Girne Amerikan Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Barlas N. Aytaçoğlu, sağlıklı yaşam saplantısı içinde yaşamanın da, stres sebebi olduğunu ve bu tip bir stresin, kalp ve damar hastalıklarının işini kolaylaştırdığını söyledi.

Prof. Dr. Aytaçoğlu açıklamasının devamında ise;

 “Vücut sistemindeki damar sistemini; öncelikle ikiye ayıralım, çünkü vücudumuzda iki tip damar var. Birisi atardamarlar iken, diğeri de toplardamarlardır. ‘Damar sertliği’ dediğimiz bir tablo var. İnanın, damar sertliği; düşünebileceğiniz bütün kanserlerden daha kötü bir şeydir. 5 yılda yaygın damar sertliği olan insanların, 5 yıldaki yaşam oranları yüzde 30’dur. Yani, damar sertliği; yaygın bir hastalık olarak karşımıza çıktığında, en az kanser kadar öldürücü bir hastalıktır. Artık, pek çok kanser türlerinde, 20 yıllık yaşam sürelerini konuşuyoruz. Biz de, atardamarlar için damar sertliğinde, 5 yılda yüzde 30 luk bir yaşam oranından bahsediyoruz. Atardamar sertliğini önlemenin bir takım yolları vardır. Bunu, bugünkü bilgilerimiz ile yüzde yüz oranında önleyemiyoruz, ama kayda değer bir şekilde geciktiriyoruz. Ancak, damar sertliğini; ciddi şekilde tetikleyen problemleri de irdelemek de lazım. Örneğin; Şeker hastalığımız varsa, kötü kolesterol dediğimiz yapı, damarlarımızın yüzeyindeki pürüzsüz yapıyı bozuyor ve bu, damarlarda bir takım plaklar vasıtası ile kireçlenmelerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu da, yavaş yavaş ilerleyerek damarı tıkıyor. Bu plaklar, yırtılıyor, sonuçta kalp krizi gerçekleşebiliyor” şeklindeki ifadeler ile bireyleri uyardı.

“Aşırı sağlık takıntısı, hayatınızın stresidir”

GAÜ Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Barlas N. Aytaçoğlu; İnsanların, hayatta sağlık saplantısı içerisinde olmamasını dilediğini vurgulayarak; “ Sağlıklı yaşam saplantısı içinde yaşamak da, bir stres sebebidir. Sağlıklı yaşamalıyız, doğrudur. Doğal da yaşamalıyız. Ancak, bir saplantı haline geldiğinde, hayatınızın stresi haline gelir. Bunu, özellikle vurgulamak istiyorum, aşırısından kaçınmamız lazım. Daha dengelenebilir sınırlar içerisinde, sağlıklı yaşamamız lazım. Yeni, güncel bilgileri uygulamak; herhalde, sağlıklı yaşama doğru daha güzel bir yolculuk sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.
 

Bazal metabolizma hızının bir insanın herhangi bir fiziksel aktivite yapmadan gün içinde harcadığı enerji miktarı olarak tanımlandığını belirten Deniz Bolçocuk, “Kişinin metabolizma hızı ne kadar yüksekse kilo verme hızı da bununla doğru orantılı olarak artar” dedi. Bazal metabolizma hızının yaş, cinsiyet, genetik yapı, fiziksel aktivite durumu, karbonhidrat tüketim miktarı, hastalık durumu ve su tüketimi gibi birçok faktöre bağlı olduğunu ifade eden Bolçocuk, metabolizma hızı yüksek olanların düşük olanlara göre gün boyu daha fazla kalori yaktığını ve bunun özellikle kilo verme döneminde önem kazandığını söyledi.

 

 

Metabolizmayı Hızlandırmanın Yolları

Bolçocuk, metabolizmayı hızlandıran besinler ile gün içinde dinlenir halde yakılan kalori miktarının arttırılarak kilo vermede avantaj sağlanabileceğini kaydederek, metabolizmayı hızlandırmak için yapılması gerekenler konusunda ise şu tavsiyelerde bulundu; 

“Bol sıvı tüketin”

“Günde 500 ml fazla su içmek metabolizmayı %20 hızlandırıyor. Bu %20’lik fark bile haftada 400 gr kaybetmenize sebep olur. Vücudumuz en az 2 litre suya ihtiyaç duyar. Su dışında bitki çayları, limonata, greyfurt suyu, ev yapımı buzlu çay metabolizmayı hızlandıran sağlıklı içeceklerdir. Alkol, kola, gazlı içecekler, çay, kahve acıktırır, stresi arttırır, yağlandırır, karaciğeri yorar.”

