Gülhane Parkı’ndaki çöken duvar ve Fatih Köşkü’nde meydana gelen çatlaklarla gündeme gelen Topkapı Sarayı, tarihinin en kapsamlı restorasyon sürecini yaşıyor. Topkapı Sarayı’nda restorasyonu tamamlanan alanları ve ziyaretçilere kapalı alanlarda devam eden restorasyon çalışmalarını İhlas Haber Ajansı görüntüledi. Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478’de yaptırılan ve yaklaşık 400 sene boyunca Osmanlı Devleti’nin idare merkezi olan sarayda devam eden çalışmalar havadan drone ile de görüntülendi. Tarihinin en büyük restorasyon çalışmasını geçiren sarayın birçok bölümünde yürütülen çalışmalar havadan çekilen görüntülerle gözler önüne serildi.

Restorasyon tamamlandığında ziyaretçiler daha çok alan görebilecek

Restorasyon çalışmalarının titizlikle yürütüldüğü sarayın birçok bölümünde iskelelerin olduğu görüldü. Görüntülerde Topkapı Sarayı’nın binalarından avlu ve bahçelerine kadar birçok noktasında güçlendirme, restorasyon, peyzaj, teşhir ve tanzim çalışmaları sürdüğü görüldü. Asırlardır ayakta olan sarayın çeşitli bölümlerinde restorasyon çalışmaları sürerken bir yandan da Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda ziyaretçiyi ağırlıyor. Saraydaki restorasyon çalışmaları tamamlandığında ise ziyaretçilere kapalı olan birçok alan yerli ve yabancı vatandaşların ziyaretine açılacak.

Restorasyon için 300 milyon liralık bütçe

İstanbul Boğazı ve Haliç arasındaki tarihi İstanbul yarımadasının ucundaki Sarayburnu’nda bulunan sarayın havadan görüntüsü yıllarca Osmanlı Devleti’nin yönetim merkezi olan sarayın ihtişamını da gözler önüne serdi. Yaklaşık 300 milyon liraya mal olacak olan restorasyon projesinde yüzlerce işçi, restoratörler, akademisyenler, nakkaşlar, ve çeşitli bilim dallarındaki uzmanlar sarayı eski günlerine kavuşturmak için çalışıyor.

“340 bin metrekarelik alan, Topkapı Sarayı’nın gezi alanının içine dahil edilecek”

Saraydaki çalışmaların Topkapı Sarayı’nın Müze Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sabri Küçükaşcı, “Topkapı Sarayı şu anda tarihinin en büyük restorasyon çalışması içinde kurulduğu zaman yaklaşık 700 bin metrekare bir alan üzerine kurulmuş. Müze olduktan sonra bu alanın 80 bin metrekareye inmiş olduğu görülüyor. Şu anda yapılan restorasyon çalışmalarıyla eskiden kendisine ait olan alanların önemli bir kısmını yaklaşık 340 bin metrekarelik bir alan Topkapı Sarayı’nın gezi alanının içerisine dahil edilecek. Bu yaklaşık 10 hatta 15 senedir süren bir çalışmanın neticesinde mesela şu anda saray içerinde devam eden 27 tane iş var. Şöyle bir zorluğu var hem bunlar tarihi eser, bunların restorasyonu zor bir süreç, diğer taraftan Topkapı Sarayı şu anda Türkiye’nin ücretli müzelerinin içinde en çok ziyaretçiyi alan müze, ziyaretçilerin daha çok şey görmeleri için biz çaba gösteriyoruz” dedi.

“300 milyon civarında ayrılmış bir bedel var”

Topkapı Sarayı’nın restorasyonu için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş’un çok hassas olduğunu dile getiren Küçükaşcı, “3’üncü Ahmet Kütüphanesi’nin restorasyon işi tamamlanmak üzere, yakın bir zamanda açılışı yapılacak. Mutfakların kalan kısmının açılışı yapılacak, Haremin içerisindeki Altın Yol’un açılışını yaptık. Birer yıllık süreçler içerisinde saraydaki çok geniş alanların ve daha önce ziyaret alanına dahil olmamış olan pek çok alanlarla birlikte sarayı ziyaret edilir hale getireceğiz, Şu anda devam eden işler için keşif bedelleri olarak toplam 300 milyon civarında ayrılmış bir bedel var. İnşaat ve restorasyon süreçleri ilerlediği zaman bir takım ilave ödenekler de gerekebilir” ifadelerini kullandı.

