Sanığın, yerel mahkemenin kararının ardından tahliye edildiği ve İstinaf Mahkemesinin kararıyla birlikte 4 ay daha cezaevinde kalacağı öğrenildi. 

Sancaktepe’de 8 Haziran 2017 tarihinde aşırı hız yapan 13 yaşındaki R.A.’nın hakimiyetindeki minibüs, önüne bir çocuğu katarak eve girmişti. Kazada evde bulunan çocuklar Efe Yağız Tepe ve Elif Nur Dursun hayatını kaybetmişti. 

Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, minibüs şoförü tutuklu sanık R.A.’yı, “taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına sebebiyet verme” suçundan 4 yıl 2 ay hapse çarptırarak tutuklulu halinin devamına karar verdi. 

Sanık, kararın ardından tahliye edildi 

Kararın ardından sanık R.A.’nın avukatı tutukluluk halinin devamına itiraz etmesi üzerine, üst mahkeme sıfatıyla İstanbul Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, sanık R.A.’nın tahliyesine hükmetti.

İstinaf mahkemesi hapis cezasını onadı 

Ayrıca sanık avukatı hükmün bozulması istemiyle dosyayı İstinaf kanun yoluna taşıdı. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19’uncu Ceza Dairesi, yerel mahkemenin sanığa “taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına sebebiyet verme” suçundan verdiği 4 yıl 2 aylık hapis cezasını usul ve yasaya uygun bularak onadı. 

Kesinleşen kararla, sanık R.A.’nın yattığı süre ve 1 yıllık denetimli serbestlik hakkından yaralandıktan sonra 4 ay daha cezaevinde yatacağı öğrenildi.  

Gamze Erdemir

Kamuya ait bir binanın yıkılması sonucu hayatını kaybeden 9 yaşındaki çocuğun ailesinin Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuruda karar açıklandı. Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre davaya konu olayda, 16 Kasım 2010 tarihinde Muş’un Varto ilçesine bağlı Hüseyinoğlu köyünde ikamet eden ve olay tarihinde 9 yaşında olan E.Y., köyün yakınlarında bulunan tek katlı metruk binanın içine yanındaki eşekle birlikte girdi. E.Y., eşeği binanın duvarlarından birine bağlamaya çalıştığı sırada yıkılan duvarın altında kalarak hayatını kaybetti.
Söz konusu binanın 1991-1992 yıllarında PTT Van Başmüdürlüğü tarafından radar binası olarak yapıldığı ancak hiç kullanılmayarak 1999 yılında TRT’ye devredildiği, yapımından itibaren binanın iki kurum tarafından da atıl vaziyette bırakıldığı ifade edildi. E.Y.’nin yakınları tarafından açılan davanın bilirkişi raporunda, binanın deprem şartnamesine uygun inşa edilmediği, metruk bir halde bırakılan yapının korumaya alınmayarak, çevresine uyarıcı işaretin de konulmadığı aktarıldı.

Cumhuriyet Başsavcılığı çocuğun kendi kusuru yüzünden öldüğünü belirtti
Varto Cumhuriyet Başsavcılığınca 31 Temmuz 2014 tarihinde bina müteahhidinin ve binayı denetlemekle görevli PTT çalışanlarının kimliklerinin tespit edilemediğini belirledikten sonra söz konusu binaya büyükbaş hayvanla giren E.Y.’nin kendi kusuru nedeniyle öldüğü ve kusur yüklenebilecek kimse bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya gerek olmadığına hükmetti. E.Y.’nin ailesi, o tarihte binanın maliki olan TRT hakkında da tazminat davası açtı. Ancak bilirkişi raporunda TRT’ye kusur atfedilmediği için tazminat talepleri reddedildi. Acılı aile, bunun üzerine yaşama hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.

“Çocuğun binaya eşekle girmesi, makamların gerekli tedbirleri alma sorumluluklarını ortadan kaldırmaz”
Anayasa Mahkemesi, 9 Ocak 2018 tarihinde başvuruyu incelemek üzere toplandı. Yapılan değerlendirmede, söz konusu kamu binasının kişilerin yaşamı üzerinde risk oluşturduğu ifade edilerek, “Müteveffanın 9 yaşındaki bir çocuk olması nedeniyle yetişkinlerin sahip olduğu muhakeme yeteneğine sahip olmadığı, müteveffanın binaya eşekle girmesinin kamusal makamların gerekli tedbirleri almamış olmalarından kaynaklanan sorumluluklarını ortadan kaldırmadığı değerlendirilmektedir” denildi.
Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17’inci maddesinde güvence altına alınan yaşama hakkının ihlal edildiğine, E.Y.’nin ailesine net 40 bin TL manevi tazminatın müştereken ödenmesine, 2 milyon 186 bin 60 TL’lik yargılama giderlerinin başvurucuya ödenmesine karar verildi. 


