98/2 B celbi 2. grubunda askere gidecek olan vatandaşlar için Milli Savunma Bakanlığı’ndan önemli açıklama yapıldı.  Peki, 98/2 B grubu için yeni sevk tarihi ne zaman olacak? İşte, detaylı bilgiler

98/2 B grubu askerlik yerleri için önemli duyuru yapıldı. Milli Savunma Bakanlığı Askeralma Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı duyuruda, ’12 ve 6 aylık hizmet süresine tabi olup, mayıs 2018 celbi 2’nci grup olarak silahaltına alınacak yükümlülerin 18-19 haziran 2018 olan planlı sevk tarihleri 09-10 temmuz 2018 olarak değiştirilmiştir.’ ifadelerine yer verildi.

Bir ve iki buçuk aylık temel eğitime tabi tutulacak yedek subay adayları ile kısa dönem erbaş/er statüsüne ayrılanların birinci grubu 02-04 mayıs 2018, ikinci grubu ise 09-10 temmuz 2018 tarihleri arasında tertip edildikleri birliklere sevk edilecek.

Sınıflandırma sonuçları açıklandıktan sonra yükümlüler yukarıda belirtilen sevk başlangıç tarihlerinden iki iş günü öncesine kadar E-devlet kapısından ve askerlik şubelerinden sevk evrakını alabileceklerdir. Bu tarihlerden sonra sevk evrakı sadece askerlik şubesi başkanlıklarınca verilecektir.

Yol ve iaşe parası, E-devlet kapısından sevk evrakını alan yükümlülere adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde bulunan adresi ile eğitim birliği, askerlik şubesi başkanlığından sevk evrakını alan yükümlülere ise sevk evrakını aldığı askerlik şubesi ile eğitim birliği arası esas alınarak verilmektedir. Yükümlüler isimlerine yapılan ödemeleri PTT şubelerinden veya PTT kartı ile PTTMATİK’lerden alabileceklerdir.

1111 sayılı askerlik kanununun 47’nci maddesi kapsamında sevkin son gününü kapsayan istirahat raporu bulunan tıp doktorları istirahat raporlarının bitimini takip eden ilk mesai gününde sevk edilmek üzere askerlik şubesi başkanlıklarına müracaat edeceklerdir. Müracaat etmeyenler hakkında bakaya işlemi yapılacaktır. Bakaya tıp doktorlarından kendiliğinden askerlik şubesi başkanlıklarına müracaat edenler veya ele geçirilenler derhal sevk edilecektir.

MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞININ RESMİ DUYURUSUNA ULAŞABİLMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Darbe girişiminden 11 gün önce Balyoz davası bilirkişilerinin yargılandığı davaya ilişkin kararında FETÖ elebaşısı Fetullah Gülen’e ”mehdi” diyen eski hakim İrfan Karagöz’ün “anayasayı ihlal”, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “TBMM’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlarından 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanmasına devam edildi. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada tutuklu sanık İlhan Karagöz savunmasını yaptı. Hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini belirten Karagöz, “Benim kararımla Fetullah Gülen’in mehdiliği ilan edildi. Sadece cemaat liderinin suçsuz olduğunu dile getiriyorum. Hakkımda olmayan delillerle dava açılıp tutuklandım. Birini mehdi ilan etmek nasıl suç olur. Bu dini bir şeydir. Mehdi ilan etmek suç olamaz, bu dini bir söylemdir” dedi. 

Böyle bir şeyden dolayı suçlanamayacağını savunan Karagöz’ün 17/25 Aralık sürecine değinerek siyasetçilerle ilgili ithamlarda bulunması üzerine mahkeme heyeti başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, “Savunma adı altında her şeyi söyleyemezsiniz. Savunma dışına çıkarsan müdahale ederim” diyerek sanığı uyardı. 

Savunmasına bir süre daha devam eden sanık İlhan Karagöz, gelecek celse savunmasına devam etmek istediğini söyledi. Mahkeme heyeti, sanık İlhan Karagöz’ün tutukluluğunun devamına karar vererek duruşmayı erteledi.  

Yusuf Melikoğlu

Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, AK Parti Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını cevapladı. Canikli, YPG, PYD ve PKK’nın olduğu her yerin hedefleri olduğunu söyleyerek, “Manifestoda çok net altı çizildi. Terör örgütleri Türkiye’nin güneyinden sınır boylarımızdan temizlenmesi gerekiyor. Temizlenmeden Türkiye kendini güvende hissetmez. Dolayısıyla bunların olduğu her yer, hangi şart altında olursa olsun oradaki teröristler bizim hedefimizdir” ifadelerini kullandı.