Ahmet Faruk Sarıkoç – Hasibe Karadağ
 

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilen Eyüpsultan’da bulunan Rami Kışlası’nda restorasyon çalışmalarını yürüten işçiler tarihi kışlayı adeta yakarak restore etti. İşçilerin iddiaya göre 250 yıllık tarihi kışlada bulunan eski tahtaları toplayarak restore edilmesi gereken kışla duvarının dibinde yaktığı o anlar havadan drone ile görüntülendi. Havadan çekilen görüntülerle tarihi kışlanın duvarının dibinde yakılan ateşin büyüklüğü gözler önüne serildi. Kışladan toplanan birçok tahtanın yakıldığı görüntülerde tarihi kışla duvarının isten dolayı simsiyah olması dikkat çekti. Şok eden görüntülerde restorasyonu sürdürülen tarihi yapıda yakılan ateş restorasyon değil tarihi eser cinayeti dedirtirken tarihe gösterilen önemin de sorgulanmasına yol açtı.

Bir yanda restorasyon bir yanda tarihi duvarın dibinde ateş

Havadan çekilen görüntülerde bir yandan 250 yıllık yapı ateş yakılarak tahrip edilirken bir yandan da işçilerin restorasyon çalışmalarına devam etmesi hayret ettirdi. Tarihi kışlayı restore etmekle görevli işçilerin ateş yakması görenleri hayrete düşürürken kimi işçilerin hiçbir şey yokmuş gibi çalışmalarına devam ettiği görüldü. Öte yandan restorasyon çalışmalarının 4 bölüm halinde yapılması planlanan tarihi kışlada 2 etap restorasyon çalışmaları yürütülüyor.

Restorasyon tamamlandığında ne olacak?

Rami Kışlası’ndaki restorasyon çalışmaları bittiğinde Türkiye’nin tarihini gözler önüne serecek bir ‘Şehir Müzesi’ hizmete girecek. Kışlada ayrıca yaklaşık 10 milyon kitap kapasiteli dev bir kütüphanenin kurulması planlanıyor. Kışlanın avlusunda ise sergi salonları ve gezi mekanlarının yer alması planlanıyor. Ziyaretçiler için kafelerden kitapçılara, hediyelik eşya dükkanlarından geleneksel el sanatlarının yapımı, tanıtımını ve satışının yapıldığı alanlara kadar birçok atölyede alanda bulunacak. 

Ahmet Faruk Sarıkoç – Hasibe Karadağ
 

Türkiye’de restorasyon çalışmalarıyla önemli projelere imza atmış olan Restorasyon Uzmanı Yüksek Mimar Ahmet Selbesoğlu, İstanbul Aydın Üniversitesi’inde düzenlenen‘Yıldız Sarayı Restorasyon Uygulamaları’ söyleşisine katıldı. 1789 yılında Sultan III. Selim’in (1789-1807) annesi Mihrişah Sultan için yaptırdığı Osmanlı Saray mimarisi örneği olan Yıldız Sarayı’nın restorasyonunu gerçekleştiren Yüksek Mimar Ahmet Selbesoğlu söyleşide, İAÜ Anadolu BİL Meslek Yüksekokulu (ABMYO) Mimarlık ve Şehir Planlama Bölümü Mimari Restorasyon Programı öğrencileri ile bir araya geldi. 1989 yılında restorasyonuna başlanan ve 2011’de biten Yıldız Sarayı restorasyonu özelinde gerçekleştirmiş olduğu sunumda Selbesoğlu, 1977 yılında yangın geçirmiş Yıldız Sarayı’nda yapılan restorasyon çalışmalarının tarihi yapıyı tüm katmanlarını gösterecek bir ‘müze saray’ işlevi içinde değerlendirdiklerini söyledi.

 Bu yönlü bir restorasyon çalışmalarında gelecek nesiller açısından tarihi bir sorumluluk olduğunu nitelendiren Selbesoğlu, restorasyon uzmanlarının önemli bir görev üstlendiğini belirterek restorasyon projelerinde, eğitimini restorasyon alanında almış, ardından bunu mimarlık eğitimi ile desteklemiş olan uzmanlara ihtiyaç olduğunu ve bu kalifiyede olan uzmanların tercih edilirliğinin yüksek olduğunun kaydetti.

