Aynı güzergahta görev yapan diğer otobüsün daha önce ambulans kullanan şoförü de acil bir durum olduğunu anlayıp otobüsün arkasından hastane bahçesine girerek kadına müdahale etti. Yaşanan telaş ve müdahale, otobüsün güvenlik kameraları tarafından da kaydedildi. 

Manavgat ilçesinde Yayla ve Kavaklı Mahalleleri arasındaki hatta çalışan 07 J 2141 plakalı Antalya Büyükşehir Belediyesine ait denetimli halk otobüsü şoförü Muhammet İnal geçtiğimiz pazartesi günü otobüste yolcu olarak bulunan bir kadının oturduğu koltuktan bir anda yere düştüğünü gördü. Düşerken başını da çarpan kadını gören yolcular panik halinde yardım etmeye çalışırken devreye otobüs şoförü Muhammet İnal girdi. Yolculardan hastanın çevresini açmasını isteyen şoför, otobüsün bütün kapılarını kapatıp dörtlü flaşörleri açarak korna eşliğinde hızla hastanenin yolunu tuttu.

Yaklaşık 4 kilometre hiçbir durakta yolcu alp indirmeyen otobüs şoförü, telefonla önceden bilgi verdiği Manavgat Devlet Hastanesi acil servisine geldi. Burada acil servis müdahalesi beklenirken, hastane bahçesine giren otobüsü gören bir başka otobüs şoförü Mustafa Güngör de, yolunu değiştirerek hastaneye girdi. Daha önce ambulanslarda görev yapan ve ilk yardım bilgisi bulunan Mustafa Güngör, önce kadının boğazına kaçan dilini çıkartıp nefes almasını sağladı ardandın da hastayı otobüse giren acil servis ekiplerine teslim etti.
Kadının sağlık durumunu iyi olduğu öğrenildi.

“Nefes alamadığını, morarmaya başladığını fark ettim” 

Otobüs şoförü Muhammet İnal, Yayla Mahallesi’nde Bayır Mezarlığı önünde otobüse binen bir kadının Köprübaşı durağına yaklaştığı sırada önündeki güvenlik kamerası ekranından aniden yere yığıldığını gördüğünü belirterek “Gidip baktığımda nefes alamadığını, morarmaya başladığını fark ettim. Hemen 112’yi aradım. Durumun kötüye gittiğini görünce dörtlü flaşörleri yakıp kornaya basarak doğrudan Manavgat Devlet Hastanesine yöneldim. Acil Servisin önüne geldiğimde doktorların meşgul olduğu bir süre beklemem gerektiğini söylediler. Bu sırada benim arkamdan acil servise gelen Mustafa Güngör isimli halk otobüsü şoförü arkadaşım kadının durumunu görünce hemen elini ağzına soktu ve kadının boğazına kaçan dilini çıkardı. Kadın yeniden nefes almaya başladı bir süre sonrada kendine geldi. Kadını sağlık ekibine teslim edip ayrıldık” dedi. 

Kadına müdahalede bulunan Mustafa Güngör ise “Doğu Garajından Manavgat Devlet Hastanesi istikametine giderken başka hatta çalışan 2141 plakalı otobüs kornaya basarak beni sollayınca bir şeyler olduğunu düşünerek hemen arkasından hızla hastaneye geldim. Yanına gittiğimde kadının nefes almadan yattığını gördüm. Daha önce ambulans şoförlüğü yaptığım için biraz olsun ilk yardım bilgim vardı. Kadının dilinin boğazına kaçtığını anladım ve elimle dilini boğazından çıkararak nefes almasını sağladım” dedi.

“Ödüllendireceğiz” 

Manavgat Şehiriçi Minibüs Kooperatifi Başkanı Ali Çenesiz, her iki şoförü de ödüllendireceklerini söyledi.
Olayın ardından açıklama yapan Manavgat Şoförler Odası Başkanı Muammer Ünal, her iki şoförü de canı gönülden kutladığını belirterek “Şoförler Odası olarak arkadaşlarımızı Trafik Haftası etkinlikleri kapsamında ödüllendireceğiz. Bu olay ilk yardım bilgisinin ne kadar önemli olduğunu bizlere gösterdi. Şoförler Odası olarak Halk Eğitim Müdürlüğümüz ile görüşmek suretiyle başta toplu taşıma aracı kullanan üyelerimiz olmak üzere tüm üyelerimize yönelik ilk yardım eğitimi düzenleyeceğiz. Yaz aylarında havaların ısınmasıyla birlikte bu ve benzeri olaylar daha fazla yaşanacaktır. Şoför kardeşimiz otobüsünde böyle bir olay yaşanınca en azından ilk yardımda bulunabilmeli” şeklinde konuştu.  

Arif Kaplan
 

Marmara Üniversitesi Hipertansiyon ve Ateroskleroz Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi (HİPAM) tarafından ‘Öğrenci Kalp Sağlığı Projesi Yola Çıktık Buluşması’ gerçekleştirildi. 

