Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Jandarma Özel Harekat (JÖH), Polis Özel Harekat (PÖH), Jandarma Komando Birlikleri ile iç güvenlik operasyonları çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin hava ve kara unsurlarınca bin 495 operasyon yapıldı. Terör örgütlerine yardım ve yataklık yaptığı ve örgütlerle irtibatlı olduğu değerlendirilen 857 Terör (PKK/KCK 150, aşırı sol 26, DEAŞ 94, FETÖ/PDY 587), 3 bin 198 uyuşturucu ve kaçakçılık suçlarından ve 245 düzensiz göçle mücadele kapsamında olmak üzere toplam 4 bin 300 kişi gözaltına alınmıştır. Son bir haftada gerçekleştirilen operasyonlarda (1 ölü, 16 sağ, 5 teslim) aralarında İçişleri Bakanlığı terörden arananlar listesinde gri kategoride Adil (K) Muhdi Başçı adlı sözde üst düzey teröristin de bulunduğu toplam 22 terörist etkisiz hale getirildi. Yapılan operasyonlar neticesinde 7 ilde (Diyarbakır 1, Erzurum 1, Hakkari 5, Van 1,) toplam 8 sığınak/barınak/mağara kullanılamaz hale getirilirken, 4’ü ağır ve uzun namlulu toplam 8 silah, 24 adet el bombası, 3 bin 58 adet muhtelif mühimmat ele geçirildi. 115 kilo patlayıcı madde, 13 adet el yapımı patlayıcı/mayın imha edildi.

Uyuşturucu ve kaçakçılık ile mücadeleye yönelik gerçekleştirilen 2 bin 356 operasyonda ise 422 kilo esrar, 252 kilo eroin, 15,20 kilo kokain, 1 kilo afyon sakızı, 6,7 kilo sentetik kannabinoid, 4 kilo metamfetamin, 28 bin 886 adet ectasy hap, 488 adet captagon, bin 4 adet sentetik ecza, 118 bin 529 kök kenevir bitkisi ele geçirildi. Ayrıca 357 bin 388 paket kaçak sigara, 61 bin 746 litre kaçak akaryakıt ele geçirilirken, bu operasyonlar kapsamında 3 bin 198 kişi gözaltına alındı. Sokak satıcılarına yönelik düzenlenen operasyonlarda, okul çevreleri, parklar ve gençlerin yoğun olarak bulunduğu yerlerde yapılan kontrol ve gerçekleştirilen çalışmalarda 382 şüpheli gözaltına alındı. 33 kilo esrar, 10 kilo eroin, 1 kilo afyon sakızı, 1 kilo kokain, 1,6 kilo sentetik kannabinoid, 3,6 kilo metamfetamin, 28 bin 886 adet uyuşturucu hap, 358 kök kenevir ve 23 tabanca/tüfek ele geçirildi.

Düzenlenen asayiş uygulamalarında ise 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün huzur ve güven ortamında kutlanmasının sağlanması, bu etkinlikleri provoke edebilecek, suç işleyebilecek kişileri tespit ederek yakalamaya yönelik 30 Nisan’da ülke genelinde eş zamanlı olarak 58 bin 337 personel, 10 bin 380 kara, 6 deniz ve 2 hava aracı ile toplamda 10 bin 388 ekip, 221 dedektör köpeğin görev aldığı “Türkiye Güven Huzur Uygulaması 2018-3” yapıldı. Uygulama sonucunda, 486 bin 328 kişi kontrol edilerek bin 102 aranan şahıs yakalanmış, 116 bin 889 aracın sorgu ve incelemesi gerçekleştirilerek 52 aranan araç ve 544 trafikten men edilmesi gereken araç tespit edildi. 

Siber suçlarla mücadelede kapsamında terör örgütü propagandası yapan, bu örgütleri öven, terör örgütleri ile iltisaklı olduğunu alenen beyan eden, halkı kin, nefret ve düşmanlığa sevk eden, devlet büyüklerine hakaretlerde bulunan, devletin bölünmez bütünlüğüne ve toplumun can güvenliğine kast eden, nefret söylemleri içeren 530 sosyal medya hesabı ile ilgili çalışma yapılarak, tespit edilen 242 kişi hakkında yasal işlem yapıldı. Ayrıca düzensiz göçle mücadelede bin 5’i denizlerde olmak üzere toplam 2 bin 941 düzensiz göçmen yakalanarak, düzensiz göçmenlerin yasa dışı yollarla yurt içine girmesine ve yurt dışına çıkmasına aracılık eden 245 organizatör gözaltına alındı.  