Bakan Canikli, “Biliyorsunuz daha önce yol haritası konusunda Pompeo’nun Dışişleri Bakanı olmasından önce bir yol haritası konusunda belli bir yere gelinmişti. O görüşmeler devam ediyor, Tercihimiz her zaman çatışma olmadan, görüşerek, diplomasi ile konunun çözülmesidir. Onu sonuna kadar zorluyoruz. O bağlamda görüşmelerin bu şekilde bir çözüm için halen masada olduğunu söylemek mümkün. Bunlar tüketilmeden diğer yollara başvurulmaz. Bizim haklılığımız konusunda meşru müdafaa çerçevesinde yapılan çalışma olduğu konusunda hiçbir tereddüt yok. Bunun bizim meşru hakkımız olduğu konusunda inkar edemiyor. Terörle mücadele bir ülke için hem görev hem de haktır. Herhangi bir sıkıntı yok” dedi.

Canikli, “Biz artık bu tür terör unsurlarını, tehditlerini kendi imkan ve kaynaklarımızla bertaraf edebilecek imkana ve kapasiteye, yeteneğe sahibiz” şeklinde konuştu.

Bedelli askerlik konusundaki soruya Canikli, “Cumhurbaşkanımız o konuda açıklama yaptı. O noktadayız. Onun ötesinde bir çalışma yok” dedi.  

Ahmet Umur Öztürk
 

Bu yıl dost ve müttefik ülke unsurlarının da katılımıyla Batı Anadolu, Orta Ege, İzmir Körfezi ve Doğanbey Atışlı Tatbikat Bölgesi’nde icra edilecek olan Efes-2018 Birleşik Müşterek Fiili Atışlı Tatbikatı öncesi Türk savunma sanayii tarafından üretilen mühimmat ve araçlar sergilendi. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Azerbaycan, Bahreyn, Bangladeş, Bosna Hersek, Gürcistan, İngiltere, İtalya, Katar, Kazakistan, Kosova, Macaristan, Makedonya, Moğolistan, Özbekistan, Pakistan, Romanya, Slovakya ve Suudi Arabistan’dan birlik ve unsurların katılacağı tatbikat öncesi Doğanbey Atışlı Tatbikat Bölgesi’nde açılan sergide bulunan mühimmat ve araçlar, Türkiye’nin bu konudaki başarısını ortaya koydu.

Umman’a ihraç ediliyor
35 firmanın katıldığı sergide Umman’a ihraç edilen ‘Pars III’ taktik tekerlekli zırhlı araç da sergilendi. Adını bir zamanlar Anadolu’da yaşayan sessiz, çevik ve yırtıcı bir leopar türünden alan ‘Pars III’, benzersiz özellikleriyle kullanıcısına büyük avantajlar sağlıyor. Umman ile yapılan yaklaşık 550 milyon dolarlık anlaşmanın yanı sıra, Suudi Arabistan’a da 1 milyar dolarlık ihracat yaptıklarını anlatan FNSS Halkla İlişkiler ve Tanıtım Birimi Müdürü Cem Altınışık, Malezya’ya da araç ihraç ettiklerini söyledi.
Makina ve Kimya Endüstrisi (MKE) Silah ve Projeler Müdürü İbrahim Şahin de MPT-76’nin (milli piyade tüfeği) 16 bin adet üretilip teslim edildiğini ifade ederek, “MPT-55’de Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık korumalarında kullanılmaya başlandı, teslimatları da yapılıyor” diye konuştu.

“Bayraktar TSK’nın göz bebeği”
Bayraktar İnsansız Hava Aracı’nın (İHA) Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) göz bebeği olduğunu kaydeden Bayraktar Genel Müdürü Haluk Bayraktar, Efes-2018 Tatbikatı’na 3 İHA ile katılacaklarını kaydederek, bu yıl ilk defa silahlı İHA’larla atışlar yapacaklarını açıkladı. 

