Diyarbakır’ın Bağlar ilçesi Bağcılar Mahallesi’nde ikamet eden Savaş ve Fatma Ekti çiftinin kızı İrem Su’ya (4), 8 aylıkken kalp yetmezliği teşhisi konuldu. Koşması yasak olan ve organik ürünlerle beslenmesi gereken İrem Su’nun 3 yıl önce yüzde 30 olan kalp ritmi, 2 hafta önce yüzde 18’lere düştü. Baba Savaş Ekti, kızının kalbinin bitmiş durumda olduğunu ve ifade ederek, “Kızımda kalp yetmezliği ve kalp büyümesi var. Kızıma herhangi bir cihaz takılmıyor. Kalbi bitmiş diye anjiyo ya da pil takılmıyor. Kalbi sünger gibi olmuş. Yürüdüğü zaman, koştuğu zaman yüzünde ve elinde morarmalar oluyor. Nefessiz kalıyor” diye konuştu.

“Kalp nakli olması şart”

İrem Su’nun kalp ritminin yüzde 30’un altında olduğu için nakil olmasının şart olduğunu, biraz daha düşmesi durumunda kaybedileceğini anlatan baba Ekti, “Kızımın durumunun gittikçe kötüye gittiğini söylüyorlar. Bir an önce nakil olması şart. İzmir’de dosya açılmış nakil için sırada bekliyoruz ama şuan umut yok. Kızımın da durumu gittikçe kötüye gidiyor. Çaresiziz, ne yapacağımızı bilemiyoruz. Kalbi bitmiş tükenmiş durumda. Koşması yasak, enfeksiyondan korunması lazım, mikroptan korunması lazım. Kalabalık yerlerden uzak olması lazım. Dakika dakika kontrol ediyoruz. Özellikle enfeksiyondan koruyoruz. Kalbe vurursa durumu çok çok kötüye gider. Doktorlar kalp ritminin biraz daha düşmesi halinde değil hastaneye evden bile çıkarttığınız zaman çocuk kaybedilir diyor. Daha fazla düştüğünde nakil bile olursa bıçağın altında kalma riski yüzde 90 diyorlar. Kızımızın biran önce yurt dışında götürülüp nakil olmasını Cumhurbaşkanımdan, Başbakanımdan istiyoruz. Sonuçta ciğerimizdir. Maddi olarak da tam bakamıyoruz. Daha güzel beslenmesi lazım. Organik ürünler kullanmamız gerekiyor ama maddi durumumuz olmadığı için yerine getiremiyoruz. Gittikçe durumu kötüye gidiyor. Gözümün önünde eriyip gidiyor ve elimden gelen bir şey yok. Ameliyatın masrafını da tam olarak bilmiyorum ama yüksek miktarlarda. Türkiye’de kalp yok. 3 yıldan fazladır bekliyoruz ama yok ve kızımın da kalp ritmleri gittikçe kötüye gidiyor” ifadelerini kullandı.

“Gözümün önünde eriyip gidiyor”

Çocuklarının gözlerinin önünde eriyip gittiğini dile getiren anne Fatma Ekti ise şunları kaydetti:
“Biran önce iyileşmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımızdan, devletimizden yardım istiyoruz. Bir yere gittiğimiz zaman ‘Anne yoruluyorum, beni kucağına al’ diyor. İlaç verdiğimde, ‘Yeter. Sabahtandır ilaç veriyorsun bana’ diyor. Hastalığı ile ilgili kendi aramızda konuştuğumda ‘ben hasta değilim’ diyor. Artık her şeyi anlıyor. Yanında konuşamıyoruz.” 

Emrah Kızıl – Murat Başal

Esenyurt’ta yaşamını sürdüren 60 yaşındaki Hüsniye Avcı, 2017 yılının Kasım ayında geçirdiği kalp krizinin ardından kaldırıldığı hastanede büyük bir şok yaşadı. Kalbinde 3 buçuk santimetre iğne bulunduğu saptanan Hüsniye Avcı, verilen bilgi karşısında şaşkına döndü. Hayatında sadece 2009 yılında Balıkesir’de safra kesesi ameliyatı geçiren Hüsniye Avcı’nın bu durumu İhlas Haber Ajansı tarafından haber yapılınca İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri de harekete geçti. Aile ile irtibata geçen ekipler, Hüsniye Avcı’yı Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne getirerek tedavi süreci başlattı. Bu süreçte eşi Cemil Avcı ve oğlu Hüseyin Avcı, Hüsniye Avcı’yı yalnız bırakmadı.
Hastaneye geldikten hemen sonra ilk tetkikleri yapılan Hüsniye Avcı, “Tetkikler yapıldı. Doktorlar kendi aralarında konuştular ama şuan bana bir bilgi vermediler. Rabbimin izni ile inşallah kurtaracaklar beni” şeklinde konuştu.

Hüsniye Avcı’nın eşi Cemil Avcı, “Şu anda geldik yatırdık. Öğleden sonra tetkikler yapılacak. Neticesine hep birlikte bakacağız, göreceğiz. Herkese çok çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Hüsniye Avcı’nın doktoru Başhekim Doç. Dr. Cevdet Uğur Koçoğulları ise muayenenin hemen ardından hastanın durumu ile ilgili bilgi verdi. Koçoğulları, “Hastayı sabah itibari ile getirttik. Tetkiklerini yapmaktayız. Bugün sabah itibari ile mevcut eski tetkikleri, bizim yaptığımız ekosu, tekrar bir temografisi ve floroskopi altında o mevcut yabancı maddenin görüntülenmesini yapıyoruz. Şuan tetkiklerine devam ediyoruz. Akşam itibari ile bugün öğleden sonra net olarak bu yabancı maddeyi iğne olduğu söyleniyor. Yabancı maddenin nerede olduğu, yerleşimin nasıl olduğunu tetkik sonuçları ile anlayacağız. Ona göre müdahalesini yapacağız” dedi.

