Yakın Doğu Okul Öncesi ve Yakın Doğu İlkokulu sabah 09.00 ve akşam 16.00 saatlerinde düzenlenen iki ayrı törenle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı görkemli bir törenle kutladı. Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Yakın Doğu İlkokulu bahçesinde düzenlenen törene onur konuğu olarak 2015 Nobel Kimya Ödülü’nün sahibi Aziz Sancar katıldı. Törende, Dr.Suat Günsel Girne Üniversitesi Kurucu Rektörü Cemre Günsel Haskasap, Eşi Enver Haskasap, Centre of Excellence Başkanı ve Genetik Kanser Tanı ve Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Nedime Serakıncı, Yakın Doğu İlkokulu Müdürü Hasan Yükselen, öğrenciler ve aileleri yer aldı. 

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve tüm şehitler için saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törenin sunuculuğunu 4E sınıfından Eylem Bozkurt ve 5H sınıfından Suna Alsancak gerçekleştirdi.

“Sen rahat uyu Atam, bize bıraktığın Türklük meşalesini asla söndürmeyeceğiz”

Günün anlam ve önemini belirten konuşmayı yapan 4G sınıfından Helin Öztüccar, “Sevgili arkadaşlarım bundan tam 98 yıl önceydi, her yerde bir bayram havası vardı. Esen rüzgar umudu, aydınlığı, Türkü’ün egemenliğini getiriyordu. 23 Nisan 1920’de güneş karaya bir başka doğuyor, bizi bir başka ısıtıyordu. İşte böyle bir günde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, TBMM’nin anahtarını biz çocuklara bırakmıştır. Mustafa Kemal’di o. Onun sözlüğünde çocuk, sevgi demekti, neşeydi çocuk. Bir ailenin meyvesi, yalan bilmeyen, küçücük, sevgi dolu meleklerdi. Sen rahat uyu Atam, bize bıraktığın Türklük meşalesini asla söndürmeyeceğiz. Bu meşaleyi hep ileri taşıyacak, emanetine sonsuza kadar sahip çıkacağız” dedi. 

Helin Öztüccar’ın konuşmasının ardından Yakın Doğu İlkokulu öğrencilerinden oluşan koro, izleyicilere keyifli anlar yaşattı. Yakın Doğu İlkokulu öğrencileri dans gösterilerini sırasıyla sunarken, okunan 23 Nisan şiirleri törene renk kattı. 

Törenin onur konuğu 2015 Nobel Kimya Ödülü’nün sahibi Prof. Dr. Aziz Sancar, tüm öğrencilerin birlikte oluşturduğu ve duygu dolu anların yaşandığı “Atam İzindeyiz” temalı gösteri ve geçitte öğrencileri ayakta alkışladı. 

Tören, hep birlikte okunan marşlar eşliğinde sona erdi.  

Daha önce ayakkabı imalatçısının yanında çırak olarak çalışan 48 yaşındaki Sibel Yurttutan, kendi işini kurmaya karar verince yaklaşık 7 yıl önce ayakkabı imalat ustaları Hasan Keskin ve Aşkın Demirtaş’la birlikte ayakkabı üretim atölyesi kurdu. El yapımı ve kişiye özel üretim yapan atölyede ise günlük 50 çift erkek ayakkabısı hazır hale geliyor. Yurttutan, bu işin kadın mesleği olmadığın ancak kadınların kendilerini güvenmeleri sonucu her zorluğun üstesinden gelebileceğini söylüyor.

“Ayakkabının ne olduğunu bilmezken, üretir hale geldim”

Daha önceden ayakkabı üretimi hakkında bir fikir sahibi olmadığını ve şimdilerde ise deriyi şekillendirerek ayakkabıya dönüştürdüğü aktaran Sibel Yurttutan, “Herhangi bir iş diyerek iş aradım. Bana da bu iş denk geldi. Yaklaşık 4 sene çıraklık dönemim oldu, birkaç farklı yerde çalıştım. O zamanlarda ayakkabının ne olduğunu bilmiyordum. Ama baya bir uzun yoldan sonra bu ayakkabıları üretmeye kadar ilerledim” dedi.

