Güney Kore Birleşmiş Milletler Mülteciler Ofisinde bir gazetesine mülakat veren Willam Lacy Swing, “İnsanlar diyor ki biz hiç mülteci istemiyoruz. Sınırlarına büyük duvarları örüyor ve köprüleri yakıyorlar. Onları muhacir, ‘ötekisi’ diye tanımlıyorlar. Bu büyük bir korku” dedi.

Swing, “Bu aslında çok zehirli bir düşünce. Onlar işleri elimizden almaya geliyor ve suç elamanları getiriyor, belki de hastalık getirecek şeklinde yanlış kalıplar üzerine inşa ediliyor. Bunların hiçbiri ispatlanmış değil. İnsanları suçlayamazsınız. İnsanların doğru bilgiye ihtiyacı var” dedi. 

2008’de göreve gelen ve Haziran ayında görevi sona erecek olan Swing bu konuşmayı Güney Kore’ye dört günlük ziyareti sırasında yaptı. Swing, Güney Kore adalet bakanlığı, Dışişleri bakanlığı yetkilileri ve göçmen destekçisi kuruluşlarla görüştü. 

Süregelen silahlı anlaşmazlıklar ve iklim değişikliği ile dünyanın, iş gücü ihtiyacı olan Kuzey Küre ve işe, eğitime ve fırsatlara ihtiyacı olan Güney Küre olarak ikiye bölünmesi sebebiyle göçün kaçınılmaz olduğunu söyleyen Swing, “Geçmişe takılıp kalmaktan daha çok doğru politikalarımız olursa göçmen kesinlikle istenen bir şeydir” dedi. William Lacy Swing sözlerine şöyle devam etti: 

“Geçen yıllardan biliyoruz ki göçmenler hep ekonomimize katkıda bulundu. Onlar çoğunlukla kendi vatandaşlarımızdan daha motive durumunda oluyor. Çoğunun ülkelerinde destekleyecekleri ve eğitecekleri aileleri bulunuyor. Vergi de ödüyorlar. Göçmenler gelişmenin nihai ajanslarıdır. Fakat göçmenleri gelişmeye katma konusunda zorluklarımız oldu.” 

Mckinsey Enstitüsü tarafından 2016’da yayımlanan rapora göre, dünya nüfusunun yüzde 3,4’üne tekabül eden, sınırı göçü yapan 247 milyon göçmen dünya üretimine yüzde 9,4 katkıda bulundu. Bu da yaklaşık 6.7 trilyon dolara denk geliyor. Bu meblağ kendi ülkelerinde 2015 yılında ürettiklerinden 3 trilyon dolar daha fazladır. 

Swing, “Güney Kore’nin daha fazla göçmene ihtiyacı var. Robotlar vergi ödemez” dedi. 

Birleşmiş Milletlerin verilerine göre, 2017’de ülkeleri dışında yaşayan insanların sayısı 244 milyon idi. Bu sayı 2000 yılından beri yüzde 40 daha fazla arttı. BM Mülteci Ajansı, 2016 sonu itibariyle 65, milyon 6 yüzbin insanın zorla ülkelerinden çıkarıldığın açıkladı. Göç esnasında toplam 5 milyon 376 bin insan göç esnasında hayatını kaybettiği, 3 bin 116 göçmen Akdeniz’i geçerken hayatını kaybettiğini kaydetti. 

Swing, “Bu konuda ümidimizi kaybetmememiz gerekiyor. Yapılacak çok zor işler var. Göçmenler dünyada hiç istenmeyen bir topluluk. Bu yüzden onlara karşı daha çok insani sempati duymalıyız. Hep ümit var kalmalıyız” diye konuştu.  

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında “Tabii Kaynaklar ve Yenilenebilir Enerji Teknolojileri Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri” açılması için iş birliği protokolü imzalandı. Enerji Bakanlığında gerçekleştirilen protokol imza töreninde konuşan Bakan Yılmaz, proje kapsamında 10 Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesini mesleki eğitime kazandıracaklarını kaydetti.

Büyük Türkiye hedefine giden yolda en büyük kılavuzun bilim ve akıl olduğunu belirten Yılmaz, toplumun kalkınması için öncelikle yetişmiş insan gücüne ihtiyaç olduğunu söyledi. Türkiye’nin en büyük yatırımı beşeri sermayeye yaptığını ifade eden Yılmaz, “Bugün Türkiye beşeri sermayesini kendisine güç olarak dönüştürmeyi başarabilmiş dünyadaki ender ülkelerden biridir. Kaliteli ve fırsat eşitliği temelindeki eğitim, değişmez hedefimizdir. Eğitimin alt yapısı tamamlanmadan eğitimde kaliteden bahsedebilmek mümkün değildir. Alt yapının tamamlanabilmesi için de yeterli kaynak ayrılması lazımdır. Biz bu dönemde yeterli kaynak ayırdık. Bizler 80 yılda yapılanları bu dönemde halkın hizmetine sunduk.

Milli gelirden eğitime ayrılan pay 2002’de yüzde 2.9’du, bugün 6.2’den fazla. 80 yılda yaptığımız derslik sayısı 367 bindi, bizim dönemimizde yapılan derslik sayısı 387 bin, 80 yılda yapılan derslik sayısından daha fazlasını biz bu dönemde yaptık. Geldiğimizde yaklaşık 512 bin öğretmenimiz vardı, bizim dönemimizde 584 bin atamasını gerçekleştirdik. Haziran ayında mülakatlara başlayacağız 5 bin öğretmen daha almak için. Bu yıl da 25 bin öğretmenimizi eğitim ailemizle buluşturmuş olacağız. Bu dönem atanan toplam öğretmen sayımız da 610 bin” şeklinde konuştu.