Ali Gözeten – Halil Karahan

Çin Başbakan Li Keqiang, başkent Pekin’de başlayan yıllık meclis toplantısının açılışında hükümetin çalışma raporunu sundu. Raporda, 2018 yılı savunma bütçesinin 175 milyar dolar olarak belirlendiği açıklandı. Söz konusu artış, son 3 yıldaki en yüksek oran olarak kayıtlara geçti. Çin, savunma harcamalarını 2017’de ise yüzde 7 artırmıştı. Başbakan Yardımcısı Zhang Yesui, dün düzenlenen basın toplantısında, Çin’in savunma bütçesinin GSYH içinde çok küçük bir yer tuttuğunu savunmuştu.

2018’de ekonomik büyüme hedefi yüzde 6,5
Hükümetin çalışma raporunda, önümüzdeki döneme dair ekonomik plan ve öngörüler de yer aldı. Başbakan Li Keqiang, Çin hükümetinin 2018 yılında büyüme hedefini yüzde 6,5 olarak belirlediğini açıkladı. Çin’in 2017 yılına dair büyüme hedefinin yüzde 6,5 olmasına rağmen, ülke ekonomisi yıl sonu itibarı ile yüzde 6,9 büyümüştü. Çinli liderler, son yıllarda yüksek hızda kalkınma yerine nitelikli kalkınmaya önem verdiklerini belirterek, dünyanın ikinci büyük ekonomisinin içinde bulunduğu bu durumu ‘yeni normal’ olarak niteliyor.
Diğer yandan, rapora göre Çin’in bu yıl için enflasyon hedefi ise yüzde 3. Hükümet, ayrıca 2018’de kentlerde 11 milyon kişiye istihdam oluşturmayı hedefliyor.

“Çıkarlarımızı kararlılıkla koruyacağız”
ABD Başkanı Donald Trump’ın çelik ve alüminyum ithalatına ek gümrük vergileri getireceklerini açıklamasıyla ABD ile Çin arasında ‘ticaret savaşı’ yaşanacağı yönünde yorumlar yeniden gündeme gelmişti. Çin Başbakanı, hükümetin çalışma raporunu sunarken, Çin’in ticari korumacılığa karşı çıktığının bir kez daha altını çizdi.
Ticari anlaşmazlıkların müzakerelerle çözülmesinden yana olduklarını belirten Li Keqiang, “Çin’in kendi meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla koruyacağız” dedi.  

Fin-As Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı, strateji ve finans uzmanı Ali Serim, son yıllarda savunma sanayide yaşanan gelişmeler üzerine açıklama yaptı. Türkiye’nin başarılı bir şekilde yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin deneyim ve başarısını sergilerken Türk Savunma Sanayii’nin geldiği gelişmişliği de gösterdiğini vurgulayan Serim, “Savunma sanayii alanında Türkiye’nin gelişmişliği gurur veriyor. Anlaşılıyor ki yakın gelecekte ekonomimizin önemli bir kısmı hızla gelişen bu sektörün faaliyetlerinden önemli katkılar edinecek. Hükümetin en yerinde icraatlarının başında yerli üretim ve milli teknolojilere verdiği önem geliyor. Nuri Demirağ’ın 1936’da kurduğu uçak şirketi ve Nuri Killigil’in 1938 yılında başlattığı yerli silah üretim serüveni ile başlayan sektörel tarih göz önüne alındığında köklü bir geçmişten bahsetmek söz konusu olsa da bu girişimlerin çeşitli sebeplerle önünün kesildiği malum. Daha sonra ki uzun yıllar boyunca tamamen devlet uhdesinde çeşitli girişimlerde bulunulmuşsa da, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesinde sektörel meclisin kurulmasının 2006 yılında gerçekleşebilmesi bir çok şeyin özetini veriyor” dedi.

“Türkiye, kendi insansız hava aracından kendi füzesini atabilen beş ülkeden biridir”

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin açıklamalarına göre, 2017 yılında Türkiye’nin savunma sanayi ihracatının 7 milyar dolar seviyesinde olduğunu kaydeden Ali Serim, “2002 yılında ihracat tutarının sadece 60 milyon dolar olduğu düşünüldüğünde muazzam bir başarı hikayesiyle karşılaştığımız anlaşılıyor. Son yıllarda paletli ve tekerlekli zırhlı araçlar, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a satıldı. Geçmişte ABD ve Uruguay gibi ülkelere de satışı yapılan telsizler ve bazı atış sistemleri Ürdün’den Pakistan’a, Birleşik Arap Emirlikleri’nden Endonezya’ya kadar gönderildi. Türkiye’nin ürettiği tekerlekli zırhlı araçlar Cezayir, Azerbaycan, Bahreyn ordularında yer aldı.

