Hükümet Sözcüsü Bozdağ, twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Anayasa ve yasada belirtilen konularla sınırlı bireysel başvuruları incelemek ve karara bağlamak, Anayasa Mahkemesi’nin yetkisi ve görevi dahilindedir. Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesini güçlendirdiği gibi kişisel hak ve özgürlükler bakımından da önemli bir yargısal güvencedir.
Bireysel başvuruları karara bağlarken Anayasa Mahkemesi, anayasa ve yasaların kurallarıyla bağlıdır. Anayasa ve yasaların belirlediği sınırları aşamaz, ilk derece veya istinaf ya da temyiz mahkemesi gibi hareket edemez, hiçbir kurala bağlı değilmiş gibi karar veremez” ifadesini kullandı.
“Alpay ve Altan kararıyla (yayınlanan mahkeme açıklamasına göre) Anayasa Mahkemesi, anayasa ve yasaların çizdiği sınırı aşmış, kendini ilk derece mahkemesi yerine koyarak vaka ve delil değerlendirmesi yapmış, suçun oluşumunu ve delil durumunu değerlendirmiştir” diyen Bozdağ şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bireysel başvuruları inceleyip karara bağlarken Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesi veya istinaf mahkemesi ya da temyiz mahkemesi veyahut da süper temyiz mahkemesi gibi davranamaz ve bu mahkemeler gibi karar veremez. Anayasa Mahkemesi’nin Alpay ve Altan kararları, Can Dündar kararının kötü ve yanlış bir tekrarından ibarettir. Anayasa Mahkemesi, algıları değil anayasa ve yasaları gözetmek ve gereğini yapmakla yükümlüdür.”

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararında, söz konusu kanunun 3. maddesinin 1 ve 2 numaralı fıkrasındaki, “Komisyon, İçişleri Bakanlığı bünyesinde sürekli kurul olarak görev yapar”, “Komisyon; Müsteşarın başkanlığında, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı, Kurul Başkanı, Bakanlık 1. Hukuk Müşaviri, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürü, üniversitelerin ceza ve ceza usul hukuku ana bilim dallarında görevli öğretim üyeleri arasından Bakanın teklif edeceği üç aday ile baro başkanı seçilme yeterliğine sahip serbest avukatlar arasından Adalet Bakanının teklif edeceği üç aday arasından Bakanlar Kurulunca seçilecek birer üyeden oluşur” ve 5. maddesinin 10 numaralı fıkrasındaki “Komisyonun faaliyetleri ve diğer ihtiyaçları ile yolluk giderleri için, her yıl İçişleri Bakanlığı bütçesine gerekli ödenek konulur” ifadelerinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptallerinin ve yürürlüklerinin durdurulmasının talep edildiği belirtildi.

Dava dilekçesinde özetle, kolluk görevlileri hakkında yürütülen soruşturmaların adil, etkin ve yeterli olabilmesi için uluslararası sözleşmelere ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarına göre bağımsız bir şikayet sisteminin varlığının gerektiği, bağımsızlığı ise soruşturmayı yürüten mercilerle hakkında şikayette bulunulan kolluk görevlisi ile kurumsal veya hiyerarşik bir bağlantının bulunmaması ve şikayet merciine tanınacak mali özerklik ile mümkün olabileceği komisyonun kolluk görevlilerinin İçişleri Bakanlığı yani yürütme organı bünyesinde yer alması ve bağımsız bir bütçesinin bulunamaması bu nedenle etkin, adil yeterli bir kolluk şikayet sisteminden bahsedilemeyeceği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürüldü.

Kararda, itiraza konu kanun maddelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına, yürürlüğün durdurulması ve iptal taleplerinin reddine oy birliğiyle hükmedildiği kaydedildi. 

Caner Ünver