Türkiye’nin ev sahipliğinde Batı Anadolu, Orta Ege, İzmir Körfezi ve Doğanbey Atışlı Tatbikat Bölgesi’nde gerçek mühimmat kullanılarak gerçekleştirilen ve Türkiye’nin en büyük fiili atışlı tatbikatı olan “Efes-2018 Birleşik Müşterek Fiili Atışlı Tatbikatı”, bu yıl 7-11 Mayıs tarihleri arasında yapılacak. 2016 yılında ilk kez uluslararası çapta organize edilen Ege Ordu Komutanlığının sevk ve idaresindeki tatbikata bu yıl 19 dost ve müttefik ülkenin unsurları katılacak.

Türkiye’den Genelkurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, sivil kamu kurum ve kuruluşların katılacağı tatbikata bu yıl ABD, Azerbaycan, Bahreyn, Bangladeş, Bosna Hersek, Gürcistan, İngiltere, İtalya, Katar, Kazakistan, Kosova, Macaristan, Makedonya, Moğolistan, Özbekistan, Pakistan, Romanya, Slovakya ve Suudi Arabistan’dan da birlik ve unsurların katılacağı açıklandı. Geçtiğimiz yıllarda tatbikata fiilen katılan Almanya ve Polonya’nın tatbikata davet edilmemesi ise dikkat çekti.

Geçtiğimiz süreçte Almanya ile ilişkiler, İncirlik krizi ve Almanya’nın asker çekmesi, FETÖ’cülerin iltica taleplerine olumlu yanıt vermesi gibi konular nedeniyle gerilmişti. Almanya’nın dev tatbikata davet edilmemesinin altında gerilen ilişkilerin yattığı iddia ediliyor.  

Ali Gözeten
 

Olay, 9 Mart günü İzmit Orhan Mahallesi Bahçeşme mevkiinde bulunan bir sitede meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, kendilerini kargocu olarak tanıtan 5 kişi, 66 yaşındaki M.V.’nin dairesinin önüne gelerek kapıyı çaldı. Kapıyı açan yaşlı kadın ne olduğunu anlayamadan şahıslar tarafından darp edilmeye başlandı. Şüpheliler, yaşlı kadının ellerinin ve gözlerini bağlayarak etkisiz hale getirdi. Daha sonra evde değerli eşya arayan şahıslar, evde bulunan imitasyon takıları aldı. Bu esnada kapı zilinin çalmasıyla birlikte telaşa kapılan şahıslar, evden uzaklaştı. Ev sahibi kadının kızı F.V. ise olaydan hemen önce evdeki değerli ziynet eşyalarını alarak bankaya götürdüğü öğrenildi. Ev sahiplerinin şikayeti üzerine Kocaeli Asayiş Şube Müdürülüğü Gasp Büro Amirliği ekipleri çalışma başlattı. Yapılan teknik ve fiziki takibin sonucunda 15 Mart’ta S.T. (21), K.T. (47), H.K.(47), A.Y.(42) ve Ö.A.(22) İstanbul’un Sancaktepe ilçesinde kıskıvrak yakalandı. Adliyeye sevk edilen şahıslardan H.K. ve A.Y çıkarıldıkları adil makamlarca tutuklanırken, geri kalanlardan kontrol şartlı olmak üzere serbest bırakılmıştı.

Çete lideri ev sahibinin kızının yakın arkadaşı çıktı

Yaşanan olayın ardından başka bir şahsın olayın azmettiricisi olmasının ardından Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro dedektifleri soruşturmayı derinleşti. Yapılan teknik ve fiziki takibin sonrasın olayın planlı bir şekilde yapıldığı öğrenildi. Müştekilerden F.V.’nin yakın arkadaşı olan T.D.’nin (36) diğer şahıslara olayı azmettirdiği tespit edildi. Azmettirici T.D. evin kapı şifrelerini temin edip evdeki değerli ziynet eşyaları hakkında diğer çete üyelerine bilgi verdiği ortaya çıktı.

27 Nisan günü Kocaeli Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliği dedektifleri Kocaeli ve İstanbul’da eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirdi. Gerçekleştirilen operasyonlar doğrultusunda T.D. (36), B.A. (30), İ.Y. (35), U.K (32) İstanbul Sancaktepe’de kıskıvrak yakalandı. Şüphelilerden T.S. ise İzmit’te yakalandı.