Yapılan resmî açıklamalara göre 2002 yılında 66 olan proje sayısı 2018 yılında 600’e, sözleşmeye bağlanmış proje bedelleri toplamı ise 5.5 milyar dolardan 42.5 milyar dolara ulaşmıştır. Savunma sanayi, yıllık 1.25 milyar dolar seviyesinde Ar-Ge harcaması ile Türkiye’nin en fazla Ar-Ge ve teknoloji yatırımı yapan sektörü konumuna gelmiştir. HAVELSAN, ASELSAN, TAI ve Roketsan gibi bu sektörün öncülerinin Ar-Ge harcamalarına verdiği önem başarının da kaynağı olmuştur. Çalışanlarının yüzde 60’ı da Ar-Ge personelidir. Türkiye, kendi insansız hava aracından kendi füzesini atabilen beş ülkeden biridir. Halen, ASELSAN ATAK helikopteri, F16, ANKA ve gemilere gimballi sistemleri geliştirmektedir. ATAK helikopterlerinin yazılımı tamamen ASELSAN mühendislerince yapılmıştır. Bomba ve füze atışlarında hedefi gören ve odaklanan gözlerin üretimini gerçekleştirmektedir. Bu gözler 20 kilometreden hedefi görme kabiliyetine sahiptir. Gurur verici bir tablo. Buna dün ilk kaynak seremonisi yapılan yerli denizaltıyı da eklediğimizde heyecan duymamak mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Özel sektörün bu noktada kolay finansmana ulaşması önemli olduğunun altını çizen Serim, “Bu konuda önemli programlar geliştirilmiş ve devlet Ar-Ge faaliyetlerine destek paketleri sağlamak başta olmak üzere her türlü desteği vermiştir ve vermektedir. Diliyorum bu destekler daha da artacaktır. Kısa sürede ülkemiz ihracatının daha büyük bir kısmı ve istihdamın daha da fazla bir oranı savunma sanayi tarafından sahiplenebilecektir. Diliyorum ülkemizin başlıca vergi rekorları kıran şirket ve grupları da savunma sanayi yatırımları yapmak konusunda daha girişimci ve cesur adımlar atarlar” şeklinde konuştu. 

Milli Savunma Bakanı Canikli, ABD’li mevkidaşı James Mattis ile yaptığı görüşmeye ilişkin Brüksel’de açıklamalarda bulundu. Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Canikli, Mattis ile gerçekleştirdiği görüşme kapsamında ağırlıklı olarak PYD/YPG terör örgütüne verdikleri desteğin aynı zamanda PKK terör örgütünün güçlenmesine sebep olduğunu ve bu durumun Türkiye için artan oranda bir ulusal güvenlik tehdidi teşkil ettiğini ifade ettiğini açıkladı.

“Geldiğimiz an itibariyle PYD/YPG’nin PKK’nın organik bir parçası olduğu konusunda hiçbir tereddüt ve şüphe kalmamıştır” diyen Canikli, “Mattis’le YPG/PKK arasındaki organik ilişkiyi tüm açıklığıyla ortaya koyan belgeleri paylaştık. Ayrıca Amerikan yetkililerin ve resmi makamlarının da PYD/YPG’nin bir terör örgütü olduğu, PKK’nın Suriye milislerinden ibaret olduğu şeklindeki açıklamalarını ve yayınlarını da kendisine hatırlattım. Özellikle CIA online yayın organında PYD ve YPG terör örgütü, PKK’yı Suriye milisleri olarak tanımlamakta açık ve net bir şekilde ve amacının da Suriye’nin kuzeyinde otonom bir siyasi yapılanma olduğu belirtilmektedir. Bu açıkça ABD’li yetkililer tarafından da PYD ve YPG örgütünün PKK ile organik bağ içerisinde oldukları, aynı sözde kadro tarafından yönetildiği tespit edilmiş ve belirlenmiştir. Bunu kendisine hatırlattık” dedi.

