Milli Savunma Bakanı Canikli, ABD’li mevkidaşı James Mattis ile yaptığı görüşmeye ilişkin Brüksel’de açıklamalarda bulundu. Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Canikli, Mattis ile gerçekleştirdiği görüşme kapsamında ağırlıklı olarak PYD/YPG terör örgütüne verdikleri desteğin aynı zamanda PKK terör örgütünün güçlenmesine sebep olduğunu ve bu durumun Türkiye için artan oranda bir ulusal güvenlik tehdidi teşkil ettiğini ifade ettiğini açıkladı.

“Geldiğimiz an itibariyle PYD/YPG’nin PKK’nın organik bir parçası olduğu konusunda hiçbir tereddüt ve şüphe kalmamıştır” diyen Canikli, “Mattis’le YPG/PKK arasındaki organik ilişkiyi tüm açıklığıyla ortaya koyan belgeleri paylaştık. Ayrıca Amerikan yetkililerin ve resmi makamlarının da PYD/YPG’nin bir terör örgütü olduğu, PKK’nın Suriye milislerinden ibaret olduğu şeklindeki açıklamalarını ve yayınlarını da kendisine hatırlattım. Özellikle CIA online yayın organında PYD ve YPG terör örgütü, PKK’yı Suriye milisleri olarak tanımlamakta açık ve net bir şekilde ve amacının da Suriye’nin kuzeyinde otonom bir siyasi yapılanma olduğu belirtilmektedir. Bu açıkça ABD’li yetkililer tarafından da PYD ve YPG örgütünün PKK ile organik bağ içerisinde oldukları, aynı sözde kadro tarafından yönetildiği tespit edilmiş ve belirlenmiştir. Bunu kendisine hatırlattık” dedi.

“SDG, tamamen PKK tarafından kontrol ediliyor”
“ABD’nin terör örgütleriyle değil Türkiye’yle müttefikiyle müşterek çalışması gerektiğini, doğru yöntemin bu olduğunu Sayın Mattis’e ifade ettik” diyen Canikli, “Mattis’in yaklaşımı PYD/YPG’nin terör örgütü olduğunun dökümanlarını paylaşmamızdan sonra bu örgütü PKK’dan ayırabilecekleri şeklinde hatta PKK’ya karşı savaştırabilecekleri şeklinde açıklamaları oldu. Bizde bunun mümkün olmadığını, gerçekçi ve rasyonel bir hareket olmayacağını ve hiçbir zaman PYD/YPG’nin PKK yapılanmasından ayrılmasının mümkün olmadığını, hele PKK’ya karşı savaştırılmalarının mümkün olmadığını kendilerine söyledik. Çünkü örgütün kendisi zaten aynı yerden yönetiliyor ve aynı amaç için terörist faaliyetlerine devam ediyorlar. Böyle bir şeyin rasyonel olmadığını söyledik. Fakat onlarda böyle bir kabul var. PYD/YPG’yi PKK’dan ayırabilecekleri ve bizim açımızdan tehlike olmaktan uzaklaştırabilecekleri şeklinde bir kabulleri var. Biz bunun olmasının mümkün olmadığını düşünüyoruz. Bunu kendileriyle paylaştık. Sonuç itibariyle PYD ve YPG’nin SDG’nin içinden tamamen ayıklanması gerektiğini ifade ettik. SDG’nin tamamen PKK tarafından kontrol edildiğini ve diğer unsurların göstermelik olduğunu açıkladık. SGD’nin PKK’nın unsuru olduğunu kendisiyle net bir şekilde paylaştık” ifadelerini kullandı.

“PYD/YPG terör örgütü, DEAŞ’la yakın işbirliği içerisinde”
Beklentilerinin terör örgütleriyle işbirliği yapmak değil tamamen müttefikiyle yani Türkiye’yle çalışmanın doğru olduğunu ifade ettiğini aktaran Canikli, “Ayrıca DEAŞ’la mücadelede de bugüne kadar NATO ittifakı içerisinde DEAŞ’la doğrudan kendi silahlı kuvvetlerini ileri sürerek mücadele eden tek ülkenin Türkiye olduğunu, El-Bab operasyonu ve Fırat Kalkanı operasyonu ile bunun gerçekleştirildiğini diğer ülkelerin Amerika dahil doğrudan DEAŞ’la mücadelede silahlı unsurlarını devreye sokmayıp, aracılar vasıtasıyla başka silahlı unsurlar üzerinden DEAŞ’la mücadele ettiklerini kendilerine ifade ettik. Bu nedenle bizim Zeytin Dalı operasyonumuzun DEAŞ’la mücadeleye zarar vermeyeceğini, olumsuz yönde etkilemeyeceğini ve dikkati dağıtmayacağını onlarla paylaştık. Çünkü bizim özellikle Fırat Kalkanı Operasyonu’nda DEAŞ’la son derece etkin bir mücadele yürüttüğümüzü ve halen devam ettiğimizi ifade ettim. Ayrıca PYD/YPG terör örgütünün DEAŞ’la yakın işbirliği içerisinde olduğu, bazı DEAŞ unsurlarını Türkiye’ye karşı şu anda gerçekleştirdiğimiz Zeytin Dalı Harekatı’nda Türkiye’ye karşı kullandığını tespit ettiğimizi Mattis’le paylaştık” diye konuştu.