Yabancı cismin durumuna göre bir müdahalede bulunulacağını ifade eden Koçoğulları, “Bu bir iğneyse ve iğne bir yerde saplandı kaldıysa, eğer hareket etmiyorsa, bir zarar vermiyorsa o bırakılabilir, eğer açtığınızda daha fazla zarar verecekse çıkarılabilir ve hayati bir organa dokunuyor organlara zarar veriyorsa onun o şekilde alınması lazım. Yeri özellikle bizim için önemli. Bir de iğne hareket eden bir şey vücutta. Yani vücut içerisinde sürekli yer değiştirebilir. Onun o yüzden sabit bir yerde olması önemli. Eğer kalp içerisinde ulaşılabilir bir yerdeyse, bizim o konuda da bazı tereddütlerimiz var, kalp dışı bir yerde de olabilir. Eğer kalp içerisindeyse kalbe zarar vermeyecek fonksiyonlarını bozmayacak bir yerdeyse ve ulaşılması çok zorsa o zaman ellemeyiz. Ama ulaşılması zor olsa da kalbe zarar veriyorsa bir şekilde onu müdahale edip alırız” ifadelerini kullandı.
Hüsniye Avcı’ya ilerleyen süreçte çıkan sonuçlara göre müdahale yapılacağı bildirildi. 

Mustafa Esen

Her yaşta gerçekleşebilen ve çeşitli sebeplerden meydana gelen ritim bozukluğu, kalbin sağlığı ile ilgili sizlere haber veriyor olabilir. Kalp krizi geçirmiş olanlarda ritim bozukluğunun daha sık görülebileceği belirtilirken, ritim bozuklarının kişinin soyal ve kişisel hayatını olumsuz etkilediği bilinmektedir. Uzmanlarımıza sorara sizler için ritim bozukluğu nedir, ritim bozukluğu neden olur, ritim bozukluğu tedavi yöntemleri neler, kalpte ritim bozukluğu hangi hastalıkların habercisi gibi soruların cevaplarını aramaya çalıştık…

Ritim bozukluğu neden olur? Ritim bozukluğu nedir? Kalp ritim bozukluğu

Viva Beyin ve Kalp Sağlığı’ndan Prof. Dr. Ali Serdar Fak, hipertansiyon, kalp yetersizliği ve kalp krizi geçirmiş olan hastalarda kalpte ritim bozukluklarının artabileceğini, hatta felç ve ani ölüm riskinin de olabileceğini belirtti. Kalp atımlarının hasta tarafından hissedilmesi durumu olarak tanımlanan çarpıntının çok çeşitli sebepleri olduğunu söyleyen Viva Beyin ve Kalp Sağlığı’ndan Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Serdar Fak, çarpıntının heyecan, efor ve stresle hissedilebileceğini söyledi. Kalpte görülen ritim bozukluklarının, yani aritmilerin de çarpıntıya neden olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Fak, “Aritmiler, sürekli veya geçici olabilir. Kalbin aniden ve sebepsiz yere hızlanması, düzensiz kalp atımları veya duraklama hissi önemli ritim bozukluğunun işaretleri olabilir. Hipertansiyon, kalp yetersizliği olan ve kalp krizi geçirmiş hastalarda rastlanan aritmiler önemlidir ve kalp yetersizliğini daha da artırabilir; hatta felç veya ani ölüm riskine işaret edebilir” diye konuştu.

Kalp ritmi bozuklukları olanlar dikkat

Bazı aritmilerde kalpte duraklamaların olabileceğini, bu sırada kişinin fenalık hissi ve bayılma yaşayabileceğini söyleyen Prof. Dr. Fak, sözlerine şöyle devam etti:

“Bazı aritmiler sırasında da kalp içinde oluşan pıhtılar beyin damarlarına giderek tıkanmaya ve felce sebep olabilir. Bazı aritmilerde ani ölümlere sebep olabilir. Kalp krizi geçirmiş ve kalp yetersizliği olanların veya ailesinde bayılma, erken yaşta veya ani ölümler bulunanların bu tür hayati aritmiler ile daha sık karşılaşırlar. Bu nedenle çarpıntı şikayeti olup, risk altında olanların çok dikkatli olmaları gerekiyor.”

Ayrıntılı bir muayene, Elektrokardiyografi (EKG) ve gereken kişilerde 24 saatlik EKG ritim kaydı yapılarak riskli durumların saptanabildiğini belirten Prof. Dr. Fak, “Risk altındaki kişilerde aritmilerin zamanında fark edilmesiyle ve uygun şekilde tedavi edilmesiyle bu hayati risklerin önlenmesi mümkün olur. Tedavi aritminin çeşidine göre planlanır. Bazı aritmilerde ilaç tedavisi yeterli olurken, bazı aritmilerde aritmiye sebep olan kalp dokusu kateterle yakılabilir. Kalbin durakladığı ve bayılmayla seyreden aritmilerde kalp pili takılması gerekir; ani ölüm tehlikesi taşıyan aritmilerde ise hastaya otomatik elektroşok cihazı takılması en güvenli tedavi yöntemidir” diye konuştu.

Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı ve Türk Kardiyoloji Derneği Aritmi Çalışma Grubu Başkanı olan Prof. Dr. Dursun Aras, kalp ritm bozukluklarının kalp yetersizliğine, inmeye ve ölüme neden olduğunu belirterek, obezite, sigara ve aşırı alkol kullanımının kalp ritim bozukluğunun en sık nedenlerinden olduğunu söyledi.

Atriyal fibrilasyon, kalbin atriyum dediğimiz kulakçıklarının ritm bozukluğudur. Kalp hızı normalde dakikada 50-100 arasında ve düzenlidir, yani atımların aralıkları eşittir. Kalbin kulakçıkları ve karıncıkları aynı hızda ve birbirini takip eden bir düzen içinde çalışırlar. Atriyum fibrilasyonunda ise bu düzen bozuluyor. Kulakçıkların hızı dakikada 400 ve üzerine çıkarak titreşir hale geliyor. Karıncıklar ise dakikada 100 ile 200 arasında, hızlı ve aralıkları çok düzensiz olacak şekilde çalışıyor. Hastalar karıncıkların bu düzensiz çalışmasını çarpıntı olarak hisseder.

“Atriyal fibrilasyon kalp ritim bozukluğu ileri yaşta daha sık görülüyor”

Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı ve Türk Kardiyoloji Derneği Aritmi Çalışma Grubu Başkanı olan Prof. Dr. Dursun Aras, atriyal fibrilasyonun özellikle ileri yaşlarda en sık görülen kalp ritim bozukluğu olduğunu vurgulayarak, “Yaş ilerledikçe sıklığı belirgin olarak artar. Toplumun genelinde sıklığı yüzde 3 civarındadır. Bu rakam 65 yaşından sonra yüzde 9 iken, 80 yaşından sonra yüzde 10-20’ye kadar yükselir. Gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda ortalama yaşın artması ile her geçen yıl atriyal fibrilasyonun sıklığı artmaktadır ve en önemli toplum sağlığı sorunlarından biri haline gelmiştir” dedi.

