Girne Amerikan Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Barlas N. Aytaçoğlu, sağlıklı yaşam saplantısı içinde yaşamanın da, stres sebebi olduğunu ve bu tip bir stresin, kalp ve damar hastalıklarının işini kolaylaştırdığını söyledi.

Prof. Dr. Aytaçoğlu açıklamasının devamında ise;

 “Vücut sistemindeki damar sistemini; öncelikle ikiye ayıralım, çünkü vücudumuzda iki tip damar var. Birisi atardamarlar iken, diğeri de toplardamarlardır. ‘Damar sertliği’ dediğimiz bir tablo var. İnanın, damar sertliği; düşünebileceğiniz bütün kanserlerden daha kötü bir şeydir. 5 yılda yaygın damar sertliği olan insanların, 5 yıldaki yaşam oranları yüzde 30’dur. Yani, damar sertliği; yaygın bir hastalık olarak karşımıza çıktığında, en az kanser kadar öldürücü bir hastalıktır. Artık, pek çok kanser türlerinde, 20 yıllık yaşam sürelerini konuşuyoruz. Biz de, atardamarlar için damar sertliğinde, 5 yılda yüzde 30 luk bir yaşam oranından bahsediyoruz. Atardamar sertliğini önlemenin bir takım yolları vardır. Bunu, bugünkü bilgilerimiz ile yüzde yüz oranında önleyemiyoruz, ama kayda değer bir şekilde geciktiriyoruz. Ancak, damar sertliğini; ciddi şekilde tetikleyen problemleri de irdelemek de lazım. Örneğin; Şeker hastalığımız varsa, kötü kolesterol dediğimiz yapı, damarlarımızın yüzeyindeki pürüzsüz yapıyı bozuyor ve bu, damarlarda bir takım plaklar vasıtası ile kireçlenmelerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu da, yavaş yavaş ilerleyerek damarı tıkıyor. Bu plaklar, yırtılıyor, sonuçta kalp krizi gerçekleşebiliyor” şeklindeki ifadeler ile bireyleri uyardı.

“Aşırı sağlık takıntısı, hayatınızın stresidir”

GAÜ Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Barlas N. Aytaçoğlu; İnsanların, hayatta sağlık saplantısı içerisinde olmamasını dilediğini vurgulayarak; “ Sağlıklı yaşam saplantısı içinde yaşamak da, bir stres sebebidir. Sağlıklı yaşamalıyız, doğrudur. Doğal da yaşamalıyız. Ancak, bir saplantı haline geldiğinde, hayatınızın stresi haline gelir. Bunu, özellikle vurgulamak istiyorum, aşırısından kaçınmamız lazım. Daha dengelenebilir sınırlar içerisinde, sağlıklı yaşamamız lazım. Yeni, güncel bilgileri uygulamak; herhalde, sağlıklı yaşama doğru daha güzel bir yolculuk sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.
 

Yrd. Doç. Dr. Üney, stresin vücuda ya da zihne dışarıdan ya da içeriden gelen herhangi bir uyarıya verilen tepki olduğunu belirterek, “Hava koşulları, aşırı tempoda çalışmak, egzersiz yapmamak, ağır çalışma koşulları, ekonomik sorunlar, fiziksel hastalıklar, trafik, aşırı kalabalık, işsizlik, aile içi çatışmalar, terörizm gibi bir sürü konu strese neden olabilir” dedi.

Nişantaşı Psikiyatri Merkezinden Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, stresin her zaman kötü bir durum olmadığını ifade ederek, “Bize tedbirler aldırır. Örneğin karşıdan karşıya geçerken üzerimize hızla bir araba geldiğini görürsek, bu bizde stres oluşturur. Bunun sonucunda hızlı hareket edip, karşıya geçeriz. Böylece herhangi bir zarar görmeyiz. Bu olumlu bir durumdur. Aksi takdirde vurdumduymaz davranırsak, böyle olaylarda zarar görürüz. Ancak her yaşadığımız durumu; üzerimize araç geliyor kadar sıkıntılı hissedersek, bu artık zarar verici bir duruma neden olur” ifadelerini kaydetti.

Stres durumunda neredeyse her organın tepki verdiğini anlatan Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, “Hepsi aşırı bir şekilde çalışmaya başlar. Kalbimiz daha fazla atar, kan şekerimiz yükselir. Bütün kaslarımız kasılır, vücudumuz kızarır. İç organlarımızın damarlarında kasılma olur, beynimize daha fazla kan gider, aşırı bir heyecan ve panik durumu yaşarız. Baş edebileceğimizden daha fazla ve uzun süren stres, bizi hastalandırabilir. Stres sonucu bedensel ve ruhsal hastalıklar oluşabilir” açıklamasında bulundu.