“İlk başlarda erkek işi diye bayağı yadırgandım”

Yurttutan, ayakkabı üretiminin kadın işi olmadığını ve ilk başlarda yadırgandığını ifade ederek, konuşmasına şöyle devam etti:

“İlk başlarda erkek işi diye bayağı yadırgandım ama ben onları duymazdan geldim. ‘Ben yapabilirim, aklım kesiyor’ dedim. İlk ustanın eline baktığımda ‘ben yarın geliyorum, çalışabilirim’ dedim ve o şekilde başladım. Şimdi burada beraber 3 arkadaşız, her bölümde kendimiz çalışıyoruz, terzi usulü ilk iş benden başlıyor. Deriyi parça parça kesip dikim ve çekim bölümü şeklinde devam ediyoruz.”

“Meslek ölmesin diye 3 arkadaş başladık”

Tamamen el yapımı ve el işçiliği ayakkabılardan günlük 50 tane ürettiklerini ve ilk başlarda meslek ölmesin diye böyle bir fikir ortaya çıktığına değinen Yurttutan, “İşin içinde bayan olunca görenlerin biraz tuhafına gidiyor. Bayanlar evde oturmasın, kafalarındaki bir işi araştırsın. En azından ev ekonomilerine katkıları olur. Bayanların yapamayacağı bir ley yoktur” ifadelerini kullandı.

“İş arkadaşımızdı, patronumuz oldu”

Sibel Yurttutan ile daha önce farklı atölyelerde, yaklaşık 5 yıldır da birlikte çalıştıkların söyleyen Şenel Güngör ise, “Sibel abla ile daha önce aynı firmada işçi olarak çalışmıştık. Bu işte çok istekli ve özverili olduğu için, iş arkadaşımızdı ama şimdi bizim patronumuz oldu. Allah nasip etti ve kendisi patronluğa kadar yükseldi. Önce işi sevmek lazım, Sibel abla da bu bayanlardan bir tanesi. Bizler erkek olarak, kadınların böyle atılımlarda bulunmasından gurur duyuyoruz, kendisiyle çalışmaktan da zevk alıyoruz” şeklinde konuştu.  

Selim Kuşcu
 

Bebeklikte ya da çocukluk çağının başlarında ortaya çıkarak vücut hareketleri ile kas koordinasyonunu etkileyen ‘Serebral Palsi’ hastası 8 yaşındaki Ecrin’in, ayakta durma hayali gerçekleşti. İstanbul Ataşehir’de yaşayan Ecrin Baznabaz’ın yıllardır hayalini kurduğu ayakta dik durma sehpası hayali gerçekleşti. Ecrin’in babası Mehmet Şah Baznabaz’ın kızının hayalini gerçekleştirmek üzere çalmadık kapı bırakmadığını belirtti. 

Baba Baznabaz, kızının hayalin, gerçekleşme sürecini şu sözlerle aktardı: 

“Hayatının en mutlu günlerinden birisini yaşadı” 

“Aracı olanlara gerçekten çok teşekkür ederiz. Kızım Ecrin hayatının en mutlu günlerinden birisini yaşadı. Bundan sonra artık yatağa bağlı kalmadan ayakta dik durabilecek. Tabi ki çocuklarımız bizler için birer imtihan Rabbime çok şükür ediyorum, bugünleri de gördük. Dilek Pastaneleri Kurucu Ortağı ve İcra Kurulu Başkanı Cabir Yazıcı Bey’e ulaşmamızda ve tedavi sürecini çok yakından takip eden Gazeteci İlhami Işık ve gazeteci Emrah Doğru’ya çok teşekkür ediyorum. Onların vesilesi ile Cabir Bey’e ulaştık muhasebeye talimat verdi hemen ayakta dik durma sehpası için gerekli ücret yatırıldı. Çok pahalı bir alet ve her yerde yok özel bir üretim, ne diyeceğimi bilemiyorum Rabbim değerli iş adamlarımızın yokluğunu göstermesin, Cabir Bey’in de işlerine bereket ihsan etsin inşallah” şeklinde konuştu.  

Bu yıl ilki gerçekleştirilen İÜ İletişim Fakültesi Türk Sineması Haftaları, 16-19 Nisan 2018 tarihleri arasında İÜ İletişim Fakültesi’nde düzenleniyor. İÜ İletişim Fakültesi Türk Sineması Haftaları’nın ilk konuğu Yeşilçam’ın unutulmaz isimlerinden Hülya Koçyiğit oldu.