Prof. Dr. Aras, atriyal fibrilasyon bulunan hastaların ölüm riskinin 2 kat, kalp yetersizliği riskinin 3 kat, ve en önemlisi felç riskinin ise 5 kat fazla olduğunu belirterek, “Kalbin kulakçıkları normal kasılma ve kanı ileriye atma fonksiyonunu kaybettiği için, kulakçıklar içinde kan pıhtıları oluşur. Bu pıhtılardan kopan parçalar dolaşıma katılarak beyin damarlarının tıkanmasına ve inmeye neden olabilirler. Bu durumda oluşan inmeler diğer inmelere göre daha fazla ölümcül ve daha fazla sakat bırakıcı seyrederler. İleri yaşlardaki inmelerin yaklaşık üçte birinden bu ritim bozukluğu sorumludur. Yine bütün araştırmalara rağmen sebebi bulunamayan inmelerin beşte birinin altından bu hastalık çıkmaktadır. Ayrıca hastaların önemli bir kısmında bu hastalık nedeni ile tekrarlayan hastaneye yatışlar olur, yaşam kalitesi kötüleşir ve zihinsel fonksiyonlar olumsuz etkilenir” şeklinde konuştu.

“Obezite, sigara ve aşırı alkol kullanmak kalp ritm bozukluğunun en sık nedenlerinden”

Prof. Dr. Dursun Aras, yaşın artması ile birlikte ritm bozukluğuna zemin hazırlayan hastalıkların da arttığını kaydederek, “Hipertansiyon, kalp yetersizliği, şeker hastalığı, koroner arter hastalığı, kalp kapak hastalıkları, akciğer hastalıkları, obezite, sigara ve aşırı alkol kullanmak en sık nedenlerdir. Ayrıca tiroid bezi hastalıkları, uyku apnesi ve böbrek yetmezliği olan hastalarda da sık görülür. Nadiren hiçbir hastalık olmadan da tek başına bu ritm bozukluğu olabilir” diye konuştu. “Kalp ritm bozukluğunun en sık belirtisi çarpıntı”
Prof. Dr. Dursun Aras, kalp ritim bozukluğunda hastaların genellikle hızlı ve düzensiz kalp atışlarından şikayet ettiklerini vurgulayarak, “Nefes darlığı, çabuk yorulma, göğüs ağrısı eşlik edebilir. Bu ritim bozukluğu hastaların bir kısmında birkaç saat veya birkaç gün devam edip normale döner ve zaman zaman tekrarlar. Bu nedenle şikayetler de bazen olur ve bazen düzelir. Hastaların bir kısmı özellikle yaşlılar hiç rahatsızlık hissetmeyebilirler. Ama ritim bozukluğunun oluşturduğu riskler şikayetsiz olan bu hastalarda da aynen söz konusudur. Bazen ilk bulgu beyin damarlarındaki tıkanıklığa bağlı olarak inme, kalıcı bir felç, geçici görme, konuşma bozukluğu veya kuvvet kaybı olabilir” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Dursun Aras, şikayeti olan veya risk grubundaki hastaların doktor muayeneleri gerektiğini ifade ederek, Hastanın hikayesi ve fizik muayenesi önemli ipuçları verir. Tanıda en önemli yöntem elektrokardiyografi yani EKG’dir. Ritm bozukluğu varken EKG ile tanı koymak çok kolaydır. Ancak hastaların bir kısmında ritm bozukluğu dönem dönem olduğu için aradaki normal dönemlerde EKG de normal görünecektir. Bu durumlarda hastaların göğsüne yapıştırılan elektrodlar ile 24 saat veya daha uzun süre EKG kaydı yapabilen Holter gibi uzun süreli ritm takip yöntemleri kullanılabilir. Bu ritim bozukluğuna neden olacak hastalıkların tanısı ve ritim bozukluğunun kalbe etkisinin değerlendirilmesi için ekokardiyografi yani kalp ultrasonografisi gerekir. Ayrıca kan şekeri, böbrek, karaciğer, tiroid fonksiyonları için kan tetkikleri yapılmalıdır” diye konuştu.

Tedavinin birbirini tamamlayan iki kısımdan oluştuğunu vurgulayan Prof. Dr. Dursun Aras, “Birincisi kalp hızının ve ritminin kontrol edilmesidir. Kalp hızı genellikle çok hızlıdır ve yavaşlatmak için ilaçlar verilir. Bununla birlikte ritim bozukluğu devam eden ve normal ritme döndürülmek istenen hastalarda ritim düzenleyici ilaçlar (antiaritmikler) verilebilir. Bazen göğüse elektrik şoku uygulanarak ritim düzeltilir. Bazen de ilaçlara rağmen ritim bozukluğu ve şikayetleri devam eden hastalarda ablasyon ile ritim normale çevrilir ve tekrarlaması önlenebilir. Ablasyon işlemi koroner anjiografide olduğu gibi kasıktaki damarlardan kalbe ulaşılarak özel elektrod kateterler ile ritim bozukluğundan sorumlu odakların yakılması veya dondurulması işlemidir. Ablasyon işlemi aritmi konusunda uzmanlaşmış elektrofizyoloji uzmanı kardiyologlar tarafından yapılmaktadır. Ülkemizde bu konuda oldukça tecrübeli ve başarılı doktorlar ve merkezler bulunmaktadır” dedi.