Stresin neden olduğu rahatsızlıklar

Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, stresin neden olduğu rahatsızlıkları şöyle sıraladı: “Baş ağrıları stresli durumda sıkça görülür. Migren ve gerilim tipi baş ağrılarının çoğunluk nedeni strestir. Aşırı gerginlik sonucu mide ülseri, reflü, hazımsızlık görülebilir. Kabızlık, ishal, irritabl kolon sendromu (spastik kolon), şişkinlik, gaz şikayetleri oluşabilir. Saçkıran, ürtiker (kurdeşen), egzama, tedaviyle düzelmeyen kaşıntı ve alerjilerin altında yoğun stres olabilmektedir. Göz seğirmeleri streste sık görülür. Geçmeyen boyun ağrıları, bel ağrıları, fibromiyalji, vücutta katılık hissi görülebilir. Hipertansiyon, kalp krizi çoğunlukla aşırı stresli kişilerde görülebilmektedir. Depresyon, kaygı bozuklukları, panik bozukluk gibi hastalıklar, gergin kişilerde daha sık görülmektedir. Aşırı kilo alma ya da kilo kaybı gerginlik yaşayan kişilerde sıktır. Herhangi bir fiziksel problem olmamasına rağmen, çiftin aşırı çocuk istemesi de strese neden olabilir ve bu nedenle hamilelik gerçekleşmeyebilir. Bununla birlikte adet düzensizlikleri ve adetten erken kesilme de stresli kişilerde sıktır. Özellikle cinsel isteksizlik, soğukluk sıklıkla gerginlik kökenlidir. Vücutta uyuşukluklar, karıncalanmalar yaşanabilir. Unutkanlık, zihinsel karışıklık, konsantrasyon sorunları, dalgınlık sorunları oluşabilir. Beyin kanamaları, daha çok stresli kişilerde yoğun gözükmektedir. Stres bazen kontrol altında olan tansiyon ve şeker hastalıklarının tekrar bozulmasına neden olabilir.”

Yrd. Doç. Dr. Üney, “Stresle baş edebilmek için mutlaka kendinize zaman ayırmalısınız, dinlenmenize dikkat etmelisiniz. Egzersiz yapmak ve hobi edinmek stresle mücadelede önemli yöntemlerdir” önerisinde bulundu. 

Günlük yaşantının getirdiği zorluklar, iş, arkadaş ve aile ortamında sorunların ortaya çıkmasının ardından kişinin vücudunun veya beynin verdiği tepkiyle stres ortaya çıkıyor. İstenilen işte çalışılmaması, aile ve iş ortamındaki sorunlarla baş edememenin ardından yoğun bir tepkimeyle kendini daha çok belli eden stres, birçok hastalığın da ortaya çıkmasında rol oynuyor.

Stres ve ortaya çıkardığı durumlarla ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Memorial Dicle Hastanesinde görevli Klinik Psikolog Özlem Soysal, stresin bireyin duygusal ya da fiziksel durumuna karşı olası bir tehdit sezdiğinde vücudunda ya da beyinde oluşan bir tepki olduğunu söyledi. Stresin günümüzde pek çok hastalığın ortaya çıkılmasında tetikleyici rol oynadığına dikkat çeken Soysal, “Hastalıklardan bazısının asıl kaynağıdır, bazısının ise ortaya çıkmasında hızlandırıcı faktör olmuştur. Bugün hemen her hastalığın nedenleri arasında stres faktörü de kendisine rahatlıkla yer bulabilmektedir. Stresin fazlası sağlığa son derece zararlıdır ve kontrol edilemeyen stres sağlığa olumsuz sonuçlar yaşatır, bu da ömrün kısalmasına neden olur. Aşırı stres insanlarda panik atak ve depresyon gibi ağır psikolojik bozukluklara neden olur. Her iki hastalık da insan yaşamını olumsuz yönde etkileyen, yaşam kalitesini düşüren hastalıklardır, tedavi gerektirirler. Stresin en büyük tehditlerinden biri de tansiyonu yükseltmesidir. Hipertansiyon tehlikeli bir hastalıktır. Kişide beyin kanaması, felç ve ölüme neden olabilir. Bu nedenle de strese maruz kalan pek çok insanda tansiyonun hızla yükseldiği de görülmüştür. Bu tür tansiyon hastalarına kaygı, endişe, stres, üzüntü ve panik yasaktır. Bu nedenle stresten ve stresin neden olduğu olumsuz durumlardan korunmak için stresle baş etmeyi öğrenmek gerekir. Her ne kadar stresli durumlar kaçınılmaz olsalar da, düzenli olarak eğlenceler planlayın ve iş haricinde ilgi alanları geliştirin. Korkularınızı tanımlayın, bunları listeleyin. Korkularınızı tanımladığınızda artık eskisi kadar korkutucu olmadıklarını göreceksiniz. Yalnızlıktan kaçının, kendinizi diğer insanlara açın ve dostluklar kurmaya çalışın. Alkol veya uyuşturucu gibi maddeleri hayatınızdan çıkarın. Meditasyon, derin nefes alma, yoga, gibi rahatlatıcı alternatif terapi yöntemlerini deneyin” dedi.