Öte yandan şüphelilerden İ.Y. ve 15 Mart’ta düzenlenen operasyonda yakalandıktan sonra tutuklanıp cezaevine gönderilen A.Y.’nin kardeş oldukları öğrenildi. Yine şüphelilerden İ.Y.’nin 21 yıl 4 ay, T.S.’nin ise 6 yıl kesinleşmiş hapis cezaları olduğu ve cezaevi firarisi oldukları tespit edildi. Emniyetteki sorguları tamamlanan 5 şüpheli Kocaeli Adliyesi’ne sevk edildi.

Oğuzhan Eke – Uğur Konuk
 

İsrail’in işgal altındaki topraklara Yahudi yerleşimini kuvvetle savunan ABD’nin İsrail Büyükelçisi David Friedman, geçtiğimiz Aralık ayında Dışişleri Bakanlığına, Filistin toprakları için ’işgal altındaki topraklar’ ifadesini kullanmamalarını isteyen bir rapor sunmuştu. ABD Dışişleri Bakanlığının yayımladığı yıllık İnsan Hakları Raporunda İsrail’in işgali altında bulunan Batı Şeri ve Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi için daha önce kullandığı ’işgal altındaki topraklar’ ifadesi kaldırıldı. 

Mecdelani, ABD’nin yayımladığı uluslararası raporlarla İsrail’in bölgedeki imajını düzeltmeye çalıştığını ancak bütün dünyanın işgalin dehşetini ve İsrail devletinin Filistinlilere karşı sistematik devlet terörü uygulamasının farkında olduğunu vurguladı. 

Mecdelani, İsrail’in Gazze Şeridi’nde son üç haftada silahsız göstericilere karşı uyguladığı insan hakları ihlali ve suçların soruşturulması için uluslararası bir komisyon kurulmasını isteyerek İsrail’e karşı Filistinlilere uluslararası koruma sağlanması çağrısında bulundu. 

Mecdelani konuşmasını şöyle sürdürdü: 

“Eğer ABD’nin siyasi süreçteki hegemonyasını kırmak için milletlerarası bir girişim olmaz ve durum böyle devam ederse hiçbir sonuç alamayız. Bu durumda bütün bölgeyi çevreleyecek bir patlamadan Trump yönetimi tam sorumlu olacaktır.”
(Muhammed Rabah/İHA)

 

 

Duruşmada tercüman eşliğinde savunma yapacak olan Andrew Craig Brunson hakkında hazırlanan iddianamede FETÖ’nün üst düzey yöneticileri ile bağlantısı olduğu vurgulandı. Aliağa’daki Şakran Cezaevi İnfaz Kurumu Kampüsünde görülen dava için çevrede geniş güvenlik önlemleri alındı. Duruşmayı izlemek için Kuzey Karolina’dan Senatör Thom Tillis ve Ambassador at Large Religious Freedom’dan avukat Sam Brownback da cezaevi kampüsüne geldi. 

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan ABD’li papazın iadesini istemiş, Erdoğan da Fetullah Gülen’e ithafen “Sizde de bir papaz var, siz onu verin biz de verelim” demişti.

SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASI 

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından geçtiğimiz Mart ayında yapılan açıklamada, “Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonucunda; din adamı görüntüsü altında PKK ve FETÖ silahlı terör örgütlerine üye olmamakla birlikte, bu örgütler adına suç işlemek ve devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek suçlarını işlediğine ilişkin mahkumiyetine yeterli, kuvvetli deliller elde edilen ABD vatandaşı şüpheli Andrew Craig Brunson hakkında Türk Ceza Kanununun ilgili maddeleri uyarınca cezalandırılması için iddianame düzenlenmiş, düzenlenen iddianame İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmiştir” denilmişti.  