 

“Ritim bozukluğunda en sık yapılan hata, inme önleyici olarak aspirinin kullanılması”

Prof. Dursun Aras, tedavinin ikinci ve belki de daha önemli kısmının ise beyin damarlarının pıhtı ile tıkanmasının, dolayısıyla inmelerin önlenmesi olduğunu ifade ederek, “65 yaşın üstünde olmak, daha önce geçirilmiş bir inme olması, hipertansiyon, şeker hastalığı ve kalp yetersizliği inme için en önemli risk faktörleridir. Bunlardan birinin veya birkaçının olması durumunda, ciddi bir sakıncası olmadığı sürece pıhtı önleyici ya da kan sulandırıcı olarak bilinen ilaçlar (antikoagülanlar) kullanılmalıdır. Bu ilaçların hepsi ülkemizde mevcuttur. Hastalar ve belki kısmen doktorlar tarafından da en sık yapılan hata inme önleyici tedavi olarak aspirin kullanılmasıdır. Aspirinin atriyal fibrilasyonda inme önlemedeki etkisi yetersizdir ve pıhtı önleyici tedavinin yerine geçmez. Maalesef halen Ülkemizde de pek çok ülkede olduğu gibi atriyal fibrilasyonda inme önlenmesi için pıhtı önleyici tedavilerin kullanımı gereken oranların çok altındadır ve halen korumadığı halde aspirinin yanlış kullanımı fazladır. Bu nedenle Ülkemizde ve bütün dünyada ölümlerin ve sakat kalmaların en önemli nedenlerinden biri olan inme ile mücadele yetersiz kalmaktadır. Gerekli hastalarda etkili ve doğru bir pıhtı önleyici tedavi ile inmelerin %70-80’i önlenebilmektedir. Bu alanda hasta, doktor ve sağlık çalışanlarının daha fazla bilgi ve ilgisine ihtiyacımız vardır. Şu noktayı tekrar tekrar vurgulamak gerekir; inme en önemli ölüm nedenlerinden biridir ve atriyal fibrilasyona bağlı inmelerin büyük kısmı doğru tedavi ile önlenebilir. Bu tedavi kardiyoloji, kalp damar cerrahisi, iç hastalıkları, geriatri ve nöroloji uzmanları tarafından her yerde kolaylıkla uygulanılabilen bir tedavidir” şeklinde konuştu.

“Hayatınızın ritmi için kalb ritmini koruyun”

Prof. Dr. Dursun Aras, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin bütün dünyada ölüm nedenlerinin en başında geldiğini dile getirerek, “Bunun önüne geçmek için daha işin başında yani sağlıklı iken gayret göstermek şarttır. Sağlıklı beslenmek, yeterince hareket etmek ve egzersiz yapmak, sigara ve kötü alışkanlıkları bırakmak herkesin yapması gereken temel önlemlerdir. Hipertansiyon, şeker hastalığı ve şişmanlık ile daha etkili mücadele edilmelidir. Bunları yaparken hastaların da daha aktif, istekli ve katılımcı olmaları gereklidir” diye konuştu.
 

 Kış mevsiminde vücudun bağışıklık sistemini zayıflattığını ve bu durumdan en çok kronik hastalığı olan kişilerin etkilendiğini belirten Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Şenol, özellikle kalp hastalarını kış aylarında bazı risklere karşı uyarıyor.

Kalp hastalarının sağlığını tehdit eden pek çok risk içinde mevsimsel etkenler önemli bir yer tutuyor. Özellikle kış şartlarını yaşadığımız şu günlerde, soğuk havalar kalp damarlarının büzüşmesine neden olarak kalp krizi riskini artırıyor.Bu günlerde kalp hastalarını her zamankinden daha çok dikkatli olmaya çağıran Dr. Utku Şenol, soğuk havanın yanı sıra kaçınılması gereken diğer üç riski şöyle sıralıyor:

Gribal hastalıklar

Sonbahar-kış aylarında vücut direncinin düşmesi sonucu oluşan gribal hastalıklar, özellikle kronik hastalığı olan kişiler için daha riskli. Grip virüslerinin kalp hastalığı, hipertansiyon ve diyabet (şeker hastalığı) gibi kronik hastalığı olan kişilerde hızlı ilerleyerek, alt solunum yolu enfeksiyonlarındanzatürreye dönüşebileceğini belirten Dr. Utku Şenol, “Hatta hızla solunum yetmezliğine sebep olarak, yoğun bakım ihtiyacı ve hayati tehlikeyeyol açabiliyor. Bu nedenle kalp hastalığı olan kişiler,soğuk havalarda çok dikkat etmeliler” diyor.

Fazla kilolar

Kış mevsiminde günlerin kısalması sonucu hareket ve aktivitelerin azalması,bir de beslenmeye dikkat edilmemesi kişilere fazla kilolar olarak yansıyor. Bunun da kalp damar hastalığı ve kalp yetersizliği olan kişilerde kalbin iş yükünü artırdığına değinen Dr. Utku Şenol,hastalıkların daha da alevlendiğine ve hastaneye yatışların olabildiğine dikkat çekiyor. Dr. Utku Şenol, kalp sağlığı için öncelikle beslenme düzenine uyulması ve mutlaka sağlıklı beslenmeye önem verilmesi gerektiği önerisinde bulunarak, “Fazla kalorili ve ağır yemeklerin kalbin baş düşmanı olduğu unutulmamalı” şeklinde konuştu. Dr. Utku Şenol beslenme konusundaki uyarılarına ise şöyle devam ediyor: “Sağlıklı besinlerle oluşan ana öğünler atlanmamalı, ara öğünlere dikkat edilerek uzun süreli açlıktan kaçınılmalı. Hamur işi ve kızartmalardan uzak durulmalı, yatmadan iki-üç saat önce beslenme mutlaka bırakılmalı. Ayrıca bol su içilmeli ve sigara ile alkolden uzak durulmalı” dedi.

Hareketsizlik

Kış aylarında olumsuz hava koşulları, evlerde ve kapalı alanlarda daha çok vakit geçirmeye sebep oluyor. Ama bu spor yapmamak için geçerli bir bahane değil. Çok soğuk havalarda yapılacak olan günlük yürüyüşlerin evin koridorları kullanılarak da gerçekleştirebileceğini söyleyen Dr. Utku Şenol, kalp hastalarının yürüyüş haricinde, evde egzersiz planı için kendi doktorlarından bilgi alabileceklerini dile getiriyor. Dışarıda yapılacak yürüyüşler için ise, “Hava değişikliklerine karşın korumalı giysiler tercih edilmeli, soğuğa karşı yoğun egzersizlerden kaçınılmalı” diyen Dr. Utku Şenol, kalp hastalarının yapılacak spor türleri ve süreleri hakkında da mutlaka doktora danışıp bilgi almaları gerektiğini belirtti. 