“Tarihi yapıların aslı korunmalı”

Restorasyon projelerinde görev alan restoratörlerin, tarihi yapının korunmasında önemli bir rol üstlendiklerini belirten Selbesoğlu, “Tarihi yapı restorasyonunda en önemli uygulama, aslını koruyan, geleceğe taşıyan bir yaklaşım ortaya koymaktır. Mimarlar, yapıyı maddi olarak görürken; restoratörler, mimarlardan farklı olarak çalışma yapacakları yapıya dokunur, onu hissederler. Dolayısıyla restorasyon uzmanları daha korumacı bir yaklaşım ortaya koyuyorlar” dedi.

“Yapının hafızasına inilmeli”

Yapının hafızasına inip hangi devrelerden geçtiğini ortaya koymak, bunu araştırmak ve istişare yaptıktan sonra restorasyona karar vermenin önemli olduğuna değinen Selbesoğlu, restoratörlerin bu noktada uygulamayı yapan ekibi, proje hedefleri doğrultusunda yönlendirmesi gerektiğinin önemine vurgu yaptı. Restorasyonda en zor kısmın tarihi yapının dönemlerini detaylandırmak olduğunun altını çizerek “Bir tarihi yapının yenilenmesi, tarihi ve kültür mirası özelliklerinin yitirilmesine neden olur. Esas olan orijinalin konservasyonudur. Ve bunu bir müze işlevi içinde gösterebilmektir. Bunun için de yapının tarihsel sürecini resimde ve proje üzerinde göstermek lazım. Restorasyonda kritik olan uygulamaya nereden başlanacağının bilinmesidir. Proje aşamasında nasıl müdahale edileceğinin bilinmesi, araştırma yapılması ve bütün motifin incelenmesi önemli” açıklamalarında bulundu.

“Sevgi ve sabır restorasyonun temeli”

Ahmet Selbesoğlu’nun gerçekleştirdiği çalışmalarla Türkiye restorasyon tarihinde önemli bir misyon üstlendiğini belirten ABMYO Mimarlık ve Şehir Planlama Bölümü Mimari Restorasyon Programı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Fatma Sedes, “Restorasyonun en temel motivasyon kaynağı sevgi ve sabırdır. Başarılı bir çalışma ancak bu tarz bir yaklaşımın sonucudur. Selbesoğlu’nun restorasyondaki başarısı da bunun en somut göstergesidir” dedi.

Gerek restorasyon ve konservasyon çalışmaları, gerek tuval üzerine replika çalışmaları, gerek bezeme çalışmaları, gerekse tarihi eser maket çalışmaları ile kültürel değerlerimizin geleceğe taşınmasına katkı sunan önemli bir alan olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Sedes, Türkiye’de bilimsel restorasyon konusunda bir takım bilinçli çabaların olduğunu ifade etti. Ancak uygulama noktasında istenilen bir seviyenin halen yakalandığını söylemenin zor olacağına değinerek uygulama sıkıntısının had safhada olduğu tarihi eser restorasyonu konusunda yeni yetişen restorasyon öğrencilerinin kurtarıcı bir rol üstleneceğine vurgu yaptı.
  

Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, 22 Eylül 2015 tarihinde ziyarete kapatılarak restorasyon çalışmalarına başlanan manastırdaki çalışmaların 1. aşaması geçtiğimiz yıl Kasım ayında tamamlandı. Restorasyon çalışmaları kapsamında ilk aşamada, kirişte su kemerlerinin üst bölümündeki taşlar aşağı düşürülürken, ikinci aşamada manastırın üst kısmındaki taşlar aşağı düşürülüyor. Üçüncü aşamada da restorasyonu tamamlanarak tarihi manastır ziyarete açılacağı belirtilirken, yetkililer, manastırın doğal dokusu ve yapısı bozulmadan hızlı bir şekilde tarihi yapının ziyarete açılması için en büyük engel olarak hava ve coğrafi şartları görüyor.

