceğini bilmediğini söyleyen Mennan, “Bizi kandırdılar, diğer gençler kanmasın diyeceğim ancak, silah zoruyla aldıkları için bu zor. Umarım bir an önce Afrin’de huzur olur” diye konuştu. 

Balıkesir Kazdağları’nda Kurtuluş Vakfı tarafından gerçekleştirilen Narconon Programıyla uyuşturucudan kurtulan ve şu an eğitmenlik yapan 31 yaşındaki eski madde bağımlısı Gürsel D.’nin söyledikleri, uyuşturucunun ne kadar kötü bir illet olduğunu gözler önüne serdi. Kötü arkadaş çevresi yüzünden küçük yaşta uyuşturucu kullanmaya başlayan D., İlk başlarda keyif için başladığı uyuşturucunun kısa süren keyif sürecinin ardından kendisine ne kadar çok zarar verdiğini şu sözlerle anlattı: “İlk başta keyif için, sonraları ise yaşamak, en sonunda da ölmek için içtim.”

Adana’da ailesinin tek oğlu olan Gürsel D., uyuşturucuyla nasıl tanıştığını anlattı. Ortaokula kadar herşeyin yolunda olduğunu söyleyen D., mahallede uyuşturucu kullanan arkadaşlarını gördükten sonra hayatının değiştiğini söyledi. Arkadaşlarının uyuşturucu kullandıktan sonra son derece eğlenmiş olarak gördüğünü anlatan D., bu durumdan etkilenerek uyuşturucu kullanmaya başladığını belirtti. Uyuşturucuyu kullanmaya başladıktan sonra sık sık arkadaşlarının yanına gittiğini aktaran D., “Başlarda keyif veren şey artık beni eline geçirmiş bir canavardı aslında. Kendimi kontrol edemez hale gelmiştim. Uyuşturucu çeşitleri benim hayatımda basamak haline gelmişti. Her seferinde başkası, biraz daha fazlası dedim, başka kafalar aradım, hep merak ettim. Nereden bilirdim ki sahte bir dünyaya gireceğimi, bataklığa saplanıp kişiliğimden, onurumdan, benliğimden, bütün kutsal değerlerimden uzaklaşıp sevdiğim kızı bile kaybedeceğimi” dedi.

“Babamın gururu olacaktım, utancı oldum”

İlk kullanmadan kısa bir süre sonra uyuşturucudan keyif almamaya başladığını belirten Gürsel D., “Zevki de keyfi de çok kısa bir zaman sonra bitmişti. Şimdi sadece yaşamak için, ayakta durabilmek için içiyordum. Ailem yavaş yavaş anlamaya başlamıştı. Ama onlarda adını koyamıyordu. Ablam anlamış babamın yanında bana “senin gözlerin niye tuhaf, bir şey mi var” gibi laflar çarpıyor, itiraf etmemi istiyordu. Babam kesinlikle konduramıyordu. Nasıl kondursun ki hayatı boyunca tek damla göz yaşı dökmeyen babam benim sonraları kurtulamayacağımı gördükçe göz yaşı dökmüştü. Ben onun herşeyiydim, gururu olacaktım. Ama utancı olmuştum. Halbuki normal düşünebilsem, değil ona gözyaşı döktürmek onun bir damla göz yaşına kurban olurdum” diye konuştu.

“Yaşamak için de içtim, ölmek için de”

Uyuşturucunun kendisini tam anlamıyla ele geçirdiği zaman döneminde ailesiyle birlikte yaşadıklarını anlatan D., “Gitmedik hastane ve denemediğimiz yöntem kalmamıştı. Hacı hocaya bile götürdüler ama olmuyordu ben artık inanmış ve kabul etmiştim. Buraya kadardı, kurtuluş yoksa ölümüne devam. Başlarda keyif için içtim, sonraları yaşamak için, artık ölmek için içiyordum. Ailem bile bitip tükenmişti. Yine de beni bırakmadılar benden korkuyorlardı. Çünkü gözümün döndüğü anlarda verdiğim zararlar artık onları da yıpratmıştı. İnsanların korkulu bakışları, acıyarak bakmaları, artık tek çözüm ölüm diyor, daha çok içiyordum. Hani derler ya “ölümün kıyısında” işte ben o ölümün kıyısından her gün denize giriyordum” dedi.