Öğrencilerin kalp sağlığı konusunda farkındalıklarını artırmak ve kalp sağlıklarını bugünden koruyarak daha sağlıklı olmalarına katkıda bulunmak için geliştirilen projenin tanıtım toplantısına Marmara Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Akalın, Marmara Üniversitesi Hipertansiyon ve Ateroskleroz Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ali Serdar Fak, Türk Kalp Vakfı (TKV) Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Güven, Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı Onur Temürlenk ve geniş bir davetli topluluğu katıldı.

“Bu projeyi gönülden destekliyoruz” 

Tanıtım toplantısında konuşan Marmara Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Akalın, sağlığın önemine dikkat çekerek, “Marmara Üniversitesi Rektörlüğü olarak bu projeyi gönülden destekliyoruz. Bundan sonraki süreçte de bu projeyi desteklemeye devam edeceğiz ilk olarak bunu belirtmek isterim. Sağlık aslında sağlıklı olduğumuz zaman çok önemsemediğimiz ama kaybolduğunda da diğer hiçbir şeyin sağlık kadar önemli olmadığını anladığımız bir olgu. İki gündür sesim gitti. Sesimin ne kadar önemli olduğunu anladım. İki üç gün öncesine kadar sesin bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum. Sağlık da böyle bir şey. Biz bu projeyi üniversite olarak çok önemsiyoruz. Bu projenin diğer üniversitelere bir model teşkil etmesini umut ediyoruz. Ve yine bu projenin alanında ilk proje olduğunu biliyoruz. Onun için başarısı üniversitemiz ve öğrencilerimiz açısından da çok önemli” diye konuştu.

Proje Türkiye’de ve dünya’da ilk olma özelliğini taşıyor 

İHA muhabirine açıklamalarda bulunan HİPAM Müdürü Prof. Dr. Ali Serdar Fak ise geleceğin sağlıklı Türkiye’sine katkıda bulunmak için çalıştıklarını ve bu projenin Türkiye’de ve dünyada ilk olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu: “Marmara Üniversitesi Öğrenci Kalp Sağlığı Projesi ülkemizde ve muhtemelen dünyada da alanındaki ilk projelerden bir tanesi bu projenin özelliği çok taraflı ve çok sahipli olması ama özünde öğrenci kulüplerimiz var amacı; kalp damar sağlığı alanında öğrencilerimizde farkındalığı artırmak, kalp damar sağlığı ve hastalık riskini öğrencilik yıllarından başlayarak azaltmak, kalp sağlığını korumak ve geleceğin sağlıklı Türkiye’sine katkıda bulunmak. Kalp ve damar hastalıkları Türkiye’de hala en fazla ölüme sebep olan hastalıklardır. Bu hastalık riskleri erken gençlik yıllarında başlıyor oluşmaya ve artmaya.
Biz bu farkındalığı artırmaya çalışıyoruz. Öğrencilik yıllarında öğrenci kulüplerimizin aktif katılımlarıyla artırmaya çalışıyoruz. Öğrencilerimiz kayıt olduktan itibaren mezun olana kadar kalp damar risklerini gönüllülük esasına göre kayıt altına almak. Yüksek riskli olan öğrencilerimizi takip etmek, tıbbi ve sosyal olarak risklerini azaltmaya çalışmak, özellikle sosyal ve fiziksel projelerle bu riskleri azaltmak. Kalp damar sağlığı açısından farkındalığı yüksek olan bir toplum olarak ileride aile, iş sahibi olacak öğrencilerimizi şimdiden buna hazırlamak”. 

Düzenlenen tanıtım programının ardından, Genç İnovatif Sağlıkçılar kulübü tarafından etkinliğe katılan öğrencilerin kalp sağlığını takip etmek için sigara ve ilaç kullanım öyküsü, kan basıncı, boy, kilo ve bel çevresi, kan şekeri ve kolestrol ölçümleri yapıldı.  

Rıfat Fırat – Fatih Gavuz

Acıbadem Üniversitesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, ceviz tüketiminin insan sağlığına etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. Prof.Dr. Baş, günde 30 gram ceviz tüketiminin kalp ve bağırsak sağlığı için faydalı olduğunu belirtti. Baş, “Dr. Klaus Parhofer tarafından yürütülen ceviz ve mikrobiyomla ilgili çalışmanın sonuçları açıklandı. Çalışma, düzenli ceviz tüketiminin daha iyi bir sağlık durumuyla oldukça ilişkili olduğunu gösteriyor. Çalışmanın sonucunda elde edilen bulgular, ceviz tüketiminin mikrobiyota (bağırsak florası) kompozisyonunu ve çeşitliliğini de olumlu etkilediğini ortaya koyuyor” dedi. 