Didim Çamlık mahallesinde kirada oturan ve eşinden ayrı olan 19 yaşındaki Aylin Kütükçü, yaşamak için hayırseverlerin desteğini bekliyor. Doğumundan bugüne kadar sağlık sorunları ile mücadele eden Kütükçü 19 yaşına kadar birçok kez kalp krizi geçirdi. 8 defa anjiyo, 2 kez de bypass ameliyatı olan ve kalp kapakçığı değişerek kalbine stent takılan Aylin Kütükçü’de geçirdiği ameliyatlar sonucu kalp yetmezliği gelişti.
Hayırsever vatandaşlar tarafından toplanan yardımlarla yapay kalp nakli yapılan Kütükçü, yapay kalbin vücutla uyum sağlamaması üzerine Kütükçü’nün yapay kalbi yeniden değişti. İki yıl önce Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde kalbine stent takılan Aylin Kütükçü, 6 ay öncede bir kız çocuğu dünyaya getirdi ve kızına ‘Melek’ adını verdi. Geçtiğimiz günlerde bir kez daha kalp krizi geçiren Aylin Kütükçü, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı ve buradan İstanbul’daki Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi.

6 aylık dünyaya geldiğini ve bugüne kadar hayırsever vatandaşların yardımlarıyla ameliyatlar olduğunu belirten 19 yaşındaki Aylin Kütükçü, “Kalp yetmezliği teşhisi kondu. 8 kez anjiyo oldum. 2 kez bypass oldum. 2 yıl önce ameliyat oldum; tekrar hastaneden çağırdılar ama maddi gücümüz olmadığından ameliyat olamıyorum. Hayırseverlerden yardım istiyorum. Bir kızım var eşimden ayrıldım. Kızımın adı Melek annemle yaşıyorum. Bu rahatsızlık sürekli devam eden bir rahatsızlık bende; iki kat çıkınca yorulan bir insanım. Böyle yaşamın devam ediyor hayırseverlerden destek istiyorum” dedi.

“Kızımın yaşamasını istiyorum”

Çamlık Mahallesi’nde yaşayan anne Sebahat Altınok ise, “Kızım 6 aylıkken prematüre olarak dünyaya geldi ve doğduğunda 650 gramdı. Doktorlar o zaman yaşamaz dediler. Evde tek başıma doğum yaptım. Zonguldak’tan İstanbul Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı ve 3 ay kuvözde kaldı. 3 ay sonra anjiyo oldu. 1 ve 4 yaşındayken bypass oldu. 3 kez kalp krizi geçirdi. Doktorlar yaşamasına bile büyük şans olduğunu söylüyor. Geçen gün Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine gittik ama doktorlar maddi durumumuz olmadığından bakamıyorlar. Şu anda maddi gücümüz yok daha önceki ameliyatları da yardımseverlerde yaptırdı” dedi.

Kızını kaybetmek istemediğini belirten anne Altınok, şöyle konuştu: “Torunum annesiz büyümesin ben öksüz büyüdü o büyümesin. Bu son ameliyatı bunu yaptıramazsam onu kaybedeceğim çünkü riski artık çok yüksek. Doktorlarda ameliyatın çok riskli olduğunu söylüyorlar. Doktorlar elinden geleni yapacaklarını söylediler. Torunum benim canım; hepsi canım. Kızımı kaybetmek istemiyorum. İki aydır kirada oturuyorum. Kızımın kurtulması için 50 bin TL’ye ihtiyacımız var. İşadamlarından ve duyarlı vatandaşlardan destek bekliyorum ve kızımın yaşamasını istiyorum” 

Hüseyin Çalışkan
 

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi ve Dr.Suat Günsel Girne Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalları birlikteliğinde düzenlenen basın toplantısında, toplumun kalp hastalıkları ile ilgili farkındalığını artırmak, hastalara bütünsel tedavi imkanları sunmak ve gelecekteki uygulamalarla ilgili bilinçlendirilmesini sağlamak amacıyla Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi ve Dr. Suat Günsel Girne Üniversitesi Hastanesi’nde eş zamanlı olarak İleri Kalp Yetmezliği Merkezi’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kurulduğu açıklandı.

Uzmanlar tarafından yapılacak değerlendirmelerde ileri kalp yetmezliği saptanan hastaların, yaşamları süresince ayaktan muayene ve takiplerinden doğacak ücretlerin, Yakın Doğu Üniversitesi Vakıf tarafından karşılanacak   belirten Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Sevim Erkmen sözlerine söyle devam etti : “Kalp yetersizliği, yaşamı tehdit eden global bir halk sağlığı sorunu olup, ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarından ölümler birinci sırada yer almaktadır. Bu hastaların hayatta kalma oranları bağırsak, prostat ve meme kanserlerinden daha kötü oluyor. Bu nedenle hastanelerde Kalp Yetersizliği kliniklerinin kurulmasının önemi birkez daha ortaya çıkıyor.”

Prof. Dr. Duygu; “70 yaş üzerinde 10 kişiden birinde kalp yetersizliği görülüyor”

Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamza Duygu, gerçekleştirdiği konuşmada, son yıllarda sıklığı artan ve birçok kanser türünden bile daha ölümcül olan kalp yetersizliği konusunda toplumu bilinçlendirmek, erken tanı ve tedavinin önemini vurgulamak gerektiğini söyleyerek, kalp yetersizliğinin, kalbin yapısal ya da fonksiyonel birtakım hastalıklarının sonucunda, kalp kasında meydana bozukluklar sonucu oluşan klinik bir semptom olduğunu ifade etti. Toplumda çok sık görülen ve ölümcül olan kalp hastalıkları ile ilgili halkı bilinçlendirmenin önemine değinen Prof. Dr. Hamza Duygu, toplumda kalp hastalıklarının yüzde 2 oranında görüldüğünü ve yaşlanan nüfusla birlikte giderek arttığını söyledi. 70 yaş üzerinde 10 kişiden birinde kalp yetersizliği görüldüğünü, özellikle ileri evre kalp yetersizliğinde 2 hastadan birinin bir yıl içinde kaybedildiğini dolayısıyla bu hastalarda erken tanı, uygun tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ve bu hastaların sıkı takip edilmesinin hayati önem arzettiğini söyleyen Prof. Dr. Hamza Duygu şöyle devam etti; “Birçok semptomsuz kalp yetersizliği hastası olmakla birlikte, kalp yetersizliğinin temel belirtileri nefes darlığı, efor töleransında azalma, halsizlik, yorgunluk, ve bacaklarda ödem olarak sıralayabiliriz. Ancak her zaman bu şikayetlerin görülmesi gerekmiyor. Bazen hastalar ani ölümle, hastaneye kalbi durmuş bir şekilde ulaştırılabiliyor. Tanıda bir takım kan tetkikleri, elektrokardiyografi, akciğer filmi ve ekokardiyografi ve birtakım gelişmiş tetkikler yapılmaktadır. Tedaviyi ise 4 ana grupta inceleyebiliriz. Birincisi yaşam tarzı değişikliği, ikinci grup tedavi şekli ilaç tedavisi, ilaç tedavileri ile hastalığın önlenemediği durumlarda ise cihaz tedavilerine başvurmaktayız. Bunlar kalp pilleri ve yapay kalplerdir. Tüm bunlar yapıldıktan sonra yanıt alınamayan durumlarda son çare kalp naklidir. Dolayısıyla bu ilerliyici ölümcül hastalıkta erken tanı ve tedavi son derece önemli ve tanı konduktan sonra bu hastaların özelleşmiş merkezlerde özeliklle bu alanla ilgilenen hekimler tarafından takip edilmesi son derece önemlidir. 