Çalışmalar güç şartlarda sürüyor
Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden biri olan ve 25 ay önce restorasyon çalışmalarına başlanan Sümela Manastırı’nda restorasyon çalışmaları güç şartlarda devam ediyor. Manastır ve ziyaretçiler için tehlike oluşturan kayalar 20 kişilik endüstriyel dağcı ekibi tarafından tek tek 200 metrelik yamaçtan aşağıya düşürülerek sarp yamaçlar temizlenirken, çalışmanın en zor bölümünü taş düşürme işlemi oluşturuyor. Bu kapsamda yapılan çalışmalarda restorasyon çalışmalarının birinci aşaması tamamlanırken, manastırın tamamındaki tüm kaya güçlendirme ve düşürme çalışmalarının şuana kadar yüzde 50’si tamamlandı. Dış avlunun kaya düşme ve güçlendirme çalışmasının yüzde 99’luk bölümü biterken, çalışmaların en zor bölümünü ise manastırın girişinde bulunan bin 600 tonluk kaya parçasının parçalanarak düşürülme işlemi oluşturuyor. 

Manastırın restorasyonun ikinci aşamasında manastırın üst kısmındaki büyük kaya parçaları kafesler içine alınarak kayalar kırılacak ve kırılan kaya parçaları asansör sistemi ile aşağıya taşınacak. Tarihi yapılarda bu tarz bir restorasyon çalışmasının dünyada tek olduğu belirtilirken, Sümela Manastırı’nın yamaç güvenliği çalışmaları ile ilgili olarak Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) ile “Sümela Manastırı’nda Düşme Tehlikesi Arz Eden Bloklara İlişkin Jeolojik, Jeofizik ve Jeoteknik Yöntemlerle Araştırılması” konulu Ar-Ge çalışması yapıldı.

Çalışmalar 25 aydır sürüyor
Sümela Manastırı’nın yıllardır beri gündemde olan ve çok sayıda restorasyon projesi hazırlanan tarihi yapıyla ilgili olarak 25 ay önce harekete geçildi. Manastıra ve çevresindeki tesislere bakan yamaçlardaki kaya düşme tehlikelerini araştırmak ve riskli bölgeleri belgelemek amacıyla işin uzmanlarınca endüstriyel dağcılık teknikleri kullanılarak ve gerekli güvenlik önlemleri alınarak yamaç güzergâhlarından inişler yapıldı. İnişler esnasında, halihazırda askıda duran kaya parçalarının bulunduğu, değişime uğramış kayaç yüzeylerinin tehlike arz ettiği, ormanın eteğinde uzanan kısımlarda bazı serbest bloklar ve orman döküntülerinin içinde saklı kalmış durumda irili ufaklı serbest taş parçalarının mevcut olduğu ve çatlaklardan gelen yoğun su sızıntıları nedeniyle bazı yerlerde malzeme boşalmalarının olduğu belirlendi.

Yetkililer, “Bir yandan restorasyon devam etsin, diğer yandan ziyaretler devam etsin” görüşünü savunurken, bilim adamları kaya düşmelerinin her geçen gün daha riskli hale geldiğini ve bunun tehlikeli olacağını savunarak manastırın ziyarete kapatılarak çalışma yapılmasını istedi. Kayaların mümkün olan kısımlarının temizlenmesi, mümkün olmayan kısımlarının da çelik hasırlarla önleyecek mekanizmanın kurulması kararlaştırıldı. 

Bunun üzerine manastır ve çevresinde ziyaretçilerin can ve mal güvenliğini tehdit eden ve tarihi yapıya zarar veren kaya düşmesi olaylarının sıklıkla yaşanması nedeniyle Sümela Manastırı 22 Eylül 2015 tarihinde ziyarete kapatılarak restorasyon çalışması başlatıldı. Çalışma kapsamında kayaların jeolojik-jeoteknik bakımdan araştırılması ve güçlendirmesi çalışması kapsamında manastırda, kayaların yapılara zarar vermemesi için çelik iskeleyle düzenekler kurulurken, yük taşıma amaçlı da yaklaşık 4 ton yük taşıyabilecek teleferikler kuruldu. 2 yönlü yürümesi planlanan çalışmalar kapmasında ise iç bölümündeki restorasyon çalışması için 10 kişilik özel ekip ölçümler ve fresklerde boya güçlendirme çalışması yapıyor. 25 aylık çalışma sonucunda şuana kadar 5,5 milyon TL harcanırken, yapılan tüm çalışmalar sonucunda bu rakamın 50 milyon TL’yi geçmesi bekleniyor.