Son 15 yılda Spor Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri açıldığını dile getiren Bakan Yılmaz, eğitim alanında yapılan eleştirilere de değindi. “Solomon Adası yerlileri” denildiğini hatırlatan Yılmaz, “Solomon Adası yerlileri ne demek. Bu ülkenin ileri gitmesini istemeyenler, eğitimin kötüye gittiğini söyleyenler, Solomon Adası yerlileri diyenler. Türkiye’nin petrolü mü var, doğazgazı mı var, altın madeni mi var, elması mı var? Bir tek beşeri sermayesi var, beşeri sermayeyi de nitelikli yapan, altından da, petrolden de değerli kılan eğitimdir” diye konuştu.

Konuşmaların ardından 4 şirketin destekleriyle gerçekleştirilen proje için Nurol Holding, Sabancı Vakfı, TANAP Doğalgaz İletim AŞ ve Doğanlar Holding’in temsilcileri protokolü imzaladı.

Yağmur Yıldız

 

98/2 B celbi 2. grubunda askere gidecek olan vatandaşlar için Milli Savunma Bakanlığı’ndan önemli açıklama yapıldı.  Peki, 98/2 B grubu için yeni sevk tarihi ne zaman olacak? İşte, detaylı bilgiler

98/2 B grubu askerlik yerleri için önemli duyuru yapıldı. Milli Savunma Bakanlığı Askeralma Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı duyuruda, ’12 ve 6 aylık hizmet süresine tabi olup, mayıs 2018 celbi 2’nci grup olarak silahaltına alınacak yükümlülerin 18-19 haziran 2018 olan planlı sevk tarihleri 09-10 temmuz 2018 olarak değiştirilmiştir.’ ifadelerine yer verildi.

Bir ve iki buçuk aylık temel eğitime tabi tutulacak yedek subay adayları ile kısa dönem erbaş/er statüsüne ayrılanların birinci grubu 02-04 mayıs 2018, ikinci grubu ise 09-10 temmuz 2018 tarihleri arasında tertip edildikleri birliklere sevk edilecek.

Sınıflandırma sonuçları açıklandıktan sonra yükümlüler yukarıda belirtilen sevk başlangıç tarihlerinden iki iş günü öncesine kadar E-devlet kapısından ve askerlik şubelerinden sevk evrakını alabileceklerdir. Bu tarihlerden sonra sevk evrakı sadece askerlik şubesi başkanlıklarınca verilecektir.

Yol ve iaşe parası, E-devlet kapısından sevk evrakını alan yükümlülere adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde bulunan adresi ile eğitim birliği, askerlik şubesi başkanlığından sevk evrakını alan yükümlülere ise sevk evrakını aldığı askerlik şubesi ile eğitim birliği arası esas alınarak verilmektedir. Yükümlüler isimlerine yapılan ödemeleri PTT şubelerinden veya PTT kartı ile PTTMATİK’lerden alabileceklerdir.

1111 sayılı askerlik kanununun 47’nci maddesi kapsamında sevkin son gününü kapsayan istirahat raporu bulunan tıp doktorları istirahat raporlarının bitimini takip eden ilk mesai gününde sevk edilmek üzere askerlik şubesi başkanlıklarına müracaat edeceklerdir. Müracaat etmeyenler hakkında bakaya işlemi yapılacaktır. Bakaya tıp doktorlarından kendiliğinden askerlik şubesi başkanlıklarına müracaat edenler veya ele geçirilenler derhal sevk edilecektir.

MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞININ RESMİ DUYURUSUNA ULAŞABİLMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, AK Parti Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını cevapladı. Canikli, YPG, PYD ve PKK’nın olduğu her yerin hedefleri olduğunu söyleyerek, “Manifestoda çok net altı çizildi. Terör örgütleri Türkiye’nin güneyinden sınır boylarımızdan temizlenmesi gerekiyor. Temizlenmeden Türkiye kendini güvende hissetmez. Dolayısıyla bunların olduğu her yer, hangi şart altında olursa olsun oradaki teröristler bizim hedefimizdir” ifadelerini kullandı.

Bakan Canikli, “Biliyorsunuz daha önce yol haritası konusunda Pompeo’nun Dışişleri Bakanı olmasından önce bir yol haritası konusunda belli bir yere gelinmişti. O görüşmeler devam ediyor, Tercihimiz her zaman çatışma olmadan, görüşerek, diplomasi ile konunun çözülmesidir. Onu sonuna kadar zorluyoruz. O bağlamda görüşmelerin bu şekilde bir çözüm için halen masada olduğunu söylemek mümkün. Bunlar tüketilmeden diğer yollara başvurulmaz. Bizim haklılığımız konusunda meşru müdafaa çerçevesinde yapılan çalışma olduğu konusunda hiçbir tereddüt yok. Bunun bizim meşru hakkımız olduğu konusunda inkar edemiyor. Terörle mücadele bir ülke için hem görev hem de haktır. Herhangi bir sıkıntı yok” dedi.

Canikli, “Biz artık bu tür terör unsurlarını, tehditlerini kendi imkan ve kaynaklarımızla bertaraf edebilecek imkana ve kapasiteye, yeteneğe sahibiz” şeklinde konuştu.

Bedelli askerlik konusundaki soruya Canikli, “Cumhurbaşkanımız o konuda açıklama yaptı. O noktadayız. Onun ötesinde bir çalışma yok” dedi.  

Ahmet Umur Öztürk
 

Projenin en önemli ayağını oluşturan Amerika Birleşik Devletlerindeki temasları hakkında İHA’ya özel açıklamalarda bulunan ATBD Konseyi Başkanı Uğur Terzioğlu, “ABD’de temaslarımız sürmektedir. Ticaret ve Sanayi Odaları Başkanları ile görüşüyoruz. Amerika’daki Türk bilim adamları yıllarca Türkiye için bir şeyler yapmaya çalışırlar ama hiçbir zaman yer açılmaz onlara. Çok iyi bir futbolcu İtalya’da Meksika’da oynuyor goller atıyor ama hiçbir Türk takımı bunu almıyor. Konu parasal değil. Onun gibi bir olay bu da. İnsanlığın kullandığı ilaçların önemli bir bölümünün buluşunu Türk bilim adamları yapmış. Neden bizim memleketimiz için çalışmasınlar. Niye bizim memleketimiz için çalışmasın bunlar. Başbakanımız Binali Yıldırım’ın öngördüğü hedef budur. Senede 28 milyar lira patent parası olarak dışarıya ödeniyor. Türkiye’de üretilen ilaçlara patent ödemeyeceğiz. Üstelikte başka ülkelere satılırsa patent parası olarak Türkiye’ye ödeyecekler. Türkiye için çok başarılı ve güzel bir olay. Biz yola çıktık ve bu yolda başarılı olacağız” dedi.

“Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve Başbakanımız Yıldırım’ın desteği çok önemlidir” 

ATBD Konseyi Başkan Yardımcısı Dr. Kemal Oğuz Kalafat ise yaptığı açıklamada ilaç endüstrisi ve teknolojisinin kendine has bazı özellikleri bulunduğunu belirterek, “Dünyada uzay teknolojisi ile beraber ulaşılması en zor teknolojilerin başında geliyor. Bizim yaptığımız araştırmalar da ABD ve Avrupa dışındaki kendi moleküllerine ulaşmış ülkelerin modellemelerini araştırdık. Ve gördük ki kendi ülkelerinde oluşturmuş oldukları konsorsiyumlarla ilacın teknolojisinin ana vatanı olan Amerika ve Avrupa’nın bazı bölgelerine direkt olarak girmişler. Başlangıçta kendi bilim adamlarının çalışmalarına yatırım yapmışlar. O yatırımlardan ortaya çıkan ilaçların da direkt sahibi olmuşlar. Bizimde yapmak istediğimiz budur. Tam da zamanıdır. Çünkü her istediğiniz tam da zamanında yapılamaz. Bu işin sacayak gibi 3 ayağı var. İlk olarak güçlü bir siyasi destek şarttı. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakanımız Binali Yıldırım bu desteği veriyorlar. Bunu sadece söz ile değil hükümet politikası olarak vermiş oldukları teşviklerle de gösteriyorlar. İkinci olarak bu işe girecek yerli sermayenin tamam demesi lazım. Şu ana kadar 8 büyük ilaç firması bu işe dahil olacaklarını beyan ettiler. 3 tane üniversitemizde biz bu işte varız dediler. Bu projenin içinde nasıl olabiliriz diye her gün yeni isimler ve yeni kurumlar bizi arıyor. 

Üçüncü olarak da bu yatırımı yapacağınız ABD’deki Türk insan gücünün olması lazım. Kimdir bunlar? Türk bilim adamları. Harvard’da olsun MIT’de olsun Amerika ve dünyanın en ileri ülkelerinde çok önemli yerlere gelmiş bilim adamlarımız mevcut. Kendi laboratuvar ve çalışmaları var. Her şeyden önemlisi bu jenerasyon ülkelerine gönülden bağlılar. Ülkelerinin başarısı için her türlü fedakarlığı yapmaya hazırlar. Şimdi 3 ayak bir araya geldi ve projemizi hayata geçireceğimizi ümit ediyoruz” ifadelerini kullandı.

“Bilim adamlarımızın bağlı olduğu kurumların yüzde 80’inde sözlü onay alındı” 

Kendisinin zaten ABD’de yaşadığını ve bütün bilim adamları ile görüştüğünün dile getiren Dr. Kemal Oğuz Kalafat, şöyle devam etti:
“Bu proje hayata geçirilmeden önce ön görüşmeler yapıldı. Türk Bilim adamlarının bağlı oldukları üniversitelerin yönetimlerini de ikna etmemiz gerekiyor. Görüştüğümüz Türk bilim adamları projenin harika olduğuna vurgu yaptıktan sonra bağlı bulundukları kurumlarının yöneticilerinin ikna edilmesi gerektiği üzerinde durdular. Elbette bu o kadar basit bir olay değil. Belli bir sürecin işlemesi gerekiyor. Hedefimizdeki bilim adamlarının üniversiteleri ile sözlü olarak yüzde 80 anlaştık. Hele tam açıklandıktan sonra bu sürecin daha da hızlanacağı ve resmiyete döküleceği konusunda şüphemiz yok.”

“Projeye dahil olacak firmalar ve bilim adamları toplanacak” 

Amerika dönüşünden sonra Başbakan Binali Yıldırım’ın başkanlığında projeye dahil olacak firmalarla ortak bir toplantı gerçekleştireceklerini vurgulayan Dr. Kemal Oğuz Kalafat, “Sözlü olarak onayını aldığımız bilim adamlarımızın legal altyapısını hazırladıktan sonra nihai kararı hükümetimiz verecek ve kamuoyuna açıklanacaktır. Bundan sonra asıl çalışma başlıyor. 7 gün 24 saat durmaksızın kuracağımız laboratuvarlarda hedefimiz olan Türkiye’nin kendi moleküllerine ulaşması çalışmasını yapacağız. Teknik olarak çalışmanın başlatılmasına yeterlidir. Hedefimiz 2023. Bu tarihe denk gelmesi de güzel bir rastlantı oldu. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında Cumhurbaşkanımızın hedeflerinde biri olan bu tarihte kendi ilacımızı dünya arenasına sunacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.