8 hafta boyunca günde 43 gram ceviz tüketiminin sağlıklı deneklerdeki lipidleri anlamlı ölçüde etkilediğinin daha önce Dr. Parhofer tarafından gözlemlendiğini belirterek, “Bağırsak mikrobiyomunun da değerlendirildiği aynı çalışmada, 134’ü kadın toplamda sağlıklı 194 Avrupa kökenli denekler aldı. Sonuçlar, 8 hafta boyunca günde 43 gram ceviz alımının, sağlıklı bireylerde probiyotikleri ve butirik asit üreten türleri artırarak bağırsak mikrobiyomunu anlamlı ölçüde olumlu etkilediğini gösteriyor” diye konuştu. 

“Günde 30 gram ceviz tüketimi kalp ve bağırsak sağlığı için faydalı” 

Prof. Dr. Murat Baş, ceviz ve bağırsak mikrobiyotası ilişkisiyle ilgili olarak; “‘Mikrobiyom’ adını verdiğimiz mikroorganizmalar, bir yandan sindirime yardımcı olup ihtiyacımız olan, fakat vücudumuz tarafından üretilmeyen besin maddelerini bize sağlarken, diğer yandan bizleri hastalık yapıcı mikroorganizmalara karşı koruyorlar. Sağlıklı bir mikrobiyota için prebiyotikler ve probiyotikler oldukça önemlidir. Sert kabuklu yemişler ailesinden olan cevizin bağırsak mikrobiyotasına olan olumlu etkileri ile ilgili çalışmalar heyecan verici sonuçlar içeriyor. Ceviz, hem yapısında bulunan değerli yağ asitleri, hem de ince kabuğunda bulunan lif nedeniyle, bağırsaklarda bulunan yararlı probiyotik bakterilerin gelişimi için destek sağlıyor. Ceviz içinde bulunan antioksidan polifenol bileşikler de, prebiyotik etki göstererek bağırsak sağlığına katkı sağlamaktadır. Günde 30 gram ceviz tüketimi hem kalp sağlığı, hem de bağırsak sağlığı açısından gereklidir” şeklinde konuştu. 

“Sağlıklı bir yaşam için yüksek lif içerikli beslenme önemli” 

Sağlıklı bir yaşam için bitkisel kaynaklı ve yüksek lif içerikli beslenme türünün önemini vurgulayan Prof. Dr. Murat Baş, “Günümüz beslenme alışkanlıkları ‘uygarlık hastalıkları’ olarak bilinen obezite, tip 2 diyabet, kardiyovasküler ve benzeri kronik hastalıklar dünyayı tehdit altına aldı. Çok sayıda çalışma, Tip 1 diyabet, lupus, astım, MS, romatoidartrit, alerji, çölyak hastalığı, İltihaplı Bağırsak Hastalığı (IBD) ve Crohn hastalığı gibi hastalıklar ile bozulmuş mikrobiyota arasında ilişki olduğunu gösteriyor. Yüksek yağlı ve basit karbonhidratları içeren beslenme alışkanlıkları iyi bakteri türlerini azaltırken, kötü bakteri türlerinin artışına neden oluyor. Ceviz gibi bitkisel kaynakların ağırlıklı olduğu, yüksek lif içeren beslenme alışkanlıkları ise; tam tersine iyi bakteri türlerinin artması ve kötü bakteri türlerinin azalması ile sonuçlanıyor” ifadelerini kullandı.  

Pendik Bölge Hastanesi doktorlarından Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gönenç Kocabay, kardiyovasküler hastalıkları hakkında önemli açıklamalarda bulundu. 

Doç. Dr. Gönenç Kocabay, kardiyovasküler hastalıklar (KVH) yani kalp-damar hastalıklarının, dünya genelinde ölümlere en sık yol açan hastalıklar olduğunu söyleyerek, ateroskleroz, kalp krizi, iskemik inme, kalp yetmezliği ve aritmi kalp vanasında oluşan sorunların kardiyovasküler hastalıklara neden olabileceğini ifade etti.

Dünyada en yaygın kardiyovasküler hastalık türünün kalp krizine neden olabilen koroner arter hastalığı (CAD) olduğunu belirten Doç. Dr. Kocabay, koroner kap hastalığı da denilen CAD’ı, kalbe kan ve oksijen sağlayan küçük damarların daralması olarak açıkladı.

Kardiyovasküler hastalıklar nelerdir? 

Doç. Dr. Gönenç Kocabay, kalp ve kan damarlarının hastalıklarını kapsayan kardiyovasküler hastalıkları şu şekilde açıkladı:
”Koroner damar hastalıkları (Koroner Kalp Hastalığı): Kalp kasını besleyen damarların kısmi ya da tam tıkanmasıyla oluşmaktadır.
Beyin damar hastalıkları: Beyni besleyen kan damarları hastalıklarıdır.
Periferik damar hastalıkları: Kolları ve bacakları besleyen kan damarları hastalığıdır.
Romatizmal kalp hastalıkları: Bademcik enfeksiyonuna (tonsillit) yol açan streptokok türü bakterilerin sebep olduğu kalp kapaklarının ve kaslarının etkilendiği hastalıklardır.
Konjenital kalp hastalıkları: Kalbin, doğumda var olan yapısal bozukluklarıdır.
Derin ven trombozu ve pulmoner emboli: Bacak toplardamarlarında (‘ven’lerde) oluşan kan pıhtıları ve bunların kalp ve akciğere taşınması ile oluşur”.

Kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörü 

Kalp hastalıkları ve inme için sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımının risk faktörü oluşturduğunu vurgulayan Doç. Dr. Kocabay, bu risk faktörlerinin koroner damar hastalıkları ve beyin damar hastalıklarının yüzde 80’ini oluşturduğunu da sözlerine ekledi.

Doç. Dr. Kocabay, bu yaşam tarzı ve alışkanlıkların, kişide yüksek kan basıncı (hipertansiyon), yüksek kan şekeri (diyabet, şeker hastalığı), yüksek kolesterol (hiperlipidemi) ve aşırı kilo (obezite) gibi problemlere yol açabileceğinden bahsederek, kalp krizi, inme, kalp yetersizliği ve diğer kardiyovasküler hastalıklara davetiye çıkarabileceği bilgisini verdi. Kocabay, tütün ve alkol kullanımının bırakılması, diyetteki tuz miktarının azaltılması, meyve-sebze tüketimi ve düzenli fiziksel aktivite gibi önerilerin kardiyovasküler hastalıklarının riskini azaltacağını söyledi.

Kardiyovasküler hastalıklarının belirtileri 

Küreselleşme, kentleşme ve nüfusun yaşlanması da kardiyovasküler hastalıkların altta yatan sebeplerini oluşturduğunu dile getiren Doç. Dr. Kocabay, kardiyovasküler hastalıkların diğer önemli belirleyicilerinin stres ve genetik faktörler oluşturduğunu ifade ederek şu açıklamalarda bulundu: “Kalp krizi belirtileri; göğüs ortasında ağrı, baskı, yanma ya da rahatsızlık hissi, kollarda, sol omuzda, dirsekte, alt çene ya da sırtta ağrı ya da rahatsızlık hissi, İlave olarak nefes darlığı, fenalık hissi, bulantı-kusma, soğuk terleme, solukluk ya da kafada sersemlik hissi kalp krizinin habercisi olabilir”.

Felç belirtileri 

Doç. Dr. Kocabay felç belirtileriyle ilgili olarak ise şunları kaydetti: “Yüzde, kol ya da bacaklarda, özellikle de vücudun bir yarısında, ani başlayan güçsüzlük, özellikle vücudun bir tarafında uyuşma, bilinç değişiklikleri, konuşmada ya da anlamada zorluk, gözlerde görme bozuklukları, yürüme güçlüğü, baş dönmesi, denge ve koordinasyon bozukluğu, nedeni bilinmeyen baş ağrısı, bayılma ve bilinç kaybı olarak görülebilir”.  

İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi VM MedicalPark Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Umut Yavuz, uzun süreli oturmanın, eklemlerde, bel ve sırtımızdaki omurilik sisteminde ve omurga sisteminde ciddi sorunlar oluşturabileceği konusunda uyardı, “Çok oturduğumuz zaman diz ekleminde belli aşınmalara fırsat veriyoruz; özellikle dizde, kemikte, kıkırdakta. Yürümek hem kıkırdağın canlılığı için hem de kemiğin içindeki yapım ve yıkım dengesi için önemlidir. Bu yüzden gün içinde muhakkak yürümeye vakit ayırmamız lazım” dedi.

“Günde en az 8 bin adım atın”

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre günde en az 8 bin adım atmamız gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Umut Yavuz, “Bir saat oturarak çalışılmışsa, en azından 5 dakika ofis içinde muhakkak ayağa kalkıp, küçük yürüyüşler yapmamız lazım. Bu sürede hem kaslar tekrar aktive olmuş olur hem kemiğin yerden aldığı basınç sayesinde kemik döngüsü sağlanmış olur hem de omuriliğin tekrar eski, dik duruşuna sahip olması sağlanır” ifadelerini kullandı.

“Kalp ya da beyinde pıhtı oluşmaması için yürüyüş yapın”

Oturduğumuz her saatin sonunda en azından 5 dakikalık bir yürüyüş yapmamız gerektiğinin altını çizen Yavuz, “Varis hastalığı ya da kalp dolaşım sorunu olanların yürümesi, ayakta biriken göllenmeyi, kalbe doğru pompalamayı sağlayacaktır. Kaslar içindeki toplardamarlar, kaslar kasılırsa kanı geri pompalar. Bunun için bile yapmamız lazım. Pıhtı atmaya neden olacak hastalıkları olanlar ya da ilaç kullananlar da kalp ya da beyinde pıhtı oluşmaması için kesinlikle yürümeliler” dedi.