Baretle gezmek de tehlikeli
Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, basında çıkan manastırın restorasyon çalışmaları sürerken ziyarete açılabileceği yönündeki haberlerle ilgili olarak yaptıkları açıklamada ise “Bu çalışmalar sonucunda, manastırın üstünde bulunan yamaçlarda askıda duran birçok serbest kaya parçasının bulunduğu, iklimsel etkilerle bozunmuş kayalık yüzeylerin ciddi tehlikeler arz ettiği görülmüştür. Askıda duran kaya parçaları, altere olmuş kayaç yüzeyleri, ormanın eteğindeki serbest bloklar, yamaçta takılmış kuru ağaçlar, altı boşalmış bölümler, ayrıca ormanın eteğine uzanan kesimde de düşme tehlikesi gösteren bazı serbest kaya bloklarının yer aldığı, yamaçların üstündeki orman altı örtüsü içinde saklı kalmış durumda, düşmeye hazır irili ufaklı serbest taş parçaları mevcut olduğu tespit edilmiştir. Ziyaretçiler ve görevliler için büyük tehlike oluşturan bu oluşumlar aynı zamanda manastır içindeki binaların da risk altında olduğunu göstermiştir. Yamaç, manastırın girişindeki toplanma alanları ve sosyal tesisler ile tuvaletlerin bulunduğu bölümü tehdit eder konumdadır. Bu bölümler ziyaretçilerin çok zaman geçirdikleri, dikkate değer bir yaya trafiği yaşanan yerlerdir. Ziyaretçilerin bu bölümde, manastırın içindekinden farklı olarak, hareketlerinin daha yavaş olduğu, sabit konumda kalışların bazen daha çok ve uzun süreli olduğu gözlenmiştir. Büyük kalabalıkların bu alanda sıkışık düzende, az hareketli ve genellikle de oturur konumda bekler halde olması bu yamaçtan bir kaya düşmesi olması halinde oluşacak yaralanma risklerini ve daha fazla insanın bu düşmelerden etkilenmesi riskini daha büyük hale getirmektedir. Sümela Manastırı’nın bulunduğu kısmın en üst noktası ile zemin kotu arasında 80-90 metrelik bir mesafe olduğu ve en üst noktasından düşen bir kaya parçasının o yükseklikteki ivme ile yere çarpma hızı göz önüne alındığında ziyaretçilerin alanı baretle gezmesinin dahi hayatı tehlike oluşturacağı açıkça görülmektedir” ifadelerini kullandılar.

Manastır yolu da bakıma alındı, seyir terasları yapılıyor
Öte yandan Altındere Vadisi’ndeki tarihi Sümela Manastırı’nı tam karşıdan gören 5 ayrı noktaya seyir terası yapılacak. Taşköprü Yaylası-Seslikaya Yolu 11.1 kilometre uzunluğundaki tur güzergahının düzenlenmesi ve farklı noktalarda yapılması planlanan 5 adet seyir terası için Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Kültür ve Turizm Trabzon İl Müdürlüğü’ne ödenek gönderilirken, manastıra gidiş geliş yolundaki patika yola yaptırılan ahşap merdiven sayesinde bölgedeki yüzlerce yıllık ağaç kökleri koruma altına alındı. Köklerin zarar görmemesi ve yayaların daha güvenle yolda yürümeleri için yaptırılan ahşap merdiven yaklaşık 4 ayda tamamlandı. Patika yol, özellikle yağışlı havalarda yayalar için zaman zaman tehlike oluşturuyordu.