“İÜ İletişim Fakültesi olarak her zaman ilkleri hayata geçirmeye çalışıyoruz” 

Programın Çarşamba günkü bölümünde Ömer Lütfi Akad’ın yönettiği ‘Gelin’ (1973) filminin gösteriminin ardından İÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yolcu’nun moderatörlüğündeki söyleşi ile İstanbul Üniversiteli öğrencilerle buluşan usta sanatçı Hülya Koçyiğit, öğrencilerin sorularını yanıtladı. Hülya Koçyiğit’in hayat hikâyesini anlatan film gösterimi ile başlayan söyleşi, Prof. Dr. Ergün Yolcu’nun konuşması ile devam etti. Prof. Dr. Ergün Yolcu konuşmasında, “İÜ İletişim Fakültesi 1950 yılında kurulmuş, iletişim alanındaki ilk fakültedir. Bu anlamda yaptığımız faaliyetlerde de her zaman ilkleri hayata geçirmeye çalışıyoruz. Türk Sineması Haftaları’nı da İletişim Fakültesi olarak bu sene ilk kez düzenliyoruz. İlk konuğumuz ise değerli sinema sanatçısı Hülya Koçyiğit. Kendisi rol aldığı birçok filmde Türk sinemasının bu seviyelere gelmesine büyük emek vermiştir” ifadelerini kullandı.

“Gençlerle beraber olmayı çok önemsiyorum” 

Hülya Koçyiğit konuşmasına başlarken gençlerle bir araya gelmekten her zaman büyük mutluluk duyduğunu belirterek, “Aile içinde yeteneği fark edilmiş ve ilkokul öğretmenlerinin de dikkatini çekmeye başlamış bir çocuk olarak eğitimime Ankara Devlet Konservatuvarı’nda başladım. Daha sonra annem İstanbul’da konservatuvar açıldığını öğrenince eğitimimi almak üzere İstanbul’a geldim. Biz üç kız kardeşiz. Ortaokul yıllarında İstanbul Şehir Tiyatroları’nın tiyatro çocuk bölümü açıldığını öğrenen annem üçümüzü de imtihana soktu ve üçümüz de kabul edildik. Tiyatroyla tanıştıktan ve sahnede alkış aldıktan sonra “Bir gün ben de bu sahnede olmayalım” diye hayal kurmaya başladım” şeklinde konuştu.

“Ajda Pekkan’ın hayatımda çok önemli bir yeri var” 

Ayla Algan’ın rol aldığı bir oyunda canlandırdığı rol ile Muhsin Ertuğrul tarafından nasıl fark edildiğini anlatan Hülya Koçyiğit, “Türk tiyatrosunun kurucusu Muhsin Ertuğrul, annemi çağırıp ‘Hülya’yı çok yetenekli buluyorum ama onun eğitilmesi lazım. Bu konuda eğitim verebilecek yer de Ankara Devlet Konservatuvarı’dır’ deyince annem adeta bunu bir emir gibi telakki etmiş. Hemen tiyatro imtihanlarına girdim, kazandım. Tiyatro eğitimim devam ederken tiyatroda görev alan kız kardeşimi Metin Erksan bir film için seçti. Bu film çekilirken annem Metin Erksan’ın Susuz Yaz adlı bir kitabı senaryolaştırdığını öğrenmiş ve benden söz etmiş. Hemen prova çekimleri yaptık. O dönem Ses mecmuası vardı. Bu dergi o yıllarda bir yarışma tertip etti ve yarışmayı kazanan 6 tane film yapma imkânına kavuşacaktı. Metin Erksan benim bu imkândan yararlanmamı istedi, ancak o dönem yarışmayı Ajda Pekkan kazanmıştı. Ajda Pekkan’ın benim hayatımda çok önemli bir yeri var. Bugüne kadar dostluğumu sürdürebildiğim, çok saygı duyduğum büyük bir sanatçı” ifadelerini kullandı.