“Birçok hastalığın ana nedeni hareketsizlik” 

“Çok oturmak en basit ihtimalle kabızlık yapar, ayaklarda şişkinlik yapar ve bu ilerlerse cerrahi boyuta ulaşır. Birçok hastalık hareketsizlikten kaynaklanır, bağırsak problemleri, kas-eklem ve boyun problemleri, damar problemleri gibi. “

“Sabah yataktan aniden kalkmayın”

Farkında olmadan yaptığımız ve alışkanlık haline getirdiğimiz bazı hareketler bir gün bize hastalık olarak dönebilir. Sabah uyandığımızda, yataktan hızlıca kalkmak, bazılarımız için bu alışkanlıklardan biri. Yavuz bu konuda da uyarıda bulunarak, “Önce nerede olduğumuzu idrak etmeliyiz. Uzun süre yattığımızda zaten tansiyonumuz düşmüş oluyor. Ani hareketler, hem baş dönmesi hem de bazı kas zedelenmelerine neden olabilir. Bu yüzden önce yatağımıza oturup etrafa bir bakmamız lazım, bu süre zarfında, bilinç durumu oluşur, tansiyon dengelenir. Kısa süreli bu hazırlıktan sonra ayaklarımız yere değebilir ve harekete geçebiliriz” şeklinde konuştu.

“Kireçlenmeden korunmanın en kolay yolu; su içmek”

Yaşam kalitesinde ciddi düşüşe neden olan eklem kireçlenmesi, tedavisi zaman alan, bazen cerrahi müdahaleler gerektiren bir hastalık, Yavuz bu hastalığın da yürüyüşle ertelenebileceğini söyleyerek, “Kireçlenmenin oluşmasında muhakkak genetik faktör etkili. Bu hastalık olacaksa bile bunu mümkün mertebe ileri yaşlara atmamızı ve daha hafif atlamamızı sağlayacak önlemler almamız gerekiyor. Özellikle kalça ve diz bölgesinde yaşanan kireçlenmeler sorun oluşturuyor ve cerrahi boyutlara ulaşıyor. Bunun için kalça ve diz bölgesini kuvvetlendirici egzersizler yapmak, vücudu susuz bırakmamak, yürüyüş yapmak gerekiyor. Yürüyüş sıklığına, yürüyüş şekline ve yürüdüğümüz zemine dikkat etmek gibi önlemler kireçlenmeyi geciktirir” dedi.

“Yürüyüş kemik erimesinden korur”

“Yürüyüş, hem kas dengesini sağlar hem de turnover dediğimiz, kemikteki yapım-yıkım dengesini düzenler” diyen Yavuz, eklem kireçlenmesi yaşayan ya da yaşaması muhtemelen olan bir hastanın, düzenli yürüyüş yaparak, kireçlenmenin üzerine bir de kemik erimesinin eklenmesini engelleyebileceğine vurgu yaptı. Yavuz, yürüyüş ve egzersiz yapmayan ve genetik yatkınlığı olan hastaların eklem kireçlenmesine daha erken yaşlarda yakalanabileceğine dikkat çekti.

“Göbek, karaciğer ve iç organlarda yağlanma sebebi”

Halk arasında, ‘Türk Kası’ denerek sempatik hale getirilen göbek, sayısız hastalığa neden oluyor. Lokal bir yağlanma gibi görünen göbeğin, karmaşık bir hastalıklar dizisine zemin hazırladığı konusunda uyarıda bulunan Yavuz, “Türk halkı yemeyi biliyor ve seviyor ama düzgün beslenmiyor. Ağız tadı iyi ama kendini kontrol edemiyor, durduramıyor. Adına Türk Kası deniyor ama bunun birçok komplikasyonu var örneğin karaciğer yağlanması, iç organlarda yağlanma ya da fonksiyonlarını bozma, kalp koroner damarlarında yağlanma gibi sistematik problemler oluşur. Ortopedik olarak da aşırı yük öne doğru eğilmeye davetiye çıkarıyor” dedi.

“Öne doğru eğilme vücuda 60 kiloluk yük yapıyor”

Son olarak sırt ve bel sorunlarına davetiye çıkaran, yapılan yanlış hareketler hakkında da bilgilendirmelerde bulunan Yavuz,“En çok omuriliğe yük bindirme pozisyonu öne doğru eğilme pozisyonudur. Bu pozisyonlar, taşınan kiloyu 6 kilodan 60 kiloya çıkarabiliyor. Sırt, bel, omurilik hepsi bu durumdan etkilenebiliyor. Altyapıda, kıkırdak ve bağlarınızda bir problem varsa zaten fıtık hastalığı dediğimiz şeye davetiye çıkarmış oluyorsunuz. Bunun yıllar içinde oluşturduğu, ‘pozisyona bağlı kamburluk’ dediğimiz şey de kiloyu verince hemen düzeltebileceğiniz bir şey değil. O yüzden, bunu geleceğe yatırım olarak düşünerek, hem damarlarımıza, hem karaciğerimize, hem iç organlarımıza, hem tüm sırt kaslarına ve omuriliğe zarar vermemek için, geleceğe yatırım açısından erken vakitte kurtulmak gerekiyor” diyerek sözlerini sonlandırdı.