“SDG, tamamen PKK tarafından kontrol ediliyor”
“ABD’nin terör örgütleriyle değil Türkiye’yle müttefikiyle müşterek çalışması gerektiğini, doğru yöntemin bu olduğunu Sayın Mattis’e ifade ettik” diyen Canikli, “Mattis’in yaklaşımı PYD/YPG’nin terör örgütü olduğunun dökümanlarını paylaşmamızdan sonra bu örgütü PKK’dan ayırabilecekleri şeklinde hatta PKK’ya karşı savaştırabilecekleri şeklinde açıklamaları oldu. Bizde bunun mümkün olmadığını, gerçekçi ve rasyonel bir hareket olmayacağını ve hiçbir zaman PYD/YPG’nin PKK yapılanmasından ayrılmasının mümkün olmadığını, hele PKK’ya karşı savaştırılmalarının mümkün olmadığını kendilerine söyledik. Çünkü örgütün kendisi zaten aynı yerden yönetiliyor ve aynı amaç için terörist faaliyetlerine devam ediyorlar. Böyle bir şeyin rasyonel olmadığını söyledik. Fakat onlarda böyle bir kabul var. PYD/YPG’yi PKK’dan ayırabilecekleri ve bizim açımızdan tehlike olmaktan uzaklaştırabilecekleri şeklinde bir kabulleri var. Biz bunun olmasının mümkün olmadığını düşünüyoruz. Bunu kendileriyle paylaştık. Sonuç itibariyle PYD ve YPG’nin SDG’nin içinden tamamen ayıklanması gerektiğini ifade ettik. SDG’nin tamamen PKK tarafından kontrol edildiğini ve diğer unsurların göstermelik olduğunu açıkladık. SGD’nin PKK’nın unsuru olduğunu kendisiyle net bir şekilde paylaştık” ifadelerini kullandı.

“PYD/YPG terör örgütü, DEAŞ’la yakın işbirliği içerisinde”
Beklentilerinin terör örgütleriyle işbirliği yapmak değil tamamen müttefikiyle yani Türkiye’yle çalışmanın doğru olduğunu ifade ettiğini aktaran Canikli, “Ayrıca DEAŞ’la mücadelede de bugüne kadar NATO ittifakı içerisinde DEAŞ’la doğrudan kendi silahlı kuvvetlerini ileri sürerek mücadele eden tek ülkenin Türkiye olduğunu, El-Bab operasyonu ve Fırat Kalkanı operasyonu ile bunun gerçekleştirildiğini diğer ülkelerin Amerika dahil doğrudan DEAŞ’la mücadelede silahlı unsurlarını devreye sokmayıp, aracılar vasıtasıyla başka silahlı unsurlar üzerinden DEAŞ’la mücadele ettiklerini kendilerine ifade ettik. Bu nedenle bizim Zeytin Dalı operasyonumuzun DEAŞ’la mücadeleye zarar vermeyeceğini, olumsuz yönde etkilemeyeceğini ve dikkati dağıtmayacağını onlarla paylaştık. Çünkü bizim özellikle Fırat Kalkanı Operasyonu’nda DEAŞ’la son derece etkin bir mücadele yürüttüğümüzü ve halen devam ettiğimizi ifade ettim. Ayrıca PYD/YPG terör örgütünün DEAŞ’la yakın işbirliği içerisinde olduğu, bazı DEAŞ unsurlarını Türkiye’ye karşı şu anda gerçekleştirdiğimiz Zeytin Dalı Harekatı’nda Türkiye’ye karşı kullandığını tespit ettiğimizi Mattis’le paylaştık” diye konuştu.