Aydın Yorat

22 Kasım Dünya Diş Hekimliği Günü dolayısıyla tüm meslektaşlarını tebrik ettiğini belirten Alibey Hospital Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Osman Çetin, “İçerisinde bulunduğumuz Ağız Diş Sağlığı Haftası dolaysıyla da diş sağlığının göz ardı edilmemesi gereken bir konu olduğunu hatırlatmak isterim” dedi.

Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Osman Çetin, sağlıklı dişler için şu tavsiyelerde bulundu:

Günde iki kere dişlerinizi doğru metotla fırçalayın. Hangi metodun doğru olduğunu doktorunuzda öğrenebilirsiniz.

Her 6 ayda bir kez diş hekiminize mutlaka muayene olun.

Stresin ağız, diş ve çene dokularını olumsuz etkilediğini unutmayın.

Yanlış beslenme ileride oluşabilecek diş kayıplarına zemin oluşturur.

Sindirimin ağızda başladığını unutmayın. Eksik dişler mide ve sindirim sisteminde rahatsızlıklara neden olur.

Deforme olmuş sağlıksız dişlerin estetiğinizi ve gülüşünüzü olumsuz etkilediğini unutmayın.

Ağzınızda oluşan enfeksiyonun diğer tüm organları etkilediğini unutmayın.

Doktor kontrolünde panoramik röntgen çektirmeyi ihmal etmeyin ki, çenelerde oluşan kist ve tümör oluşumları ilk aşamada görülüp erken tedavi edilebilsin.

Ağız kokusunun kaynağı mide ve enfekte sağlıksız dişlerdir. Bu durumda mutlaka doktorunuza başvurun.
En geç 6 ayda bir diş fırçanızı değiştirmeyi unutmayın. 

Koru Ankara Hastanesi Nöroloji ve Ağrı Kliniği Uzmanı Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, Alzhaimer hastalığında düzensiz hayatın hastalığın en önemli sebeplerinden biri olduğunu söyleyerek, mücadele etmek için birkaç altın öneride bulundu. Özellikle yoğun stres ve baskı altında çalışan kişilerin hafıza bozukluğu yaşayabileceğini belirten Prof. Dr. Erdemoğlu, stres yönetimi konusunda daha etkili stratejiler üretmek için bireylerin kendilerini geliştirmeleri gerektiğini dile getirdi. Uzun süreli uykusuzluk ve yorgunluğun ilk etkilediği bilişsel mekanizmalardan birinin hafıza olduğunu ifade eden Prof. Dr. Erdemoğlu, unutkanlık ve dalgınlık şikayetleriyle mücadele etmek için yeterli, sağlıklı ve dinlendirici bir uyku düzeni olması gerektiğine vurgu yaptı. Unutkanlığın bir diğer sebebinin de hatırlanması gereken şeye ilk başta yeterince dikkat sarf edilmemesi olduğunu belirten Prof. Dr. Erdemoğlu, “Her gün alışveriş yaptığınız manavın giydiği kazağın rengine dikkat etmediyseniz, sonrasında hatırlamanız da mümkün değildir. Bilhassa yeni tanışılan kişilerin isim ve soyadına, mesleğine, bedenindeki ve simasındaki ilginç olabilecek noktalara özel dikkat gösterin” dedi.