 MHP İstanbul Milletvekili Ekmeleddin İhsanoğlu, Azerbaycan’da kalp krizi geçirdi. 

Diasporadan Sorumlu Devlet Komitesi ve Nizami Gencevi Uluslararası Merkezi tarafından düzenlenen 6. Küresel Bakü Forumu’nun “Bölgesel güvenlik, bölgesel barış: Orta Doğu” adlı panelinde durumu kötüleşen İstanbul Milletvekili ve İslam İşbirliği Teşkilatı eski Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu hastaneye kaldırıldı. 

Merkezi Klinik Hastanesi Kardiyoloji Şubesi Şefi Doç. Dr. Firdovsi İbrahimov yaptığı açıklamada İhsanoğlu’nun kalp krizi geçirdiğini söyledi. İbrahimov,”İhsanoğlu şeker hastası. Önce de kalbinde küçük problemleri olmuş, ancak ciddiye almamış. Bugün ise kalp krizi geçirdi. Anında müdahale ettik. Damar yüzde 100 tıkanmıştı. Damarı açtık, stent konuldu. Şimdi yoğun bakımda, durumu ise stabil. Tedavisi devam ediyor” dedi. 

İhsanoğlu, bugün panelde kendisini kötü hissettiğini söyleyip, konuşmasını yarıda bırakmak zorunda kalmıştı. Peki Ekmeleddin İhsanoğlu kimdir?

EKMELEDDİN İHSANOĞLU KİMDİR?

1943 yılında Kahire’de doğan İhsanoğlu’nun bilim tarihi, Türk kültürü, İslam dünyası ve Batı dünyası ilişkileri ve Türk-Arap ilişkileri hakkında değişik dillerde çok sayıda Kitap, makale ve tebliği bulunuyor.

İhsanoğlu, Mısır Ayn Şems Üniversitesi Fen Fakültesi’nden mezun olduktan sonra El Ezher Üniversitesi’nde akademik hayata başladı. Türk kültürünü küçük yaşta aile çevresinde tanıyan İhsanoğlu, Kahire Milli Kütüphanesi’nde ve Ayn Şems Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Osmanlı kültürü ve edebiyatı ile ilgili araştırma ve eğitim çalışmaları yaptı. 1974’te Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde doktorasını tamamladıktan sonra, İngiltere’de Exeter Üniversitesi’nde doktora sonrası çalışmalar yaptı.

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op.Dr. Mehmet Uğur Es, kalp damar hastalıkları ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Kalp damarlarının çok önemli olduğunu vurgulayan Op.Dr. Mehmet Uğur Es, “Dünyada meydana gelen ölümlerin yüzde 40’ından fazlasının kalp damar hastalıkları yüzünden oluyor. Kalp bildiğiniz gibi 250 300 gram ağırlığındadır. Yani avucumuza alabiliyoruz. Dakikada 5 litre kadar kanı pompalıyor. Bunun bir litresini kendi alıp kullanıyor. Bu bahsettiğimiz kalbi besleyen damarlar aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Bu yüzden bu damarlar çok önemli” dedi.

DAMAR SERTLİĞİ

Damarlar zamanla serleşip tıkanabileceğini aktaran Op. Dr. Es, “Buna damar sertliği diyoruz. Zamanla ilerleyip belli bir noktada çatlayarak orada bir takım pıhtılaşma oluyor. Ardından birikerek krizlere de yol açabiliyor. Ailesinde kalp damar hastalığı olanların dikkatli olması gerekir. Günümüzde en çok tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı gibi sebepler önümüze geliyor. Bu da az aktiviteyle , çok yiyip içmekle, kilo almakla ve hareketsiz hayatla ilgilidir. 2 bin sene önce yüksek tansiyon diye bir hastalık yoktu. Çünkü insanlar kendi gıdalarını kas gücü ile çalışarak temin ediyordu ve avlanıyordu. Ama günümüzde asansörler, otomobiller, kısa mesafeleri bile yürümemek gibi bir durumla karşı karşıyayız. Bu da insanlarımızı hasta ediyor. Sigara hastalığı önemli sebeplerinden biridir. Pek çok organ ve dokuya zararı olduğu gibi, kalp damarlarına da direk spazm ve zamanla tıkayıcı etkisiyle zararlı bir etkiye sahiptir” diye konuştu.