Ersen Küçük-Ozan Köse

 

İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Anadolu BİL Meslek Yüksekokulu (ABMYO) Mimarlık ve Şehir Planlama Bölümü Mimari Restorasyon Programı öğrencileri, Ankara’daki Pembe Köşk’ün motiflerinin replikalarını tuval üzerine aktardıkları çalışmaları içeren bir sergi açtı. İAÜ Florya Halit Aydın Yerleşkesi’nde 8 Mayıs’ta açılan sergide; ABMYO Mimarlık ve Şehir Planlama Bölümü Mimari Restorasyon Programı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Fatma Sedes, öğretim görevlisi Bülent Bolkol ve Dr. Ragsana Hasanova eşliğinde ‘Pembe Köşk Müzesi Replikaları’, ‘Arnavutköy Yalıları Maketleri’, ‘Boğaz’daki İskele Bina Posterleri’ ve ‘Taşınır Eser Konservasyonu’nu içeren dört ayrı çalışma yer aldı.

Ankara’daki Pembe Köşk Müzesi’nin bilardo salonunda bulunan kalem işi tavan bezemelerinin replikalarını bire bir tuval üzerine akrilik boya ile çalıştıklarını belirten Mimari Restorasyon Programı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Fatma Sedes, “Bölümümüz hocalarından Dr. Ragsana Hasanova, Pembe Köşk’ün restorasyonunda bilfiil görev yaptı. Öğrencilerimiz de Ragsana hocanın eşliğinde köşkün tavanında bulunan motiflerini tuval üzerine yaptı. Öğrencilerimizin motif bilgilerini yansıttıkları iyi bir çalışma oldu” dedi.

Kültürel değerlerimiz geleceğe taşınıyor

Gerek restorasyon ve konservasyon çalışmaları, gerek tuval üzerine replika çalışmaları, gerek bezeme çalışmaları, gerekse tarihi eser maket çalışmaları ile kültürel değerlerimizin geleceğe taşınmasına katkı yapacağını kaydeden Yrd. Doç. Dr. Sedes, hem birinci sınıf, hem de ikinci sınıf öğrencilerinin gerçekleştirdikleri sergiyi tüm dönem boyunca alınan eğitimin bir yansıması olarak nitelendirdi. Mimari restorasyon programı öğrencilerinin tarihi eserlere yönelik yapılan incelemelerle, kültürel mirasın korunması noktasında önemli bir bilinç kazandıklarına vurgu yaptı.

Restorasyon öğrencilerinin dönem çıktıları

Sergide İAÜ Restorasyon Programı ikinci sınıfı öğrencileri, Ankara’nın en eski yapılarından olan İsmet İnönü’nün 1975 yılına kadar ikametgahı olarak kullanılan, ardından müzeye dönüştürülen Pembe Köşk Müzesi’nin bilardo salonu tavanında bulunan motiflerin replikalarını tuval üzerine aktardıkları çalışmaları sergilediler.

Programın birinci sınıf öğrencilerinin ‘Arnavutköy Yalıları Maketleri’ başlıklı sergisinde, yaptıkları incelemeler sonucunda Arnavutköy’ün yalılarının üç boyutlu maket çalışmaları sanatseverlerin beğenisine sunuldu. ‘Boğaz’daki İskele Bina Posterleri’ sergisinde ise, öğrencilerin Beşiktaş İskelesi, Haydarpaşa İskelesi, Çengelköy İskelesi, Anadolu Kavağı İskelesi, Kuzguncuk İskelesi, Büyükada İskelesi, Ayvansaray İskelesi, Ortaköy İskelesi, Sarıyer İskelesi’nin mimari detaylarına ilişkin poster sunumlar ortaya kondu. Sergide; İstanbul’un camileri, kiliseleri, türbeleri, çeşmeleri, hanları, külliyeleri, iskeleleri, müzeler gibi tarihi eserlerin bezeme çalışmalarına yönelik poster panolara da yer verildi. Bu çalışmalar içinde de; Rüstem Paşa Camii, Pertevniyal Valide Sultan Camii, Rüstempaşa Camii, Nuruosmaniye Camii, Üsküdar Şemsi Paşa Camii, Ortaköy Camii, Sultanahmet Camii Kubbe ve Kalemişi Çalışmaları, Kanuni Sultan Süleyman Türbesi, Saint Antoine Kilisesi, Yeni Cami, İstanbul Davutpaşa Camii, Aksaray Muratpaşa Camii, Alman Çeşmesi, II. Abdülhamit Çeşmesi, Ömer Abed Hanı, Eyüp Sultan Türbesi, Mihrimah Sultan Külliyesi, Galatasaray Postanesi, Haydarpaşa Vakur İskelesi bezemeleri, Kadıköy Bostancı İskelesi bezemeleri, Yıldız Hamidiye Camii Kubbesi bezemesi, Nusrettin Camii Kubbe bezemesi, Şehzade Camii bezemeleri, Kariye Müzesi, Büyük Londra Oteli’ne ilişkin yaptıkları panolar bulunuyor.