“Ülkemizin son yıllarda yaşadığı süreç projenin gelişmesini engelledi” 

Milli otomobil Projesi ile Milli İlaç Projesinin benzerlikler gösterdiğini anlatan Dr. Kemal Oğuz Kalafat, şunları kaydetti: 

“Spekülasyon yapmak istemiyorum ancak birkaç konuya aracılığınızla değinmek istiyorum. Çok popüler olmasından dolayı milli araba projesine bakalım. Şu ana kadar bu arabaları üreten sermayedar ve fabrikatörlerimiz başkalarının lisansı ile üretim yapıyorlar. Günün sonunda lisans sahipleri kazanılan paradan kendine düşen payı alıyorlar. İlaç üretimi de aynen böyledir. İlaç sektörünün içindeki kişiler fason üretim ile çok ciddi paralar kazandılar. Ne yazık ki son yıllara kadar araştırma geliştirmeye önem vermediler. Hükümet 7 yıldır tamam bu işi yapın diye önemli destekler verdiler ancak ülke olarak son 5-6 yılda çok kötü süreçler yaşadık. Ne yazık ki başarılı şekilde bu koordinasyonu sağlayamadık. Şu anda Milli İlaç Projesi yapılabilirliği açısından en zor projelerin başında geliyor. Eskiden birbirleri ile iş yapma kültürü olmayan sermayedarlar bir araya geliyor. Üstüne bürokrasi bir araya geliyor. Daha da ötesi yurtdışındaki bilim adamları da tamam biz bu işi yapıyoruz diyorlar. Birbirleri ile ilişkisi olmayan tarafları bir araya getirerek bir proje çıkarmak zordu ama başardık.”

“Cumhurbaşkanımızın babayiğit çıkışı milat olmuştur” 

Projenin miladı olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın babayiğit çıkışı olduğunu vurgulayan Dr. Kemal Oğuz Kalafat, şöyle sürdürdü: 

“Bütün sektörlere ve dünya ile ilişkisi olan insanlara adeta bir mesaj niteliğinde idi. Bundan sonra ilaç olsun farklı sektörler olsun çalışmalar yapılmaya başlandı ancak ülkemizin yaşadığı kötü olaylardan dolayı pratiğe geçirilemedi. Bürokrasinin biraz yavaşlığı vardı. Malumunuz Cumhurbaşkanımızda bu konu da yeri geldiğinde eleştirisini yapıyor. 2017 Aralık ayında Başbakanımızın tamam başlayın yapın önümüze getirin sözü oldukça önemli olmuştur.”

“İHA’nın haberi büyük ses getirdi” 

İHA’nın konuyla ilgili daha önceden yaptığı haberin basın yayın kuruluşlarında yayınlanmasından sonra kamuoyunun ilgisinin arttığına dikkat çeken Kalafat, “Haberlerden önce günde 20 tane e-mail alırken şu anda 200’ün üzerinde mesaj alıyorum. Bu e-maillerin yüzde 40’ı Anadolu’daki üniversitelerde görev yapan araştırma görevlilerinden tutun da hocalarına kadar olan geniş bir yelpazeden alıyorum. Yüzde 60’ını ise Amerika’daki bilim adamları, hocalar ve üniversitelerden geliyor. Haberlerin çıkmasından sonra böyle bir enerjinin olması çok önemlidir. Bir de bu projenin ilan edilmesinden sonraki enerjiyi düşünün bizleri şimdiden çok heyecanlandırıyor. Ülkemizin yarınlarının çok iyi olacağına inanıyorum. Yeniden bir çıkışa başlayacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.  

Candemir Sarı

Milli Eğitim Bakanlığından, resmi eğitim kurumlarında ek ders ücreti karşılığında görev yapanlar arasından 5 bin sözleşmeli öğretmen atanacağı bildirildi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi eğitim kurumlarında ek ders ücreti karşılığında görev yapanların sözleşmeli öğretmenliğe geçişleri kapsamında 5 bin atama gerçekleştirileceği belirtildi.

Başvuru için Devlet Memurları Kanunu’ndaki gerekli şartların sağlanmasının yanı sıra Bakanlığa bağlı resmi eğitim kurumlarında 2017-2018 eğitim ve öğretim yılında ek ders ücreti karşılığında görev yapma gerekliliğinin bulunduğu ifade edilen açıklamada, başvuru şartları şöyle sıralandı:

“Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazanmamış olmak. Bakanlığa bağlı resmi eğitim kurumlarında ek ders ücreti karşılığında yaptıkları görevlerinden dolayı başvuru tarihinin son günü itibarıyla en az 540 gün sigorta primi ödenmiş olmak. Mezun olunan yükseköğretim programı, Bakanlığın öğretmenliğe atanacakların tespitine ilişkin kararına göre atama yapılacak alana uygun olmak. Öğretmenliğe kaynak teşkil eden yükseköğretim programlarından mezun olanların ihtiyacı karşılamadığı alanlara atanacaklar hariç olmak üzere, Ortaöğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans ya da Pedagojik Formasyon Programı/Pedagojik Formasyon Eğitimi Sertifika Programından birini başarıyla tamamlamış olmak. Yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olanların, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca yüksek öğrenimlerinin ve/veya pedagojik formasyon belgelerinin yurt içindeki yükseköğretim kurumlarına veya programlarına denkliği kabul edilmiş olmak.”

Başvuru için 2017 yılı Kamu Personel Seçme Sınavı’nda atanacağı alan için puan türleri itibarıyla 50 ve üzerinde puan almanın da gerektiği bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Devlet memurluğundan veya öğretmenlik mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir ceza almamış olmak. 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi kapsamında sözleşmeli öğretmen olarak çalışmakta iken sözleşmeleri feshedilenler bakımından, başvuru tarihinin son günü itibarıyla bir yıl bekleme süresini tamamlamış olmak, şartları aranacaktır. Bu kapsamda sözleşmeli öğretmenliğe başvurular, sözlü sınav, atama yapılacak alanlar ve kontenjan çizelgesi ile atama takvimi ve diğer hususlara ilişkin duyuru daha sonra ‘http://meb.gov.tr – http://ikgm.meb.gov.tr’ adreslerinde yayınlanacaktır. Diğer taraftan, bu kapsamda 5 bin sözleşmeli öğretmen pozisyonuna yapılan atamalar sonucunda boş pozisyon kalması halinde, boş kalan pozisyonlara, öğretmenlik için yapılan 2018 yılı Kamu PersonelSeçme Sınavı sonuçları esas alınarak aynı usulle atama yapılacaktır.” 