“Sarımsak ve soğan”

“Yağ depolarının azalmasına yardım eder. Ayrıca sarımsak içeren her besin maddesinin antibiyotik ve bağışıklık yükseltici etkisi vardır. Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı tehlikesini azaltırlar. Soğan, mide kanserine yakalanma riskini; sarımsak da bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltır.”

“Güne mutlaka kahvaltıyla başlayın”

“Kahvaltı etmediğinizde, vücudunuza açlık çektiğinize dair mesaj gönderilir. Çünkü geceden beri bir şey yemediğiniz için, 10 saatten fazlaca bir süre bir şey yememiş olursunuz. Böylece metabolizmanız, vücudunuzu korumak adına yavaşlar. Besinler, özellikle de karmaşık karbonhidratlar, metabolizmanızı ateşler. Kahvaltıyı yapmayanlar, yapanlara oranla 4 kat daha fazla şişmanlar.”

“Akşam yemeğini erken yiyin”

Geç saatte yemeyin. Araştırmalar, kuvvetli bir kahvaltı ve öğle yemeği ile hafif bir akşam yemeği yiyerek kilo verebileceğinizi gösteriyor. Akşam yemeğini olabildiğince erken bir saatte, mümkünse yatmaya gitmeden en az 4 saat önce yemeye bakın. Kahvaltı, öğle, akşam yemeği ve öğünlerin arasında da atıştırmalık olarak, üç ana, üç ara öğün planlayın ve bunlara bağlı kalın. Son atıştırmalık, yatmadan bir-iki saat önce yenmeli. Bu kadar çok yemek, diyet yaparken çok fazla gibi görünse de, daha küçük porsiyonlar yiyeceğiniz için, daha sık yiyeceksiniz. Bu metabolizmanızı hızlandıracak ve fazla yağı eritmeye yardımcı olacaktır.”

“Düşük kalorili diyetlerden uzak durun”

Günde 1000 kkal’den düşük kalori içeren diyet programları yapıldığında iki hafta sonunda metabolizmamız ortalama %15 yavaşlar. Bu da diyeti bıraktığınızda çok kolay kilo almanıza yol açar. Bu yüzden kilo vermeniz uzun zaman alsa bile önemli olan metabolizmanızı yavaşlatmayan ve kas kaybına yol açmayan diyetleri yapmanızdır.

“Düzenli egzersiz yapın”

“Egzersiz esnasında ilk 20 dakikada karbonhidratlar, sonra proteinler ve en son yağlar enerji olarak harcanır. Bu yüzden 15 dakika koşmaktansa 35 dakika yürümek bazal metabolizma hızını hızlandırır ve yağ yakar. Düzenli yürümeye karar verdiyseniz gün içinde ne kadar hareketli olduğunuzu pedometre ile öğrenebilirsiniz. Ortalama hareketli olmak için günde 10 bin adım gereklidir. Nabzınızın çalışması içinse dakikada 140 adım atmaya çalışın.”

“Yeşil çay için”

“Günde 5-6 çay bardağı yeşil çay için. Özellikle sabahları metabolizmayı hızlandırmak için içilecek yeşil çay uzmanlar tarafından da tavsiye ediliyor.”

“Keten tohumu, tarçın, ananas…”

“Araştırmalar, iyi bir omega-3 kaynağı olan keten tohumunun tansiyon, kolesterol, kalp-damar sağlığına katkısının yanında bağırsak hareketlerini düzenleyerek metabolizmayı hızlandırdığını gösteriyor. Tarçın kan şekerini düzenlemeye yardımcı etkisiyle ani kan şekeri düzensizliğini gidermede yardımcı olup acıkma süresini geciktirir. Sindirim sırasında vücut ısısını yükselterek termik etki yaratır ve metabolizmayı hızlandırmada yardımcı olur. Yemeklerinizi tarçınla tatlandırabilir, suyunuzu tarçınla aromalandırabilirsiniz. Ananasın içeriğinde yer alan bromelain adlı proteinler sayesinde proteinlerin sindirimi hızlanır ve vücutta yıkım olayı artar, buna bağlı olarak da metabolizma hızlanır.”
 