Hastaların yaşam kalitesinin arttırmak için düzenli takip ve ilaç tedavisi önemli

Türkiye’de en önemli kalp yetersizliği merkezi bulunan Ege Üniversitesi’nde, kalp yetersizliği hastalarının takip ve tedavisini yapmış olan Yrd. Doç. Dr. Hatice Kemal, ileri evre kalp yetersizliği olan hastaların yaşam kalitesinin arttırılması ve yaşam süresinin uzatılmasının temelinde düzenli takip ve ilaç tedavisinin yer aldığını söyledi. Her ileri kalp yetmezliği olan kişinin doktoru ile tedavi seçeneklerini ayrıntılı olarak görüşmesi gerektiğini, hastalığın seyrinde kötüleşme olabildiğini, amaçlarının bunun önlenmesi temeline dayandığını ifade etti. Yrd. Doç. Dr. Hatice Kemal şöyle devam etti; “Bunu önlemede kişinin sigarayı bırakması, su ve tuz tüketimini dengelemesi ile eğitimler alması gerekli. Bunlar hastalığın ilerlemesine engel olmada bir miktar imkan sağlıyor. Bu konuda eğitilmiş hemşire, doktor ve personelin bulunduğu özelleşmiş merkezlere ciddi ihtiyacımız var. Hastalığın seyri geri dönüşümsüz bir yola girmeden kişilerin bu eğitimleri almaları yaşam sürelerini uzatacaktır. Özelleşmiş kalp yetersizliği takip ve tedavi polikliniği ile amacımız ileri evre kalp yetersizliği olan hastalara düzenli aralıklarla ücretsiz takip imkanı sunmak, yaşam süresi ve kalitesini artıracak tedavi seçeneklerini sunmaktır. Maalesef adamızda kalp damar hastalığı çok yaygın. Karşılaştığımız birçok hastanın da aslında yeterli ve uygun tedavi almadığını görüyoruz ve düzenli takipleri yapılmıyor. Oysa biliyoruz ki artık dünyada düzenli takip ve iyi bir tedavi ile çok daha kaliteli yaşamları olabiliyor.”

Hastaların ücretsiz ve düzenli olarak takip edilebilecekleri bu merkezde, ilaç tedavilerinin yanı sıra ek cerrahi seçenekleri açısından da değerlendirileceklerini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Hatice Kemal, kalp kapak ve kalp damar hastalıkları gibi durumların da değerlendirilebileceğini söyledi. Yeni gelişen ilaçlarla ilgili bilgiler de veren Yrd. Doç Dr. Hatice Kemal, bunları kullanmaya uygun hastaların yaşam sürelerinin uzatılabileceğini söyledi. Tüm ileri kalp yetersizliği hastalarını özelleşmiş deneyimli ekipten oluşan tek bir çatı altında toplanıp takip edilmesi ve hastalığın seyrinde kötüleşme olduğunda erken müdahale edilmesinin yaşam süresi ve yaşam kalitesinin uzaması açısından büyük önem taşıdığını belirtti.

Doç Dr. Coşkun; “Hastaların en az 3 ayda bir takip için hekime gelmeleri gerek”

Dr. Suat Günsel Girne üniversitesi Hastanesi’nin de İleri Kalp Yetmezliği Merkezi ile eşgüdümlü olarak çalışacağını söyleyen Doç Dr. Uğur Coşkun, kalp yetersizliğinde erken tanının ve takibin önemini vurgulayarak, bu hastaların en az 3 ayda bir takip için hekime gelmeleri gerektiğini belirtti. Hastaların ilçalarını hekimin tavsiye ettiği gibi düzgün şekilde kullanmaları gerektiğini hatırlatan Doç Dr. Uğur Coşkun, sigara ve alkol kullanımından mutlaka uzak durulması gerektiğini ifade ederek hastaların bu anlamda da bu merkezde bilgilendirileceklerini ifade etti.

Prof. Dr. Korkmaz; “Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Ekibi olarak her türlü cerrahi müdahaleyi yapabilecek durumdayız”

Yakın Doğu Üniversitesi hastanesi Kalp ve damar cerrahisi anabilim dalı başkanı Prof. Dr. Aşkın Ali Korkmaz da kalp yetersizliği ve cerrahi tedavilere ilişkin konuşmasında, Kalp ve damar cerrahisi ekibinin belli bir hasta grubunda koroner bypass ve kapak ameliyatları ile fayda sağlayabildiklerini, kalp kasının çok bozulduğu durumlarda kapak tamiri ameliyatlarında da oldukça tecrübeli olduklarını söyledi. Bütün bu medikal ve cerrahi tedavilere rağmen kontrol altına alınmayan hastaların ise kalp nakline ihtiyaç duyduklarını, Yakın Doğu Üniversitesi hastanesi Kalp damar cerrahisi ekibinin nakil konusunda da oldukça tecrübeli olduklarını söyledi. Kalp nakli için birtakım sertifikasyonların da gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aşkın Ali Korkmaz, yine Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Özlem Balcıoğlu’nun bu sertifikasyonlara ve deneyime sahip olduğunu, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi ekibi olarak her türlü cerrahi müdahaleyi yapabileceklerini sözlerine ekledi.
  

