İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölümü Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Coşkun, otizm hastalığına ilişkin bilinmesi gerekenleri ile açıkladı. Otizm nörogelişimsel bozukluk denilen nöropsikiyatrik bir rahatsızlık olduğunu belirten Doç. Dr. Murat Coşkun, “Çocuğun veya bireyin daha bebeklikten ya da erkin çocukluk çağından başlayarak önemli bir takım gelişim alanlarında yaşıtları gibi normal gelişim gösterememesini ifade eder. Otizm teşhisi konan çocukların hem göz teması, ortak dikkat gibi en temel becerilerde hem de insan ilişkileri gibi sosyal ilişkiler kurmakta zorlandıklarını görürüz” şeklinde konuştu. 

“Her otizmli çocuk birbirinden farklıdır” 

Her otizmli çocuğun birbirinden farklı olduğunu kaydeden Doç. Dr. Coşkun, “Otizmli çocuklarımıza hastalıklarını ‘otizm spektrum bozukluğu’ olarak söylüyoruz. Bunun sebebi otizmi olan çocukların tamamının birbirinden farklı olmasıdır, çünkü otizmde standart ya da hepsi aynı olan durumlardan bahsetmek mümkün değildir” dedi. 

Otizm kelimesi ve tanısı birçok ebeveynde duygusal olarak şok etkisi yapabildiği için, bu durumun aileyle paylaşılma şeklinin de önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Coşkun, “Yerine göre durumu bir takım gelişimsel zorlukları var diye ailelere aktarma yolunu tercih ediyoruz ve çiçek örneğini kullanıyoruz. Diyoruz ki bizim çiçeğimiz var ancak tam sağlıklı gelişemiyor. Çiçeğimiz gelişemiyorsa suyuyla, toprağıyla daha çok ilgilenmemiz lazım. Bu çiçeğimiz diğer çiçekler gibi değil, bakımsız kalmaya devam ederse büyümesinde zorluk çekiyor” ifadelerini kullandı.

“Otizm tanısı koymanın nihai yolu uzman muayenesi ve gözlemi” 

“Otizmin ortaya çıkış sebebinin büyük ölçüde genetik olduğunu biliyoruz” diyen Doç. Dr. Coşkun, “Olayı genetik olarak açıkladığımızda çoğu aile ‘bizim anne babamızda otizm yoktu ki çocuğumuz niye otizm oldu’ gibi diye düşünülebiliyor. Bu ifade toplumda yanlış anlaşılabiliyor. Otizm genlerle ilişkili, ama bu mutlaka anne babada otizm olacak anlamına gelmiyor. Durum anne karnından başlıyor. Gebelikte bir takım ilaç ya da maddelere, virüslere, enfeksiyona ya da radyasyona maruz kalmak, ileri anne baba yaşının ya da bunun gibi diğer bir takım çevresel faktörlerin hastalığın ortaya çıkışında etkili olabilir. 

Doç. Dr. Coşkun, hastalığın tanısıyla ilgili olarak ise “Otizmin tanısını koymanın tek ve nihai yolu uzman muayenesi, görüşü ve gözlemidir. Yani çocuğun yaşına göre dil becerisi, insan ilişkisi kurma gibi sosyal becerileri ve tüm bu alanlarda çocuğumuzun ne düzeyde olduğunu hem klinik muayene ile hem de aile ile yaptığımız görüşme ile yerine göre de çocukların evdeki, kreşteki video kayıtlarını seyrederek, gözlemleyerek teşhis ediyoruz. Bu gözlemlerde çocuğumuzun yaş aralığına göre neleri yapıp neleri yapamadığı, hangi becerilere ne kadar sahip olduğu gözlemleniyor ve çeşitli gelişim testleri yapılıyor. Sonuçlar ise mutlaka bir çocuk psikiyatrisi klinik hekimi tarafından değerlendiriliyor ve durum tespiti yapılıyor” şeklinde konuştu.

Otizm teşhisi ile ilgili olarak anne ve babalara uyarılarda bulunan Doç. Dr. Coşkun, “Ailelerin yapması gereken en önemli şeylerden biri çocuklarının gelişimini hakkında bilgi sahibi olmak, yakından takip etmeleri ve çocuğun zorlandığı alanların farkında olmaları. Çocuklarını tıbbı kontrollere düzenli götürmeleri. Bu da tabi gerçekten merakla, ilgiyle, eğitimle olabilecek bir şey. Ebeveynler anne babalık sezgilerine ve içgüdülerine güvenmeli, çevreye aldırmadan çocuklarıyla ilgili endişelerini alanlarında uzman hekimlere danışmalıdır” dedi.

“Otizm ile beslenme arasında doğrudan bir ilişki yok” 

Medyada yer alan haberlerin aksine otizm ile beslenme arasında doğrudan hiçbir ilişkinin olmadığını, ancak otizm teşhisi konulan çocuklarda bir takım sindirim sitemi rahatsızlıklarının sık görülebildiğini söyleyen Doç. Dr. Coşkun, “Bu sadece otizmli değil, diğer çocuklarda da olabilecek bir durum. Sağlıklı beslenme, sadece otizm teşhisi konulan çocuklarda değil, her yaşta insan için önemli. Otizm teşhisi konan aileler, panik ve şok etkisiyle piyasada kötü niyetli insanlar tarafından kandırılmaya ve istismara açık oluyorlar. Bu nedenle kendilerine tavsiye edilen yöntemlere karar vermeden önce mutlaka uzman hekimlerden destek almaları gerekiyor” şeklinde konuştu.

“Otizm konusunda tüm toplum bilinçlendirilmeli” 

Doç. Dr. Coşkun, otizm farkındalığı ile daha çok çalışma gerçekleştirilmesi gerektiğini kaydederek, “Otizm farkındalığı aslında sadece ailelerin farkındalığı anlamında değil, kamu kurumları, üniversiteler ve sağlık kurumlarının da farkındalığı olması gereken bir durum. Bu anlamda toplumun farkındalığını arttırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştirmek şüphesiz çok önemli. Burada kamu kuruluşlarımızın, kurumlarımızın, kreşlerimizin, ana okullarımızın, aile hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın bilinçlendirilmesi çok önemli. Bu anlamda anne babaların bilmesinin dışında çocuklarla etkileşimi olan hekimlerden eğitimcilere kadar farklı meslek gruplarının da bu konu hakkındaki farkındalığının yararlı olacağını düşünüyorum” yorumunda bulundu.

Son yıllarda otizmin artış göstermesinin sebeplerine değinen Doç. Dr. Coşkun, “Günümüzde bir takım çevre şartlarının otizm sıklığını arttırdığı ile ilgili bir kanaatimiz var. Aslında otizmin büyük ölçüde genetik faktörlerden kaynaklı olduğunu söylüyoruz ama bu genetik yatkınlık üzerine bir takım çevresel risk faktörleri eklendiğinde otizm riski artmış oluyor. Yine bir takım kromozonal hastalıklarda ya da tanımlanmış genetik sendromlarda ya da bir takım nörolojik sendromlarda otizm riski artmış olabiliyor. Bunun dışında ileri yaşta anne baba olmak da çocuklarda otizm için bilinen önemli risk faktörlerinden birisi. Anne-babaların 30’lu yaşlarından sonra anne-baba olmayı tercih etmesi doğacak çocuklarda otizmin görülme sıklığını artırıyor” dedi.