Etkili bir hafıza performansı için beynin aktif tutulmasının şart olduğunu ve beyni sürekli aktif tutacak alıştırmaların büyük önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Erdemoğlu, Alzheimer hastalığının eğitimsiz kişilerle kıyaslandığında eğitimli kişilerde çok daha az görüldüğünü, bulmaca çözmek, sudoku benzeri zeka oyunları oynamak, satranç oynamak ve yabancı dil eğitimi almanın ileri yaşlarda daha iyi bir hafıza için herkesin kolayca uygulayabileceği etkinlikler olduğunun altını çizdi. Ancak yalnızca zihnin değil bedenin de aktif tutulması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Erdemoğlu, düzenli aerobik ve egzersizin kan dolaşımını daha etkili hale getirerek beynin beslenmesine ve atık materyallerin beyinden uzaklaştırılmasına neden olduğunu ifade etti. Nöroloji ve Ağrı Kliniği Uzmanı Prof. Dr. Erdemoğlu, “Dahası aktif yaşam tarzını benimsemiş kişiler daha iyi uyur, stresle daha iyi mücadele eder, zihinsel performansı olumsuz yönde etkilediği bilinen alkol, ilaçlar, sigara, uyuşturucu gibi faktörlerden de uzak dururlar” diye konuştu.

Hafızayı güçlü tutmak içiğin beslenmenin önemine de değinen Prof. Dr. Erdemoğlu, sadece 3 öğün yemeğin sağlıklı bir beslenme için yeterli olmadığını, özellikle B, C, E vitaminlerini sağlayacak özellikte meyve ve sebze de tüketilmesi gerektiğini söyledi. Günümüzde obezitenin hem tek başına çok ciddi bir sağlık sorunu teşkil ettiğini, hem de kalp-damar hastalıkları, şeker hastalığı ve çeşitli metabolik bozukluklara zemin hazırladığını belirten Erdemoğlu, “Aşırı kilo nasıl kalbi besleyen damarları daraltarak kardiyovasküler sorunlara davetiye çıkarıyorsa, yine benzer şekilde beyni ve sinir hücrelerini besleyen damarları da tıkayarak çeşitli zihinsel becerileri sekteye uğratmaktadır” dedi.

Alışkanlıklarda yapılacak değişikliklerle de hafızanın güçlendirilebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Erdemoğlu, ev-araba anahtarı, uzaktan kumanda, cüzdan, saat gibi gündelik eşyalar hep belli yerlerde bulundurarak alışkanlık edilirse onları aramak için zaman kaybedilmeyeceğini ifade etti. 

Behçet Aksoy
 

Saç Ekim Uzmanı Dr. Emrah Çinik, “Bu sorunla baş etmenin birçok yolu bulunmakla beraber saç dökülmelerinin önüne geçmek ancak erken dönemde uygulanacak olan saç mezoterapisi ve PRP tedavisi ile mümkündür. Erkeklerde saç dökülmesinde en sık etken genetik faktörler ve ailesel yatkınlıktır” dedi.

Stres nedeniyle ani saç dökülmesinin, çevresel faktörler, ilaçların yan etkisi ve beslenme alışkanlıkların da saç dökülmesinde etkili olduğunu kaydeden Dr. Çinik, “Erkeklik hormonu dihidro-testosteron (DHT) saç dökülmesinden sorumludur. Dökülme bölgesinde bu hormonun aktivitesinin arttığı gözlenmiştir. Başın ense ve yan bölgesindeki saçlar DHT hormonundan etkilenmez ve genetik olarak dökülmemek üzere kodlanmıştır. Ekildikleri yerlerde de, hayat boyu kalıcı olurlar” diye konuştu.

Saç dökülmesi problemi yaşayanlar için, kişisel görünümünü korumak ve bu sorunla başa çıkmak isteyenlerin bir an önce harekete geçmeleri gerektiğini belirten Çinik, “Erkeklerde saç kayıplarının (dökülmesinin) tipleri ve sınıflaması: (Bu sınıflamaların dışında saç dökülmeleri olabilir.) Hafif derece kayıp, ön saç çizgisinden başlar (tip 1 ve tip 2). Orta derece kayıp, üstlerden tepeye doğru ilerler (tip 3, tip 4, ve tip 5). İleri derece kayıp, tepeden arkaya doğru iner (tip 6 ve tip 7). Erkeklerde tüm saç dökülmesi tiplerinde saç ekimi yapılabilir. Hafif ve orta derecede saç dökülmelerinde 1 seans saç ekimi yeterli sıklık ve kapama sağlar. İleri derecede olan saç kayıplarında 1 seans saç ekimi kişiyi saçsız görünümden kurtarır ve daha iyi bir görünüm sağlar. Kişi tüm sahaların kapatılmasını ve sıklığın artmasını isterse 2-3 seans saç ekimi yapılabilir” ifadelerini kullandı.
Başın ense ve yan bölgesindeki saçlar DHT hormonundan etkilenmez ve genetik olarak dökülmemek üzere kodlanmıştır. Ekildikleri yerlerde de, hayat boyu kalıcı olurlar.