“PYD/YPG, DEAŞ’lı teröristleri bize karşı savaşmaları karşılığında serbest bırakıyor”
Canikli, “Hapishanelerde PYD/YPG’nin elinde bulunan DEAŞ’lı teröristleri bize karşı savaşmaları karşılığında serbest bıraktığını, Deyrizor’da Afrin’de ve Menbiç’te serbest bıraktığını ifade ettik. Bunun bilgilerini de kendisiyle doyurucu bir şekilde paylaştık. Mattis bunun mümkün olmayacağını, DEAŞ’la ittifak içerisine girdiğinde kendisinin sonu olacağını bildiği için böyle riskli bir adım atmayacağı şeklinde bir ifadesi oldu. Ama terör örgütlerinin her zaman birbirleriyle bu noktada işbirliği içerisinde olabileceklerini ifade ettik. Ayrıca Rakka’da somut olarak dünyanın gözü önünde DEAŞ’lı teröristleri PYD ve YPG’nin serbest bıraktığını ve bunu herkesin gördüğünü, canlı canlı izlediğini paylaştık.PYD ve YPG’nin DEAŞ ile yakın işbirliği içerisinde olduğu ve kendi çıkarları doğrultusunda DEAŞ’ı gerektiği zaman kullandığı ve işbirliğine girdiğini de Sayın Mattis’le paylaştık. Sonuç itibariyle ABD’nin Türkiye’nin terörle mücadele hususundaki hassasiyetine saygı duydukları, Türkiye’nin sınır güvenliğini temin etmek amacıyla teröristlere karşı yürütülen bu mücadelede anlayışlı olduklarını ifade ettiler ve PKK terör örgütü ile Irak’ta yapılan mücadelede bundan sonraki dönemde kendilerinin aktif daha somut net destek verecekleri özellikle istihbaratla bağlantılı olacak şekilde destek vereceklerini Sayın Mattis ifade etti. Henüz bir kararlılık görmedim ama YPG ve PYD’nin de PKK gibi bir terör örgütü olduğu gerçeği bütün boyutlarıyla ortaya konulunca da oradan tabi bir çıkış yapmaları gerekiyor. Aslında bunun bir kabul edilebilir bir model ortaya koymaları gerekiyor. YPG ve PYD’nin PKK’dan tamamen ayrılacağını hatta onlara karşı savaştırılacağını sağlayacakları şeklindeki ifade de aslında bu çabaların bir parçası olarak görüyoruz ama sorunu çözmüyor. Yani YPG ve PYD terör örgütünün şu anda arazide sonuç itibariyle müttefikimiz ABD ile birlikte ortaklık yaptığı şeklindeki gerçeği değiştirmiyor. Esas yapılması gereken ABD’nin YPG ve PYD ile ilişkisini tamamen sonlandırması ve bugüne kadar verilen silahların da geri alınması. Silahların geri alınması konusunda bir plan zerinde çalıştıklarını ifade etti Sayın Mattis. Özellikle ağır silahlarla ilgili, önümüzdeki günlerde göreceğiz. Afrin’de terörist unsurlara hiçbir şekilde silah sağlamadıklarını ifade etti Mattis. Orada kullanılan silahların kendilerine ait olmadığını ifade etti. Sonuç olarak çok ciddi bir silahlanma içerisinde olduklarını tespit ettiğimiz söyledik. Sonuç itibariyle birileri bu silahları verdi. Kimin olduğunu bilmiyoruz tabi. Araştırmalarımız devam ediyor” şeklinde konuştu.

Bakan Canikli, “Terörle mücadele için ayırdıkları kaynak olarak düşündüklerini ve planladıklarını söylüyor. Bunu SDG üzerinden çünkü onların tezi DEAŞ ile mücadeleyi SDG yapıyor. SDG’ye bu mücadelesi için, DEAŞ ile mücadelesi için aktarılan kaynak olarak görüyor. Ancak bu kaynağın SGD için dominant unsur olan PYD-YPG terör örgütü tarafından kullanıldığı ve DEAŞ ile mücadele için değil Türkiye’ye karşı saldırı ve eylemleri için kullanıldığını ve kullanılacağını ifade ettik ve sürekli de hatırlatıyoruz kendilerine” ifadelerini kullandı.

“Genel Sekreterin açıklamaları son derece olumlu”
Basın açıklamaları sırasında Türkiye’nin terörden en fazla etkilenen ülke olduğunu ifade eden Stoltenberg ile gerçekleştirdiği görüşmesine değinen de Canikli, “Genel Sekreterin açıklamaları son derece olumlu. Bugüne kadar terörle mücadelelimizi en iyi anlayan isimlerden bir tanesi. Bunun için teşekkür ediyoruz. İkili görüşmemizde de benzer değerlendirmeleri yaptı. Orantılı kullanılması ifadesi genel ifade. Bütün görüşmelerde, çalışmalarda gündeme gelir söylenir. Temenni ifadesidir. Son oturumda da yine NATO üyelerine de bilgi verdik. Sivil zayiatı konusundaki TSK’nın ve Türkiye’nin hassasiyetini aktardım” şeklinde konuştu.

Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Canikli, açıklamalarını şu şekilde tamamladı:
“Sayın Mattis’e YPG-PYD’nin PKK’ya karşı ayrıştırılması ve hatta mücadele etmesi konusunda bir politikayı önerince bunun gerçekçi olmadığını PKK’nın bir parçası olduğunu ve orada yapılması gerekenin YPG ve PYD’nin tamamen SDG’nin dışına çıkarılması ve ABD’nin hiçbir şekilde daha sonra ilişkiye girmemesi PYD ve YGP ile, bu ilişkiyi sonlandırmasının ancak doğru çözüm ve yöntem olacağını kendilerine ifade ettik. PKK’ye mücadelemizde ABD’nin desteğinin artacağını ABD Mattis’in ifadesiyle bize aktardı. PYD’-YPG’nin Suriye’nin kuzeyinde demografik yapıyı değiştirdiğini ve bunun ileriye yönelik olarak çok tehlikeli çatışma alanlarını tetikleyeceğini ifade ettik. Bunun 2012 öncesi demografik yapıya dönüştürülmesiyle bu riskin ortadan kaldırılabileceğini ifade ettik, örnekler de verdik. Münbiç’te diğer şehirlerde PYD-YPG’nin yani PKK’nın nüfus yapılanması ile ilgili çalışma yaptığını Arapları, Türkmenleri ve kendisine biayet etmeyen Kürtleri oralardan uzaklaştırdığını ve buraların nüfus yapısını değiştirdiğini bunların da mutlaka düzeltilmesi gerektiğini ve bunlarım sorumluluğunun da şuan da büyük bir oranda ABD’nin üzerinde olduğunu ifade ettik. Münbiç’te bu olaylar başlamadan nüfusun yüzde 95’i Arap idi. Bugün Arap nüfusu düşmüştür. Bu da PYD-YPG’nin bu politikasının suçudur. Ayrıca insanlık suçudur. Münbiç’te ABD’nin de varlığı var. Bu düzeltme işlemini ABD’nin mutlaka yapması, sadece Münbiç’te değil nüfus yapısı değiştirilen bütün yerlerin olayların başlamadan önceki yapısına getirilmesi konusunda ABD’nin adım atması gerektiği ve bu konuda bir şekilde çözüm bulması gerektiğini kendilerine hatırlattık.” 

Bakanlıktan yapılan açıklamada son günlerde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dedesinin 1. Dünya Savaşı’ndaki Sarıkamış Harekatında şehit olduğuna dair Milli Savunma Bakanlığı arşiv kayıtlarında isminin yer almadığına ilişkin kasıtlı iddialar ortaya atıldığına dikkat çekildi.

Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan arşiv taramaları sonucunda; Rize Askerlik Şubesi Başkanlığına ait 8355 Numaralı Askerde Kayıp olanlara ait Silahaltı defterinin 213’üncü sayfasında, Rize ili Ulucami köyünden Mutioğullarından lakaplı Mustafa oğlu 1882 doğumlu Kemal’in askerde meçhul 30.01.1337 (Mühür-Osman) şeklinde yazılı olduğu tespit edilmiştir” denildi.

Osmanlı imparatorluğu döneminde (1.Dünya Savaşı dönemi dahil) askerlikte vefat edenlerin işlemlerinin, Harbiye Nezareti tarafından, 1909 tarihli Askeri Tekaüt ve İstifa Kanunu’na göre yürütüldüğü belirtilerek buna göre doğrudan düşman tesiriyle (kurşun, kılıç, bomba gibi) vefat edenlerin şehit olarak kayıtlara yazıldığı, donma, güneş çarpması, boğulma veya salgın hastalık gibi nedenlerle vefatların ise, şehit olarak nitelendirilmediği ifade edildi.

Haberlere konu olan “Şehitlerimiz” adlı eserde sadece Osmanlıca kayıtlarda o dönemki kanuna göre şehit olarak nitelendirilen zayiatların yayımlandığı kaydedilerek şöyle denildi:

“Bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanımızın dedesi gibi donma nedeniyle şehit olanların, ‘1909 tarihli Askeri Tekaüt ve İstifa Kanunu’na’ göre şehit statüsünde kaydı yer almamaktadır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dedesi Mustafa oğlu Kemal’in; söz konusu tarihlerde askere gittiği ve askerdeyken şehit olduğu, arşivlerimizde (Rize Askerlik Şubesi askerde kayıp olanlara ait silahaltı defterinde) “askerde meçhul” ifadeleriyle kesin olarak yer almaktadır. O dönemdeki silah arkadaşlarının aktardığı bilgi çerçevesinde donarak şehit olduğu bilgisine ulaşılmaktadır.” 

Bayazit Cebeci

28 Şubat darbesine ilişkin aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir ve emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın da bulunduğu 103 sanık hakkında açılan davaya yarın devam edilecek. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bir önceki celsesinde Cumhuriyet Savcısı Mehmet Hanifi Yıldırım, esas hakkındaki mütalaasını açıklamıştı. 8-9-10 Ocak 2018 tarihlerinde görülecek davada sanıklar esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarını yapacak.