“Susuz Yaz benim için çok önemli bir adım oldu” 

Susuz Yaz filminin kendisi için büyük bir şans olduğunu söyleyen Hülya Koçyiğit: “Bu şansı hak etmeye çalıştım. Yönetmenin dünyasına hizmet etmek çok önemliydi, ama hayatımda ilk defa bir köye gidiyordum. Bunu anlayan yönetmenim uzun bir süre beni kameranın karşısına çıkarmadı. Adeta beni bir köylü kızı haline getirdi, oradaki yaşamı yaşamaya başladım. Öyle bir noktaya geldik ki oraya film çekmeye geldiğimizi ben de unuttum. Yani, oranın bir insanı haline geldim. Bu ilk film, Berlin Film Festivali’nden büyük ödül Altın Ayı’yı kazandı. Bu benim için çok ciddi bir başlangıç ve önemli bir adım oldu” dedi. 

O dönem birçok film çektiklerini belirten Hülya Koçyiğit, “O kadar çok talep vardı ki peş peşe film yapmak zorundaydık. Elbette çok yorucu ve hata yapmaya çok açıktı. Her istediğiniz karakteri canlandırma şansını bulamıyordunuz. Bu süre böyle devam ederken Hülya Koçyiğit Türkiye’nin her yerinde tanınan, filmleri izlenen, takip edilen, starlaşan bir isim oldu. Bu filmlere o nedenle teşekkür ediyorum. Bu filmleri iyi ki yapmışım diyorum” şeklinde konuştu.

“Sinemanın esas görevi topluma ayna tutabilmek” 

Sinemanın esas görevinin topluma ayna tutabilmek olduğunu söyleyen Hülya Koçyiğit, “Sözlerini söylemek için çırpınan çok değerli sanatçılarımız var. Onlara destek veren birçok festivalimiz var. Keşke o işler, televizyonlarda ve sinema salonlarında daha çok yer bulabilse. Sanat ve kültür eğlence ile sınırlı değildir. Burada ağırlığı koyacak olan ise seyircidir” dedi. 

Hülya Koçyiğit sözlerini sonlandırırken gerçek bir sanat fikrinin en baskıcı, en yoksul ve en olumsuz günlerde bile mutlaka kendini göstereceğini ifade ederek popülerliğin değil samimiyetin önemli olduğunu dile getirdi.Söyleşi, İÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yolcu’nun Hülya Koçyiğit’e çiçek ve hediye takdim etmesinin ardından sona erdi.

Türk Sineması Haftaları kapsamında pazartesi günü Hülya Koçyiğit’in başrolünü oynadığı filmlerden Metin Erksan’ın yönettiği ‘Susuz Yaz’ (1963), Salı günü ise Şerif Gören’in yönettiği ‘Kurbağalar’ (1985) filmleri gösterildi. Film gösterimlerinin ardından gerçekleştirilen söyleşilerde ise İÜ İletişim Fakültesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Seçkin Özmen ve Doç. Dr. Şükrü Sim öğrencilerle bir araya geldi. Etkinliğin son gününde ise Orhan Aksoy’un yönettiği ‘Kezban Paris’te’ (1971) filminin gösterilmesinin ardından İÜ İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat İri ve Sinema Yazarı Suat Köçer İstanbul Üniversitelilerle buluşacak.Bu yıl ilki gerçekleştirilen ve düzenli olarak devam etmesi planlanan İÜ İletişim Fakültesi Türk Sineması Haftaları’nda, Türk Sineması’nın ünlü ve başarılı isimlerinin İstanbul Üniversitesi öğrencileri, personeli, mezunları ve mensupları ile buluşturulması ve ilgili konuğun filmlerinin gösterilmesi planlandığı kaydedildi.
 

Medya takibinin önde gelen kuruluşu Ajans Press, Türkiye’nin hava kirliliği verilerini inceledi. Ajans Press’in Türk Toraks Derneği’nden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, 2017 yılında Türkiye’nin havası temiz olan ili ise Artvin olarak belirlendi. Türkiye’nin havası en kirli şehri ise Amasya oldu. Yıl içerisinde kirlilik limitini aşan diğer iller ise; Bursa, Manisa, Adana (Meteoroloji), Denizli(Bayramyeri) ve Niğde olarak belirlendi. 