Olay, 8 Ekim 2017 tarihinde Sürsürü Mahallesi Yeşil Sokakta meydana geldi. Nejla ve Ercan Saçsız çiftinin en küçük çocukları 1,5 yaşındaki Mustafa, teyzesinin içeride olduğu bir anda bahçede bulunan su dolu havuza düştü. Bir binanın 3’üncü katında kalan Bulgaristan uyruklu işçi Miroslav Todorov, çocuğu fark ederek, havuzdan çıkarıldı. Solunum ve kalbi durduğu fark edilen küçük Mustafa, o sırada olay yerinden geçen hastane e çalışan bir personel tarafından kalp masajı yapılırken, diğer kişilerde sağlık ekiplerine haber verdi. Olay yerine gelen sağlık ekiplerinin müdahalesi ile Mustafa hayata döndürüldü ancak, ambulansta bu kez ikinci defa kalbi durdu. 40 dakikalık kalp masajı ile tekrar hayata dönen Mustafa, Fırat Üniversitesi Hastanesine kaldırıldı.

FÜ Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesinde yoğun bakımda tutulan Mustafa, hayati tehlikeyi atlattı. Küçük çocuğun bir kaç günlük tedavisinin ardından taburcu edileceği bildirildi.

“Oğlumu bir işçi görüyor, koşarak havuza atlıyor”
Yaşanan olayla ilgili bilgi veren Nejla Saçsız, “Teyzesi bahçeye götürmüştü. Gelmeden önce Mustafa’yı arabaya bindirmiş. Kendi ellerini yıkamak için bir anlığına içeri girmiş. Döndüğünde bakmış arabanın içinde yok. Sonra bahçede aramış. 3 katlı evin önünde bir havuz var. O da etrafına bakınıyor ama o heyecanla havuzun içine bakmak aklına gelmemiş. 3’üncü kattaki işçi Mustafa’yı görüyor ve koşarak gelip havuza atlıyor. Havuzdan oğlumu çıkartıyor. Orada bir akrabamız gelip kalp masajı yapıyor. O kalp masajından sonra ciğerindeki su biraz çıkıyor. Sonra ambulans geliyor” dedi.

İki kez kalbinin durup da iyileşmesinin kendileri için tarif edilemez bir duygu olduğunu dile getiren Anne Saçsız, “Rabbime şükürler olsun. Çok sevinçli ve mutluyum. Bir anne daha ne ister. Beyinde bir sıkıntı yok. Hafızası yerinde. Kalp masajından dolayı vücut direnci düşük. Onu da toparlarsa bir aya kadar iyi olur” ifadelerini kullandı.

Kahraman işçi Bulgaristanlı
Elazığ’da güneş santralindeki işi nedeniyle gelen işçinin Bulgaristanlı Miroslav Todorov olduğu öğrenildi. Olayı anlatan Todorov, “Telefonla konuşmak için balkona çıktım. Araçlardan birini bekliyordum. Çocuk havuzdaydı, ilk gördüğümde çocuk olduğuna inanamadım, ikinci defa baktım. Çocuk olduğuna emin oldum. O anda düşe kalka koşmaya başladım. Tereddüt etmeden havuza girdim, çocuğu çıkarttım. Çocuğun yakını gelerek ağlamaya başladı. Bu sırada komşumuz olan bir hastane çalışanı gelerek çocuğa ilk müdahaleyi yaptı. Ambulans çağırdılar. Ambulans hemen geldi ve çocuğu götürdü” diye konuştu.
Todorov’un mesai arkadaşı İsmail Şükrü ise o gün arkadaşı Todorov’un evde kaldığını ve balkona çıktığında havuzdaki çocuğu fark ederek kurtardığını kaydetti.

Doktor: “40 dakika canlandırma işlemi uygulanmıştı”
Mustafa’nın ilk geldiğinde genel durumunun kötü olduğunu ve solunumunun olmadığını aktaran Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yusuf Sarı, “Bilinci kapalı durumda geldi. Olay yerinde ve hastaneye gelene kadar yaklaşık 40 dakika yeniden canlandırma işlemi uygulanmıştı. Hasta geldiğinde solunum cihazına bağlıydı ve ciddi nöbetleri vardı. Beyin etkilenmesi ön plandaydı. Bununla birlikte kas yıkımı ve organ yetmezlikleri mevcuttu. Takiplerde organ yetmezlikleri geriledi. Bilinci yerine geldi. Solunum cihazından ayırdık. Herhangi bir nöbet gelişmeden hasta düzeldi” diye konuştu.

İlk olarak olay yerinde kalbi durduğunu, müdahale ile canlandırıldığını ve yine ambulansta ikinci kez kalbi durduğunu yine canlandırıldığını anımsatan Dr. Sarı, Mustafa’nın genel durumunun şu anda iyi olduğunu ve bir iki gün içinde taburcu etmeyi düşündüklerini kaydetti. 