“DOĞAL BESLENİN”

Kalp damar hastalıklarına karşı alınacak önlemelere de değinen ES, “Bu hastalıktan korunmak için yediğimiz içtiğimiz besinlere dikkat etmek ve özellikle paketlenmiş gıdalardan uzak durmak gerekiyor. Hareketli bir hayat, her gün belli bir süre yürümek, işe gidip gelirken araç kullanmamak, hafta sonu spor yapmak, doğal beslenmek, zeytin yağı, tere yağı, yağsız kırmızı et, balık eti ve tavuk eti yemek, stresten uzak kalma gibi hususlarla önlenebilir” şeklinde konuştu.

Yunus Özhanlı

Girne Amerikan Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Barlas N. Aytaçoğlu, sağlıklı yaşam saplantısı içinde yaşamanın da, stres sebebi olduğunu ve bu tip bir stresin, kalp ve damar hastalıklarının işini kolaylaştırdığını söyledi. Prof. Dr. Aytaçoğlu açıklamasının devamında ise, “Vücut sistemindeki damar sistemini; öncelikle ikiye ayıralım, çünkü vücudumuzda iki tip damar var. Birisi atardamarlar iken, diğeri de toplardamarlardır. ‘Damar sertliği’ dediğimiz bir tablo var. İnanın, damar sertliği; düşünebileceğiniz bütün kanserlerden daha kötü bir şeydir. 5 yılda yaygın damar sertliği olan insanların, 5 yıldaki yaşam oranları yüzde 30’dur. Yani, damar sertliği; yaygın bir hastalık olarak karşımıza çıktığında, en az kanser kadar öldürücü bir hastalıktır. Artık, pek çok kanser türlerinde, 20 yıllık yaşam sürelerini konuşuyoruz. Biz de, atardamarlar için damar sertliğinde, 5 yılda yüzde 30 luk bir yaşam oranından bahsediyoruz. Atardamar sertliğini önlemenin bir takım yolları vardır. Bunu, bugünkü bilgilerimiz ile yüzde yüz oranında önleyemiyoruz, ama kayda değer bir şekilde geciktiriyoruz. Ancak, damar sertliğini; ciddi şekilde tetikleyen problemleri de irdelemek de lazım. Örneğin; Şeker hastalığımız varsa, kötü kolesterol dediğimiz yapı, damarlarımızın yüzeyindeki pürüzsüz yapıyı bozuyor ve bu, damarlarda bir takım plaklar vasıtası ile kireçlenmelerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu da, yavaş yavaş ilerleyerek damarı tıkıyor. Bu plaklar, yırtılıyor, sonuçta kalp krizi gerçekleşebiliyor” ifadelerini kullandı.

“AŞIRI SAĞLIK TAKINTISI, HAYATINIZIN STRESİDİR”

GAÜ Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Barlas N. Aytaçoğlu; İnsanların, hayatta sağlık saplantısı içerisinde olmamasını dilediğini vurgulayarak; “ Sağlıklı yaşam saplantısı içinde yaşamak da, bir stres sebebidir. Sağlıklı yaşamalıyız, doğrudur. Doğal da yaşamalıyız. Ancak, bir saplantı haline geldiğinde, hayatınızın stresi haline gelir. Bunu, özellikle vurgulamak istiyorum, aşırısından kaçınmamız lazım. Daha dengelenebilir sınırlar içerisinde, sağlıklı yaşamamız lazım. Yeni, güncel bilgileri uygulamak; herhalde, sağlıklı yaşama doğru daha güzel bir yolculuk sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.

Son yıllarda uyku apnesi sorununun yaygınlaştığına dikkat çeken Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hemen hemen herkesin yaşayabileceği ortak bir sorun olan uyku apnesinin obeziteden, hipertansiyona kadar birçok kronik hastalıkla ilişkili olduğunu ifade etti.

Erkeklerin riski daha yüksek

Erkeklerin daha yüksek risk altında olduğunu kaydeden Prof. Dr. Seyfeli, “Genelde hastalar uykuda horladıklarını veya nefeslerinin durduğunu fark edemedikleri için hastalığının tanısı çoğu zaman gözden kaçıyor. Sorunu fark eden kişiler de genellikle hastaların eşleri ya da yakınları oluyor. Erken tanının sağlanması açısından; uyku sırasında horlama, 10 sn ve üstünde nefes almada durma, gün içinde yorgunluk, kan basıncında yükseklik veya direnç oluşması gibi şikayetlerde zaman kaybedilmeden hekime başvurulması gerekiyor. Özellikle fazla kilolu (BMI>35) ve 50 yaş üstü erkeklerin uyku apnesi açısından değerlendirilmesi önem taşıyor” dedi.

Diyabet, hipertansiyon, kolesterolü olanlar dikkat!