Ege’nin özellikle Edremit Körfezi ve Kuzey Ege bölgesinde Yunanistan’ın Midilli Adasına kaçak yollarda geçmeye çalışan düzensiz göçmenler geçtiğimiz yıllarda birçok drama neden olmuşlardı. Yaşanan bu üzücü olayların ardından bölgedeki Sahil Güvenlik Komutanlığı unsurları artırılarak çalışmalar 7 gün 24 saat boyunca deniz, kara ve hava unsurları ile birlikte koordineli olarak icra edildi. 

Düzensiz göç hareketlerinin önlenmesinde özellikle Kuzey Ege’de görev icra eden unsurları yerli ve milli olması ise dikkatleri çekiyor. Yerli ve Milli üretim deniz araçları, takip ve görüntüleme sistemleri ile denetimlerini sıklaştıran Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı unsurlar 7 gün 24 saat vardiyalar olarak bölgede adeta kuş uçurtmuyor. 

Çalışmalar hakkında bilgi veren TCSG 28 Bot Komutanı Sahil Güvenlik Kd. Üsteğmen Uğur Özdoğan “Sahil Güvenlik Komutanlığınca düzensiz göç girişimlerinin önlenmesine yönelik olarak bölgede 7 gün 24 saat esasına göre devriye görevleri icra ediliyor. Denizde bir göç girişiminin tespit edilmesi halinde, göçmenlerin hayatlarını tehlikeye atmayacak şekilde olaya müdahale ediliyor ve göçmenler emniyetli bir şekilde en yakın limana intikal ettiriliyor. Düzensiz göç ile mücadele faaliyetleri mülki makamlar, emniyet, jandarma ekipleri ve ilgili kurumlar ile koordineli olarak yürütülüyor. Göçmenler, deniz yoluyla Avrupa ülkelerine ulaşmak için emniyetsiz deniz araçları ve yöntemlerle yolculuk yapma riskini çekinmeden alıyor ve bu nedenle denizde tehlikelere maruz kalabiliyorlar. Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli olarak bizler göçmenleri denizde bulundukları bu zor durumdan kurtarmak için canla başla çalışıyoruz” dedi.  

Emrah Elmas – Bekir Terzioğlu

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz imzasıyla Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğünce hazırlanan ve illere gönderilen genelgede, okul giriş ve çıkışlarında gerekli kontrollerin yapılması, çevre trafiğinin gözetim altına alınması, okul ziyaretçilerine giriş çıkış kartı verilmesi istendi. Okul çevresinde varsa metruk binaların, ilgili kurumlarla görüşülerek yıkılmasının sağlanması ve tedbirlerin aksatılmadan alınması istenen genelgede, okul çevresinde tehlike arz eden durumların ortadan kaldırılması için de yerel ve ilgili kurumlarla konunun çözümü için iş birliği yapılması gerektiği vurgulandı. Genelgede, öğrenciler için tehlike oluşturan trafo, yüksek gerilim hatlarının okul bahçelerinden kaldırılması, okul çevresinin aydınlatılması, tehlikeli iş ekipmanlarının periyodik kontrollerinin yapılması, okullarda görev alacak güvenlik görevlilerinin eğitimlerinin verilmesi ve her eğitim öğretim dönemi başında gerekli güvenlik tahkikatlarının yapılması, her eğitim öğretim dönemi başında mutlaka gerekli güvenlik tahkikatlarının yaptırılması istendi.

“Servis araçları kontrolleri”

Servis aracı ile okula gelen çocukların iniş ve binişteki kontrollerinin nöbetçi öğretmen veya idareci tarafından yapılması, servis görevlilerince öğrencilerin güvenli şekilde servis aracına binip inmelerinin ve gerektiğinde karşıdan karşıya geçmelerinin sağlanmasının önemine dikkat çekilen genelgede, madde kullanımı ve bağımlılıkla mücadele kapsamında risk grubunda olan öğrencilerin de tespit edilerek, ailesi ile iş birliği yapılması, okula devamlılıklarının temini ve okul başarısının artırılmasına yönelik rehberlik servisi çalışmalarının sürekli takibi istendi.

“Sosyal medya uyarısı”

Okul ve kurumlarda bilişim araçları ve sosyal medya kullanımında şu hususlara dikkat edilmesi uyarısında bulunuldu:

“Zararlı, bölücü, yıkıcı, toplumun genel ahlak kurallarıyla bağdaşmayan ve şiddet içerikli amaçlar için kullanılmaması, eğitim öğretim faaliyetlerine ve bireylere, maddi ve manevi zarar vermemeleri için gerekli tedbir ve gözetimlerin sürdürülmesi, ahlak dışı ve şiddeti özendiren sesli, sözlü, yazılı ve görüntülü içeriklere okul ve kurumlarda, eğitim ortamlarında izin verilmemesi, derslik, laboratuvar ve benzeri eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü alanlarda iletişim araçlarının kullanılmasına izin verilmemesi ve gerekli tedbirlerin alınması.”

Genelgede, okul bina ve eklentilerinde, kamera ve alarm sistemlerinin kurulması, okul çevre ve alan güvenliğinin kamera izleme, kayıt ve takip süreçlerinin yönetilmesi istendi.  

Musa Erdoğan
 

Stratejik alanlarda yaptığı ‘millileşme’ hamleleriyle dikkatleri üzerine çeken Türkiye, gerçekleştireceği milli ilaç projesiyle ilaçların patenti için yurt dışına ödenen yıllık 30 milyar liralık faturayı azaltmayı hedefliyor. İlk etapta kurulması planlanan Türk Sağlık Yatırımları Fonu ile ABD’de yaşayan Türk bilim insanlarının, patenti Türkiye’ye ait milli ilaç çalışmaları finanse edilecek. 