Hava kirliliği konulu haberlerin sayısı son yıllarda arttı

ITS Medya ve Ajans Press’in gerçekleştirdiği medya incelemesine göre, hava kirliliği konulu haberlerin son yıllarda artışa geçtiği belirlendi.2015 yılında 7 bin 30 olan haber sayısı, 2016 yılında 7 bin 188, geçtiğimiz yıl ise 9 bin 775’e çıkarak son yılların en yüksek rakamına ulaştı. Avrupa Birliği limitlerine göre, Türkiye’de 180 istasyonun 156’sında geçen yıllara oranla daha fazla kirlilik olduğu tespit edildi. 62 istasyonda ise saptanan limit aşımının 180 günden daha fazla olduğu görüldü.

Dünya Sağlık Örgütü referans verileri baz alınarak hazırlanan rapora göre, Türkiye’deki 81 ilden 80’inin havasının kirli olması dikkat çekerken, büyük şehirlerdeki havası en kirli olan noktalar ayrıca belirlendi. Böylelikle, İstanbul’da Esenyurt en kirli ilçe olurken, onu sırasıyla Başakşehir, Ümraniye, Alibeyköy, Şirinevler, Aksaray, Yenibosna ve Kadıköy izledi. İzmir’de ise Gaziemir, Bayraklı, Bornova, Şirinyer, Alsancak, Karşıyaka, Güzelyalı ve Çiğli ilçeleri kirlilik limitini aşan yerler arasında yer aldı. Başkent Ankara’ya bakıldığında da limitin aşıldığı ilçeler; Kayaş, Sıhhiye, Demetevler, Keçiören, Cebeci, Dikmen, Sincan ve Bahçelievler şeklinde görüldü.
2016 yılı raporunda en temiz havaya sahip olan iller; Dersim, Artvin, Çanakkale (Biga)ve Adana (Doğankent) olurken bu yıl sadece Artvin’in havasının temiz olması dikkat çekti.  

İletişim Fakülteleri Dekanları’nın katılımıyla 12-14 Nisan 2018 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi İletişim Fakültesi ev sahipliğinde Adana’da gerçekleştirilen 26’ncı İletişim Fakülteleri Dekanlar Konseyi toplantısının sonuç bildirgesi yayınlandı. Toplantıda 27’nci Dönem İletişim Fakültesi Dekanlar Konseyi Başkanlığı’na Yeni Yüzyıl Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aysel Aziz, Başkan Yardımcılığı’na ise İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yolcu seçildi. 

İstanbul Üniversitesi’nden yapılan açıklamaya göre her yıl düzenli olarak yapılan İletişim Fakültesi Dekanlar Konseyi toplantısının 26’ncısında iletişim fakültelerine ilişkin eğitim-öğretim, akreditasyon ve istihdam konularında dekanlar arasında karşılıklı görüş alışverişinde bulunularak aksiyon planları yapıldı. Toplantının gündem maddelerinden biri İletişim Fakülteleri’ne ÖSYS sınavı ile yerleştirilecek öğrencilerde aranacak puan türü konusu oldu. Puan türünde önemli değişikliklerin yapıldığı göz önüne alınarak hangi puan türü ile öğrenci alınmasının daha uygun olacağı hususunda Prof. Dr. Hatice Çubukçu tarafından daha önce hazırlanıp YÖK Başkanlığı’na sunulmuş olan raporun güncellenmesi kararlaştırıldı.

İletişim Fakülteleri’nde öğretim görevlilerinin istihdamı görüşüldü 

Toplantıda, İletişim Fakülteleri’nde öğretim görevlilerinin istihdamı konusunda bir belirsizliğin ve farklı uygulamaların hüküm sürdüğü gündeme getirildi. İletişim Fakülteleri’nde öğretim görevlilerinin istihdamı konusunda ilgili kurumlar nezdinde girişimlerde bulunmak üzere çalışmalar başlatıldı.

Toplantıda ayrıca, ortaöğretim kurumlarında okutulmakta olan iletişim alanları ile ilgili derslerin durumları da görüşüldü. Söz konusu derslerin İletişim Fakültesi Mezunları tarafından verilmesini sağlamak amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili birimleri ile temasa geçilmesi ve bu konuda bir rapor hazırlamaları konusunda İLDEK Konseyi Yeni Yürütme Kurulu’na yetki verilmesi kararlaştırıldı.