Otizm farkındalığının da son yıllarda artmış olmasının otizmin görülme sıklığının artmasına sebep olan nedenlerden bir tanesi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Coşkun, “Burada gerçek bir artıştan ziyade, toplumun ve insanların otizmi fark etmesi ile ilgili bir artış var. Bu hastalık geçmiş dönemlerde de hiç şüphesiz vardı ama adı konulmuyordu. Günümüzde ise farkındalığın giderek artmış olması, hastalığın görülme sıklığını artıran bir etmen olarak karşımıza çıkıyor” açıklamalarında bulundu.  

98/2 B celbi 2. grubunda askere gidecek olan vatandaşlar için Milli Savunma Bakanlığı’ndan önemli açıklama yapıldı.  Peki, 98/2 B grubu için yeni sevk tarihi ne zaman olacak? İşte, detaylı bilgiler

98/2 B grubu askerlik yerleri için önemli duyuru yapıldı. Milli Savunma Bakanlığı Askeralma Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı duyuruda, ’12 ve 6 aylık hizmet süresine tabi olup, mayıs 2018 celbi 2’nci grup olarak silahaltına alınacak yükümlülerin 18-19 haziran 2018 olan planlı sevk tarihleri 09-10 temmuz 2018 olarak değiştirilmiştir.’ ifadelerine yer verildi.

Bir ve iki buçuk aylık temel eğitime tabi tutulacak yedek subay adayları ile kısa dönem erbaş/er statüsüne ayrılanların birinci grubu 02-04 mayıs 2018, ikinci grubu ise 09-10 temmuz 2018 tarihleri arasında tertip edildikleri birliklere sevk edilecek.

Sınıflandırma sonuçları açıklandıktan sonra yükümlüler yukarıda belirtilen sevk başlangıç tarihlerinden iki iş günü öncesine kadar E-devlet kapısından ve askerlik şubelerinden sevk evrakını alabileceklerdir. Bu tarihlerden sonra sevk evrakı sadece askerlik şubesi başkanlıklarınca verilecektir.

Yol ve iaşe parası, E-devlet kapısından sevk evrakını alan yükümlülere adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde bulunan adresi ile eğitim birliği, askerlik şubesi başkanlığından sevk evrakını alan yükümlülere ise sevk evrakını aldığı askerlik şubesi ile eğitim birliği arası esas alınarak verilmektedir. Yükümlüler isimlerine yapılan ödemeleri PTT şubelerinden veya PTT kartı ile PTTMATİK’lerden alabileceklerdir.

1111 sayılı askerlik kanununun 47’nci maddesi kapsamında sevkin son gününü kapsayan istirahat raporu bulunan tıp doktorları istirahat raporlarının bitimini takip eden ilk mesai gününde sevk edilmek üzere askerlik şubesi başkanlıklarına müracaat edeceklerdir. Müracaat etmeyenler hakkında bakaya işlemi yapılacaktır. Bakaya tıp doktorlarından kendiliğinden askerlik şubesi başkanlıklarına müracaat edenler veya ele geçirilenler derhal sevk edilecektir.

MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞININ RESMİ DUYURUSUNA ULAŞABİLMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli’nin af önerisine, “Sayın Bahçeli’nin bu talebi veya teklifi kendisine ait bir tekliftir. Bizim şu anda hükümetimizle böyle bir düşüncemiz kesinlikle yok” diyerek yanıt verdi. 

İngiltere ziyareti öncesi Atatürk Havalimanı’nda düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Lideri Bahçeli’nin af önerisine ilişkin olarak, “Sayın Bahçeli’nin bu talebi veya teklifi kendisine ait bir tekliftir. Bizim şu anda hükümetimizle böyle bir düşüncemiz kesinlikle yok” dedi.

“Ankara’da parlamentoya bile doğru dürüst gelmeyen bir ekiple yürümeyi düşünmüyoruz” 

Erdoğan, milletvekili adaylığı konusunda ağırlıklı olarak yeni isimlerin olup olmayacağının sorulması üzerine, “Yeni isimler noktasında bu iki kere iki dört. Biz hücre yenilemesini başaran bir partiyiz. Mevcut ile yetinen değil, kadrosunu, hücrelerini sürekli yenileyen, güçlendiren nerede eksikliklerimiz var, aksamalarımız var bunları gidermeye çalışan bir siyasi partiyiz. Dolayısıyla burada da nerede aksama varsa, nerede sıkıntılar varsa bunları gidermek suretiyle yeni bir kadro ortaya koymanın gayreti içerisinde olacağız. Bir defa biz siyasette kadroyu Ankara’ya milletvekili taşımak olarak görmüyoruz. Böyle bir şey olmaz. Siyasette milletvekilliği sorumluluğunu üstlenmiş olan arkadaşlarımız bir defa kesinlikle bu işin hakkını dört dörtlük vermeli. Ankara’ya taşınıp, Ankara’da parlamentoya bile doğru dürüst gelmeyen bir ekiple yürümek, böyle bir şeyi düşünmüyoruz. Bu konularda kimlerin zaafları olmuşsa, kimler bu konularda falso yapmışsa tabii ki onlarla artık yürümek mümkün değil. Onun için kadroyu tazelemek bizim için önemli” ifadelerini kullandı.

“Birileri gibi bedava konut verelim, böyle bir şey yok” 

Konut faizlerinden yapılan indirimi de yorumlayan Erdoğan şunları söyledi:
“Faiz konusundaki kanaatlerimi biliyorsunuz. Oluyor olacak. Hele hele 24 Haziran’dan sonra bunun şekli de, bunun oranı da çok daha farklı bir şekilde gelişecek. Çünkü ben faizi her türlü ekonomik alanda kötülüğün anası babası olarak görüyorum. Bunu başarmamız lazım. Şurada yaptığımız son ekonomideki yetkili arkadaşlarımızla toplantıda orada attığımız adımlar hemen tesirini gösterdi. Ve şu anda 0.98 bazda bir düşüş yapıldı. Bu bile konut satışlarını hemen etkiledi. Bunlar gerçek. Bizim bu konuları artık kör olmak gibi bir garipliğimiz olamaz. Bu bir vaka. Onun için hem yastık altındaki parayı çekelim diyorsun, kayıt dışını kayıt altına alalım diyorsun. Hem bunu söyleyeceksin, hem bu noktada gerekli adımları atmayacaksın bu olmaz. Biz şu anda iyi yoldayız. Gerek Başbakanımızın açıkladığı tedbirler paketi, gerek faizdeki son uygulamalar bizi çok daha iyi bir yola taşıyacaktır. Birileri gibi de bedava konut verelim, daire verelim böyle bir şey yok. Bedava konut dağıtacaklarmış nasıl oluyor bu iş. Artık bunlara da alıştık. Milletimiz herhalde bunları yutmayacaktır.”