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma namazını Ataşehir’deki Mimar Sinan Camii’nde kıldı. Cuma namazı çıkışında TBMM Başkanı İsmail Kahraman ile bir süre sohbet eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, basın mensuplarının sorularını cevapladı. Konuşmasına Miraç Kandili’ni tebrik ederek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Miracınızın barışa vesile olmasını diliyoruz. İnsanlığın birliği, beraberliği, kurtuluşuna vesile olsun diyoruz. Milletimizin birliği beraberliği çok önemli” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Lideri Vladimir Putin ile görüşmesinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerek Sayın Putin ile gerek Sayın Trump ile yaptığımız görüşmeler ağırlıklı olarak Suriye içerikliydi. Suriye’deki gelişmeleri ele aldık. Suriye’de bir an önce barışın temini noktasında neler yapılabilir bunları görüşme fırsatımız oldu. Bunları görüşürken, üzerinde ısrarla durduğumuz konu, bölgedeki suların ısınmasının doğru olmayacağını, barışın tesisi ile birlikte bölgede özellikle yaşanan trajedinin sona ermesi konusunda taleplerimiz oldu. Son dönemde Doğu Guta’daki gelişmeler, ardından Duma’daki gelişmeler gerçekten can yakıcı. Bunlar bir felaket tablosuydu. Video çekimleri vardı. Video çekimlerini özellikle Sayın Putin’in özel temsilcisiyle görüştüm bunları verdim. Sadece telefonla süreci değerlendirmedik. Gelen özel temsilcisiyle bunları konuştuk. Sayın Trump’la da bu konuyu etraflıca ele aldık.

Bu görüşmede kendilerinin sürece yönelik olay yaklaşımlarını söylerken, kimyasal silahların kullanılması noktasında sürece dair koalisyon güçlerinin tutumunun olumlu olduğunu, bizim de kimyasal silahlara karşı tutumumuzun çok çok kararlı olduğunu söyledik. Gerek BM’de gerek bizim yaptığımız açıklamalarda kimyasal silahlar konusunda çok sert tutumumuz var. Kimyasal silahlar uluslararası yasalarda çok farklı zemine oturuyor olsa da biz bunu değerlendirirken, konvansiyonel silahları bir kenara koyamayız .Kimyasal silahlarla mı konvansiyonel silahlarla mı daha çok insan öldürülüyor. Kimyasal silahlarla ölümler fecaat, felaket. Ancak konvansiyonel silahlarla, varil bombaları yağdığı zaman insanlar, çocuk, kadın, yaşlı ayırt edilmiyor, acımasızca öldürülüyor. Başta ABD, Rusya olmak üzere koalisyon güçlerinin hassasiyet istiyoruz. Son günlerdeki gelişmelerde sanki havanın yumuşaması gibi bir durum söz konusu. Görüşmeler devam ediyor. Meseleyi barışla noktalamak havayı yumuşatmak” dedi.

Türkiye’nin gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekatı’na da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Suriye’nin kuzeyinde Afrin başlıklı olmak üzere daha önce Fırat Kalkanı Harekatı’yla gelinen sürece kararlı bir şekilde yürüyoruz. Gerek içerideki olan teröristlerle gerek Kuzey Irak’taki teröristlerle olan mücadele devam ediyor. Zaho’da, Hakurk’ta devam ediyor, edecek. Bizim mücadelemiz kesinlikle teröristlerle mücadele. Bir işgal hareketi değildir. Bunu da Batı’nın bilmesi lazım” dedi.

Metin Başar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasında övgüyle bahsettiği Özgür Suriye Ordusu Komutanlarından Yasir Abdurrahim, İhlas Haber Ajansı’na (İHA) konuştu. Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Harekatı’nda başarıyla görev yapan Yasir Abdurrahim, babasının Esad rejimi döneminde general olduğunu Türkiye sevgisi ile büyüdüğünü ve Türk askerleri ile omuz omuza görev yapmaktan gurur duyduğunu söyledi. Varlıklı bir aileden gelmesine rağmen, ülkesi ve Türkiye için cepheye koşan Abdurrahim, göğsünde Türk bayrağını gururla taşıdığını ifade etti. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisinden sık sık bahsetmesinin gurur verdiğini ifade eden Yasir Abdurrahim, “Özgür Suriye Ordusuna, Türk Silahlı Kuvvetlerine teşekkür ederim. Şehitlerimizin ailelerine Allah’tan rahmet diliyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerinden şehit olanların ailelerine başsağlığı diliyorum. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a bize destek verdiği için, Suriye halkını mülteci olarak kabul ettiği için, beni dile getirdiği için teşekkür ederim. Türk Silahlı Kuvvetleri bizimle beraber oldu, malzemesini bizimle paylaştı. Türk askerleri bizimle birlikte savaştı. Ben 4 kere yaralandım, tekrar cepheye koştum” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK/PYD ve bütün terör örgütlerinin karşısında dimdik durduğunu ifade eden Yasir Abdurrahim, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bütün haksızlığa uğrayan İslam ülkelerinin yanında. Tüm fakir, fukaranın, Müslümanların yanında olduğu için teşekkür ederim. Biz Suriyeli olarak Türkiye’yi kıskanıyoruz, çünkü böyle bir Cumhurbaşkanınız var” diye konuştu.