Siz de saç dökülmesi problemi yaşıyorsanız fakat kişisel görünümünüzü korumak ve bu sorunla başa çıkmak istiyorsanız bir an önce harekete geçmelisiniz.

Erkeklerde saç kayıplarının (dökülmesinin) tipleri ve sınıflaması: (Bu sınıflamaların dışında saç dökülmeleri olabilir.) Hafif derece kayıp, ön saç çizgisinden başlar (tip 1 ve tip 2). Orta derece kayıp, üstlerden tepeye doğru ilerler (tip 3, tip 4, ve tip 5). İleri derece kayıp, tepeden arkaya doğru iner (tip 6 ve tip 7). Erkeklerde tüm saç dökülmesi tiplerinde saç ekimi yapılabilir. Hafif ve orta derecede saç dökülmelerinde 1 seans saç ekimi yeterli sıklık ve kapama sağlar. İleri derecede olan saç kayıplarında 1 seans saç ekimi kişiyi saçsız görünümden kurtarır ve daha iyi bir görünüm sağlar.Kişi tüm sahaların kapatılmasını ve sıklığın artmasını isterse 2-3 seans saç ekimi yapılabilir. 

Katıldığı bir televizyon programında; kalp ve damar hastalıklarının temel etmenlerine yönelik soruları yanıtlarken, stresin üzerinde önemle duran ve bu konudaki kritik döngülere dikkat edilmesini öngören Prof. Dr. Aytaçoğlu, “Kalp damar cerrahisi uzmanı olarak, dikkat çekmek istiyorum. Vücut sistemindeki damar sistemini öncelikle ikiye ayıralım, çünkü vücudumuzda iki tip damar var. Birisi atardamarlar iken, diğeri de toplardamarlardır. ‘Damar sertliği’ dediğimiz bir tablo var. İnanın, damar sertliği; düşünebileceğiniz bütün kanserlerden daha kötü bir şeydir. 5 yılda yaygın damar sertliği olan insanların, 5 yıldaki yaşam oranları %30’dur. Yani, damar sertliği; yaygın bir hastalık olarak karşımıza çıktığında, en az kanser kadar öldürücü bir hastalıktır. Artık, pek çok kanser türlerinde, 20 yıllık yaşam sürelerini konuşuyoruz. Biz de, atardamarlar için damar sertliğinde, 5 yılda %30luk bir yaşam oranından bahsediyoruz. Atardamar sertliğini önlemenin bir takım yolları vardır. Bunu, bugünkü bilgilerimiz ile yüzde yüz oranında önleyemiyoruz, ama kayda değer bir şekilde geciktiriyoruz. Ancak, damar sertliğini; ciddi şekilde tetikleyen problemleri de irdelemek de lazım. Örneğin şeker hastalığımız varsa, kötü kolesterol dediğimiz yapı, damarlarımızın yüzeyindeki pürüzsüz yapıyı bozuyor ve bu, damarlarda bir takım plaklar vasıtası ile kireçlenmelerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu da, yavaş yavaş ilerleyerek damarı tıkıyor. Bu plaklar, yırtılıyor, sonuçta kalp krizi gerçekleşebiliyor” ifadelerini kullanarak bireyleri uyardı.

“Sağlıklı yaşam saplantısı içinde yaşamak, bir stres sebebidir”

GAÜ Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Barlas N. Aytaçoğlu; İnsanların, hayatta sağlık saplantısı içerisinde olmamasını dilediğini vurgulayarak “Sağlıklı yaşam saplantısı içinde yaşamak da, bir stres sebebidir. Sağlıklı yaşamalıyız, doğrudur. Doğal da yaşamalıyız. Ancak, bir saplantı haline geldiğinde, hayatınızın stresi haline gelir. Bunu, özellikle vurgulamak istiyorum, aşırısından kaçınmamız lazım. Daha dengelenebilir sınırlar içerisinde, sağlıklı yaşamamız lazım. Yeni, güncel bilgileri uygulamak herhalde, sağlıklı yaşama doğru daha güzel bir yolculuk sağlayacaktır” şeklinde konuştu.
 