Besinler ve beslenme hakkında ciddi bir bilgi kirliliğinin mevcut olduğunu ifade eden İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Indrani Kalkan ve Gıda Güvenliği ve Beslenme Yüksek Lisans Öğrencisi Gıda Mühendisi Merve Atınç, gerçekleştirdikleri bir çalışmada dengeli ve sağlıklı beslenmenin ne derece hayati bir konu olduğunu ortaya koydu.

“Beslenmek çılgınca yemek değil”

Beslenmenin yalnızca açlık duygusunu bastırmak, karın doyurmak ya da istenen her besini tüketim çılgınlığı ile kontrolsüzce yemek olmadığının altını çizen Yrd. Doç. Dr. Kalkan ve Atınç, “Beslenme, sağlığı korumak ve yaşam kalitesini yükseltmek için vücudun gereksinimi olan besin ögelerini yeterli miktarlarda ve uygun zamanlarda almaktır ve bunun da bilinçli yapılması gerekir. Bu, yaşam döngüsünün her aşamasında sağlanmalı” diye konuştu.

Türkiye obezitede dünya üçüncüsü

Dünya çapında 2015 yılı itibariyle 800 milyondan fazla bireyin şişman, 2,3 milyar bireyin ise hafif şişman olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Kalkan ve Atınç, dünya çapında gözlenen diyabetin yüzde 44’ünün, iskemik kalp hastalıklarının yüzde 23’ünün ve bazı kanser türlerinin yüzde 41’e varan oranlarda şişmanlık sebebiyle görüldüğünü belirtti. TÜİK’in 2014 verilerine göre Türkiye’nin obezite konusunda ABD ve İzlanda’dan sonra üçüncü sırada olduğunu hatırlatan Yrd. Doç. Dr. Kalkan ve Müh. Atınç, dünya üzerinde 650 milyon civarında bireyin de kötü ve yetersiz beslenme ile karşı karşıya olduğunu ifade etti.

“’Can boğazdan gelir’ anlayışından vazgeçmeliyiz”

Yetersiz beslenmenin kısa ve uzun dönemde bilişsel ve davranışsal bozukluklara dahi sebep olabildiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Kalkan ve Atınç, “Beslenme bozuklukları; vücut direncini azaltarak, özellikle enfeksiyon hastalıklarının ağır seyretmesine, hatta öldürücü olmasına neden olabilir. Protein, demir, iyot, çinko, esansiyel yağ asitleri ve vitamin yetersizlikleri fiziksel olduğu kadar, ruhsal ve davranış gelişimi üzerine de etkili besin ögeleridir. Son yıllarda obezite, tansiyon, kalp, kanser, depresyon ve diğer psikolojik hastalıklar artık hepimizin kendimizde ve yakınlarımızda sıkça rastladığı hastalıklardır. Bu da bir şeyleri doğru yapmadığımızı, bedenimizdeki denge ve ahenkten uzaklaştığımızın göstergesidir. ‘Can boğazdan gelir, bir yemek zevkimiz var, yüz yaşına kadar yaşayıp ne yapacağız’ gibi algılar ortadan kaldırılmalıdır. Beslenme bilimiyle alakalı tanımları uzmanından öğrenmenin, kendi bedenini tanımanın, doğru beslenmenin bu bağlamda esas olduğu unutulmamalıdır. Çünkü ancak böylelikle kaliteli, sağlıklı ve dengedeki yaşam bizi bekler” ifadelerini kullandı.
 

Tıpta tedaviden çok korunmanın önemli olduğu görüşünün ağırlık kazanmaya başladığını söyleyen Diyetisyen Banu Özbingül Arslansoyu, sadece hastalıkta değil, sağlığın korunması için de neler yenilmesi gerektiği üzerinde çalışmalar yapılmaya ve rehberler oluşturulmaya başlandığını ifade etti.