““BABAM BİZİ ÇANAKKALE RUHU İLE BÜYÜTTÜ” 

Babasının Esad rejiminde general olduğunu söyleyen Yasir Abdurrahim, “Benim babam rejimin olduğu dönemde general olarak görev yaptı. Beni vatanımı, devletimi seven, namusunu koruyan biri olarak yetiştirdi. Beni güzel İslam dinine uygun olarak yetiştirdi. Benim babam daima Çanakkale savaşlarını anlattı. Nasıl şehit verdiklerini anlattı. Bende savaşçılığımı, sağlam yürümeyi ondan öğrendim” şeklinde konuştu.
4 kez yaralanmasına rağmen cepheyi terk etmediğini ifade eden Abdurrahim, “Midem alındı, çeşitli yerlerimden yaralandım, yine cepheye koştum. Biz Suriye ve Türkiye bir milletiz. İnşallah biz buraları teröristlerden temizleyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Komutanın yaralandığı o anlar kamerada 

Yasir Abdurrahim’in cephe hattında yaralandığı o anlar kameralara saniye saniye yansıdı. Sırtından kurşun yiyen Abdurrahim’in Kelime-i Şehadet getirdiği de duyuluyor. Bir başka görüntüde ise Yarbay Yasir Abdurrahim, askerlerine emir veriyor, terör örgütü hedeflerine kendi elleri ile ateş ediyor.
(Refik Fidan – İmam Dokmak /İHA) 

Tunceli Valiliği, Milli İstihbarat Teşkilatı ve İl Jandarma Komutanlığının koordinasyonuyla Pülümür ilçesi kırsalında yapılan operasyonda İçişleri Bakanlığının terör arananlar listesinde 4 milyon lira ödüllü ‘Kırmızı’ listede aranan Panzer Kemal kod adlı Muş-1978 doğumlu Medeni Sayılgan, Gri listede yer alan Soro Amed kod adlı Mehmet Reber Çetin, Harun Munzur kod adlı Maşallah Malazgirt’in aralarında bulunduğu 7 teröristin ölü olarak ele geçirildiğini açıklamıştı.

Öldürülen terörist grubunun içerisinde yer alan kırmızı listedeki Sayılgan’ın, Hatay’ın İskenderun ilçesinde 7 askerin, 2 trafik polisinin ve bir teğmen eşinin şehit edilmesi olayları ile 16 ayrı terör suçunu işlediği belirlenirken, detaylar da ortaya çıkmaya devam ediyor.

Muş’un Korkut nüfusuna kayıtlı kırmızı listedeki teröristin,1992 yılında terör örgütü PKK’ya katıldığı, 1993 yılında sözde Garzan eyaleti olarak adlandırdıkları bölgede bir askeri panzere saldırı gerçekleştirdiği için o ismi aldığı ortaya çıktı.

Şam’da eğitim almış, HPG Askeri konsey üyesi olmuş

40 yaşındaki teröristin 1997 yılında Suriye’nin başkenti Şam’a giderek terör örgütü PKK’nın siyasi eğitimini aldığı, ardından örgütün eylemlerini gerçekleştirdiği HPG’de yer alarak sözde askeri konsey üyesi olduğu belirlendi. Çok sayıda eyleme katılan azılı teröristin, ilk önce Batman ve Bitlis’in tamamı, Siirt’in Baykan, Şirvan, Kurtalan ilçelerinin bir kısmı ile Van’ın Bahçesaray, Hizan, Gevaş ilçelerini kapsayan alanın sözde sorumlusu olduğu 2014 yılından itibaren ise sözde Erzurum eyalet sorumluluğuna getirildiği ortaya çıktı.
MİT’in başarılı çalışması sonucu teröristlerin Pülümür ilçesi kırsalında yerin altındaki sığınaklarının nokta olarak tespit edilmesiyle operasyon için düğmeye basıldığı ve İl Jandarma Komutanlığına bağlı timlerin bölgeyi tamamen çevirdiği öğrenildi. Yaklaşık 24 saatlik titiz bir operasyon sonucu teröristlerden 4’ü sığınak dışında, 3’ünün ise sığınak içerisinde etkisiz hale getirildiği öğrenildi.  