Aşırı stresli, sinirli ve öfke patlamaları yaşayan insanlarda kalp ve tansiyon rahatsızlıklarının görülme oranı, bu durumun başka ne gibi kardiyovasküler hastalıklara yol açtığı konularında bilgi veren Medicana International İstanbul Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Ateşal, stresli yaşamı olan, sinirli ve öfkeli davranan kişilerin nasıl tehdit altında olduğu konusunda uyarılarda bulundu.

Stresin çevresel gereksinimlerin, organizmanın adaptif kapasitesini zorlayan bir süreci olarak tanımlandığını ifade eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Ateşal, “Bu adaptif zorlanma süreci hastalıklarla sonuçlanabilecek biyolojik değişimlere sebep olabilir. Hayat türlü streslerle doludur ve stres genç, yaşlı, zengin, fakir herkesi etkisi altına alabilir. Yaşam streslerinin kardiyovasküler hastalık ya da ciddi bir koroner veya serebral olay riskini artırdığı uzun süredir düşünülmektedir. Ama stresin kalp hastalığına neden olduğu evrensel olarak kabul görmüş değildir” dedi.

Bu hastalıklara ve yaşam şeklinize dikkat

Yaşam şekline dikkat çeken Prof. Dr. Ateşal, “Koroner kalp hastalığı ile ilişkili olduğu yaygın olarak kabul görmüş ‘değiştirilebilir’ risk faktörleri; kolesterol düzeyinin yüksek olması, hipertansiyon, sigara içiciliği, diabetesmellitus, obezite, fiziksel aktivite eksikliği, metaboliksendrom, zihinsel stres ve depresyondur. Genellikle bu risk faktörleri; fiziksel aktivite eksikliği-obezite-metaboliksendrom ya da stres-depresyon-sigara içiciliğinde olduğu gibi kümelenme eğilimindedir. Bunlardan sigara içiminin bırakılmasının, koroner arter hastalığı açısından en önemli önleyici tedbir olduğunu belirtmek gerekir. Yüksek serum kolesterol düzeylerinin nedenlerini belirlemek için Friedman ve arkadaşları stres ve serum kolesterol arasındaki ilişkinin erken çalışmalarından birini gerçekleştirmişler ve stresin serum kolesterol düzeylerinde artış nedenlerinden birisi olduğunu bulmuşlardır. Sınav stresi yaşayan tıp öğrencileri ile eğitim ve sınav dönemlerindeki askeri pilotlar üzerinde çalışmalar yapan diğer bazı araştırmacılar da bu bulguyu doğrulamışlardır” şeklinde konuştu.

Stres sırasında kan basıncı ve serum kolesterolü arttığından, stres ve hipertansiyon arasındaki ilişkinin uzun dönemler boyunca şüpheli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ateşal, “Ancak duygusal stres genellikle hipertansiyon etiyolojisinde önemli bir faktör olarak kabul edilir. Bu ilişkinin erken delillerinden birisi Dunbar’ın büyük çalışmasından gelmiştir. Dunbar, eleştirildiğinde veya hata yaptığında kolayca mutsuz olmak ya da hayal kırıklığına uğramak, bastırılmış öfke sahibi olmak ve öz güven eksikliği gibi belirli kişilik özelliklerinin hipertansif hastaların karakteristiği olduğunu vurgulamıştır. Daha sonra bu ilişki kabul edilerek hipertansif hastalar için eğitim programlarına stres yönetimi de dahil edilmiştir” diye konuştu.

Stresli hayat, sigara gibi zararlı alışkanlıklara yol açıyor

Stresli bir hayat yaşamak, insanlarda kardiyovasküler hastalık için risk faktörleri olan sigara içmek ve kötü beslenmek gibi zararlı alışkanlıkların benimsenmesine neden olabildiğini söyleyen Prof. Dr. Ateşal, “Kötü beslenmek obezite, metaboliksendrom ve tip-2 diabetesmellitus gibi koroner arter hastalığı için risk faktörü olan durumlarla sonuçlanabilir. Ama stresin kendisi de vücudun davranış biçimini değiştirebilir ve kalp sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabilecek dolaşım ve sinir sistemi değişikliklerine neden olabilir. Çalışmalar akut stresin kalbe kan akışında azalmayı tetiklediği, kalp ritim anormalliklerini ve kan pıhtılaşması olasılığını artırdığını göstermektedir. Bunların hepsi kardiyovasküler hastalık gelişimini artırıcı rol oynayabilir. Koroner damarlarda zaten damar sertliği olan bireyler akut bir stresle karşılaştıklarında koroner damarların kasılması ve kan akımının azalması nedeni ile göğüs ağrısı yaşayabilirler. Uzun bir zaman süreci boyunca yaşandığında tüm bu etkiler kan damarlarının endotel denilen iç yüzünün zarar görmesine neden olabilir. Buysa kan damarlarını ateroskleroza daha duyarlı hale getirir. Eğer mümkünse davranış özelliklerinin ve koşulların değiştirilmesi kardiyovasküler hastalığa yakalanma riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Profesyonel bir psikososyal destek yanı sıra risk faktörü ve yaşam tarzı değişiklikleri açısından karidyovasküler danışmanlık alınması bu tür yakınmaları olan bireyler için en iyi başlangıç noktası olacaktır” açıklamasında bulundu.