“PYD/YPG, DEAŞ’lı teröristleri bize karşı savaşmaları karşılığında serbest bırakıyor”
Canikli, “Hapishanelerde PYD/YPG’nin elinde bulunan DEAŞ’lı teröristleri bize karşı savaşmaları karşılığında serbest bıraktığını, Deyrizor’da Afrin’de ve Menbiç’te serbest bıraktığını ifade ettik. Bunun bilgilerini de kendisiyle doyurucu bir şekilde paylaştık. Mattis bunun mümkün olmayacağını, DEAŞ’la ittifak içerisine girdiğinde kendisinin sonu olacağını bildiği için böyle riskli bir adım atmayacağı şeklinde bir ifadesi oldu. Ama terör örgütlerinin her zaman birbirleriyle bu noktada işbirliği içerisinde olabileceklerini ifade ettik. Ayrıca Rakka’da somut olarak dünyanın gözü önünde DEAŞ’lı teröristleri PYD ve YPG’nin serbest bıraktığını ve bunu herkesin gördüğünü, canlı canlı izlediğini paylaştık.PYD ve YPG’nin DEAŞ ile yakın işbirliği içerisinde olduğu ve kendi çıkarları doğrultusunda DEAŞ’ı gerektiği zaman kullandığı ve işbirliğine girdiğini de Sayın Mattis’le paylaştık. Sonuç itibariyle ABD’nin Türkiye’nin terörle mücadele hususundaki hassasiyetine saygı duydukları, Türkiye’nin sınır güvenliğini temin etmek amacıyla teröristlere karşı yürütülen bu mücadelede anlayışlı olduklarını ifade ettiler ve PKK terör örgütü ile Irak’ta yapılan mücadelede bundan sonraki dönemde kendilerinin aktif daha somut net destek verecekleri özellikle istihbaratla bağlantılı olacak şekilde destek vereceklerini Sayın Mattis ifade etti. Henüz bir kararlılık görmedim ama YPG ve PYD’nin de PKK gibi bir terör örgütü olduğu gerçeği bütün boyutlarıyla ortaya konulunca da oradan tabi bir çıkış yapmaları gerekiyor. Aslında bunun bir kabul edilebilir bir model ortaya koymaları gerekiyor. YPG ve PYD’nin PKK’dan tamamen ayrılacağını hatta onlara karşı savaştırılacağını sağlayacakları şeklindeki ifade de aslında bu çabaların bir parçası olarak görüyoruz ama sorunu çözmüyor. Yani YPG ve PYD terör örgütünün şu anda arazide sonuç itibariyle müttefikimiz ABD ile birlikte ortaklık yaptığı şeklindeki gerçeği değiştirmiyor. Esas yapılması gereken ABD’nin YPG ve PYD ile ilişkisini tamamen sonlandırması ve bugüne kadar verilen silahların da geri alınması. Silahların geri alınması konusunda bir plan zerinde çalıştıklarını ifade etti Sayın Mattis. Özellikle ağır silahlarla ilgili, önümüzdeki günlerde göreceğiz. Afrin’de terörist unsurlara hiçbir şekilde silah sağlamadıklarını ifade etti Mattis. Orada kullanılan silahların kendilerine ait olmadığını ifade etti. Sonuç olarak çok ciddi bir silahlanma içerisinde olduklarını tespit ettiğimiz söyledik. Sonuç itibariyle birileri bu silahları verdi. Kimin olduğunu bilmiyoruz tabi. Araştırmalarımız devam ediyor” şeklinde konuştu.

Bakan Canikli, “Terörle mücadele için ayırdıkları kaynak olarak düşündüklerini ve planladıklarını söylüyor. Bunu SDG üzerinden çünkü onların tezi DEAŞ ile mücadeleyi SDG yapıyor. SDG’ye bu mücadelesi için, DEAŞ ile mücadelesi için aktarılan kaynak olarak görüyor. Ancak bu kaynağın SGD için dominant unsur olan PYD-YPG terör örgütü tarafından kullanıldığı ve DEAŞ ile mücadele için değil Türkiye’ye karşı saldırı ve eylemleri için kullanıldığını ve kullanılacağını ifade ettik ve sürekli de hatırlatıyoruz kendilerine” ifadelerini kullandı.

“Genel Sekreterin açıklamaları son derece olumlu”
Basın açıklamaları sırasında Türkiye’nin terörden en fazla etkilenen ülke olduğunu ifade eden Stoltenberg ile gerçekleştirdiği görüşmesine değinen de Canikli, “Genel Sekreterin açıklamaları son derece olumlu. Bugüne kadar terörle mücadelelimizi en iyi anlayan isimlerden bir tanesi. Bunun için teşekkür ediyoruz. İkili görüşmemizde de benzer değerlendirmeleri yaptı. Orantılı kullanılması ifadesi genel ifade. Bütün görüşmelerde, çalışmalarda gündeme gelir söylenir. Temenni ifadesidir. Son oturumda da yine NATO üyelerine de bilgi verdik. Sivil zayiatı konusundaki TSK’nın ve Türkiye’nin hassasiyetini aktardım” şeklinde konuştu.

Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Canikli, açıklamalarını şu şekilde tamamladı:
“Sayın Mattis’e YPG-PYD’nin PKK’ya karşı ayrıştırılması ve hatta mücadele etmesi konusunda bir politikayı önerince bunun gerçekçi olmadığını PKK’nın bir parçası olduğunu ve orada yapılması gerekenin YPG ve PYD’nin tamamen SDG’nin dışına çıkarılması ve ABD’nin hiçbir şekilde daha sonra ilişkiye girmemesi PYD ve YGP ile, bu ilişkiyi sonlandırmasının ancak doğru çözüm ve yöntem olacağını kendilerine ifade ettik. PKK’ye mücadelemizde ABD’nin desteğinin artacağını ABD Mattis’in ifadesiyle bize aktardı. PYD’-YPG’nin Suriye’nin kuzeyinde demografik yapıyı değiştirdiğini ve bunun ileriye yönelik olarak çok tehlikeli çatışma alanlarını tetikleyeceğini ifade ettik. Bunun 2012 öncesi demografik yapıya dönüştürülmesiyle bu riskin ortadan kaldırılabileceğini ifade ettik, örnekler de verdik. Münbiç’te diğer şehirlerde PYD-YPG’nin yani PKK’nın nüfus yapılanması ile ilgili çalışma yaptığını Arapları, Türkmenleri ve kendisine biayet etmeyen Kürtleri oralardan uzaklaştırdığını ve buraların nüfus yapısını değiştirdiğini bunların da mutlaka düzeltilmesi gerektiğini ve bunlarım sorumluluğunun da şuan da büyük bir oranda ABD’nin üzerinde olduğunu ifade ettik. Münbiç’te bu olaylar başlamadan nüfusun yüzde 95’i Arap idi. Bugün Arap nüfusu düşmüştür. Bu da PYD-YPG’nin bu politikasının suçudur. Ayrıca insanlık suçudur. Münbiç’te ABD’nin de varlığı var. Bu düzeltme işlemini ABD’nin mutlaka yapması, sadece Münbiç’te değil nüfus yapısı değiştirilen bütün yerlerin olayların başlamadan önceki yapısına getirilmesi konusunda ABD’nin adım atması gerektiği ve bu konuda bir şekilde çözüm bulması gerektiğini kendilerine hatırlattık.” 

Bakanlıktan yapılan açıklamada son günlerde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dedesinin 1. Dünya Savaşı’ndaki Sarıkamış Harekatında şehit olduğuna dair Milli Savunma Bakanlığı arşiv kayıtlarında isminin yer almadığına ilişkin kasıtlı iddialar ortaya atıldığına dikkat çekildi.

Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan arşiv taramaları sonucunda; Rize Askerlik Şubesi Başkanlığına ait 8355 Numaralı Askerde Kayıp olanlara ait Silahaltı defterinin 213’üncü sayfasında, Rize ili Ulucami köyünden Mutioğullarından lakaplı Mustafa oğlu 1882 doğumlu Kemal’in askerde meçhul 30.01.1337 (Mühür-Osman) şeklinde yazılı olduğu tespit edilmiştir” denildi.

Osmanlı imparatorluğu döneminde (1.Dünya Savaşı dönemi dahil) askerlikte vefat edenlerin işlemlerinin, Harbiye Nezareti tarafından, 1909 tarihli Askeri Tekaüt ve İstifa Kanunu’na göre yürütüldüğü belirtilerek buna göre doğrudan düşman tesiriyle (kurşun, kılıç, bomba gibi) vefat edenlerin şehit olarak kayıtlara yazıldığı, donma, güneş çarpması, boğulma veya salgın hastalık gibi nedenlerle vefatların ise, şehit olarak nitelendirilmediği ifade edildi.

Haberlere konu olan “Şehitlerimiz” adlı eserde sadece Osmanlıca kayıtlarda o dönemki kanuna göre şehit olarak nitelendirilen zayiatların yayımlandığı kaydedilerek şöyle denildi:

“Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanımızın dedesi gibi donma nedeniyle şehit olanların, ‘1909 tarihli Askeri Tekaüt ve İstifa Kanunu’na’ göre şehit statüsünde kaydı yer almamaktadır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dedesi Mustafa oğlu Kemal’in; söz konusu tarihlerde askere gittiği ve askerdeyken şehit olduğu, arşivlerimizde (Rize Askerlik Şubesi askerde kayıp olanlara ait silahaltı defterinde) “askerde meçhul” ifadeleriyle kesin olarak yer almaktadır. O dönemdeki silah arkadaşlarının aktardığı bilgi çerçevesinde donarak şehit olduğu bilgisine ulaşılmaktadır.” 

Bayazit Cebeci

28 Şubat darbesine ilişkin aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir ve emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın da bulunduğu 103 sanık hakkında açılan davaya yarın devam edilecek. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bir önceki celsesinde Cumhuriyet Savcısı Mehmet Hanifi Yıldırım, esas hakkındaki mütalaasını açıklamıştı. 8-9-10 Ocak 2018 tarihlerinde görülecek davada sanıklar esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarını yapacak.