İlk diyetisyenler Birinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıktı

Diyetisyenlik mesleğinin Birinci Dünya Savaşı sırasında önem kazanmaya başladığını söyleyen Banu Özbingül Arslansoyu, 1917 yılında İngiltere’de 2.500.000 erkeğin askere alınmak için sağlık kontrolünden geçirilirken, askerlerin yüzde 41’inde beslenme bozukluğu olduğu saptandığını ve askere alınmalarının uygun görülmediğini belirtti. ABD’nin Dünya savaşına girmesiyle besinleri satın alma, saklama ve servisinde dikkat edilecek noktaları öğretecek, askerlerin besin ihtiyaçlarını ve yemeleri gereken miktarı tayin edecek, hasta ve yaralıların beslenmesini planlayacak kişi ihtiyacı ortaya çıktığı için bu amaçla orduya yetkili kişiler alındığını söyleyen Diyetisyen Banu Özbingül Arslansoyu şöyle devam etti: “Bu durum üzerine toplantı düzenlendi ve toplantıda Diyetisyenler Derneği kurulmasına karar verildi. Bu amaçla 1917’de Amerikan Diyetetik Derneği (ADA) kuruldu. Dernek 1925 yılında “Journal of American Dietetic Association” adlı bir dergi yayınlamaya başladı. Dergiden diyetisyenliğin tarihçe ve uygulamaları ile ilgili bilgiler elde edinildikten sonra da gerekli işlemler tamamlanarak 1969 yılında Türkiye’de, Türkiye Diyetisyenler Derneği kuruldu. Kıbrıs Türk Diyetisyenler Birliği ise 24 Şubat 2006 tarihinde kuruldu. KTDB’nin en önemli iki amacı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki tüm diyetisyenleri bir çatı altında toplamak ve toplumumuzdaki yanlış beslenme alışkanlıklarından kaynaklı sağlık sorunlarını en aza indirmek için halkımızı bilgilendirmektir.”

Diyet tedavisi ve öneri terimlerinin değiştirilmesi

Diyet tedavisi ve diyet önerileri ifadeleri, 1994 yılında Amerikan Diyetisyenler Birliği (ADA) ve Amerikan Diyabet Birliği (ADA)’nin ortak yayınları ile değiştirildiğini söyleyen Diyetisyen Arslansoyu, “Diyet Tedavisi” yerine “Tıbbi Beslenme Tedavisi (TBT)”, “Diyet veya Diyet Önerileri” yerine “Beslenme veya Beslenme Önerileri” ifadelerinin kullanılmasına karar verildiğini ifade etti. Bu bağlamda “diyet” kelimesinin tedavülden kalktığını söyleyen Diyetisyen Banu Özbingül Arslansoyu, yine de halk arasında günlük yaşamda halen kullanılmaya devam ettiğini ifade etti.

Diyetisyenler için artan çalışma alanları

Bugünkü tanımıyla diyetisyenliğin, sağlıkla ilgili herhangi bir yükseköğretim kurumunun en az 4 yıllık veya bir yıl hazırlık ile 5 yıllık beslenme ve diyetetik eğitim-öğretim programını tamamlayarak “Beslenme ve Diyetetik Lisans Diploması” ile “Diyetisyen” unvanı alarak uygulanabilir olduğunu söyleyen Arslansoyu, mesleğin dünyanın gelişmesine paralel olarak çalışma alanlarının da oldukça fazlalaştığını belirtti.
Son olarak da diyetisyenlerin çalıştığı alanları da sıralayan Arslansoyu şunları kaydetti; “Eğitim kurumlarında Eğitici Diyetisyen, Araştırma kurumlarında Araştırıcı Diyetisyen, Hastanelerde Tedavici Diyetisyen (Bugün bu alan pek çok alt alana ayrılmış bulunmaktadır. Bunlar; Diyabet Diyetisyenliği, Renal Diyetisyenlik, Onkoloji Diyetisyenliği, Enteral-Parenteral Ünite Diyetisyenliği, Poliklinik Diyetisyenliği vb.dir), Toplu Beslenme Yapılan Kurumlarda Yönetici Diyetisyen (Okul, banka, kamu kurumu vb. yiyecek içecek servislerinde, lokanta, otel vb. yiyecek servislerinde, yaşlı bakım evlerinde, yemek fabrikalarında), Toplum Sağlığı Diyetisyeni (Bakanlıklar, Ana-Çocuk Sağlığı Merkezleri, Uluslararası Yardım Kuruluşları vb yerlerde), Besin Endüstrisinde ürün danışmanı, Özel Danışmanlık Ofislerinde, Sağlık Klüpleri, Fitness Merkezleri vb. yerlerde danışman, Sporla uğraşan kişi ve gruplara beslenme danışmanı, Gazete, dergi yazarlığı, radyo, TV gibi medya programlarında danışman ve program yapımcısı olarak çalışabilirler.”
 