Milli ilaç projesinin koordinasyonunu sağlamak için Başbakan’dan aldığı talimat üzerine ilaç firmalarıyla görüşen ekipte yer alan Amerikan Türk İş Geliştirme Konseyi (ATBD Council) Genel Başkanı Uğur Terzioğlu ve uzun yıllar boyunca ABD’de yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren Türk bilim adamı Dr. Kemal Oğuz Kalafat, İHA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Milli ilaç için birçok firma ile görüştüklerini ve bu firmaların içinden 7 tanesinin, ‘Taşın altına elimizi koyarız’ dediğini belirten Amerikan Türk İş Geliştirme Konseyi Genel Başkanı Uğur Terzioğlu, Başbakan ile yaptıkları görüşmeden bahsederek, “Geçen sene sonuna doğru Başbakan’ın, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile randevusu için biz öncü olarak gittik ve bazı sivil toplum örgütleriyle bir çalışma yaptık. O meyanda bir akşam konuşurken Türkiye’nin, Amerika’da ilim adamları, Profesörleri gibi çok ciddi temsilcileri var. Bunlar ilaç sanayiinde yeni patentler üzerine çalışıyorlar dedik. Başbakan bunun üzerine; ‘Ben çok ilgileniyorum bu konuyla. Senede 28-30 milyar lira patent parası ödüyoruz. Bunu 10 milyar liraya düşürürsek büyük başarı. Ne çalışma yapmak gerekiyorsa buyurun yapın’ dedi. Biz de ilaç firmalarıyla konuşmamız lazım dedik. O günden sonra da yaptığımız temasları kendisine götürüp arz ettik ve en sonunda dün Başbakan’a, 7 firmayla konuştuğumuzu söyledik. Hepsi, ‘Bu yolda biz de varız. Taşın altına elimizi koyarız’ dediler. Başbakan da, ‘Ben onlarla devletin başı olarak oturup konuşacağım’ dedi. Herhalde o şirketleri davet edip konuşacaklar. O devletin iş insanlarıyla yapacağı direkt ilişki” diye konuştu. 

Hükümetten projeye tam destek

Amerikan Türk İş Geliştirme Konseyi (ATBD Council) Genel Başkan Yardımcısı ve Türk bilim adamı Dr. Kemal Oğuz Kalafat ise hükümetin projeyi desteklediğini ifade ederek, “Hükümetimiz birçok alanlarda dışarıya verdiğimiz sermayeyi toparlayabilmek için kendi ülkemizde üretim için tüm destekleri veriyor. Bunlardan biri de ilaç sanayii. Bu konudaki açığın kapatılabilmesi için Başbakanımız ile bir araya geldik. Kendileri anlattığımız projeyi tam olarak desteklediler” dedi.

ABD’deki önemli üniversitelerin kürsülerinde Türk bilim insanları var

ABD’de çok önemli görevlerde bulunan Türk bilim insanlarının olduğunu söyleyen Dr. Kemal Oğuz Kalafat, bilim adamlarının çalışmalarına yatırım yapılması gerektiğine vurgu yaparak, şöyle konuştu:
“İlacın molekülüne ulaşmanın kendine has özellikleri var diğer teknolojilerin yanında. Her 10 ilacın 8’i ABD’nin bulunduğu bölgedeki üniversitelerden çıkıyor. Şuan bizim de çok önemli üniversitelerin kürsülerinin başında olan 150 küsur bilim insanımız var. Bu insanlar çalışmalarında diğer ülkelerin fonlarından alacaklarına zaten kendi molekülümüze ulaşmamız lazım buradaki yerli ilaç firmaları ve üniversitelerimizin bir araya gelip oluşturduğu bir güç birlikteliğiyle, bir fon ile Amerika’daki bilim insanlarımızın çalışmalarına direkt yatırımlarda bulunalım. Dünyada Amerika’nın dışında kendi ilacını üretmiş olan ülkelere baktığımızda aynı modeli uygulamışlar. Dünyada kendi ilaçlarına ulaşmış Kore, İsrail, Japonya gibi ülkelerin 10-15 yıl önce yapmış olduğu modeli biz de uygulamaya geçirmeyi planlıyoruz.”

“Bizim gönlümüz ruhumuz ülkemizle beraber”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Binali Yıldırım’ın toplumun ve kurumların önüne geçerek yapmaya çalıştıkları millileşme hamlelerinin kendilerine cesaret verdiğini kaydeden Dr. Kalafat, “Bizler 20-25 yıl önce Amerika’ya gitmiş insanlarız ve şu anda belli yerlere geldik. Ben kendi alanımda bir yerlere geldim. Çok değerli hocalarımız kürsülerde bir yerlere geldiler. Biz hiçbir zaman ülkemizle bağımızı koparmadık. Herhangi bir gelişme olduğunda Türkiye’deki arkadaşlarımızdan daha önce o haberlere ulaştık. Bizim gönlümüz ruhumuz ülkemizle beraber. Bilimsel çalışmalarımızı Amerika’da devam ettiriyoruz. Bizim yaptığımız işlerde var olan bir çalışmanın finansal ve teknik olarak desteklenmesi lazım. Hükümetimizin, Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın toplumun ve kurumların önüne geçerek millileşme, teknolojiyi Türkiye’ye çekme hedefleri doğrultusunda bunlar bize cesaret verdi.