Uyku apnesinin en sık kardiyovasküler hastalıklar ve onun risk faktörleri ile birlikte olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ergün Seyfeli, “Hipertansiyon, koroner arter hastalığı, felç, ritim bozukluğu ve kalp yetmezliği ile yakın ilişkide olduğu bilinen uyku apnesinin, eşlik ettiği kalp hastalıklarının daha kötü seyrettiğine ve bazı komplikasyonların da yaklaşık 6-7 kat arttığını söylüyor. Uyku apnesi ve kalp hastalıkları arasında birbirini tetikleyen farklı bir ilişki söz konusu. Çünküaraştırmalar, uyku apnesi sadece kalp hastalıklarına etken olmakla kalmadığını,kalp ve damar hastalıklarının da uyku apnesine neden olduğunu gösteriyor. Yani uyku apnesi hem neden hem de sonuç olabiliyor” diye konuştu.

Kalp yetmezliği tedavisi apne sıklığını azaltabiliyor

Uyku apnesinde kalp krizi riskinin apnesi olmayanlara göre 2 kat daha yüksek olduğuna işaret eden Prof. Dr. Ergün Seyfeli, “Yapılan çalışmalarda kalp krizi veya kroner arter hastalıkları nedeniyle hastaneye yatırılanların yüzde 70 inde uyku apnesi bulunuyor. Kilo kontrolü, kalp yetmezliğinin tedavisi uyku apnesinin sıklığını azaltacaktır” ifadelerini kullandı. 

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesi Bağcılar Mahallesi’nde ikamet eden Savaş ve Fatma Ekti çiftinin kızı İrem Su’ya (4), 8 aylıkken kalp yetmezliği teşhisi konuldu. Koşması yasak olan ve organik ürünlerle beslenmesi gereken İrem Su’nun 3 yıl önce yüzde 30 olan kalp ritmi, 2 hafta önce yüzde 18’lere düştü. Baba Savaş Ekti, kızının kalbinin bitmiş durumda olduğunu ve ifade ederek, “Kızımda kalp yetmezliği ve kalp büyümesi var. Kızıma herhangi bir cihaz takılmıyor. Kalbi bitmiş diye anjiyo ya da pil takılmıyor. Kalbi sünger gibi olmuş. Yürüdüğü zaman, koştuğu zaman yüzünde ve elinde morarmalar oluyor. Nefessiz kalıyor” diye konuştu.

“Kalp nakli olması şart”

İrem Su’nun kalp ritminin yüzde 30’un altında olduğu için nakil olmasının şart olduğunu, biraz daha düşmesi durumunda kaybedileceğini anlatan baba Ekti, “Kızımın durumunun gittikçe kötüye gittiğini söylüyorlar. Bir an önce nakil olması şart. İzmir’de dosya açılmış nakil için sırada bekliyoruz ama şuan umut yok. Kızımın da durumu gittikçe kötüye gidiyor. Çaresiziz, ne yapacağımızı bilemiyoruz. Kalbi bitmiş tükenmiş durumda. Koşması yasak, enfeksiyondan korunması lazım, mikroptan korunması lazım. Kalabalık yerlerden uzak olması lazım. Dakika dakika kontrol ediyoruz. Özellikle enfeksiyondan koruyoruz. Kalbe vurursa durumu çok çok kötüye gider. Doktorlar kalp ritminin biraz daha düşmesi halinde değil hastaneye evden bile çıkarttığınız zaman çocuk kaybedilir diyor. Daha fazla düştüğünde nakil bile olursa bıçağın altında kalma riski yüzde 90 diyorlar. Kızımızın biran önce yurt dışında götürülüp nakil olmasını Cumhurbaşkanımdan, Başbakanımdan istiyoruz. Sonuçta ciğerimizdir. Maddi olarak da tam bakamıyoruz. Daha güzel beslenmesi lazım. Organik ürünler kullanmamız gerekiyor ama maddi durumumuz olmadığı için yerine getiremiyoruz. Gittikçe durumu kötüye gidiyor. Gözümün önünde eriyip gidiyor ve elimden gelen bir şey yok. Ameliyatın masrafını da tam olarak bilmiyorum ama yüksek miktarlarda. Türkiye’de kalp yok. 3 yıldan fazladır bekliyoruz ama yok ve kızımın da kalp ritmleri gittikçe kötüye gidiyor” ifadelerini kullandı.

“Gözümün önünde eriyip gidiyor”

Çocuklarının gözlerinin önünde eriyip gittiğini dile getiren anne Fatma Ekti ise şunları kaydetti:
“Biran önce iyileşmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımızdan, devletimizden yardım istiyoruz. Bir yere gittiğimiz zaman ‘Anne yoruluyorum, beni kucağına al’ diyor. İlaç verdiğimde, ‘Yeter. Sabahtandır ilaç veriyorsun bana’ diyor. Hastalığı ile ilgili kendi aramızda konuştuğumda ‘ben hasta değilim’ diyor. Artık her şeyi anlıyor. Yanında konuşamıyoruz.” 

Emrah Kızıl – Murat Başal