Diyabetin Türkiye’de görülme sıklığı yüzde 13.7

Şeker hastalığının günümüzde en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Özgür Sirkeci, diyabetin görülme sıklığının gittikçe arttığını, örneğin Türkiye çapında yapılan bir araştırmada diyabet sıklığının yüzde 13.7 olarak tespit edildiğini ifade etti. Şeker hastalığının sadece kan şekeri yüksekliği anlamına gelmediğini de belirten Uzm. Dr. Sirkeci, diyabetin yıllar içerisinde kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, mide ve bağırsak hastalıkları, nörolojik rahatsızlıklar ile göz hastalıklarına da yol açtığını söyledi.

Sağlık sorunlarının giderek artmasının temel nedeni düzensiz ve sağlıksız beslenme

Sağlık sorunu sıklığının giderek artmasının temel nedeninin, düzensiz ve sağlıksız beslenme ve buna bağlı olarak görülen obezite olduğunu belirten Uzm. Dr. Özgür Sirkeci, diyabetin sadece diyetsel ve hareketli bir yaşam tarzı ile önlenebilir, gelişimi geciktirebilir bir hastalık olduğunu, obezite ve sedanter yaşam tarzının ise şeker hastalarının en büyük düşmanı olduğunu söyledi.

Erken teşhisle yıllar içerisinde oluşabilecek diyabete bağlı hastalıklar kontrol edilebilir

Erken teşhis edilip gerekli önlemler alındığında yıllar içerisinde oluşacak birçok diyabete bağlı hastalıkların kontrol edilebilir olabildiğini anlatan Uzm. Dr. Özgür Sirkeci, bu yüzden özellikle karın çevresi geniş, kilolu, kilo vermekte zorlanan, ailesinde şeker hastalığı hikayesi olan kişilerin mutlaka sağlıklı yaşam tarzını benimsemelerinin yanında, düzenli sağlık kontrolleri yaptırmaları önerisinde de bulundu.

En sık görülen diyabet tipi “Tip 2 Diyabet”

Uzm. Dr. Özgür Sirkeci sözlerine şöyle son verdi; “Temel olarak iki tip diyabet olmakla birlikte özel diyabet tipleri de mevcuttur. Fakat en sık görüleni ve obezite ve insülin direnci ile ilişkili olanı Tip 2 diyabettir. İnsülin direnci kan tetkikleri ile ölçülebilir, hastanın karın çevresinin geniş olması, obezite varlığı ile tahmin edilebilir bir parametredir. Tip 2 Diyabet’in gelişiminde temel rolü oynayan insülin direncinin ortadan kaldırılması ile diyabetin gelişiminin önlenmesinde büyük bir adım atılmış olur. Sadece diyet ve egzersiz, bazen de eklenebilecek birtakım ilaçlarla kontrol edilebilecek bir durum haline gelir. Özetle diyabet önlenebilir bir hastalıktır, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz ise sağlıklı yaşamanın temel yapı taşlarıdır”.

Bahara hazırlık sürecinde bireyleri doğru bilgilendirme, sağlıklı ve kalıcı biçimde kilo verme motivasyonunu arttırma amacıyla düzenlenen “Motivasyon Diyeti” etkinliği Esteworld Plastik Cerrahi Sağlık Grubu Altunizade Kliniği’nde gerçekleşti. Pek çok Türk filminin çekimlerinin yapıldığı tarihi binanın sıcak atmosferinde bir araya gelen katılımcılar, forma girmenin sırlarını öğrenirken aynı zamanda kilo vermek doğru bilinen uygulamalar hakkında da bilinçlendirildiler.