Fatma Çıray

‘Bedeli Çanakkale’de Kanla Ödenecektir’ isimli kitabın müellifi Araştırmacı Yazar Metin Soylu, 9 Nisan 1916 tarihinde Kut’ül Amare’de şehit olan Yüzbaşı Mehmet Muzaffer’in yakınlarını tespit edebilmek için kamuoyuna çağrıda bulundu. Soylu, “E-devlet üzerinden artık herkes soyağacını görebiliyor. Eğer soyağacında Mehmet Muzaffer ve Hanife Melek isimlerini yan yana görenler varsa o kişiler hiç kuşkusuz şehidin yakınlarıdır. 9 Nisan, Yüzbaşı Mehmet Muzaffer’in şehit oluşunun 102’inci yıldönümüdür. Tüm halkımıza çağrıda bulunuyorum. Şehidimizin yakınlarını artık tespit edelim” dedi. 

Beyoğlu Fındıklı Doğumlu olan ve 1914 yılında 948 numaralı öğrenciyken, Galatasaray Lisesi’nden gönüllü olarak Çanakkale Savaşı’na katılan vatanperver bir Türk Genci’nin tarihî romanını, belgelere dayalı bir kahramanlık öyküsü haline getiren Araştırmacı Yazar Metin Soylu, Yüzbaşı Mehmet Muzaffer’in yaşam hikâyesinden bahsederek, “Otomobil lastiği alabilmek için İstanbul’a gönderilen Mehmet Muzaffer, Harbiye Nazırlığı’nın kasasında para olmadığı için Çanakkale’ye eli boş dönmek istemez. Lastikleri satan Yahudi tüccardan bu malzemeleri almaya kararlıdır. Bütün bir gece uğraşarak sahte bir yüzlük kaime yapar ve lastikleri alıp Çanakkale’ye döner. Yahudi tüccar kaimeyi bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na gittiğinde paranın sahte olduğu ortaya çıkar. Paranın üzerinde çok küçük harflerle şöyle yazmaktadır: ‘Bedeli Çanakkale’de Kanla Ödenecektir.’ 9 Nisan 1916 tarihinde İngilizler tarafından Irak Cephesi Felahiye Muharebesi Kut’ül Amare’de şehit edilen Muzaffer, eşi Hanife Melek Hanımefendiye yazdığı son mektup zarfı yere düştüğünde emir erinden eliyle zarfı uzatmasını istemiş kana bulanmış parmaklarıyla ‘Kıble ne yöndedir?’ ve ‘Bölük intikamımı alsın’ şeklinde yazı yazarak şehit olmuştu” ifadelerini kullandı.

“Tüm halkımıza çağrıda bulunuyorum; şehidimizin yakınlarını artık tespit edelim” 

Şehit Yüzbaşı Mehmet Muzaffer’in eşi Hanife Melek Yücel’in çok zor günler geçirdiğini vurgulayan Metin soylu, kamuoyuna çağrıda bulunarak şöyle konuştu:
“Yaptığım araştırmalar ve elde ettiğim bulgular ışığında eşi Hanife Melek Yücel oldukça zor günler geçirmiş, hatta şehit maaşının yetmediği yönündeki taleplerini tarafıma ulaşan belgelerde görmeniz mümkündür. En acı olan ise şehit haberini alan eşi Hanife Melek Hanım 6’ncı Ordu Komutanı Halil Paşa’ya yazdığı mektupta, ‘Bir hafta beraber ömür sürdüğüm ve şimdi çocuğunu kucağımda taşıdığım Muzaffer’in intikamını almak için müsaade edin cepheye geleyim. Onun bölüğünde nefer olayım, ben de o bölükte şehit olayım’ ifadeleriyle haykırışlarıdır. Ne yazık ki sonunda dayanamayıp Hanife Melek Hanım akıl hastanesine kaldırılmıştır. Biliyorsunuz artık e-devlet üzerinden artık herkes soyağacını görebiliyor. Eğer soyağacında Mehmet Muzaffer ve Hanife Melek isimlerini yan yana görenler varsa o kişiler hiç kuşkusuz şehidin yakınlarıdır. 9 Nisan, Yüzbaşı Mehmet Muzaffer’in şehit oluşunun 102’inci yıldönümüdür. Tüm halkımıza çağrıda bulunuyorum. Şehidimizin yakınlarını artık tespit edelim.”  