60 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemi

Cumhuriyet Savcısı Yıldırım, sanıklar İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir, Çetin Doğan, Erol Özkasnak, Muhittin Erdal Şenel, Kenan Deniz, İlhan Kılıç, Yıldırım Türker, Çetin Saner, Kamuran Orhon, Vural Avar, Hayri Bülent Alpkaya, Hikmet Köksal, Ahmet Çörekçi, İdris Koralp, Fevzi Türkeri, Çetin Dizdar, Hakkı Kılınç, Mustafa Bıyık, İbrahim Selman Yazıcı, Abdurrahman Yavuz Gürcüoğlu, Serdar Çelebi, Mustafa Babacan, Orhan Nalcioğlu, İsrafil Aydın, Cevat Temel Özkaynak, Ayhan Cansevgisi, Orhan Yöney, Ersin Yılmaz, Köksal Karabay, Hüsnü Dağ, Oğuz Kalelioğlu, İsmail Ruhsar Sürmer, Şevket Turan, Metin Yaşar Yükselen, Şükrü Sarıışık, Refik Zeytinci, Yücel Özsır, Altaç Atılan, Aydan Erol, Mustafa Hakan Bural, Yahya Kemal Yakışkan, Yahya Cem Özarslan, Ziya Batur, Bahaddin Çelik, Ruşen Bozkurt, Ünal Akbulut, Sezai Kürşat Ökte, Cengiz Çetinkaya, Ahmet Aka, Alican Türk, Osman Atilla Kurtay, Erkan Yaykır, Mehmet Aygüner, Erdal Ceylanoğlu, Ergin Celasin, İzzettin İyigün, Halil Kemal Gürüz, Sedat Arıtürk ve Erdoğan Öznal’ın suç tarihinde yürürlükte bulunan ve sanıkların lehine olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147. maddesi uyarınca “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren düşürmeye, devirmeye iştirak” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını istemişti.
Savcı Yıldırım, sanıklar Teoman Koman, Eser Şahan, Salih Eryiğit ve Tevfik Özkılıç’ın vefat etmesinden dolayı haklarında açılan davanın düşürülmesini talep etmiş, 39 sanığın ise beraatine karar verilmesini istemişti. 

Abdullah Sarica
 

Savunma Sanayii Müsteşarlığı, Rusya ile imzalanan S-400 Hava Savunma Sistemine ilişkin açıklamada bulundu.

Konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Hava Kuvvetleri Komutanlığının uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi ihtiyacına yönelik olarak başlatılan Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projesi kapsamında Rusya Federasyonu ile yapılan görüşmeler neticelendirilmiş olup proje ile 1 adedi opsiyon olmak üzere toplamda 2 adet S-400 Sistemi (Bataryası) tedarik edilecektir.

Aynı anda hem hava araçlarına hem de balistik füzelere karşı etkin olan S-400 sisteminin kontrolü tamamen Türk Silahlı Kuvvetleri’nde olacak ve S-400 sistemi herhangi bir dış unsura bağlantısı olmadan bağımsız bir şekilde görev yapabilecektir. Sistemin kullanımı, yönetimi, dost düşman tanıma sistemleri milli imkanlarla gerçekleştirilecektir.

İlk teslimatın 2020 yılının ilk çeyreğinde yapılması planlanan proje ile ilgili teknoloji kazanımına yönelik işbirliği ve ortak geliştirme taahhüdü, sözleşmede yer almaktadır. Sözleşmesi imzalanmış, avans ödemesi yapılarak takvimi daha önceden başlamış olan projenin, Rusya Federasyonu tarafından sağlanacak kredi ile karşılanacak bölümüne ilişkin kredi anlaşması da imzalanmıştır.

Bununla birlikte, uzun menzilli hava savunma ihtiyacının milli imkanlarla karşılanmasına yönelik çalışmalar, ülke menfaatlerimiz doğrultusunda kararlılıkla devam etmektedir. Bu modeli destekleyecek muhtelif çalışmalar, ilgilenen diğer ülke ve firmalarla da sürdürülmektedir. Açıklamalar dışında basında çıkan haber ve yorumlar gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır. Sisteme ilişkin teknik hususlar ve ödeme detayları her savunma projesinde olduğu gibi taraflar arasında mutabık kalınan gizlilik prensipleri uyarınca paylaşılmamaktadır” denildi.  

Ortaköy’de Reina isimli gece kulübünde yılbaşı gecesi 39 kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısına ilişkin 57 sanığın yargılandığı davanın görülmesine devam ediliyor. Duruşmada bir numaralı sanık Abdulkadir Masharipov’un eşi Zarina Nurullayeva, savunmasını Türkçe yaptı. Savunmasında 2 çocuk annesi olduğunu söyleyen Nurullayeva, “2 yaşındaki kızım Zeynep’le tutukluyuz. Tutukluluğumuzun sebebi eşimin işlediği suçtur. Ben hiçbir suça karışmadım. Ben onunla evlendiğimde hiçbir terör örgütüne bağlı değildi. Zamanla aşırı şekilde örgütlere bağlanmaya başladı. Ben de bir şey yapamıyordum. Paramız olmadığı için İstanbul’da eşimin bir arkadaşının evinde kaldık. Biz çok maddi sıkıntı çektik, içime kapandım. Benim hiçbir zaman terör örgütüyle bağlantım olmadı” dedi.

“Tek suçum Abdulkadir Masharipov ile evli olmam”

“Eşimin gölgesi altında çocuklarına bakan bir anneydim” diyen sanık Nurullayeva, “8 Ocak’ta gözaltına alındım, 26 gün gözaltında kaldım ve tutuklandım. Eğer suçluysam tek suçum Abdulkadir Masharipov ile evli olmamdır. Kocam olaydan 3-4 gün önce evi terk etti. Bizi bir şahıs aldı ve eşime götüreceğini söyledi. O kişinin örgütle bağlantılı olup olmadığını bilmiyorum. İlk gittiğimiz ev Esenyurt’ta bir ailenin eviydi. Sonra başka bir eve gittik, 2 gün kaldık. Bu süreç içinde Abdulkadir ile görüşmedim” şeklinde konuştu.