Kamil Can Kılıç-Zafer Demirbaş

İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Mühendislik Fakültesi Elektrik–Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Türker İnce’nin Tampere Teknoloji Üniversitesi İşaret İşleme Bölümünden Prof. Dr. Moncef Gabbouj ve Katar Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Serkan Kıranyaz ile geliştirdiği sistem, mobil cihazlar ya da akıllı bilekliklere eklenebilecek. Böylece sistemle kalp atımlarının seyri izlenebilecek, değişimler anında uyarı verebilecek.
Sağlıklı bir insanın EKG işaretlerini kullanılarak gelecekte olası kalp hastalıklarını tespit edebilecek erken uyarı sistemini işaret işleme ve makine öğrenmesi alanlarında yine kendilerinin önerdikleri yeni teknikleri uygulayarak geliştirdiklerini belirten Doç. Dr. İnce, çalışmanın uluslararası patenti için başvuru yaptıklarını kaydetti. Sistemi anlatan bilimsel çalışmanın akademik dünyada saygın bir nokta olan Nature-Scientific Reports dergisinde yayınlandığını aktaran Doç. Dr. İnce, “Dünya genelinde her yıl 7 milyondan fazla insan kalp hastalıkları sebebiyle yaşamını yitiriyor. Bugünün en ileri teknolojisi EKG monitor ve tanı cihazları kullanılsa bile bazı kalp anormalliklerini ortaya çıktığı anda tespit edebilecek sağlam ve güvenilebilir bir çözüm henüz bulunamadı. Hastalıklar erken evrede belirlendiğinde tedaviler daha etkili oluyor. Bu sebeple kalp hastalığına karşı erken uyarı verebilen kişiye özgü kalp sağlığı izleme sistemini oluşturduk” dedi.
Bugüne dek yapılan çalışmalarda sağlıklı bir insanın hastalıklı olabilecek kalp atışları diğer hasta insanların mevcut EKG verileri ile karşılaştırılarak tanıların konulduğunu vurgulayan Doç. Dr. İnce, şunları söyledi: “Ancak sağlıklı insanların EKG işaretleri biçimsel değişkenlik ve anormallikler gösterebildiğinden bu tip genel amaçlı modelleme veya öğrenme tekniklerinin başarılı uygulanabilmesi mümkün olamıyor. Önerilen yeni yaklaşıma göre kalp ile ilişkili bozulmalar işaret alanında yapay olarak modellenerek, sağlıklı bir insanın olası hastalıklı kalp EKG işaretlerinin sentezlenmesi mümkün olabilmekte ve bu sayede gerçek bir kişiye özgü kalp sağlığı izleme ve önceden uyarı sistemi gerçekleşebilmektedir.”

Mobil cihazlarda anında bildirim
Sistemle, bu alanda en sık kullanılan EKG veritabanları üzerinde yapılan performans testlerinde uzman kardiyologların kalp hastalıklarını erken tespit etme yeteneklerini taklit etmeyi başardıklarını ifade eden Doç. Dr. İnce, sistemin gerçek zamanlı ve kalp izleme amacıyla mobil taşınabilir cihazlara uygulanabileceğini bildirdi. Doç. Dr. İnce, kişide kalp rahatsızlığı olmasa bile kalp atışlarında herhangi bir değişim olduğuna ilişkin uyarının verilebileceğini belirtti.
 

Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı Yıldırım, kabak yüzde 90’dan sudan oluştuğunu ve lif içeriği yüksek ve kalorisinin düşük olduğunu söyledi. 1 bardak haşlanmış, süzülmüş, pişmiş, tuzsuz kabağın 49 kalori olduğunu dile getiren Yıldırım, “2 gram protein, 12 gram karbonhidrat ve 3 gram diyet lifi içerir. İyi bir C vitamini kaynağıdır” dedi.

Balkabağının hastalıklara karşı savaşan potasyum, pantotenik asit, magnezyum, C ve E vitamini, demir, çinko, selenyum, kalsiyum, niasin ve folat gibi bütün besin öğelerini içerdiğini anlatan Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı Yıldırım, “Kabağın parlak turuncu rengi onun önemli bir antioksidan olan beta karotenden zengin olduğunu gösterir. Beta karoten bitki karotenoidlerinden biridir ve vücutta A vitaminine dönüşür. A vitaminine dönüşümüyle beta karoten sağlık için önemli fonksiyonları gerçekleştirir. Mevcut çalışmalar beta karoten içeren zengin bir diyetin akciğer, kolon, mesane, serviks, meme, cilt gibi bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltabildiği ve kalp hastalığına karşı koruma sağladığını göstermiştir” ifadelerini kaydetti.

Balkabağının diğer hastalıkların yanı sıra katarakt ve yaşlanmanın getirdiği dejeneratif etkilerin oluşum riskini azalttığını kaydeden Uzman Diyetisyen Şebnem Kandıralı Yıldırım, “Diğer beta karoten kaynakları; havuç, kabak, brokoli, tatlı patates, kayısı ve yeşil yapraklı sebzelerdir. A vitamininden zengin besinleri günde 1-2 porsiyon tüketmek yeterlidir. Aşırı tüketimi derinin renginin sarı/turuncuya dönmesine neden olur” dedi.

Uzun yıllar şoförlük yaparak geçimini sağlayan Necati Ünal (85) ve eşi Nebahat Ünal (77), 2 yıl önce kalp krizinden hayatını kaybeden tek evlatları 57 yaşındaki Cumhur Ünal’ı yitirdi. Evlatlarının hayatını kaybetmesiyle adeta dünyaları yıkılan anne Nebahat Ünal, aşırı üzüntü sonrasında felç geçirerek yatağa bağlı yaşamaya başlarken, kocası da bir yıl önce geçirdiği kaza sonrasında iki ayağını kullanamaz hale gelip yatağa mahkum oldu. 

Aynı evde, aynı odada iki ayrı yatakta bakıma muhtaç halde bulunan Ünal çiftinin ihtiyaçlarını Nebahat Ünal’ın 62 yaşındaki ablası ile kanser tedavisi gören kızı Birgül Ünal karşılıyor. Ancak Birgül Ünal’ın da kanser hastalığı ile boğuşması sebebiyle yaşlı çift Ayvalık Belediyesi’nden evde bakım hizmeti istedi. Yaklaşık 2 yıldır ekipler tarafından pansuman, banyo, sakal traşı, tırnaklarının kesimi gibi desteklerin verildiği Ünal ailesinin, yatalak olmalarına rağmen hayatlarından memnun oldukları gözleniyor.

Nebahat Ünal, hizmetten duyduğu memnuniyeti ifade ederek, “Şu anda banyomu yaptırdılar. Son derece rahatladım. Allah onlardan razı olsun” dedi.

Göğüs kanseri rahatsızlığıyla boğuşan Birgül Ünal ise, eniştesinin 3 yıl önce, teyzesinin ise 2 yıl önce yatağa mahkum kaldığını söyledi. Ameliyat olduktan sonra kemoterapi tedavisinin sürdüğünü belirten yaşlı çiftin gönüllü bakıcısı Birgül Ünal, “Benim için zor olsa da annemin de katkılarıyla bu yaşlı çifti bakıyorum. Devlet iki yaşlı vatandaşın bakımı için bana bakım ücreti ödüyordu. Ancak Bağ-Kur benim maaşımın son zamlarla fazla olması sebebiyle bu ücreti kesti. 5-6 aydan bu yana bu ücreti almıyorum. Teyzem ve enişteme ben her şeyden evvel Allah rızası için bakıyorum. Devletimiz maaş vermese de bu bakımı sürdüreceğim” dedi. 

Suat Salgın