Rıfat Fırat

28 Şubat sürecinde Zonguldak’ta İmam Hatip Lisesi Müdürlüğü görevi yapan emekli öğretmen İbrahim Cansız, iki kez görevden alınmasına rağmen sürdürdüğü hukuk mücadelesini anlattı.

İdarecilik döneminde 7 öğrencinin Endüstri Meslek Lisesi’ne nakledilmesi nedeniyle açılan soruşturma neticesinde okul müdürlüğünden başka bir okula öğretmen olarak tayin edildiğini hatırlatan Cansız, şöyle dedi:

“Bizim okuldan alınma gerekçemizin bir sebebi, ‘Siz 7 öğrenci gibi çok sayıda öğrenciye okuldan tasdikname vermişsiniz.’ Bu çocuklar da Endüstri Meslek Lisesi’ne (EML) gitmiş. Ama raporları tutan müfettişler bakanlıktan geldiler. Bütün illeri taradılar. Tarama neticesinde öğrencisi başka bir okula nakil olarak giden müdürlerin hepsine soruşturma açtılar. Ama benim ki tamamen sahte bir şey oluyor. Bize açtıkları soruşturma tamamen sahte bir şey. Sonra bakanlık bunları tespit etti ve il müdürlüklerine bıraktı. Bizim öğrenciler EML’ye gittiği halde EML mesleki bir okul olmasına rağmen hiçbir şey olmayacağı açıkken tuttular bunu da soruşturma içerisine kattılar. Ve bizi bu gerekçeyle görevden aldılar. Beni Dilaver İlköğretim Okulu’na öğretmen olarak tayin ettiler. İdarecilikten aldılar öğretmen olarak atadılar. Oraya gittiğimde bu bir haksızlıktı. Mahkemeye verdim. Mahkeme süreci de zannediyorum 6 aydan fazla oldu. O süreçten sonra mahkeme bizi geri döndürdü. Okula geldim, 6 ay çalışmadan yine aynı baskılar devam ediyor. Mahkeme neticelendi okulda başladık. 6 ay çalıştıktan sonra yine aynı gerekçelerle görevden aldılar.”

“İmam Hatip okullarının önü kesilmeye başlandı”

1990’lı yıllarda imam hatip liselerinde öğrenim gören öğrencilerin başarılarının önünün kesilmeye başlandığını aktaran Cansız, “Dini ve milli değerleri özümseyerek, benimseyerek yetişen İmam Hatip okullarının önü kesilmeye başlandı. Nasıl yapıldı, bu okullar son yıllarda çok başarılı okullar oldu. 1990’lı yıllarda üst üste Türkiye birincileri çıkmaya başladı. Bu dereceler eldi edilince bu okullar göz doldurdu. Buradan çıkan insanlar çok başarılıydı. Tamamen derslerine odaklandılar. Sürekli dersleriyle ilgilendiler. Kötü alışkanlıkları olmadığı için performansı yüksek öğrenciler yetişti. Bu öğrenciler sınavları kazanınca baktılar ki bu okullar yaygınlaşıyor. Önünün kesilmesi düşüncesiyle, ‘iktidarı bunlar temsil ediyor düşüncesiyle’ bu okullara kanca attılar. Dolayısıyla 28 Şubat’ta bütün bunları birleştirerek mevcut hükümete Refah Yol hükümetini düşürmek için bazı maddeler önerdiler. Tabi bu çalışmalar önceden beri yapıldı” diye konuştu.

“Başörtülü birinci öğrencimizi ödül törenine getirdim diye görevden alındım”

Bir kompozisyon yarışmasında dereceye giren öğrencisinin başörtülü olması sebebiyle ödül töreninde yaşadıklarını anlatan Cansız, ikinci kez görevden alındığı süreci şöyle ifade etti:

“Zaman zaman kompozisyon yarışması olurdu. Bizim öğrencilerimizden birkaçı bu yarışmalarda dereceye girmiş. O yarışmanın ödül törenine gittiğimizde öğrencilerimiz başörtülüydü. Birinci öğrencimiz sahneye ödülünü almaya gittiğinde salonda müthiş bir tepki gösterdi. Oradaki yöneticiler, ‘Başörtülü öğrenciler başını açmadan sahneye çıkamaz’ diye oradan dolayı da bize bir soruşturma açtılar. Çocuğun velisi yanında, okulun dışında, salonda. Biz çocuğu ‘İlle de başını açıp da sahneye öyle çıkacaksın’ dememiz bir defa abes bir şey. Öyle bir şey olamaz. Öyle bir şeyi de bahane ederek bize yine ceza verdiler. Aldılar bu sefer de Kilimli ilçesinde bir ilköğretim okuluna idarecilikten aldılar öğretmen olarak verdiler. Orada da bir buçuk öğretim yılı tamamladım. Mahkeme Danıştay’a kadar gitti. Danıştay’dan olumlu karar geldi. Tekrar okula döndük. O zamana kadar iki defa görevden alındık. Döndüğümüzde de zaten 2002’ydi ve eski hükumet de o ara yıkılmıştı.”

“İmam hatip liselerine ‘yarasa’ denildi”

Dönemin siyasilerince imam hatip liselerine ‘yarasa’ denildiğini hatırlatan Cansız, dönemin İl Milli Eğitim Müdürü ile arasında geçen diyaloğu da şöyle aktardı:

“Bir defa İmam hatip liselerine yarasa denildi. Bunların kökü kazınması denildi. O zamanki siyasilerin de söylemleri bunlar. Bizi derinden yaraladı. Öğrenci kesimini yaraladı. Velileri yaraladı. Bu memleketin vergisini veriyor. Askere gidiyor, savaş olsa en önde gidecek. Nitelikli insanlar, inançlı insanlar. İmanlı insanlar. Bunlar yarasa diyor. İmam hatipleri kapatmak yetmiyor kökleri kazınması lazım diye o zamanın siyasileri bunları defalarca dile getirdiler. Bizi zaman zaman valiliğe, milli eğitime çağırdılar. Okulun durumlarını sorduklarında kendilerini okula davet ettik. Bir defasında Milli Eğitim Müdürü iki müfettiş ile birlikte okula geldi. Müfettişler oturdu biz milli eğitim müdürü ile birlikte sınıfları gezdik. Tabi sınıflarda kapalı öğretmenler var. Öğrencilerin büyük bir kısmının başı kapalıydı. Başı kapalı olan öğretmenlerin büyük bir kısmı da ücretli öğretmenlik yapıyordu. Milli Eğitim Müdürlüğü’ne müracaat eden fakülte mezunları valilik onayıyla öğretmenlik yapıyordu. Sınıfları gezerken başı kapalı öğretmenlere denk geldik. Milli Eğitim Müdürü tepkiyle ‘Bu ne. Bu öğretmeni kim atamış buraya’ diye sorunca ‘Hocam bunları siz atadınız’ yanıtını verdim. Atama listesine baktığımızda milli eğitim müdürünün de atama imzası vardı. O işe çok bozuldu güya, ‘Nasıl yaptık biz bu işi’ gibisinden. Çünkü onlara da yukarılardan baskılar oluyordu. Okulda iki saat kadar dolandık. Odama geldiğimizde müfettişler gitmişler ama odada hiçbir hal yok. Bütün kitaplar alt üst olmuş. Vitrinlerdeki kitaplar, ansiklopediler, masanın üzerindekiler ne varsa alt üst olmuş. Müdür beye dedim ki ‘Bu arkadaşlar insan mı ya? Bu arkadaşlar bunu niye yaptılar ki? Ne arıyorlarsa bana deselerdi ben yalan mı söyleyecektim yani’ diye sordum. O da ‘Niye yapmışlar ki’ deyip geçiştirdi. Medeniyet bu mu? Orada sanki biz bir şey gizlemişiz. Gizli bir şeyi arıyorlar. Koca koca ansiklopedilerin içlerini aramışlar. Hepsini karıştırmışlar. Adamların seviyesinin çok kıt olduğunu, seviyelerin olmadığını, bu işlere çok yanlış baktıklarını o zaman anladım.”

İmam hatip liselerinde öğrenim gören öğrencilerin devletine ve milletine bağlı nitelikli bir öğrenim hayatı geçirdiğini aktaran Cansız, “1997’den 2002’ye kadar bu hükumetlerin verdiği zararlar 2010’a kadar ancak temizlenebildi. Bütün bu alanda verilen zararların tanzimi konusunda emeği geçen, siyasilere, devlet yetkililerine de teşekkür ediyoruz. Milletini vatanını seven, vatanı canından azız bilen gençlerin yetişmesi bizimi için elzemdir” şeklinde sözlerini tamamladı. 

Onur Altındağ – Sertaç Özdemir