“Herkes eşi ve çocukları ile o tür videolar çeker”

Abdulkadir Masharipov’un çektirdiği videoya ilişkin savunma yapan sanık Nurullayeva, “Herkes eşi ve çocukları ile o tür videolar çeker. Videoda sadece oğlum için büyüyünce istihşad eylemcisi olursun diyor. İstihşad Filistin’de Hamaslılara verilen isimdir. Hamas da Türkiye’de suç değildir. Benim suçlu olduğumu gösteren bir delil yoktur” ifadelerini kullandı.
Sanık Zarina Nurullayeva, oğlunun elinden zorla alındığını belirterek, “Yakalanmadan 2 gün önce iki adam kapıya gelerek, ‘Çocuğu hazırla, onu babasının yanına götüreceğiz’ dedi. Ben de verdim, o günden sonra haber alamadım. Günlerce ağladım. Terör örgütü olsaydım oğlumun götürülmesine neden karşı çıkayım? Ben suç işlemedim” dedi.

Bunun üzerine mahkeme başkanı, “Bizi şaşırtacak kadar düzgün Türkçe’yle savunma yaptın” şeklinde konuştu. Mahkeme başkanının “Türkiye’ye gelme fikri kimindi?” sorusu üzerine sanık Zarina Nurullayeva, “Kocamın fikriydi. Kocam gizli kişiydi. Bana, ‘erkeklerin işine karışma’ diyordu” şeklinde cevap verdi.
Başkanın, “Ebu Cihad isimli şahıs ses kaydı göndermiş kocana, haberin var mı?” sorusuna sanık, “Yok” cevabını verdi. “Kocan sana hiçbir şey anlatmaz mıydı?” sorusuna ise sanık, “Anlatmazdı, zaman zaman şehit olmak istiyorum diyordu. Başka bir şey demezdi” dedi.

“Ebu Cihad’a söylemiştim, çocuğumu alsınlar diye”

Bunun üzerine müşteki avukatı sanık Abdulkadir Masharipov’a, “Büyük oğlunuzun kaybolduğu söyleniyor. Kimlerin aldığı ve şuanda nerede olduğu hakkında bilginiz var mı?” diye sordu. Masharipov, “Kim olduğunu bilmiyorum. Suriye’de Ebu Cihad’a söylemiştim çocuğumu alsınlar diye. ‘Benim yanıma getirme çok gürültü yapar, götürün bir yerde dursun’ demiştim” şeklinde cevap verdi.
Duruşma, tutuklu sanıkların savunmasıyla devam ediyor. 

Gamze Erdemir – Volkan Kayalar

TÜBİTAK Savunma Sanayii Araştırma Geliştirme Enstitüsü (TÜBİTAK SAGE), savunma sanayisinde geliştirdiği önemli projelerle Türk Silahlı Kuvvetlerine hizmet etmeye devam ediyor. TÜBİTAK SAGE tarafından tasarımı ve F-4/F-16 platformlarına sertifikasyonu tamamlanan, uçaktan bırakılan güdümsüz genel maksat bombalarına güdüm ve uzun menzil yeteneği kazandırmak üzere geliştirilen Kanatlı Güdüm Kiti 82/83 (KGK) silah sisteminin seri üretimine başlandı. TSK’nın envanterine giren KGK 82/83 silah sisteminin tanıtımı TÜBİTAK’ın ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Lansmanın açılış konuşmasını yapan TÜBİTAK Başkanı Ahmet Arif Ergin, bir mühimmatı daha envantere sokmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirtti. KGK hakkında bilgi veren Ergin, “Biliyorsunuz uçaklarımızdan serbest düşümle atılan bombalarımız var. Bu bombalarımızı bırakmak için uçaklarımız, görev bölgesinin üzerine gitmekle mükellef oluyorlar bu da bizim için bir risk doğuruyor. Bu riski minimilize etmek için serbest düşümlü bombalarımızın üzerine kanatları ve güdüm kitleri katarak bunları 100 kilometre kadar bir menzilden hedef bölgesine yaklaşmadan uçaklarımızın bırakmasını, böylelikle uçaklarımızın emniyetinin temin edilmesini sağlıyor. Bu kapsamda KGK’yı 500 ve bin librelik bombalarımızın üzerine entegre edecek şekilde teknolojimizi tamamen yerli olarak geliştirdik” şeklinde konuştu.

“Türkiye daha iyisini yapacak noktada”
Gerçekleştirilen lansmanla ürünün hem envantere geçmesini hem de seri üretiminin başladığını kutladıklarını ifade eden Ergin, envantere giriş için düşük miktarda ön üretim ile deneme atışlarının yapıldığını kaydetti. Ülkemizde gelişim adına sürekli bir ihtiyaç duyulduğun altını çizen Ergin, “Ülkemizde oluşan ihtiyacı karşılamak adına AR-GE’yi yapacak gerek TÜBİTAK, gerek üniversitelerimiz, gerekse sanayi şirketlerinin AR-GE departmanları çalışmalar yapıyoruz. AR-GE’den ortaya çıkan portatiflerin ticari bir değeri, kullanım hayatına, sanayiye dönüşmesi ülkemizde hep sekteye uğrayan, belli sebeplerle başarmakta zorlandığımız bir aşama olarak önümüze çıkıyor. Bugün burada hem geliştirilmiş, ihtiyaçların görüldüğü ortaya konulmuş hem de üretici firma ile bunun ticari bir meta haline geldiği durumu yaşadık. Bu bakımdan çok nadide bir olayı yaşıyoruz. Bundan sonra bu olayın da tekrar etmesini temenni ediyorum” diye konuştu.
Ergin, KGK’nın hayata geçirilmesinde alın teri olanları hatırlatarak, “Ülkemizde ‘biz bunu yapabilir miyiz’ sorularıyla muhatap olduğumuz dönemleri Türkiye artık geride bıraktı. Biz bundan daha iyisini de yaparız, dünya pazarındakinin de daha iyisini yaparız diyecek noktadayız” diye konuştu.