“Biz kimseyi rahatsız etmiyoruz, bize dokunana biz dokunuruz” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye’de yaşanan çatışmalarda İsrail ve İran’ın karşı karşıya gelmesini de değerlendirerek, “Biz kimseyi rahatsız etmiyoruz. Şu anda bize dokunana biz dokunuruz. Bize dokunmayanla bizim herhangi bir işimiz olmaz. Biz terör örgütü ile mücadelemizi verdik veriyoruz. Bundan sonra da vermeye devam edeceğiz. Afrin bunun en güzel örneğiydi. Cerablus bunun en güzel örneğiydi. Bundan sonraki süreçte de o terör koridoru olarak oluşturulmaya çalışılan bölgeyi zaten kontrolümüz altına aldık. Afrin’den sonra İdlip’teki gelişmeleri biliyorsunuz. Şu anda 10 gözlem noktası elimizin altında. Orada 11 ve 12 var. Onları da inşallah bu hafta içerisinde bitirip böylece 12 gözlem noktası da kontrolümüz altına girdikten sonra İdlip ile ilgili sıkıntılar da büyük oranda halledilmiş olacak. Ardından malum bizi Tel Rıfat sorunumuz var, Mümbiç sorunumuz var. Bu konuda Dışişleri Bakanımızın, Amerika Dışişleri Bakanı ile görüşmeleri olacak. Bize verdikleri sözü tutmalarını bekliyoruz. Eğer verdikleri sözü tutarlarsa o zaman Mümbiç’te de PYD-YPG bunların terk etmesini istiyoruz. Oraya gerçek sahipleri gelip yerleşecek” diye konuştu.
Basın toplantısının sonunda gazetecilerin Anneler Günü’nü de kutlayan Erdoğan, “Anneleri hayatta olanlara tavsiyem: Annelerinizin ayaklarının altını öpün, cennetin kokusu alın. Ölenler de annelerini dualarından uzak tutmasınlar. Annesiz olmak gerçekten çok zor. Tüm annelere saygılarımı sevgilerimi sunuyorum, ellerinden öpüyorum” şeklinde konuştu.  

Serdal Altıntepe – Ferhat Yasak
 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:

“Milletin iradesini satın almaktan daha beter bir şey olabilir mi? Sizden bu ülkeye fayda olmaz, demokrasi dürüstlüktür”

“Pazar günü Cumhurbaşkanlığı seçim manifestomuzu, bir hafta sonra da seçim beyannamemizi açıklayacağız.”

“Afrin’de etkisiz hale getirilen terörist sayısı 4 bin 376 oldu.”

Restorasyonu tamamlanan tarihi Mısır Çarşısı’nın açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP’nin İstanbul’u yönetirken, kentte hava kirliği ve çöp dağları olduğunu belirterek, “Çünkü CHP zihniyeti kirliliktir, çöp dağlarıdır” dedi.

İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğü tarafından 5 yıl süren restorasyon çalışmaları tamamlanan Mısır Çarşısı’nın açılışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşti. Açılışa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, Fatih Belediye Başkanı Hasan Suver ve çok sayıda vatandaş katıldı. Açılış kurdelesini kesen Cumhurbaşkanı Erdoğan, çarşıyı gezerek, esnafla sohbet etti. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan meydanda toplanan vatandaşlara hitap etti.

Belediye Başkanlığı döneminden örnekler vererek, İstanbul’daki durumu anlatan Erdoğan, “Siz insanlara yaşayacak alanları, altyapıları göstermezseniz onlar da gider nereyi bulursa oraya yerleşir, hayat mücadelesini o şekilde sürdürür. Kardeşinizi İstanbul’a belediye başkanı yaptınız. İstanbul’un o zaman çöp dağları, hava kirliliği nasıldı? Biz geldik Istranca dağlarından suyu getirdik. Çöp dağlarını kaldırdık. Hava kirliliğini düşünün, gazeteler gaz maskesi dağıtıyordu” dedi. 

“Çünkü CHP zihniyeti kirliliktir, çöp dağlarıdır”

Güney Kore ziyaretiyle ilgili açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Bu ülkenin 2. Dünya Savaşı sonrası kalkınma stratejisi hepimize ders olacak nitelikte. Onlar da baktım maske takıyorlar. Bu yönde biz onları aştık. Sanayileşmesinden şehirleşmesine kadar, insanlarını buna göre eğiten, sanayisini buna göre kuran ülkenin nereden nereye geleceğini gördük. Onun için takdire şayan. Aynı dönemde bizim yöneticilerimiz ne yaptı diye bakıyoruz. Karşımıza tek parti döneminin CHP’si çıkıyor. Milletin ekmeğini karneye bağlayan, inancıyla uğraşan, ecdat yadigarı eserleri yaşatmak bir yana şu gördüğünüz suriçinde adeta mescit bırakmayan, hepsini yıkan veya satan bir tek parti dönemi iktidarı vardır. İstanbul’a belediye başkanı olduğum zaman CHP belediyesinden aldım. CHP belediyesinden aldığımda hava kirliliği, çöp dağları vardı. Atık su kanalları vardı. Çünkü CHP zihniyeti kirliliktir, çöp dağlarıdır. Bunları yaşayanlar bilir, onlara soracaksınız gençler” diye konuştu.

“Ekonomide ilk 10’a gireceğiz”

Eski Başbakan Adnan Menderes döneminde Türkiye’nin ciddi bir atılım yapma sürecinde olduğunu fakat yapılan darbeyle bunun önüne geçildiğini ifade eden Erdoğan, “Ülkemize maliyeti çok ağırdır. Eğer Türkiye son 16 yılda yaptığımız yatırımı, sağladığı istikrar ve güven ortamını İkinci Dünya Savaşı sonrasında gerçekleştirebilseydi bugün dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacaktı. Ama şimdi 24’üncü sıradan 17’nci sıraya geldik. Yetmez, biz de ilk 10’a gireceğiz. Çünkü milletlerin ve ülkelerin zenginliği 2 türlü olur. Birincisi, çok para getiren tabi zenginlikleriniz buna karşı az nüfusunuz vardır, kişi başına gelir itibariyle en önlere geçersiniz. Bu tür ülkeler zenginleşmişlerdi ama hiçbir zaman gerçek anlamda huzurlu ve gelişmiş olamamışlardır. İkinci yöntem ise İkinci Dünya Savaşı sonrası üstelik de savaşın yıkımını yaşamış olmanıza rağmen çok hızlı bir şekilde toparlanıp yüksek teknolojiye dayalı üretimle dünya devi haline gelirsiniz. Güney Kore’nin de içinde olduğu bu grup gerçek ve kalıcı gelişmeyi, refahı yakalayan ülkelerdir” şeklinde konuştu.  

Günümüzde estetik kavramı, ağız ve diş sağlığı konusunda üzerinde en çok konuşulanlardan birisi haline geldi. Estetik bir görünüm için güzel bir gülüşe sahip olmanın çok önemli unsur olduğunu belirten Dent Akademi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Kurucu Ortaklarından Dt. Göker Taşkınsu, günümüz teknolojileri sayesinde hastaların beklentilerini karşılayacak gülüş dizaynlarının gerçekleştirildiğini belirtti. 

Gülüş dizaynının, hastaların yüz şekline, diş eti yapısına ve diş şekillerine bakarak ve değerlendirerek yapıldığının altını çizen Dt. Göker Taşkınsu, “Gülüş dizaynı yapılırken diş eti üzerinde yapılan düzenlemelere pembe estetik, diş dokusu üzerine yapılan düzenlemelere ise beyaz estetik denir. Pembe estetik ya da beyaz estetik tek başına gülüş dizaynı için yeterli olurken, iki estetiğin gülüş dizaynında kullanılması estetiğin mükemmele yaklaşmasını sağlamaktadır” dedi. 