Bir diğer çalışma ise, öğrencilerin ‘Taşınır Eser Konservasyonu’na ilişkin yaptıkları ürünlerin sergisi oldu. Konservasyon yapılan eserler içinde cam bardak, cam kase, eski gaz ocağı, ibrik, seramik, gramofon, bakır kap, cezve gibi yüzlerce ürün bulunuyor.

İAÜ Mimari Restorasyon Programı öğrencilerinin röleve, bezeme teknikleri, geleneksel el sanatları, konservasyon alanında gerçekleştirdiği ve 200’den fazla çalışmaları içeren sergi, 12 Mayıs tarihine kadar açık kalacak.
 

İAÜ Anadolu BİL Meslek Yüksekokulu (ABMYO) Mimarlık ve Şehir Planlama Bölümü Mimari Restorasyon Programı ikinci sınıf öğrencileri, 15 Şubat’ta ‘Restore Edilmiş Camiler’ maket çalışmaları, ‘İstanbul’un Kuleleri, Dikili Taşları ve Nişan Taşları’ poster sunumları, ‘Ebru’ ve ‘Altın Varak’ çalışmalarını içeren bir sergi açtı.
140 mimari restorasyon programı öğrencisinin 2016-2017 Eğitim Öğretim Yılı Güz Dönemi’nde hazırladığı 50 maket, 70 poster sunum, ebru ve altın varak proje çalışmasını içeren sergi, İstanbul Aydın Üniversitesi Florya Halit Aydın Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. ABMYO Mimarlık ve Şehir Planlama Bölümü Mimari Restorasyon Programı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Fatma Sedes, İstanbul’un camileri, kuleleri, dikilitaşları ve nişan taşları gibi tarihi eserlerine yönelik yapılan incelemelerle, mimari restorasyon programı öğrencilerinin kültürel mirasın korunması noktasında önemli bir bilinç kazandıklarına dikkat çekiyor.

Semt aralarında kalmış tarihi eserler

Sergide, aralarında Fetih Camisi, Beşyol Bayraktar Camisi, Darülaceze Camisi, Arakiyeci Caferağa Camisi, Sümbül Efendi, Kocamustafapaşa Camisi, Büyükçekmece Fatih Camisi, Florya Yeni Cami, Sokullu Mehmetpaşa Camisi, Seyrekevler Seyran Camisi, Fenai Ali Efendi Camisi, Günani Camisi gibi İstanbul’un farklı bölgelerinde semt aralarında kalmış tarihi camilerinin maket çalışmaları yer alıyor.

Serginin bir diğer alanında ise İstanbul’un kuleleri, dikili taşları ve nişan taşları olarak öne çıkan Galata Kulesi, Kız Kulesi, Şişli Etfal Hastanesi Saat Kulesi, Tophane Saat Kulesi, Yıldız Saat Kulesi, Çiçek Pasajı Saati, Şişli Abide-İ Hürriyet Anıtı, Teşvikiye Cami avlusunda bulunan dikilitaş, Çemberlitaş Sütunu, Kıztaşı, Milyon Taşı, Justinyen Sütunu, Sultanahmet Dikilitaş, Sultan II. Mahmut Nişan Taşı, Kethüdâzâde Ahmed Refî Nişan Taşı, Hacı Beşir Ağa Nişan Taşı, Mehmed Hafid Efendi Nişan Taşı gibi eserler restorasyon öğrencilerinin inceleyerek poster sunum olarak sergiledikleri çalışmalar olarak ortaya konuyor. Yine altın varaklarla süslenmiş farklı motifleri içeren ebru çalışmalarının da yer aldığı sergi, 20 Şubat tarihine kadar açık kalacak. İAÜ Mimari Restorasyon Programı öğrencileri, benzer bir sergiyi, önümüzdeki bahar döneminde ‘çini eserler’ üzerinden gerçekleştirecek.