“Ailemin yüzü gülüyor, babam başı dik yürüyor”

Gün gittikçe çaresizliğe saplanan Gürsel D., ailesinin son bir umutla bir yer bulduğunu söyledi. İlk başta umursamadığını belirten genç adam, kurtuluşa giden hikayesini ise şu sözlerle anlattı:

“Hiç umursamadım çünkü çözüm olamamıştı hiç bir yer. Sadece umutlarımızı yok etmiş maddi manevi bitmiştik. Herkes biz ölümü yaşarken sırtımızdan rant kapısı açmış, aklınca bir yöntem deniyordu. Ama hiç birinde bir çözüm yok, amaç belli. ‘Gitmem, orada aynıdır, ilaç verip uyutacaklar, 1 hafta sonrada geri yollarlar’ dedim. ‘Hayır’ dedi ablam. Biz senin her gün öldüğünü görmeye dayanamıyoruz, son kez bizim için dene, bir gidelim istemezsen döneriz. Aslında daha öncesinde Narconon Programın temsilcisi Dila ablayla konuşmuşlar herşeyi öğrenmişler, iş beni ikna etmeye kalmış. Evet kurtulmak istiyordum, ama kurtulma adı altında bizi kullananlardan o kadar çok yorulmuştum ki inanmıyordum. Tamam dedim son kez ve Kurtuluş Vakfına geldik. Vakfa ait beslenme ve barınma merkezinde uygulanan ilaçsız eğitim ve rehberlik programı olan Narconon programı uygulanıyormuş, bilmiyordum. Ailem beni bırakıp gitti, nasıl olacaktı anlamamıştım. İlaç yok, madde yok, krizde ne yapacaktım endişelendim. Ama yaşadıklarım ve gördüklerim bana çok şey öğretti. Yıllarca bize nereye gittiysek kriz öğretildi. Hastasın dediler alış dediler. Burada ne hastalık vardı ne kriz ne ilaç ne doktor ne de sizi bağımlı diye aşağılayan bir insan. Burası bambaşkaydı. Yoksunlukta ne kriz yaşadım ne ağrı ne de ilaç kullandım, şaşırtıcıydı. Kendim bile inanamamıştım. Ağrı kesici bile olmadan bağımlıların en korktuğu kriz denilen sahte algıyı yaşamadan yoksunluğum bitmiş ve kendimi bulmuştum. Sonra saunalarda terleme yoluyla besin ve vitamin değeri yüksek gıdalarla düzenli uyku spor yaparak bedenim temizlenmiş ve mental eğitimlere başlamıştım. Artık kendim karar verebiliyor, hayaller kurabiliyor geleceğe dair planlar yapabiliyordum başarmıştım. Benim gibi ölüm plajında binlerce kardeşim yüzüyor. Şimdi onlarında kurtulmasını çok istiyorum. Korkmayın kurtuluş var bakın ben başardım ve benim gibi çok insan var bataklık ve karanlık dünyadan aydınlıklara hep birlikte yürüyebiliriz, kimsenin size korkarak, acıyarak, tiksinerek bakmasına izin vermeyin. Hayat çok güzel. Annemin, babamın, ablamın tüm sevenlerimin yüzü gülüyor. Artık babam başı dik yürüyebiliyor. Yaşayamadığım yıllarımın acısını bu programda başka kardeşlerime destek olarak çıkarıyorum ve bundan inanılmaz keyif alıyorum. Bunun mutluluğunu yaşamadan asla anlayamazsınız. Şimdi tek amacım var, benim gibi kardeşlerime yardım etmeye devam ederek herkesin parmakla göstereceği ve babamın gurur duyacağı bir insan olarak hayata devam etmek”.