İletişim Fakültesi mezunlarının istihdam alanları konuşuldu 

Toplantıda ele alınan önemli başlıklardan biri de İletişim Fakültesi mezunlarının istihdam alanlarının artırılması oldu. İletişim Fakültesi Mezunları’nın istihdam sorununu ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar başlatılarak mezunların almış oldukları farklı unvanların tescil ve kadro ihdas edilmesi amacıyla Başbakanlık Personel Daire Başkanlığı ile iletişime geçilmek üzere ilk adımlar atıldı. Toplantıda ayrıca İLDEK Yürütme Kurulu seçimi de gerçekleştirildi. Kurula Yeni Yüzyıl Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aysel Aziz, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yolcu, Fırat Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Asaf Varol, Giresun Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazım Elmas, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdülrezak Altun ve Çukurova Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hatice Çubukçu seçildi. 

Toplantıda 27’nci İLDEK Konseyi toplantısının Giresun Üniversitesi Tirebolu İletişim Fakültesi Dekanlığı ev sahipliğinde gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.  

1982 yılında Tekirdağ’daki Rakoczi Müzesi’nin restorasyonunda inşaat işçisi olarak çalışan Ali Kabul, restorasyon çalışmaları sırasında Macarca öğrenmeye merak saldı. Restorasyon sırasında gayreti ve çalışkanlığı ile Macaristan görevlileri tarafından fark edilen Kabul, 36 senedir Rakoczi Müzesi’ne sahip çıkıyor. Gelen turistlere müze rehberliğinin yanında Türkiye’yi ve Tekirdağ’ı tanıtan Kabul, Macaristan’a giden Türklere de Macaristan hakkında bilgi verip, yeri geldiğinde tercümanlık yapıyor.

22 yaşındayken müzenin restorasyon işinde çalışmaya başladığını anlatan Ali Kabul, “1982 yılında Macar Müze Müdürlüğü elemanları bu müzeyi restore etti. O restorasyonda ben de burada işçi olarak çalışmaya başladım. Sekiz, dokuz aylık bir restorasyon çalışması oldu. Bu restorasyon süresince ben biraz meraklıydım. Bir yabancı dil öğrenme isteği vardı. Bunu bir nevi fırsat sayıp burada çabalayıp Macarca’yı öğrendim. Sekiz ay sonunda restorasyon bitince burada çalışır mısın diye sordular bana. Sürekli bir iş teklif ettiler. Ben de çalışırım dedim. Başladık, işte 1982 yılından bu yana ve 36 senedir burası bana emanet. Türk-Macar ilişkisi için önemli olan bu binayı, Macaristan Başkonsolosluğu adına korumaya gayret ediyorum” dedi.

Macar halk kurtuluş kahramanı II.Rakoczi Frençh’in yaşadığı ev olan müzenin Macarlar için önemine değinen Kabul, “Burası iki ülke ilişkileri açısından çok önemli. Bizim için Atatürk ne ise Macarlar için de Rakoczi öyle diyebiliriz. Macar tarihinin son 500 yıldır yetiştirdiği en önemli liderlerden bir tanesi. Bugün Macaristan’da her şehirde, her kasabada, her yerleşim yerinde bir büstü vardır ya da caddelere, okullara adı verilmiştir. Onun için Macarlar burayı çok önemsiyorlar, hatta bu yeri kutsal bir yer sayıyorlar. O nedenle burayı layıkıyla korumaya çalışıyorum” diye konuştu.

Müzenin iki ülke arasında kültürel bir köprü vaziyeti gördüğünü belirten Kabul, “Burada tek çalışıyorum. Bunun zorlukları var ama güzel tarafları da var. Burası bir köprü vaziyeti görüyor. Kültürel köprü en azından. Buraya birçok Macar büyüğü gelmiştir; başbakanlar, cumhurbaşkanları, onlara da Rakoczi buraya nasıl geldi, nerede, nasıl yaşadı anlatıyoruz. Ayrıca buradan da, Tekirdağ’dan da belediye başkanlarımız, valilerimiz zaman zaman Macaristan’a gitmiştir. Onlara da elimizden geldiği kadar ya rehberlik yapmışızdır ya da gittiklerinde nereleri görmeleri, nereleri gezmeleri gerektiğine dair yardımcı olmuşuzdur” dedi.  