Pembe estetik yapılmadan önce diş etinin mevcut durumu bazı kriterlere göre değerlendirildiğini ve yapılacak müdahalelerin belirlendiğini açıklayan Dt. Taşkınsu, “Diş etinin komşu dişler ile olan ilişkisi, gülme esnasında diş etinin görünme miktarı ve düzenleme yapılacak dişin boy en oranı pembe estetiğin sınırlarını belirlemektedir. Diş etine yapılan müdahaleler ile gülüş dizaynının pembe estetik aşaması tamamlanmış olur” ifadelerini kullandı.

Estetik bir gülüş için beyaz estetik 

Dt. Göker Taşkınsu, gülüş dizaynının diğer aşamasını, beyaz estetik olarak adlandırılan dişler üzerine yapılan restorasyonlar olarak açıklarken, “Beyaz estetik aşaması hastanın dişlerinin mevcut durumu ve beklentilerine göre planlanmaktadır. Bu aşamada ilk adım olarak hastadan ölçü alınır, alınan ölçü ile model elde edilir ve düzenlemeler bu model üzerinden yapılır. Daha sonra bu model hasta ağzına aktarılır ve beklentilerinin ne kadar karşılanacağı hekim ve hasta tarafından değerlendirilirilerek uygulamaya geçilir” şeklinde konuştu. 

Dt. Taşkınsu; beyaz estetikte, en sık kullanılan uygulamaları şöyle belirtti: “Estetik bonding diye adlandırılan dişler üzerinde herhangi bir aşındırma yapmadan uygulanan estetik dolgu uygulamaları veya minimal aşındırmalar ile yapılan yaprak porselen diye bilinen laminat venerler restorasyonlar en sık kullanılan uygulamalardır. Minimal aşındırmalarla elde edilemeyen gülüş dizaynında ise dişler üzerinde daha fazla aşındırma yapılarak tamamı porselen olan restorasyonlar tercih edilir. Tedavi sonucundaki başarıyı etkileyen en önemli faktörlerden biri, hasta ve hekim tarafından mevcut durum ile tedavi sonucunda beklentilerin doğru anlaşılmasıdır. Estetik bir gülüş, mevcut durumun iyi değerlendirilmesi ve bahsedilen uygulamaların doğru şekilde uygulanması ile elde edilebilir”.  

Özgür Brüksel Üniversitesi, Katolik Leuven Üniversitesi ve Erasmus Hastanesi’nden 25 doktorun yer aldığı ve uzun süre önce çalışmalarının başladığı ifade edildi. Çalışmanın detaylarını ve sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Nur Ahmet Erözenci, “Bu sadece deri ve cilt kanseri üzerinden yapılmış bir çalışma. Ana kanser hücresiyle metastaz dediğimiz hücrelerin farklı olduğunu gösteriyor. Hayvanlar üzerinde deneyleri yapılmış ama insanlar üzerindeki etkisini henüz bilmiyoruz, insanlar üzerindeki etkisi de hayvanlardaki gibi olacak mı görmek lazım” dedi.

” Hedefin hedefine yönelebileceğiz”

 Kanser hastalığında üç temel tedavi yöntemi uygulandığını da belirten Erözenci, “Kemoterapide hastaya verdiğimiz ilacın kanser hücrelerini öldürmesini umuyorduk. Ancak damardan verdiğimiz bu ilaç gidene kadar, yolda sağlam hücreleri de öldürüyordu. Son 10 yılda hedefe yönelik tedavi çıktı. Bu tedavide verilen ilaç, direk kanser hücresine gidiyor. Dolayısıyla yan etki profili, yaşam kalitesini düşürmesi bazında daha düşük oluyor. Şimdi bu son çalışma, şayet insan kanser hücresinde de aynı etkiyi yaparsa, olasılıkla bu defa ana kitle hücreler içerisinden, metastaz hücreler belirlenecek ve hedefin hedefine yönelik bir çalışma yapılacak ama bu uzun zaman sonra sonuçlanabilir, çok geniş çalışmalar bunlar” ifadelerini kullandı.

” Gelecekte ameliyatlara gerek kalmayabilir”

“Önemli olan kanserin gelişmesini engellemek ve insan vücudunda yok etmek. Yani nedenini aramakla tedavi paralel gidiyor. Çalışmalar öyle bir seyirde gidiyor ki belki gelecekte her şey hücresel bazda çözülebilecek ve belki ameliyatlara bile gerek kalmayacak” diyen Erözenci, “Kansere çare bulundu” şeklindeki ifadeler için çok erken davranıldığını söyleyerek, kanser hastalarında oluşturulan umut kırıklığına dikkat çekti. Erözenci sözlerini şöyle sürdürdü, “Olaya sansasyonel bakarsanız hiçbir yere varamazsınız. Bir şeye kanser ifadesini koyduğunuzda ilgi çekiyor ama okuyanlar çare bulundu diye umuda kapılıyor. Bu çalışmalar yıllar sürer, üzerinde titiz durulur. Klinik aşamasında bile 10-15 yıl izleme yapılıyorken bu kadar net ifadelerle basına yansımaması lazım.”

 

Başbakan Binali Yıldırım, Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

Türk ekonomi üzerinde bazı spekülasyonlar yapıldığına dikkat çeken Yıldırım, “Bizim ekonomimizle ilgili 3 konumuz var. Enflasyon, faiz ve kurlardaki dalgalanma. Bunlarla ilgili bazı sığ bilimsel temeli olmayan, gerçeklikten yoksun değerlendirmeler var. Buradan bu vesile ile milletime vereceğim mesaj şudur. 2017’de olduğu gibi 2018’de de büyümeyi sürdürülebilir şekilde devam ettireceğiz. Soğutma yok, aşırı ısıtma da yok, kararında büyüme devam edecek. Hedeflediğimiz büyüme oranını devam ettireceğiz. Onun altına değil üstüne çıkabiliriz. Enflasyonla mücadelede hiçbir rehavet yok. Enflasyon mücadelesi önemli çünkü bu yatırımcının kararını da etkiliyor, vatandaşın ekonomisi ne etkiliyor. Yani iğneden ipliğe herkesin ilgilendiği bir konu. Enflasyonun yükselmemesi için alınması gereken anlık tedbirler, orta uzun vadeli tedbirler alıyoruz” diye konuştu. 

Faizler ve kurdaki dalgalanmalarla ilgili değerlendirmelerde de bulunan Yıldırım, “Bunların konjonktürel gelişmelerle ilgili olduğunu biliyoruz. Çünkü göstergeler bu durumu doğrulamıyor. Göstergelerimizin başka bir şey söylüyor. Bu ayrışma tamamen küresel şartlardan ve bölgemizdeki jeopolitik risklerin etkisi ile oluyor. Bir tedirginlik oluyor insanlarda. Acaba savaş mı olacak? Amerika ve Rusya tehdit ediyor birbirini. Bunların getirdiği geçici dalgalanmalar. Bunların etkisi sınırlı olacak. Gerekli tedbirle tabii ki alınacak. Para politikasında merkez bankası sorumludur. Merkez bankası gündemine hakimdir. Gerektiği zaman gerekli tedbirleri almıştır, bundan sonra da alır” şeklinde konuştu. 