Aşırı stresli, sinirli ve öfke patlamaları yaşayan insanlarda kalp ve tansiyon rahatsızlıklarının görülme oranı, bu durumun başka ne gibi kardiyovasküler hastalıklara yol açtığı konularında bilgi veren Medicana International İstanbul Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Ateşal, stresli yaşamı olan, sinirli ve öfkeli davranan kişilerin nasıl tehdit altında olduğu konusunda uyarılarda bulundu.

Stresin çevresel gereksinimlerin, organizmanın adaptif kapasitesini zorlayan bir süreci olarak tanımlandığını ifade eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Ateşal, “Bu adaptif zorlanma süreci hastalıklarla sonuçlanabilecek biyolojik değişimlere sebep olabilir. Hayat türlü streslerle doludur ve stres genç, yaşlı, zengin, fakir herkesi etkisi altına alabilir. Yaşam streslerinin kardiyovasküler hastalık ya da ciddi bir koroner veya serebral olay riskini artırdığı uzun süredir düşünülmektedir. Ama stresin kalp hastalığına neden olduğu evrensel olarak kabul görmüş değildir” dedi.

Bu hastalıklara ve yaşam şeklinize dikkat

Yaşam şekline dikkat çeken Prof. Dr. Ateşal, “Koroner kalp hastalığı ile ilişkili olduğu yaygın olarak kabul görmüş ‘değiştirilebilir’ risk faktörleri; kolesterol düzeyinin yüksek olması, hipertansiyon, sigara içiciliği, diabetesmellitus, obezite, fiziksel aktivite eksikliği, metaboliksendrom, zihinsel stres ve depresyondur. Genellikle bu risk faktörleri; fiziksel aktivite eksikliği-obezite-metaboliksendrom ya da stres-depresyon-sigara içiciliğinde olduğu gibi kümelenme eğilimindedir. Bunlardan sigara içiminin bırakılmasının, koroner arter hastalığı açısından en önemli önleyici tedbir olduğunu belirtmek gerekir. Yüksek serum kolesterol düzeylerinin nedenlerini belirlemek için Friedman ve arkadaşları stres ve serum kolesterol arasındaki ilişkinin erken çalışmalarından birini gerçekleştirmişler ve stresin serum kolesterol düzeylerinde artış nedenlerinden birisi olduğunu bulmuşlardır. Sınav stresi yaşayan tıp öğrencileri ile eğitim ve sınav dönemlerindeki askeri pilotlar üzerinde çalışmalar yapan diğer bazı araştırmacılar da bu bulguyu doğrulamışlardır” şeklinde konuştu.

Stres sırasında kan basıncı ve serum kolesterolü arttığından, stres ve hipertansiyon arasındaki ilişkinin uzun dönemler boyunca şüpheli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ateşal, “Ancak duygusal stres genellikle hipertansiyon etiyolojisinde önemli bir faktör olarak kabul edilir. Bu ilişkinin erken delillerinden birisi Dunbar’ın büyük çalışmasından gelmiştir. Dunbar, eleştirildiğinde veya hata yaptığında kolayca mutsuz olmak ya da hayal kırıklığına uğramak, bastırılmış öfke sahibi olmak ve öz güven eksikliği gibi belirli kişilik özelliklerinin hipertansif hastaların karakteristiği olduğunu vurgulamıştır. Daha sonra bu ilişki kabul edilerek hipertansif hastalar için eğitim programlarına stres yönetimi de dahil edilmiştir” diye konuştu.