Bu destek sonucunda uzun yıllar ikna etmeye çalıştığımız ilaç firmaları ve özel üniversiteler bir araya gelmeyi kabul ettiler. Bu proje için ellerinden gelen her türlü desteği verme sözünü de bizlere ve hükümete bildirdiler. Bu projenin içine girmiş olan firmalarımız, üniversitelerimiz oluşturacağımız bir stratejik ve ekonomik bir güçle hocalarımızın çalışmalarına direkt olarak yatırımlarda bulunacağız. Bu kişiye yatırım demek değildir. Bahsettiğim bir Türk bilim insanı diyelim Harvard Üniversitesi’ndeyse Harvard’ın teknoloji transfer ofislerinde şirketleşmiştir bunların teknolojileri. Yani biz dünyanın en önde gelen 400-500 yıllık üniversitelerin, en önemli teknolojilerin can damarı olan teknoloji transfer ofislerine, kuluçka merkezlerine direkt olarak ortaklıkta bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

‘Milli ilaç’ta öncelik: Onkoloji, kalp ve Türkiye’ye özgü hastalıklar

Amerikan Türk İş Geliştirme Konseyi Genel Başkan Yardımcısı ve Türk bilim adamı Dr. Kemal Oğuz Kalafat, milli ilaç üretiminde önceliklerinin onkoloji, kalp hastalıkları ve ülkemizde yaygın olan diğer hastalıklar olacağını belirtti. Dr. Kalafat, “Bu konuda Hükümetimiz zaten 3 yıllık bir planlama çalışmasıyla bizim Türk toplumu olarak ilaç harcamalarının hangi terapötik alanlarda çoğalacağı konusunda çalışmalar yaptı. Tabi ki bu alanların başında onkoloji geliyor. Kalp hastalıkları ve ülkemize has, ülke insanımızın genetiğine özgü bir takım hastalıklar var. Önceliklerimiz bu alanlar olacak. Ama bu demek değildir ki biz bu üç alana yatırım yapacağız. Kaba olarak 5 ile 6 terapötik alan belirledik. Bunları belirlerken de dünyadaki ilaç trendleri artı bilim insanlarımızın çalışmakta olduğu alanların analizini yaptık” açıklamasında bulundu.  

Rıfat Fırat – Fatih Gavuz

Başbakan Binali Yıldırım, Uluslararası Denizcilik Zirvesi’nin açılışına katıldı. Toplantıda konuşan Başbakan Yıldırım, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 103. yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, “Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda, Kıbrıs Harekatı’nda tarihe geçen mücadeleler ortaya koyan ve şehit olan denizcilerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Yüzlerce yıl denizlerde efsaneleri ile anılan Barbarosları, Piri Reisleri, Turgut Reisleri, Kaptanı Deryaları şükranla anıyorum” ifadelerini kullandı. 

Denizciliğin gönlünü dolduran büyük bir sevda olduğunu söyleyen Başbakan Yıldırım, “İTÜ Gemi İnşa ve Deniz Bilimleri Fakültesinde lisans, yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra uzun müddet iş hayatı ve arkasından deniz sevdası 35 yaşından sonra beni Dünya Denizcilik Üniversitesine götürdü. O dönemde dünyanın değişik ülkelerine gitme fırsatımız oldu. Denizcilikte ülkelerin birbiri arasındaki farklarını görme fırsatı oldu. Dünya Denizcilik Üniversitesi’nin dünya denizciliğindeki yeri ve önemi çok büyüktür. Açıkçası bunun en çarpıcı örneği buradadır, Türkiye’dedir. Şu anda bu salonda Dünya Denizcilik Üniversitesinden mezun olmuş bir başbakan, bir bakan, bir de müsteşar var” diye konuştu. 

Üniversite sonrasında Türkiye’ye dönerek denizcilik alanında çalışmalar yaptığını anlatan Yıldırım, “O dönem Cumhurbaşkanımız, kendisi de bir denizci evladıdır, belediye başkanıydı. Kendisinin liderliğinde denizde toplu ulaşım konusunda büyük atılımlar yaptık. Daha sonra siyasette beraber yola çıktık. 2002 – 2012 yılları arası Ulaştırma Denizcilik Haberleşme Bakanlığı görevi yaptım. Bu sürede ülkemizin alt yapı ve iletişim alanında kayda değer önemli projeleri hayata geçirdim. Türkiye’de son 15 yıl içerisinde yapılan altyapı projeleri konusunda Avrupa İmar ve Yatırım Bankası bir araştırma yapmış. Sonuçlara göre bulgular şu şekilde; ‘Türkiye’de bölünmüş yollara yapılan yatırım son 12 yılda sayesinde iller arasındaki mesafe en az 1.5 saat kısaldı. İllerin kendi arasında ticareti yüzde 40 arttı ve bu yollar sayesinde Türkiye’nin işsizliği ülke bazında yüzde 1 azaldı. Bütün iller ihracat yapar hale geldi. Göreceli olarak daha az kalkınmış illerden daha fazla kalkınmış illere olan göçler durdu ve tersine göç başladı.’ Esasında altyapı hem karayolları, hem demir yolları hem denizcilikte altyapı ülkelerin kalkınması için önemli bir araçtır. Eğer ulaşamazsanız, erişemezseniz o yer sizin değildir. Dolayısıyla yapılan yatırım sonuçta Türkiye’nin üç kat büyümesinin arkasındaki gerçek sebeptir” şeklinde konuştu. 

Türkiye’nin küresel piyasalardaki dalgalanmalara rağmen büyümeye devam ettiğini vurgulayan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Geçen yıl dünyada birçok belirsizlik olmasına rağmen, küresel piyasalarda dalgalanmalara rağmen Türkiye 3. çeyrekte yüzde 11.1 büyüyerek dünyada bir numara oldu. 2017 toplamında büyümemiz yüzde 7’nin üzerinde gerçekleşecek. Muhtemelen yüzde 7.3. Bu oranla da dünyada büyümede bir numara oldu. Sadece bir yıl içerisinde oluşturduğumuz yeni istihdam 1.5 milyon. Yani 1.5 milyon vatandaşımıza iş bulduk. Bu yatırımla oluyor. Yatırım neyle oluyor? Eğer güven ve istikrar varsa o zaman uzun vadeli yatırımlar da rahatlıkla ülkenize gelebiliyor. Bugün bu yıl ve gelecek yıl aynı kararlılıkla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Türkiye bu yıl da büyümeye devam edecek. İstihdam üretmeye devam edecek. Çünkü ülkemiz için kurduğumuz hayaller büyük. Bu hayaller içerisinde denizcilik sektörünün de ayrı bir yeri var” 

“Avrupa ile Ortadoğu’yu kombine taşımacılık zincirinde ülkemizi aktarma merkezine dönüştürüyoruz” 