KGK 82/83
Mevcut genel maksat bombalarına hassas vuruş ve uzun menzil yeteneği kazandıran KGK, her türlü hava koşulunda kullanılabiliyor. Milli imkanlarla geliştirilen ve üretilen KGK silah sistemi, sahip olduğu özelliklerle Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Türk savunma sanayisinin dışa bağımlılığını azaltma, savunma sanayisinin millileşme çalışmalarının önemli bir örneğini oluşturuyor. Mevcut güdümsüz 1000 lb’lik MK-83 ve 500 lb’lik MK-82 genel maksat bombalarını havadan karaya atılan uzun menzilli akıllı mühimmata çeviren KGK’nın üretim faaliyetleri başta Kale Grubu olmak üzere birçok savunma sanayisi kuruluşu ile birlikte yürütüldü. TÜBİTAK SAGE, bu üretimlerde rol alan alt yükleniciler ile savunma sanayisinin gelişmesine katkıda bulundu. KGK silah sistemi tasarımı, entegrasyonu ve üretimlerini başarıyla tamamlayan TÜBİTAK SAGE, ayrıca KGK’da kullanılan ısıl pil ve bazı piroteknik bileşenler gibi kritik alt sistemlerin tasarım ve üretimlerini de milli imkanlar ile kendi altyapılarında gerçekleştirdi.

 Yağmur Yıldız
 

Belçika’nın başkenti Brüksel, NATO Savunma Bakanları toplantısına ev sahipliği yapıyor. İkinci gününde devam eden NATO Savunma Bakanları Toplantısı’na, Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli de katılıyor. Toplantının bugünkü gündeminde Afganistan’ın güvenliği ve yapılabilecekler ayrıca DEAŞ’la mücadele konuları yer alıyor. Toplantının açılış konuşmasında Afgan güçlerinin yaşadıkları zorluklara değinen Stoltenberg, toplantı konusunun Afganistan olacağını belirtti. Afganistan’da artan saldırıları görüşeceklerini kaydeden Stoltenberg, NATO müttefiklerinin Afganistan’ın uluslararası terörizmle mücadelesinde daha fazla destek vermeye ve güçlendirmeye katkıda bulunacaklarına devam edeceklerini belirtti. NATO Genel Sekreteri bölgede kalıcı bir siyasi çözüm yolunun aranacağını aktardı.

Toplantının ilk gününde ise NATO komuta yapısı ve siber saldırılarla mücadele konusu ele alınmıştı. Stoltenberg, “NATO Komuta yapısı ittifakın bel kemiğidir. Bu komuta yapısı, değişen güvenlik koşullarını yansıtmak ve müttefikin uyumlu bir şekilde çalışmasına imkan sağlıyor. Bu noktada komuta yapısının sağlam, çevik ve amacına tam uyacak şekilde gelişmeye devam etmesi gerekir. Bu nedenle bugün bakanlar Atlantik ve Avrupa’nın dört bir yanındaki birlikleri iyileştirmek için yeni komutanlıklarla uyarlanmış NATO Komuta yapısı için bir taslak üzerinde anlaşmaya varacaklar. Ayrıca yol, demiryolları ve havaalanı gibi sivil altyapı için askeri gereksinimlerimizi güncellemeliyiz. Bu NATO için hayati öneme sahiptir” demişti. 

Öte yandan, toplantıya katılan Nurettin Canikli, zirve kapsamında ikili temaslarda da bulundu. Canikli dün İngiltere Savunma Bakanı Gavin Williamson, ABD’li mevkidaşı James Mattis, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile bir araya gelmişti. Bakan Canikli bugün ise Romanya Savunma Bakanı Mihai-Viorel Fifor ile bir araya geldi.
 

Büyükada’da 5 Temmuz 2017 tarihinde düzenlenen toplantıya ilişkin 11 sanık hakkında açılan davada, kimlik tespitleri tamamlanarak sanık savunmalarına geçildi.

İstanbul 35’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, dava konusu toplantıyı düzenlediği iddia edilen tutuklu sanık Özlem Dalkıran’ın savunması alındı. Yazılı savunmasını okuyan sanık Dalkıran, “O gün stresle nasıl başa çıkılır, kişisel verilerimiz nasıl korumalıyız gibi konular için toplanmıştık. Ben 30 yıldır insan haklarıyla ilgili çalışmalar yapıyorum. Hakkımdaki suçlamaları reddediyorum. Bu suç, hayattaki varoluş amacıma taban tabana zıt. Toplantının duyuru olmaksızın yapıldığı iddia edilmiş. Bu toplantı gizli ya da kapalı değildi. İlk etapta davet yoktu, sonra 2-3 arkadaşı davet ettik” dedi.