Esteworld Altunizade Kliniği’nde görev yapan diyetisyen İpek Konuralp, katılımcılara “sağlıklı yaşam, bölgesel incelme, detox” konularında bilgiler verdi. “Motivasyon Diyeti”nin farkının anlatıldığı etkinlikte, kişiye özel hazırlanan detox içecekleriyle kişinin bahara sağlıklı ve formda girmesinin mümkün olduğu vurgusu yapıldı. Motivasyon diyetinin yalnızca kilo verme süreci olarak algılanmaması gerektiği anlatılırken, yaşam koçluğu, beslenme koçluğu desteği sağlaması sebebiyle kişinin forma girişini hızlandırıcı etkisinden bahsedildi. Etkinlikte Diyetisyen İpek Konuralp, kişinin ihtiyaçları dikkate alınarak hazırlanan detox içeceklerini tanıttı. Motivasyon diyeti ve kişiye özel detox içecekleriyle sağlıklarına kavuşan ve forma giren kişiler, yaşadıkları süreçleri ve başarı hikâyelerini katılımcılarla paylaşma fırsatı buldular. 

Öncelikli olarak gerek diyet uygulamalarında gerekse detox kullanımında kişiye özel programların ve beslenmenin çıkarılması gerektiğinin altını çizen İpek Konuralp, “Daha önceden bu şekilde bilinçsiz yapılmış diyetlerin sonuçsuz ve uzun soluklu olmadığı artık herkes tarafından biliniyor. İnsanlar daha önce çok fazla kilo vermek için diyet yapmışlar ve bir şekilde kilolar verilmiş fakat aynı şekilde o verilen kilolar geri alınmış. Bu yüzden bizlere motivasyonları dipte geliyorlar. Biz de gelen hastalarımızı hemen kontrol altına alıyoruz. Haftalık olarak beslenme programlarını planlıyor ve vücut analizlerini yapıyoruz. Zaten bu şekilde izlenilen yönetmeler sağlıklı oluyor” dedi. 

“Detoxlar kişiye özel uygulanmalı”

Belirlenen programlarla birlikte sağlıklı beslenmesinin başladığını fakat bazen kiloların takıldığı durumlarda kişiye özel detox uygulamalarını yaptıklarını dile getiren Konuralp, “Özel içeceklerle birlikte, beslenme programlarını planlayıp çok uzun vadeli olmamakla birlikte ve kişiye özel planlanmak kaydıyla bu tarz uygulamalardan destek alıyoruz. Ya da kişi çok fazla kilo verdiği zaman vücudunda elastiki kaybı oluyor veya çok fazla bir takım bölgesel yağlanma şikâyetlerinden dolayı direnen kilolar ve vücudunda atılamayan yağlanmalara yönelik medikal cihaz desteklerimiz var. Yani biz hangi noktada takılıyorsak hemen o noktada çözümümüz bir kombin olarak var. İşte motivasyon diyeti bunun tamamı ve temeli bu” şeklinde konuştu.
Detox hakkında bilinen yanlışlar

Aynı zamanda detox hakkında bilinen yanlışlara ve izlenmesi gereken doğru yöntemlere de değinen Konuralp, “Detox dendiği zaman kişiler hemen bütün gün sıvıyla beslenmek gerekli diye düşünüyor. Evinde ne varsa hemen onları karıştırayım bütün gün bunlarla besleneyim diyor. Fakat bunların kişiye özel hazırlanması ve doğru zamanda yapılması çok önemli. Biz yılda normalde 2, en fazla 3 kez detox öneriyoruz ve bizim uyguladığımız detox programında tamamen sıvı tüketimine bağlı bir detox uygulaması yok. Her şeyden önce zaten vücut analizlerini yapıyoruz ve metabolizma hızını ölçerek özel detoxlar veriyoruz ve ihtiyacı olan diğer kalori gereksinimini de mutlaka uygun yiyeceklerle beraber tamamlayıp böyle bir sürece başlıyoruz. Bunun yanı sıra herkes tarafından evde hazırlanmak istenen detoxlar için de bir uyarıda bulunmamız gerekiyor. Evde detoxu hazırlama esnasında kullandığımız blender ya da herhangi bir karıştırıcı detoxlarda vitamin kaybına neden oluyor. Yani hazırlanan şeyden sadece saf kalori almış oluyorsunuz. Önemli olan içtiğiniz şeyin mutlaka vitamininden, minarelinden ve enerjisinden bir kombin olarak fayda sağlamaktır. O yüzden mutlaka profesyonel ve kişiye özel destek çok çok önemli. ” şeklinde konuştu.
“Besinlerin suyunu sıkıp posasını atmayın, asıl önemli olan posa”