İsmail Denizhan
 

Bülent Ecevit Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü mezunu Nilgün Muslu, kendilerine ait evlerinin bodrum katında doğal solucan gübresi üretimine başladı. Kilosu 2.5 lira olan solucan gübresinin toprağın verimini yüzde 40 artırdığını söyleyen Muslu, bu işe nasıl merak saldığını şöyle anlattı:

“Organik solucan gübresi işine 1 yıl önce kuzenimin bize fikir vermesiyle başladık. Çokta güzel bir fikir oldu. Günümüzde organik tarıma insanların daha da yatkınlaştığını ve daha da yatkın olması gerektiğini düşünüyoruz. Biz 50 bin solucan ile başladık bu işe ve şuanda 500 bine yakın solucanımız var. Şuan kadar 2 ton gübre elde ettik. Gübrelerimizi çevremizde seraları ve bahçeleri olan insanlar ile paylaşıyoruz. Zonguldak’ta bu işin duyulmadığını fark ettik. Daha da bu işin duyulmasını ve organik gübre kullanımının daha da fazlalaşmasını ve doğaya bu sayede daha da faydalı olmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden bizlere bu fikri veren kuzenime ve bize yardımcı olan aileme çok teşekkür ediyorum.”

“İnsanlarımız daha çok doğala, organik gübreye dönsünler”

Doğal gübreye olması gerekenden daha az bir rağbet olduğunu belirten Muslu, “Biz kırmızı Kaliforniya solucanı aldık. Sonra inek gübresinin fermente olmuş halini alıyoruz. Sonra evdeki besinlerimizi karıştırıyoruz. Örneğin marul, elma, muz ve yumurta kabuğunu evde çöpe atmak yerine değerlendirip inek gübresiyle karıştırıp solucanlarımıza veriyoruz. Solucanlarımız bu verdiklerimizi 2 veya 3 gün içinde tüketip bize çok güzel organik solucan gübresi veriyorlar. Zonguldak’ta olması gerekenden daha az bir rağbet olduğunu gördük. Daha da fazlalaşmasını istiyoruz. Çünkü insanlarımız daha çok doğala, organik gübreye dönsünler ki doğamız da daha iyi ilerlesin” dedi.  

Barış Doğan
 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Fatih 6. Olağan Kongresine katılmak üzere Fatih Spor Kompleksi’ne geldi. Spor kompleksi önünde toplanan kalabalığı selamlayan Erdoğan, büyük coşkuyla karşılandı. Otobüs üzerinden halkı selamlayan Erdoğan, vatandaşlardan 2019 seçimleri için destek istedi.
Konuşmasında Afrin Harekatına değinen Erdoğan, yanına gelen bir Özgür Suriye Ordusu komutanı ile ilgili anısını anlatarak “Afrin’deki gazilerden komuta kademesinden yanıma geldiler. Bir tanesi çok manidardı. Arkadaşı dedi ki ‘Cumhurbaşkanım bu komutan çok farklı. Bu cephede adeta deli deşik oldu. ÖSO’dan’ dedi. ‘Karnı yok’ dediler. ‘Aç bakıyım’ dedim. Açtı. Hakikaten karnı alınmış. Ve tamamıyla dikişler. Omuzundan aldığı mermiler, kalçadan aldığı mermiler. O hali ile tekrar cepheye gitmiş ve PKK terör örgütü onun başına büyük paralar veriyor. Fakat ondaki o inanç, ondaki o iman farklı bir şey” diye konuştu.

“Afrin’de etkisiz hale getirilen terörist sayısı 4 bin 200 oldu”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ÖSO’ya terörist dediğini hatırlatan Erdoğan, “Bay Kemal ‘onlar terör örgütü terör’ diyor. Bay Kemal onlar benim Mehmetçiğim ile birlikte Afrin’de savaşan yiğitler. Sen terör örgütü mensupları ile kol kola gidebilirsin. Ama onlar terör örgütü ile değil benim Mehmet’im ile kol kola Afrin’de savaşıyorlar. Şu anda Afrin’de etkisiz hale getirilen sayısı 4 bin 200 oldu” şeklinde konuştu.