Turizm rakamlarında yaşanan artışa da dikkat çeken Yıldırım, “Demek ki Türkiye’yi güvenlik bir ülke olarak görüyorlar. İşi tersinden alırsak güvenlik problemi olmayan ülke yok. İstanbul ne kadar güvenliyse Londra da o kadar güvenli. Terör artık küresel bir baş belası oldu. Onun için biz diyoruz çifte standardı bırakalım. Terör ile ama demeden, fakat demeden topyekün savaşalım. O zaman bu işin üstesinden geliriz” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin dış yardımlar açısından dünyanın en cömert ülkesi olduğunu vurgulayan Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

“Milli gelire oranla en fazla dış desteği yapan ülke konumundayız. Bunun da zararını görmedik, faydasını gördük. Uzun vadeli dostluklar kazanıyoruz. Kısa vadeli menfaat peşinde koşmuyoruz. Bunlar bölgemizde ihtiyacı olan biri varsa onun desteğine o ihtiyaç olduğu anda koşmazsak bir anlamı olmaz. Bu sıkıntıları tarihte yaşamış bir ülke olarak bunun tecrübelerinde etkilenmiş bir ülke olarak bir görev biliyoruz. Suriyeli 3.5 milyon insanı bağrımıza basmışız. Ekmeğimizi evimizi paylaşıyoruz. Onların çocuklarını geleceğe hazırlıyoruz. Sağlık ve eğitim hizmeti veriyoruz. Peki ne diyorlar ‘çok güzel takdir ediyoruz’. Tamam takdir edin de biraz da destek olun. Sadece sırt sıvazlamak ile olmaz. Ama destek olsalar da olmasalar da bunun gönüllü olarak yapıyoruz. Biliyoruz biz de benzer bir şey yaşasak böyle dostlarımız olacak”  

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bozdağ, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından basın açıklamasında bulundu.

Bakanlar Kurulu toplantısının gündemine ilişkin bilgi veren Bozdağ, “Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Kanun Tasarısı imzaya açıldı ve önümüzdeki günlerde parlamentoya sevk edilecektir. İlk defa mağdur haklarına ilişkin müstakil bir kanuni düzenleme yapılmaktadır. Mağdurlara ilişkin pek çok yenilik getirilmektedir. Burada kastedilen mağdurlar suç soruşturması ve kovuşturması sırasında suça muhatap olmuş mağdurları kapsamaktadır. Bunlar içerisinde özellikle kasten öldürme, ağır yaralama, cinsel saldırı ve işkence suçları mağdurları için maddi destek sağlanması, meslek edinmeleri amacıyla kurslar düzenlenmesi, eğer kamu görevlisiyse mağdurun yerleşim yerinin değiştirilmesi ve başka yenilikler getirilmektedir. Çocuk teslimi meselesinde yeni düzenlemeler yapılmaktadır. Boşanma gerçekleştiğinde mahkemenin verdiği karar neticesinde ailenin çocukla ilişki kurması gündeme gelmekte ve bu konuda pek çok sorunlar yaşanmakta. Bugüne kadar bu icra daireleri üzerinden yapılmakta hem çocuklarımızı hem de ailelerimizi üzmektedir. Bu konuda yeni bir düzenleme yapılması kararlaştırıldı. Çocuğun da yüksek yararını gözeterek atılan bu adım çerçevesinde kanunun yasalaşması halinde çocukla ilişki kurma konusu çocuk teslim merkezleri üzerinden yapılacaktır. İcra tarafından yapılmayacaktır. Ailelerden herhangi bir masrafta alınmayacaktır. Çocuğu göstermemek, velayetin değiştirilmesi sebebi olacaktır. Çocuğu göstermeyen taraf eğer nafaka alacaklısıysa geçici olarak nafakası kesilecektir. Eğer göstermeyen taraf göstermemekte ısrar ederse çocuğu göstermeyen taraf hapsen tazyik edilecektir. Bu müeyyideler çocuk tesliminin herhangi bir zora gerek kalmadan doğrudan yapılmasını sağlayacak son derece önemli değişikliklerdir. Suç örgütleriyle etkin ve kararlı mücadele yapmak maksadıyla Türk Ceza Kanunu 220. maddedeki cezalarda artırıma gidilmektedir. Bugüne kadar 2 yıldan 6 yıla kadar olan örgüt kurma ve yönetme suçunun cezası 5 yıldan 10 yıla kadar arttırılmakta, örgüt üyeliği cezası bir yıldan 3 yıla iken 2 yıldan 5 yıla çıkarılmakta ve örgütün silahlı olması halinde cezanın yarı oranda attırılması konusunda bir düzenleme getirilmektedir. Hayvanları Koruma Kanunu ve konularla ilgili önemli düzenlemeler yer almaktadır. Sahipli veya sahipsiz hayvanları öldürmek, işkence veya eziyet etmek bugüne kadar idari para cezasını gerektiriyordu. Bu düzenlemenin yasalaşmasından sonra suç olarak tanımlanacak ve hapis cezası uygulamasına geçilecektir” açıklamasını yaptı. 

Bakanlar Kurulu toplantısında iç ve dış güvenlikle ilgili değerlendirmeler yapıldığını ve Zeytin Dalı Harekatı’nın da değerlendirildiğini söyleyen Bozdağ, “Harekatın başlangıcından bugüne kadar 52 kahraman Mehmetçiğimiz şehit olmuş, 232 kahraman Mehmetçiğimiz yaralanmıştır. Harekat kapsamı içerisinde PKK, KCK, YPG, PYD ve DEAŞ terör örgütü mensubu 4 bin 44 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Toplam 332 bölge kontrol altına alınmıştır. Afrin bölgesinin tamamı kontrol altına alınmıştır. Kontrol altına alınan yerleşim yerlerinde terör örgütünün kurduğu tuzakları, mayınları, EYP’leri tespit etme çalışmaları da devam etmektedir. Bölgede yaşayan halk ve askerlerimiz için en büyük tehdit bu tuzaklardır. Bugüne kadar 102 mayın, 739 EYP tespit edilmiş ve imha edilmiştir. Zeytin Dalı Harekatı planlandığı gibi başarılı bir şekilde devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

Suriye yönetiminin daha önce de kimyasal silah kullandığını hatırlatan Bozdağ, “O zaman da dünya ayağa kalkmıştı. Fakat soruşturuldu ama adım atılmadı. Tabii bu konuda söz söylemenin ötesinde artık işler yapmak gerekir. Aksi takdirde söylenen sözlerin arkası gelmeyince orada daha büyük cinayetler, daha büyük olumsuzluklar yaşanmaktadır. Türkiye, Suriye’de meydana gelen son saldırıya ilişkin tutumunu en net şekilde ortaya koyan ülkelerdendir. Cumhurbaşkanımız, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin’le Duma’da olan katliamı ve saldırıyı görüşmüştür. Tabii bu bölgede Doğu Guta’da yaşananlarla ilgili Türkiye uzunca bir zamandır Rusya üzerinden bir çalışma yürütüyor, oradaki sivillerin kötüleşen durumlarını ortadan kaldırmak, tahliyelerini sağlamak için de önemli çabalar ortaya koyuyor. Amerika’dan açıklamalar var, Rusya’dan da açıklamalar var. Baktığınız zaman bu açıklamalar birbirini teyit eden açıklamalar değil. Birisi başka söylüyor, öbürü başka söylüyor ama bir de ortada fotoğraflar var, ortada görüntüler var, ortada haberler var. Bu fotoğrafları, görüntüleri izlediğimizde, incelediğimizde de bu görüntülerin normal silahlarla oluşmadığına dair de uzmanların kanaatleri var. Öyleyse burada bu konunun çok net bir şekilde geciktirilmeksizin soruşturulması ve aydınlatılmasında da fayda vardır. Tarafların iddialarına bırakılmayacak kadar önemli bir konudur bu. Kimyasal silahların yasaklanması örgütü başta olmak üzere uluslararası kuruluşların burada olup bitenleri süratli bir şekilde soruşturması ve dünya kamuoyunu doğru bilgilerle aydınlatmasında fayda vardır” açıklamasında bulundu.