“Detox hazırlamanın özel teknikleri var, özel şartları var bunları da ev ortamında sağlanması mümkün değil” diyen Konuralp beraberinde sözlerine şu şekilde devam etti; “Evdeki detox için aletlerimiz blender, rondo ya da katı meyve presleridir. Bunlarla beraber aslında asıl olanı posaya atıyoruz. Su sıkılıyor ve bütün posa dışarıda kalıyor. Fakat posa ile beslenmek çok önemli. Bugün birçok kansere yönelik çalışma var. Bu çalışmalarda yiyecekleri ve besinleri posası ile mümkün olduğunca tüket ki kanser olma riskini azalt deniliyor.”

Son olarak da kilo kaybetmek isteyenlere kesinlikle panik yapmamaları gerektiğini dile getiren İpek Konuralp, “Kilo vermek ve yaza hazırlanmak isteyenler hemen önümüzdeki haziran için hedef koyup iki ayda 20 kilo vermeyi planlıyorlar. Bu tarz sağlıksız planlamalara ve bunları yaparız diyen kişilere de inanılmasın. Bunlar sadece kas kayıpları ile olur. Çünkü kas kaybıyla çok hızlı kilo kayıpları oluyor. Doğru hedeflenen zamanda doğru hedeflenen kiloları doğru yöntemlerle en sağlıklı olan şekliyle doğru kişiden yani doğru uzmandan destek almak gerek. Panikle hareket etmesinler lütfen henüz hiç bir şey için geç değil. Zaten süreyi de bir iki ay gibi tutmasınlar önemli olan yaşam şekli değişikliğini oluşturabilmek. O yaşam şekli değişikliği oluşturulduğunda gerisi zaten en sağlıklı şekilde gelecektir” uyarılarında bulundu.

“kendiniz ile mutlu olun”

Etkinliğe katılan ve uzun yıllardır İpek Konuralp ile sağlıklı beslenme konusunda destek alan Mali Müşavir Hayat Yurtyapan da çok memnun kaldığını dile getirerek, “İpek Hanımla yüz yüze gelemedik fakat bir yıldır İpek Hanım online olarak bana sürekli motivasyon sağladı. Haftalık kontrollerimi de o şekilde takip etti. Her gün düzenli olarak bana mesajlar yolladı takipler yaptı bu şekilde diyetime devam etti. Motivasyon ve takip edilmek çok önemli çünkü bu insana kendine değer verildiğini gösteriyor. Bu sayede de motivasyondan ve diyetten de kopmuyorsunuz. Sosyal hayatımızdan ve motivasyonumuz düşmeden istediğimiz şeyleri yiyerek sağlıklı bir şekilde beslenmeyi öğrendik. Diyet kelimesi insanlarda motivasyonu düşürüyor. Sağlıklı yaşamı sağlayarak aslında ideal kilonuzu koruyabiliyorsunuz. Ben hiçbir zaman en kısa sürede hızlı bir sonucu ulaşmak istemedim. Çünkü bu yüzden vücudumda deformasyonlar oluşuyor ve hızlı bir şekilde kilo alıyorsunuz. Uzun sürede yavaş bir şekilde ulaştım hedefime. Kendi ile mutlu olmayan sağlıklı yaşayamaz. Bu yüzden kendinizle mutlu değilseniz hayatınızı ertelemeyin ve mutlaka bir sağlıklı beslenme uzmanına danışın” şeklinde konuştu.