Stresli hayat, sigara gibi zararlı alışkanlıklara yol açıyor

Stresli bir hayat yaşamak, insanlarda kardiyovasküler hastalık için risk faktörleri olan sigara içmek ve kötü beslenmek gibi zararlı alışkanlıkların benimsenmesine neden olabildiğini söyleyen Prof. Dr. Ateşal, “Kötü beslenmek obezite, metaboliksendrom ve tip-2 diabetesmellitus gibi koroner arter hastalığı için risk faktörü olan durumlarla sonuçlanabilir. Ama stresin kendisi de vücudun davranış biçimini değiştirebilir ve kalp sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabilecek dolaşım ve sinir sistemi değişikliklerine neden olabilir. Çalışmalar akut stresin kalbe kan akışında azalmayı tetiklediği, kalp ritim anormalliklerini ve kan pıhtılaşması olasılığını artırdığını göstermektedir. Bunların hepsi kardiyovasküler hastalık gelişimini artırıcı rol oynayabilir. Koroner damarlarda zaten damar sertliği olan bireyler akut bir stresle karşılaştıklarında koroner damarların kasılması ve kan akımının azalması nedeni ile göğüs ağrısı yaşayabilirler. Uzun bir zaman süreci boyunca yaşandığında tüm bu etkiler kan damarlarının endotel denilen iç yüzünün zarar görmesine neden olabilir. Buysa kan damarlarını ateroskleroza daha duyarlı hale getirir. Eğer mümkünse davranış özelliklerinin ve koşulların değiştirilmesi kardiyovasküler hastalığa yakalanma riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Profesyonel bir psikososyal destek yanı sıra risk faktörü ve yaşam tarzı değişiklikleri açısından karidyovasküler danışmanlık alınması bu tür yakınmaları olan bireyler için en iyi başlangıç noktası olacaktır” açıklamasında bulundu.

Medical Park Elazığ Hastanesi Doktorlarından Uzman Psikolog Çağla Gül, yaz aylarında sıcaklık artışının kişilerin psikolojisini nasıl etkilediği hakkında bilgi verdi.
Artan sıcaklık ve nem oranlarının psikolojik bozulmalara sebebiyet verdiğini belirten Uzman Psikolog Çağla Gül, “Sıcaklıkla beraber azalan veya bozulan uyku miktarı gün içerisinde işlevselliğin bozulmasına, öfkeye, strese sebebiyet vermektedir. Bunun için öncelikli olarak uyuduğumuz ortam sıcaklığını ayarlamakta fayda var. Yada gün içerisinde öğlen aralarında öğle uykusunu tercih etmek çözüm olacaktır. Bunun yanı sıra sıcak havalarda sigara tüketiminin artırılması ve reflekslerdeki azalma ile beraber dikkat eksikliği meydana gelmektedir. Bu anlamda rastladığımız en ciddi problem dikkat eksikliğine bağlı olan iş ve trafik kazalarıdır. Buda ciddi yaralanmalar ve ölümlerle sonuçlanabilmektedir” dedi.

Yaz aylarında vücutta ter yoluyla kaybedilen sıvı miktarına dikkat edilmesi gerektiğini aktaran Psikolog Gül, “Gün içerisinde yeterli miktarda su tüketimi ile vücut dengesini korumak ve ferahlayabilmek için önem arz etmektedir.Kış aylarında çeşitli depresyon vak’aları ile karşılaşıyoruz ve yaz aylarında güneşin etkisi ile beraber depresyonlar iyileşme gösteriyor. Kişinin ‘ben artık iyileştim’ tutumu ‘tedaviye ihtiyacım yok’ kararı alması ciddi zararlar verebilir. Doktora danışmadan ilaç kullanımının bırakılması kesinlikle karşı olduğumuz bir durum. İlaçlarımızı doktorlarımıza danışmadan kullanmayalım ve bırakmayalım” ifadelerini kullandı.

Yaz aylarında nem artışıyla birlikte nefes almakta zorluk yaşanabileceğini dile getiren Gül,” Nefes alımındaki zorluk kişide panik atağa da sebebiyet verebilir. Sıcaklıkla beraber tansiyon düşmeleri , göz kararmaları, baş dönmeleri ve burun kanamaları olabilir. Bu anlamda havanın çok sıcak olduğu saatlerde dışarıya çıkmamak ve serin ortamları seçmek çözüm olacaktır. Kış aylarında kullanamadığımız parkları ve bahçeleri yaz aylarında kullanmak hem aktivite hem de rahat hissetmek açısından faydalıdır. Günlük işlerimizi planlı ve programlı olarak devam ettirmeliyiz. Plansız bir hayat anksiyete bulgularının en büyük tetikleyicisidir. Bu anlamda yaz aylarında günlük aktivite veya işlerimizi planlı olması anksiyete miktarının azalmasına yardımcı olacaktır” diye kaydetti.

Yunus Özhanlı