“Hani sanatçılarla falan dalganı geçiyordun”

CHP liderinin Hatay ziyaretine de değinen Erdoğan, “Hani gitmiyordu ne oldu? Şimdi Hatay’a falan gitmiş. Hani sanatçılarla falan dalganı geçiyordun. ‘O adamın yanında ne iş in var’ diyordun. Niye. Hesaba çektiler, ‘yanlış oluyor gitmen lazım’ dediler. Bu adam aynısını 15 Temmuz sonrasında 7 Ağustos Yenikapı mitinginde yaptı. Ben mitingde ona da davet gönderdim. Sayın Bahçeli anında cevabını verdi ve geldi. Ama beyefendi bay Kemal, cuma akşamına kadar gelmeyeceğini söylüyordu. Son cuma akşamı baskılar neticesinde geleceğini bildirdi. O bizi 7 Ağustos’taki barış ve dayanışma mitingimize leke getirdi. Niye çünkü sonraki süreçte 7 Ağustos’un bir barış mitingi olmadığı istikametinde açıklamalar yaptı. Ne söylersen söyle biz milletle barışığız. Biz demokrasiyi yeniden inşa ediyoruz” ifadelerini kullandı.

“Yurt dışından 80 tane FETÖ’yü aldık geldik”

Terörle mücadelenin sürdüğünü vurgulayan Erdoğan, “Yurt dışında Kovova’dan aldık geldik mi 6 tanesini. 3 tanesini de Gabon’dan aldık mı. Yurt dışından 80 tane FETÖ’yü aldık geldik. Almaya devam. Onlar kaçacak biz kovalayacağız. Şehitlerimizin kanını yerde bırakmayacağız” dedi.  

Oğuzcan Yazar

İTO Başkanı Avdagiç: “Yeni bir heyecan ve enerjiyle çalışmalara devam edeceğiz”
 

Şekip Avdagiç, oy birliğiyle İstanbul Ticaret Odası’nın yeni yönetim kurulu başkanı oldu. Avdagiç, “Yeni bir heyecanla ve enerjiyle yönetim kurulumuz İstanbul Ticaret Odası’nda bir yandan devam eden projeleri tamamlamak üzere çalışmalarına devam edecek, bir taraftan da kendi ajandasını hayata geçirmek konusunda çalışmalar yapacak” dedi.

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) İstanbul’daki 81 Meslek Grubu’nu temsil eden 261 Meclis Üyesi, yeni dönemin Yönetim Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerini belirledi. Saat 17.00’de sona eren seçim sonuçlarına göre Şekib Avdagiç, 136 yıllık bir geçmişe sahip olan İTO’nun 24’üncü Yönetim Kurulu Başkanı oldu.

“Yeni bir heyecan ve enerjiyle çalışmalara devam edeceğiz”

İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Başkan Avdagiç, yeni bir heyecan ve enerjiyle görevlerine devam edeceklerini ifade ederek, “Öncelikle seçim sürecinde bize güç veren katkı sağlayan tüm İstanbul Ticaret Odası üyelerine, seçilen meclis üyelerimize, komite üyelerimize ve bugün seçilen yönetim kurulu üyelerine tebriklerimi ifade etmek istiyorum. İnşallah İTO’nun önümüzdeki 4 dönem görev yapacak yönetim kurulu bugün tek liste halinde seçime girdi ve seçildi. Ümit ediyorum ki önümüzdeki dönemde yeni bir heyecanla ve enerjiyle yönetim kurulumuz İstanbul Ticaret Odası’nda bir yandan devam eden projeleri tamamlamak üzere çalışmalarına devam edecek, bir taraftan da kendi ajandasını hayata geçirmek konusunda çalışmalar yapacak” dedi.

İTO’nun yeni başkanı seçilen Şekib Avdagiç’in listesinde şu isimler yer alıyor:

İsrafil Kuralay, Servet Samsama, İbrahim Doğan Salman, Dursun Topçu, Ahmet Özer, Yakup Köç, Burhan Polat, Levent Taş, Bahadır Yaşık, Adil Coşkun

Yedek üyeler:

Mehmet Akif Özyurt, Murat Dursun, Zeki Paşalı, Mehmet Metin Korkmaz, İlhami Demir, Mehmet Ünsal Ulukır, Münür Üstün, Şevket Aksoy, Abdülkadir Yıldız, Nesim Ayyıldız  

Rıfat Fırat – Fırat Aksoy