“Bize ulaşan bilgiler, hem istihbarat örgütümüz üzerinden hem de elde edilen haberler, görüntüler ve fotoğraflar üzerinden baktığımızda burada kimyasal silah kullandığı çok net bir şekilde gözüküyor” diyen Bozdağ, “Ancak bunun uzmanlar tarafından da elbette incelenmesi ve soruşturması son derece önemlidir. Sayın Trump’ın açıklamaları da o gün oldu, başka açıklamalarda yapıldı. Bu noktada şunu da söylemek lazım; burada uluslararası toplumun birlikte hareket etmesinde son derece önem vardır, fayda vardır. Birlikte hareket edilmediği takdirde başka olumsuz sonuçlar da ortaya çıkabilir. Uluslararası toplumun Suriye konusunda artık ve rekabeti bir tarafa bırakıp, kendi çıkarlarını bir tarafa bırakıp, insanın yararını, oradaki sivillerin masumların hukukunu koruyan, uluslararası hukuka, uluslararası sözleşmelere, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararlarına uygun hareket etmesinden geçmektedir. Eğer bu hareket yapılmazsa uluslararası hukukun da, uluslararası sözleşmenin de, Birleşmiş Milletlerin de, uluslararası örgütlerin de bir hiç olduğu ortaya çıkar. Bugüne kadar Türkiye hep söylüyor, dünya beşten büyüktür ama dünya birden de büyüktür. Çünkü 5 tane üye bir araya geliyor, biri veto ettiği zaman adım atılamıyor. Demek ki burada bir kişinin sözü her şeyi değiştirebiliyor. Onun için dünyanın birden de beşten de büyük olduğunu ifade eden bir ülke olarak, biz burada diyoruz ki, uluslararası hukuk, uluslararası sözleşmeler, uluslararası örgütler, anlamını, saygınlığını, otoritesini kaybetmek istemiyorsa kuruluş amaçlarına uygun hareket etmek zorundadır. Biz Türkiye olarak uluslararası örgütlerin kendi kuruluş amaçlarına uygun hareket etmeleri gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz. Suriye, artık hesap yapılacak bir konu olmaktan çıkmıştır. Hepimizin insanlığımıza, hepimizin vicdanına sahip çıkma vaktidir. Umarız ki, bundan uluslararası toplum söz söylemekten öte yapacağı somut işlerin gereğini yapar” diye konuştu. 

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Suriye’de kimyasal silah kullanılmadığına yönelik açıklamalarını da değerlendiren Bozdağ, şunları söyledi: 

“Lavrov’un açıklamaları var, buna karşılık ABD’den yapılan açıklamalar var. Bu açıklamalar birbirini tekzip eden açıklamalar. Onun için biz Doğu Guta Duma’da yaşanan hadisenin derhal soruşturulması, işin çok net bir şekilde gerçeğinin ortaya konması gerektiğinin altını çiziyoruz ve bu konuda gecikmeye mahal vermeden adım atılması gerektiğini de ifade etmek istiyoruz. Suriye’nin, Amerika ve Rusya’nın güç savaşına kurban edilmemesi de gerekir. Yani iki ülkenin bilek güreşine oradaki masumların ölümünün kurban edilmemesi de gerekir. Eğer siviller ölüyorsa, masumlar ölüyorsa ve burada uluslararası hukuk çiğneniyorsa hepimizin beraber sivillere masumlara uluslararası hukuka sahip çıkmamız lazım. Burada görüyoruz ki, Suriye’deki masum sivillerin hayatından ve uluslararası hukuktan önce ülkelerin kendi çıkarları önde geliyor. Öyle gözüküyor. Değerlendirmeler de çıkar esaslı değerlendirmedir. Biz hep söylüyoruz artık Suriye konusu ülkelerin ulusal çıkarları penceresinden değerlendirilecek bir konu olmaktan çıkmıştır. Bir insanlık konusu, insan onuru konusu, bir vicdan konusudur. Onun için burada çıkarlar üstü bir değerlendirme yapmakta fayda vardır.” 

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un sözlerine cevap

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, “Türkiye, Afrin’in kontrolünü Suriye hükümetine devretmeli” açıklamalarına ilişkin soruyu yanıtlayan Bozdağ, Türkiye’nin Afrin’de bulunmasının işgal olmadığını belirterek, “Daha önce de açıkladık. Türkiye Suriye’nin toprak bütünlüğüne, siyasal birliğine, egemenliğine saygılıdır ve bu harekatta Suriye’nin toprak bütünlüğünü zedelemek değil aksine Suriye’nin işgal edilmiş topraklarını korumak ve Suriye’nin bütünlüğünü korumak maksadı da taşımaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri Afrin’de işgalci değildir, kalıcı değildir. Biz orayı teröristlerden ve terör örgütlerinden arındırmak, bölge halkının terör örgütlerinin baskısı ve zulmünden kurtulmasını sağlamak, hem sınır güvenliğimizi hem ülkemizin güvenliğini hem de bölgenin güvenliğini sağlamak için oraya gittik ve şu anda da Afrin bölgesi teröristlerden arındırılmış durumdadır. Ancak teröristlerin tuzakları, mayınları, el yapımı patlayıcıları ve diğer şeylerin tespiti ve imhası devam etmektedir. Daha önce de ifade ettik; biz hedefimize bölgedeki huzur, sükun, barış istikrar ve güven ortamını sağlayınca ancak ulaşacağız. Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde de bölgeyi teröristlerden temizlediğimizde nasıl bölgeyi bölgenin gerçek sahipleri olan onlara teslim ettiysek, şimdi Zeytin Dalı Harekatı kapsamında da Afrin bölgesini Afrinlilere emanet edeceğiz. Onlar kendi oluşturacakları yönetimle mecliste oranın her türlü işini ve ihtiyacını görmeye devam edeceklerdir ve Türkiye olarak da biz onlara bu anlamda yardımcı olacağız. Tabii bizim amacımız Suriye’yi bölmek değil. Demin de söyledim Suriye’de şu anda bir otorite boşluğu var, devlet her tarafta egemen değil. Terör örgütleri işte PYD, PKK, YPG, KCK, DEAŞ önemli bir alanı kontrol etmektedir. Orada devletin otoritesi de yoktur. Tabii Suriye’de meşru muhalefet de var, başka gruplar var ve çok ihtilaf var, çözüm bekleyen sorunlar var ve Suriye’de yaşananların silah zoruyla çözülemeyeceğini Türkiye olarak biz hep söyledik. Burada esas çözüm siyasi çözümdür. Siyasi çözüm ortaya çıktıktan sonra zaten buradaki durumun ne olacağı siyasi çözüme göre netleşecektir. Ama biz Türkiye olarak şunu söylüyoruz; bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yoktur, işgalci değiliz, kalıcı değiliz. Burada siyasi çözüm ortaya çıktıktan sonra da buralar o siyasi çözüme göre şekillenecektir” dedi.  