Bir otelde gizlice toplanılamayacağını, çünkü her otelin misafir listesini emniyetle paylaştığını kaydeden sanık Dalkıran, “Toplantı yapılan yer, otelin en işlek yeri, havuzun hemen yanı, kapısı sürekli açık, prefabrik ve camlı bir yerdi. Bu olaydan dolayı dava açmak, sivil toplum kuruluşlarının bundan sonraki çalışmalarını kısıtlar. Bizim çalışmalarımızdan hoşlanmayanlar sık sık siber saldırı düzenliyor, sahte hesaplarla telefonlarımızı ele geçiriyorlardı. Herkesin özel hayatını ve kişisel verilerini koruma hakkı vardır. Bizler içinde olduğumuz oluşumdan dolayı sürekli mağdurları dinleriz. Her mağdurla konuştuğumuzda etkileniyoruz. Bu toplantı bu yüzden yapılmıştı. Bedriye İştar Tarhanlı ile bir görüşme yaptım iddianameye konulmuş. O benim 1990’lı yıllardan beri tanıdığım, saygın bir akademisyen olarak bilinen bir şahıstır. Tutuklanmıştı, tahliye olunca aradım geçmiş olsun dileklerimi ilettim” diye konuştu.

Sanık Dalkıran, iddianamede yer alan watsap ve mail yazışmalarına da değinerek, “Mesajlarda, ‘Otele gelene dek telefonu açmayın yazmışım. Bu, mobil bağımlılıktan kurtulmak içindi. Otele gelince telefonu açın demem nasıl bir teknik takipten kaçma yöntemidir. Zaten polisler otele geldiğinde hepimizin telefonu açıktı” ifadelerini kullandı.
Duruşmaya diğer sanıkların ifadelerinin alınmasıyla devam ediliyor.
 

Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, Bakü temasları kapsamında ilk olarak Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından kabul edildi. Daha sonra Fahri Hiyabanı ziyaret eden gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kuzey Irak’taki referandumla ilgili soruyu yanıtlayan Bakan Canikli, “Bu referandum ya da o bölgede ayrı bir devlet kurulması gibi bir çalışma ya da bir proje ya da hedef bu bölgeyi ve tüm dünyayı gerçekten ateşe atar. Yeni çok daha büyük küresel ölçeğe taşınma ihtimali olan çatışmaları beraberinde getirir. Çünkü, o bölgede dengeler o kadar hassastır ki, çok farklı etnik yapılar, çok farklı demokratik yapılar söz konusu. O hassas denge içinde en ufak bir taşı oynattığınızda o bölgenin tüm dengesini bozar. Orta Doğu’da hep söylenir, ‘hesaplar denklemlere sığmaz.’ Zaten bu güne kadar hiç kimsenin, hiçbir ülkenin Orta Doğu ile ilgili hesabı tutmamıştır. Çünkü çok kırılgan, çok hassas bir yapısı vardır. Bu dengenin bozulmaması gerekiyor. Böyle bir referandum ve bunun aka bininde bağımsızlık adımları burada savaşların hiç eksilmeyeceği bir dönemi başlatır ve orada kalmaz, bütün dünyaya yansır.

Zaten yeteri kadar yeni çatışmaları tetikleyecek, tahrik edecek durum söz konusu. Bir de bunun üzerine böyle bir olay bütün dengeleri bozar. Şu anda Kerkük’te Türk nüfusu, Türkmen nüfusu oradan 2003 yılından itibaren sürüldü, onların varlıkları ortadan kaldırıldı, geçmişle bağlantıları kopartıldı. Belli bir etnik yapı oraya göz ettirildi, teşvik ettirildi. Orada aynı zamanda o etnik yapı dışında bütün unsurlar topraklarından sürülüyor, kovuluyor, adeta asimile edilmeye çalışılıyor oradan. Yapılan bu referandum Irak Anayasası’na da aykırıdır. Hukuki hiçbir tarafı yoktur. Irak birlikte hareket edeceği tüm ülkelerle Irak Anayasası’na uygun haline getirmek için bütün tedbirleri alma hakkına sahiptir. Türkiye o bölgeyle 300-400 kilometre sınırı olan bir ülke. Oradaki her gelişme bizi yakından ilgilendiriyor. Ayrıca orada bu referandumdan sonra PKK terör örgütünün varlığında ciddi bir artış olduğunu da görüyoruz. Türkiye açısından oradan yönelecek tehditte de artış söz konusu. Bunları görmezden gelmemiz söz konusu değil. Oradaki Türkiye’ye yönelecek olan bütün tehditti de ortadan kaldıracak her türlü adımı Türkiye atacaktır. Her türlü tedbiri alacaktır, her türlü tedbir masadadır, her türlü tedbir. Orada öyle bir siyasi yapılanmaya müsaade edilemez, edemez. Bölge için tehlike, dünya için tehlikedir” ifadelerini kullandı. 

Kamil Nadirli
 

Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, “Müttefikimiz Amerika ve diğer ülkeler tarafından DEAŞ’la mücadele kılıfı adı altında inanılmaz yardım ve destekler yapılmaktadır. Müttefiklerimiz tarafından verilen listelerde belirtilen silah, mühimmat ve teçhizatın çok daha büyük boyutu bu terör örgütüne aktarılmaktadır. Bu silahlar, bu yapı içerisinde er veya geç Türkiye’ye yöneltilecektir, bunu da biliyoruz, görüyoruz” dedi.