60 sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemi

Cumhuriyet Savcısı Yıldırım, sanıklar İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir, Çetin Doğan, Erol Özkasnak, Muhittin Erdal Şenel, Kenan Deniz, İlhan Kılıç, Yıldırım Türker, Çetin Saner, Kamuran Orhon, Vural Avar, Hayri Bülent Alpkaya, Hikmet Köksal, Ahmet Çörekçi, İdris Koralp, Fevzi Türkeri, Çetin Dizdar, Hakkı Kılınç, Mustafa Bıyık, İbrahim Selman Yazıcı, Abdurrahman Yavuz Gürcüoğlu, Serdar Çelebi, Mustafa Babacan, Orhan Nalcioğlu, İsrafil Aydın, Cevat Temel Özkaynak, Ayhan Cansevgisi, Orhan Yöney, Ersin Yılmaz, Köksal Karabay, Hüsnü Dağ, Oğuz Kalelioğlu, İsmail Ruhsar Sürmer, Şevket Turan, Metin Yaşar Yükselen, Şükrü Sarıışık, Refik Zeytinci, Yücel Özsır, Altaç Atılan, Aydan Erol, Mustafa Hakan Bural, Yahya Kemal Yakışkan, Yahya Cem Özarslan, Ziya Batur, Bahaddin Çelik, Ruşen Bozkurt, Ünal Akbulut, Sezai Kürşat Ökte, Cengiz Çetinkaya, Ahmet Aka, Alican Türk, Osman Atilla Kurtay, Erkan Yaykır, Mehmet Aygüner, Erdal Ceylanoğlu, Ergin Celasin, İzzettin İyigün, Halil Kemal Gürüz, Sedat Arıtürk ve Erdoğan Öznal’ın suç tarihinde yürürlükte bulunan ve sanıkların lehine olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147. maddesi uyarınca “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren düşürmeye, devirmeye iştirak” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını istemişti.
Savcı Yıldırım, sanıklar Teoman Koman, Eser Şahan, Salih Eryiğit ve Tevfik Özkılıç’ın vefat etmesinden dolayı haklarında açılan davanın düşürülmesini talep etmiş, 39 sanığın ise beraatine karar verilmesini istemişti. 

Abdullah Sarica
 

Savunma Sanayii Müsteşarlığı, Rusya ile imzalanan S-400 Hava Savunma Sistemine ilişkin açıklamada bulundu.

Konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Hava Kuvvetleri Komutanlığının uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi ihtiyacına yönelik olarak başlatılan Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projesi kapsamında Rusya Federasyonu ile yapılan görüşmeler neticelendirilmiş olup proje ile 1 adedi opsiyon olmak üzere toplamda 2 adet S-400 Sistemi (Bataryası) tedarik edilecektir.

Aynı anda hem hava araçlarına hem de balistik füzelere karşı etkin olan S-400 sisteminin kontrolü tamamen Türk Silahlı Kuvvetleri’nde olacak ve S-400 sistemi herhangi bir dış unsura bağlantısı olmadan bağımsız bir şekilde görev yapabilecektir. Sistemin kullanımı, yönetimi, dost düşman tanıma sistemleri milli imkanlarla gerçekleştirilecektir.

İlk teslimatın 2020 yılının ilk çeyreğinde yapılması planlanan proje ile ilgili teknoloji kazanımına yönelik işbirliği ve ortak geliştirme taahhüdü, sözleşmede yer almaktadır. Sözleşmesi imzalanmış, avans ödemesi yapılarak takvimi daha önceden başlamış olan projenin, Rusya Federasyonu tarafından sağlanacak kredi ile karşılanacak bölümüne ilişkin kredi anlaşması da imzalanmıştır.

Bununla birlikte, uzun menzilli hava savunma ihtiyacının milli imkanlarla karşılanmasına yönelik çalışmalar, ülke menfaatlerimiz doğrultusunda kararlılıkla devam etmektedir. Bu modeli destekleyecek muhtelif çalışmalar, ilgilenen diğer ülke ve firmalarla da sürdürülmektedir. Açıklamalar dışında basında çıkan haber ve yorumlar gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır. Sisteme ilişkin teknik hususlar ve ödeme detayları her savunma projesinde olduğu gibi taraflar arasında mutabık kalınan gizlilik prensipleri uyarınca paylaşılmamaktadır” denildi.