Güzellik deyince akıllara ilk gelen saçlar, tırnaklar ve cildin görünümüdür. Saç kalitesinin bozulmaması ve parlak görünmesi, cilt kuruluğu ve deride çatlakların önüne geçmek isteniliyorsa düzenli beslenmek ihmal etmemelidir. Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, pürüzsüz bir cilt, parlak saçlar ve canlı tırnaklar için 4 önemli besin hakkında açıklamalar bulundu. 

Cevizin önemine değinen Diyetisyen Aslıhan Küçük, ”Saçlarınızın ve cildinizin pırıl pırıl olmasında ve saçlarınızın nemlenmesinde omega 3 yağ asitlerinin etkisi büyüktür. E vitamini yönünden de zengin olan ceviz; saç foliküllerinin de hasarını önleyerek saçlarınıza hacim vermektedir” dedi.

Diğer besin nar hakkında açıklama yapan Diyetisyen Küçük, ”Antosiyanidin antioksidanı sayesinde kollajen doku yapımına yardımcı olan nar içeriği sayesinde cildin pürüzsüz bir görünüm almasında; tırnakların düzenli uzaması, güçlü ve çizgisiz bir yapıya sahip olmasında da etkilidir. Yaşlılık evresinde daha az buruşmaya yardımcı olan nar, yüksek C vitamini içeriği tırnak ve deride oluşacak hücresel hasarların önlenmesinde etkilidir” diye konuştu.

Üçüncü besin olan taze yaban mersinine dikkat çeken Diyetisyen Küçük, ”Güzelliğin sırını taşıyan minicik taneler, bolca içerdiği C ve E vitamini sayesinde teninizin canlı ve pürüzsüz olmasını, saçların canlılaşmasını ve tırnakların kurumasını önleyici destek sağlayan taze yaban mersinini 1 su bardağı kadar yaz kış düzenli tüketmeniz E vitaminin vücuda vereceği nemlenme sayesinde güzelliğinize güzellik katmanıza yardımcıdır” şeklinde konuştu.

Dördüncü besin olan yumurtanın etkisinden bahseden Diyetisyen Küçük, ”Proteinden yetersiz beslenme tırnakların kırılması ve uzamaması için önemli bir nedendir. Yumurtanın içerdiği biyotin ve B kompleks vitaminleri amino asitlerin sentezinde görev almaktadırlar ve saç kalitesine de olumlu katkıda bulunurlar. Sağlıklı saç ve tırnaklar için her gün en az 1 adet yumurta yemenizi öneririm” açıklamasında bulundu.
 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin Durugöl Spor Salonunda düzenlenen Ordu 6. Olağan İl Kongresi’ne katılarak partililere hitap etti. Partilileri selamlayan Erdoğan, Ordu’ya hava muhalefeti sebebiyle 3 saat gecikmeli geldiklerini belirterek, “Kusura bakmayın, elimizde olmayan sebeplerle gecikmeli olarak huzurunuza geldim. Zira hep söylüyoruz ya ‘Kaderin üstünde bir kader vardır.’ İstediğiniz kadar planınızı yapın ama sizin planınız çalışmıyor, hakim plan çalışıyor. Şimdi de öyle oldu” diyerek sözlerine başladı.

Olumsuz hava koşulları nedeniyle uçağın Ordu’ya inememesinin ardından Samsun’a gitme kararı aldıklarını söyleyen Erdoğan, “Bir taraftan karadan gelmeyi düşündük fakat karadan da 150 kilometre yol var. Bunlar da tabii bayağı uzatacak. En sonunda tekrar döndük ve helikopterle geldik. Hakkınızı helal edin ama aslolan sizlerle buluşmaktı, elhamdülillah buluştuk” diye konuştu.

Salondaki partilileri selamlayan Erdoğan, “Buradan, bu muhteşem salondan ama muhteşem salon derken katılımı söylüyorum, salonun kendisi muhteşem değil. O da bizim maalesef gecikmemiz. Ordu’ya layık olduğu salonu, yakışanı yapmamız lazım” ifadesini kullandı.

Ordu’nun ilçelerindeki ve mahallelerindeki vatandaşlara selamlarını ileterek, yaklaşık 1 yıllık bir hasretin ardından bu kez AK Parti 6. Olağan Kongresi için Ordulularla bir araya gelmekten memnuniyet duyduğunu dile getiren Erdoğan, konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Ordu’ya en son 16 Nisan halk oylamasından üç gün önce gelmiş, o gün Cumhuriyet Meydanı’nı hınca hınç dolduran kardeşlerimden bir söz almıştım. Sizlerden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine ‘evet’ diyerek, ülkemizin önünde yeni bir yol açmanızı istemiştim. Sizlerden milletvekili borsalarının kurulduğu, manşetlerin siyasete yön verdiği o utanç günlerini tamamen rafa kaldıracak yeni sisteme sahip çıkmanızı talep etmiştik. Türkiye’de vesayet heveslerini kursaklarda bırakacak, istikrarsızlığı, kaosu, belirsizliği topyekun bitirecek o kritik oylamada, Ordulu kardeşlerimizin desteğine müracaat etmiştik. Hep olduğu gibi 16 Nisan’da Ordu bizi yalnız bırakmadı. Ordu bir kez daha kadirşinaslığını gösterdi. Ordu yüzde 62 gibi Türkiye ortalamasının çok üzerinde bir oy oranıyla 16 Nisan’da bir kez daha demokrasinin, milli iradenin şehri olduğunu ispat etti. Ordulu kardeşlerim sadece bununla da kalmadı, 4 ilçelerinde yüzde 80’in üzerinde oy oranlarıyla Türkiye genelinde ilk 100’e girdi. Desteklerinden, ahde vefalarından, dayanışmalarından dolayı Ordulu kardeşlerime teşekkürlerimi iletiyorum. Özellikle Türkiye’de ilk 100’e giren Çaybaşı, Korgan, Çatalpınar ve Kumru ilçelerimize en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Rabbim her birinizden razı olsun. Rabbim muhabbetimizi, yol arkadaşlığımızı daim eylesin.”

“2019 seçimleri çok önemli”

2019 yılında yapılacak seçimlerin büyük önem taşıdığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Önümüzde 2019 seçimleri var. Türkiye 2019’da siyasi tarihinin en önemli, en kritik iki seçimine sahne olacak. Önce Mart ayında mahalli idareler, yerel seçim yapacağız ardından Kasım ayında milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimini yapacağız. 16 Nisan’daki tempomuzu artırarak 2019’daki bu seçim maratonunda da bayrağı açık ara göğüslemenizi özellikle sizlerden istiyorum. Buna hazır mıyız? Tüm dünya sizi izliyor, sizi takip ediyor, ‘Bakalım bunlar martta ne yapacak, kasımda ne yapacak.’ Evelallah Mart’ta da Kasım’da da dünyayı şaşırtacak neticeleri sandıklardan alacağız” diye konuştu.