Türkiye’nin denizcilik sektöründeki atılımlarını da anlatan Başbakan Yıldırım, “Şu anda denize kıyısı olan her bölgede en az 1 tane aktarma limanı çalışmamız var. Karadeniz’de var, Ege’de var, Akdeniz’de var. Bunlar ana aktarma limanları olacak. Ege’de Çandarlı Limanı, Karadeniz’de Filyos Limanı, Akdeniz’de Mersin Limanı bunlardan sayılabilir. Denizciliğimizi geliştirmek için yapacaklarımız bununla sınırlı değil. Avrupa ile Ortadoğu’yu kombine taşımacılık zincirinde ülkemiz bu limanları vasıtasıyla bir aktarma merkezine dönüştürüyoruz. Karadeniz’in çıkış kapısı olan Filyos Limanı Orta Asya ve Karadeniz kaynaklı dış ticaretin demir yolu ağı üzerinden güneye, Orta Doğu’ya ulaşımını sağlayacak” dedi. 

“Boğazlarda tamamen yerli ve milli gemi trafik sistemi kurulacak” 

Başbakan Binali Yıldırım, Boğazların tamamında tamamen yerli ve milli gemi trafik sistemi kurulacağını da belirterek şunları söyledi: 

“Bu şu anlama geliyor; bütün denizlerimizde seyreden gemilerin uzaktan kumanda ile izlenmesi, oluşabilecek muhtemel risklere karşı gerekli müdahalelerin yapılması. Özellikle hemen kıyısında bulunduğumuz İstanbul Boğazı yılda 50 bine yakın gemiye hizmet veriyor. Öyle bir suyolu ki bazı noktalarda 90 dereceye varan keskin dönüşler var. Böylesine zor bir güzergahta herhangi bir deniz kazası yaşanmadan bu trafiği idare etme,k manuel bir şekilde olması mümkün değil. Bu yüzden de elektronik bir gemi yönetim sistemi ile bu işi en gelişmiş yöntemlerle yapıyoruz. Büyük tanker faciası ‘Independenta’ kazasından sonra bizim tarihi mirasımız olan bu boğazda herhangi bir deniz kazası yaşanmaması, büyük bir felaketin olmaması için hiçbir fedakarlıktan kaçınmıyoruz.” 

Türkiye’nin dünyada kendi savaş gemisini yaparak hizmete alan 10 ülke arasında olduğunun altını çizen Başbakan Yıldırım, “Türkiye artık gerek ticaret, gerek askeri gemi yapımında her türlü tecrübeye sahiptir. Ürettiğimiz yeni ve yerli teknolojiye sahip ürünlerle dünya pazarlarında söz sahibi olan ülkeler arasında yerimizi alıyoruz” dedi. 

Denizciliğin geliştirilmesine yönelik alınan tedbirlere de değinen Başbakan Yıldırım, şunları söyledi: 
“Bunlardan bir tanesi denizlerdeki toplu taşımayı arttırmaya yönelik yakıtta vergilerin kaldırılmasıdır. 2004-2017 arasında toplamda sektöre 6.5 milyar lira bu yolla destek sağladık. Verilen yakıt miktarı 5 milyon ton. Bu desteğin yüzde 20’sini kamu, yüzde 80’ini özel sektör kullandı. Vergisiz yakıt uygulaması ile özel sektöre yıllık 464 milyon destek verdik. Bu konuda bazı yanlış algılar var. Bazı çevreler ‘efendim bu vergi muafiyeti ile lüks yatlara yakıt desteği sağlanıyor’ dedi. Vergisiz yakıt kullanımında en büyük pay yüzde 45 ile yolcu gemilerinin ve feribotların. Ardından yüzde 26 ile balıkçı tekneleri geliyor. Yatlara destek sadece yüzde 3. O da ticari amaçla çalışan teknelere.” 

“Uluslararası Denizcilik Örgütü Avrupa limanlarında daha titiz davranıyor” 

Uluslararası Denizcilik Örgütü’ne (İMO) yönelik eleştirilerde de bulunan Başbakan Yıldırım, “Denizcilik ile ilgili çok mevzuat oluşturuluyor. Bu mevzuatların uygulanmasında da istediğimiz başarıyı yakalayamıyoruz. İkincisi bazı konularda alınması gereken kararlar gecikiyor. Bu gecikmenin de ülkelere, dünya denizciliğine büyük maliyeti oluyor. BM’de gördüğümüz ve bugün her fırsatta herkesin hoşnutsuzluğunu dile getirdiği küresel olaylar karşısında BM’nin daha etkin olması yönündeki beklenti ve bölgesel küresel sorunlara çözüm üretmedeki yetkinliği ne yazık ki yaşanan bazı olaylarla sorgulanıyor. BM uluslararası barışı, güvenliği ve iç karışıklıkları önleyen, sürdürülebilir küresel kardeşliği ve dostluğu geliştiren bir kuruluş. Dolayısıyla BM’nin daha etkin çalışması ve 5 daimi üyenin veto hakkını daha adil kullanılması bugün dünya BM üyelerinin en büyük beklentisidir. O yüzden İMO’nun dünya denizciliğinin daha da gelişmesi, denizde can ve mal emniyetine yönelik kararların daha etkin uygulanması, küresel başarıyı hedef alarak uygulanması en büyük beklentimiz. Dünyadaki farklılıklar burada da gözümüze çarpıyor. Avrupa limanlarında daha titiz davranılıyor ama dünyanın başka limanlarında standartlar maalesef istenilen düzeyde olmuyor. Bu farklılıkları azaltacak ortak çabalara daha fazla zaman ayırmamız lazım. Gelişmekte olan ülkelerin sorumluluğu ile gelişmiş ülkelerin sorumluluğunu birbirine yaklaştıracak kararları almakla kalmayıp, bunların uygulanıp uygulanmadığını takip edecek bir mekanizmaya da ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.