Hükümet Sözcüsü Bozdağ, twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Anayasa ve yasada belirtilen konularla sınırlı bireysel başvuruları incelemek ve karara bağlamak, Anayasa Mahkemesi’nin yetkisi ve görevi dahilindedir. Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesini güçlendirdiği gibi kişisel hak ve özgürlükler bakımından da önemli bir yargısal güvencedir.
Bireysel başvuruları karara bağlarken Anayasa Mahkemesi, anayasa ve yasaların kurallarıyla bağlıdır. Anayasa ve yasaların belirlediği sınırları aşamaz, ilk derece veya istinaf ya da temyiz mahkemesi gibi hareket edemez, hiçbir kurala bağlı değilmiş gibi karar veremez” ifadesini kullandı.
“Alpay ve Altan kararıyla (yayınlanan mahkeme açıklamasına göre) Anayasa Mahkemesi, anayasa ve yasaların çizdiği sınırı aşmış, kendini ilk derece mahkemesi yerine koyarak vaka ve delil değerlendirmesi yapmış, suçun oluşumunu ve delil durumunu değerlendirmiştir” diyen Bozdağ şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bireysel başvuruları inceleyip karara bağlarken Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesi veya istinaf mahkemesi ya da temyiz mahkemesi veyahut da süper temyiz mahkemesi gibi davranamaz ve bu mahkemeler gibi karar veremez. Anayasa Mahkemesi’nin Alpay ve Altan kararları, Can Dündar kararının kötü ve yanlış bir tekrarından ibarettir. Anayasa Mahkemesi, algıları değil anayasa ve yasaları gözetmek ve gereğini yapmakla yükümlüdür.”

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararında, söz konusu kanunun 3. maddesinin 1 ve 2 numaralı fıkrasındaki, “Komisyon, İçişleri Bakanlığı bünyesinde sürekli kurul olarak görev yapar”, “Komisyon; Müsteşarın başkanlığında, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı, Kurul Başkanı, Bakanlık 1. Hukuk Müşaviri, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürü, üniversitelerin ceza ve ceza usul hukuku ana bilim dallarında görevli öğretim üyeleri arasından Bakanın teklif edeceği üç aday ile baro başkanı seçilme yeterliğine sahip serbest avukatlar arasından Adalet Bakanının teklif edeceği üç aday arasından Bakanlar Kurulunca seçilecek birer üyeden oluşur” ve 5. maddesinin 10 numaralı fıkrasındaki “Komisyonun faaliyetleri ve diğer ihtiyaçları ile yolluk giderleri için, her yıl İçişleri Bakanlığı bütçesine gerekli ödenek konulur” ifadelerinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptallerinin ve yürürlüklerinin durdurulmasının talep edildiği belirtildi.

Dava dilekçesinde özetle, kolluk görevlileri hakkında yürütülen soruşturmaların adil, etkin ve yeterli olabilmesi için uluslararası sözleşmelere ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarına göre bağımsız bir şikayet sisteminin varlığının gerektiği, bağımsızlığı ise soruşturmayı yürüten mercilerle hakkında şikayette bulunulan kolluk görevlisi ile kurumsal veya hiyerarşik bir bağlantının bulunmaması ve şikayet merciine tanınacak mali özerklik ile mümkün olabileceği komisyonun kolluk görevlilerinin İçişleri Bakanlığı yani yürütme organı bünyesinde yer alması ve bağımsız bir bütçesinin bulunamaması bu nedenle etkin, adil yeterli bir kolluk şikayet sisteminden bahsedilemeyeceği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürüldü.

Kararda, itiraza konu kanun maddelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına, yürürlüğün durdurulması ve iptal taleplerinin reddine oy birliğiyle hükmedildiği kaydedildi. 

Caner Ünver