“Münbiç’i komuta kadrosuyla istişare yapıyoruz”

Bu sırada salondaki partililerin “Reis bizi Münbiç’e götür” sloganına Erdoğan, “Bunları komuta kadrosuyla görüşerek, istişare ederek yapıyoruz. Ayaküstü yaparsak olmaz. Değerlendirmelerimizi yapıyoruz, diyorum ki ‘Münbiç’e ihtiyaç var mı, yok mu?’ Eğer ‘var’ derlerse önce ben, sonra sizleri yanıma alıp beraber gideceğiz. Çünkü beraber yürüdük biz bu yollarda. Beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey Ordu’yu hatırlatıyor. Böyle yürüyeceğiz” karşılığını verdi.

Erdoğan, şunları söyledi: “Biz dostlarımıza güven, hasımlarımıza çekidüzen verecek bir neticeye bu seçimlerde ulaşmak mecburiyetindeyiz. Çünkü her iki seçimde elde edeceğimiz başarıyla o hani eski Türkiye defteri vardı ya o defteri kapatacak artık tamamen geleceğe odaklanacağız. Böylece 2023 hedeflerimize ulaşma yolunda önümüzdeki bu iki imtihanı başarıyla vermek durumundayız. Ardından bir başka şey geliyor, Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapmak için bütün gücümüzü seferber edeceğiz. Biz ilk 10’a girmeye hazırız. İnancımız var, imanımız var. Ordu’yu bu süreçte de çok önemli görevler bekliyor. Ülkemiz ve geleceğimiz adına sizlerin tekrar inisiyatif alması gerekiyor. Sizlerden büyük ve güçlü Türkiye’nin kuruluşuna omuz vermenizi istiyorum.”  

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP’ye 2019 seçimlerine gölge düşürmeye çalıştığına dikkat çekerek, “Yolsuzlukla, oy hırsızlığıyla, millet iradesine kurdukları baskılarla adeta bataklığa dönmüş siyasi geçmişleriyle yüzleşmek yerine, bir de utanmadan 2019 seçimlerine kara çalmaya yelteniyorlar. Ahlakı olmayan siyasetin ülkeye de faydası olmaz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Durugöl Spor Salonu’nda düzenlenen AK Parti Ordu 6. Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Geçmişte kaymakamların CHP’nin ilçe başkanı, valilerin ise il başkanı olduğunu hatırlatan Erdoğan, CHP’nin demokrasiyle yakından uzaktan alakası olmadığını belirtti. Özellikle 1946 seçimlerinin tarihe hileli seçim olarak geçtiğini vurgulayan Erdoğan, O dönemde CHP’nin Demokrat Parti’nin yeterince örgütlenmesine fırsat bırakmamak için genel seçimleri bir yıl önceye aldığını anlattı. 1946 yılındaki seçimleri ve bu seçimlerde yaşanan hileleri İnönü’nün damadı Metin Toker’in anlattığını belirten

Erdoğan, şöyle devam etti: 

“Demokrat Parti, sadece 351 adayla seçime giriyordu ki hiçbir hile, hiçbir mazbata değişikliği, hiçbir tesir yapılmasa ve iktidar istisnasız her yerde kaybetse bile CHP’nin Meclis’te 114 sandalyesi otomatik şekilde olacaktı. Hale bak. Kazananın baştan belli olduğu, sandığın ise milli irade gaspının aracı haline getirildiği sözde bir seçim yaşandı, hale bak. Her ne kadar seçimin resmi galibi CHP olsa da seçimin gerçek galibi Demokrat Parti’ydi. Seçim sürecinde millete uygulanan baskı, yıldırma, eziyet ile sandıkta yaşanan yolsuzluklar CHP’ye 4 yıl daha iktidar yolu açtı ama unutmayın, gecenin hükmü güneş doğana kadardır.” 

“Millet CHP’yi 2019’dasandığa gömecek” 

Salondakilerin “Vur vur inlesin CHP dinlesin” sloganları üzerine Erdoğan, “Nasıl dinleyecek, kulağı var duymuyor. Gözü var, görmüyor. Ağzı var hakkı konuşmuyor. CHP’nin hükmü de tüm baskılara sandıkta yaşanan bütün hırsızlıklara rağmen ancak dört yıl daha sürebildi. Ne zaman gizli oy, açık sayım sistemi devreye girdi işte o zaman milletimiz CHP’yi sandığa gömdü” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin olağanüstü durumlar dışında da CHP’ye bir daha iktidar yüzü göstermediğini vurgulayarak, şunları söyledi: 

“Yolsuzlukla, oy hırsızlığıyla, millet iradesine kurdukları baskılarla adeta bataklığa dönmüş siyasi geçmişleriyle yüzleşmek yerine, bir de utanmadan 2019 seçimlerine kara çalmaya yelteniyorlar. Ahlakı olmayan siyasetin ülkeye de faydası olmaz. İlkesi olmayan, ideali olmayan, hedefi, planı, projesi olmayan siyasetçinin millete de faydası dokunmaz. Kazanmak değil, kaybettirmek için yıkmak, yok etmek için yapılan siyasetin Türkiye düşmanları dışında hiç kimseye bir faydası olmaz. Bu tarz lüzumsuz tartışmalarla ana muhalefet sadece 15 Temmuz gecesi milli iradeye kasteden alçakların yarım bıraktığı işi tamamlama gayesine şu anda hizmet ediyor. Siyaset bu ülkede hiçbir zaman bu dendi ayağa düşürülmemiştir. Türkiye’nin ana muhalefet partisi tarihin hiçbir döneminde böyle zavallı bir anlayışa, böyle çapsız bir kadroya mahkum olmamıştır. Kendi hırslarını, kendi kifayetsizliklerini perdelemek için, Türk demokrasisinin altını oymaya çalışanları elbette bu millet affetmeyecektir ve 2019’da da bunları sandığa gömecektir. Miladını, miadını doldurmuş, terör örgütlerinin oyuncağı olmuş bu siyasi partiye milletimiz 2019’da seçim sandığı önüne geldiğinde inşallah bir kez daha hak ettiği dersi verecektir.” 

“Ordu’ya 15 yılda 18 milyar lira harcandı” 

Kendilerini ana muhalefetin o kısır gündemine hapsedemeyeceklerini belirten Erdoğan, çünkü siyaseti rant aracı olarak değil, millete ve ülkeye hizmet vasıtası olarak gördüklerini söyledi. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır” ilkesiyle hareket ettiklerine işaret eden Erdoğan, Türkiye’yi dünyanın en güçlü 10 ekonomisinden biri yapmanın mücadelesini verdiklerini hatırlattı. Bu amaçla gece gündüz demeden Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine taşıyacak projeleri hayata geçirmek için çalıştıklarını dile getiren Erdoğan, bu kapsamda 15 yılda Ordu’ya 18 milyar lira harcadıklarını söyledi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ordu programına Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal, AK Parti Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu, Ergün Taşçı, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz, AK Parti Ordu İl Başkanı Uğur Çelenk, belediye başkanları ve partililer katıldı. 

Metin Akyürek – Selim Kuşcu