Irak ve Suriye tezkeresi, Başbakan Binali Yıldırım’ın imzasıyla TBMM Başkanlığına gönderilmişti. Bugün TBMM Genel Kurulu olağanüstü toplandı. Oturumun ilk konuşmasını yapan Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, bugün itibarıyla terör örgütlerinin ortaya koyduğu tehdidin başka bir boyuta taşındığını belirterek, “Türkiye uzun zamandan beri tehlikeli, bölücü, ayrılıkçı terör örgütleriyle mücadele etmektedir. Yaklaşık 40 yıldan beri. Son yıllarda ülkemizin karşı karşıya kaldığı güvenlik tehdidinin boyutu artmış, küresel ölçeğe taşınmıştır. Bugün itibarıyla terör örgütlerinin Türkiye’ye yönelik saldırılarını sadece bölücü ve ayrılıkçı gerekçelerle izah etmek mümkün değildir. Bugün içinde bulunduğumuz coğrafyanın siyasi sınırları yeniden dizayn edilmeye çalışılmaktadır. Ülkemizin de içinde bulunduğu bu coğrafyada devletler küçültülmek, etkisizleştirilmek ve sürekli birbiriyle kavga eden, aralarında derin ayrılıkların olduğu yeni devletçikler kurulmak istenmektedir. Bu şekilde coğrafya dizayn etmeye çalışanlar tarafından kolay yönetilebilir hale gelecektir” ifadelerini kullandı.

“Bölücü terör örgütü, onunla birlikte hareket edenler, tüm terör örgütleri bu projemin realize edilmesi için birer paravandan ve taşerondan ibarettir” diyen Canikli, “Bu proje küresel bir projedir. Küresel senaristler, bu projeyi 30 yıl öncesinde hayata geçirmeye çalışmışlardır. Onlar açısından hedeflerinin bir hayli gerisinde bulunmaktadırlar. Bu oyunu bu açıdan Türkiye bozmuştur. Terör örgütleri bu dönemde bu projenin hızla sonuçlandırılması için her türlü desteği bazı ülkeler ve çevrelerden görmektedirler. Bu terör örgütlerinin ağızlarına iki parmak bal sürülmüş ve onlar da bu maşalık görevine, fonksiyonuna, razı olmuşlardır” şeklinde konuştu.

Bölücü terör örgütün küresel desteğindeki artışla birlikte Türkiye’ye yönelik saldırıların da arttığına dikkati çeken Canikli, “Tehdidin kaynağı daha önce büyük oranda Kuzey Irak’tan beslenmekteyken, bugün bu ölçeğin boyutu, büyüklüğü ve derinliği artmış ve Suriye’nin kuzeyi de bu tehdit unsurlarına ilave edilmiştir. PKK’nın Suriye yapılanması olan PYD, YPG terör örgütü bugün Suriye sınırları boyunca siyasi bir oluşum peşindedir. Özellikle müttefikimiz ABD’nin yoğun silah, mühimmat araç gereç istihbarat ve her türlü lojistik desteğiyle bu bölgelerden Arap ve Türkmen nüfusu çıkartarak, onları topraklarından ederek bu emeline yani Suriye’nin kuzeyinde ülkemizin güneyinde etnik yapı üzerine kurulu terör örgütü tarafından koordine edilecek ve yönetilecek bir siyasi oluşumu gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede PKK terör örgütünün bir parçası olan Suriye uzantısı olan PYD, YPG terör örgütü bu bölgedeki topraklardan, uzun yıllardan beri o topraklarda yerleşmiş olan halkları oradan çıkartarak etnik yapı üzerine işgalci bir anlayışla bir yapılanmanın önünü açmaya çalışmaktadır” açıklamasında bulundu.

Canikli, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

“Bunlara örnek, Münbiç ve Rakka örneklerden iki tanesidir. Aynı şekilde, Kerkük ve Telafer de de buranın sahibi konumunda olan bu halklar buralardan koparılmaya çalışılmaktadır. Bu şekilde bir yapılanmaya bir çalışmaya hiçbir şekilde müsaade edilmeyecektir. Müttefikimiz Amerika ve diğer ülkeler tarafından DEAŞ’la mücadele kılıfı adı altında inanılmaz yardım ve destekler yapılmaktadır. Müttefiklerimiz tarafından verilen listelerde belirtilen silah, mühimmat ve teçhizatın çok daha büyük boyutta olan bu terör örgütüne aktarılmaktadır. Bu silahlar, bu yapı içerisinde er veya geç Türkiye’ye yöneltilecektir, bunu da biliyoruz, görüyoruz ve bunu en kararlı şekilde, olabilecek en kararlı şekilde muhataplarımıza her fırsatta ifade edilmektedir. Sadece bunların muhataplarımıza, müttefiklerimize ifade edilmesi yetmez. Türkiye aktif olarak arazide bu yanlışları, bu tehditleri ortadan kaldıracak adımları fiilen atmadığı sürece bu tehditlerin bertaraf edilmesi mümkün değildir. Bunu da biliyor, görüyoruz ve bu çerçevede gereğini yapıyoruz. Ülkemizin güneyinde bu şekilde bir siyasi oluşumun orta ve uzun vadede hiçbir şekilde hayatta kalma şansı yoktur. Kısa vadede de Türkiye böyle bir oluşuma müsaade etmeyecektir, edemez zaten. Çünkü öyle bir oluşum doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve milletini hedef almaktadır. Kısa dönemde güvenliğini, birlik bütünlüğünü hedef almaktadır. Dolayısıyla uluslararası anlaşmalara aykırı, terör örgütü tarafından yönetilecek kurulacak böyle bir devlet ya da oluşuma müsaade edemeyiz. Bu konuda her türlü tedbiri almak ve operasyonu yapmak uluslararası hukuktan doğan hakkımızdır, bu haklarımızı kullanıyoruz ve kullanmaya devam edeceğiz.”  

Enise Vural – Pelin Üzek Kılıç – Ömer Çetin