Dr. Kışlaoğlu, dişleri güçlendiren besinleri şu şekilde sıraladı:

“Kereviz: Kereviz dişleri iki yolla korur. Kereviz ekstra çiğnemeyi gerektiren bir yiyecektir. Bu ekstradan tükürük salgılamayı sağlar, bu da çürüklere neden olan bakterileri etkisiz kılar. Buna ilaveten lifli ya da sert yapıdaki doğal yiyecekler dişetlerine masaj yapar ve diş aralarını temizler.

Peynir: Peynir dişler için birden çok yarar sağlar. İlk olarak ağzın PH dengesini ayarlamaya yardımcı olur. Aynı zamanda çürüklere karşı koruyup, yeni çürükler oluşmasını engeller. Özellikle şekerli gıdalar alındıktan sonra yenilecek bir parça peynir, şekerin dişleri çürütme etkisini giderme açısından son derece önemli.
Yeşil çay: Yeşil çayda bulunan katesin maddesi ağızdaki bakterilerin yok olmasına yardımcı olurken aynı zamanda kansere karşıda etkili olur. Dolayısıyla ağız kanserlerine karşıda etkili bir maddedir. Bu madde aynı zamanda kötü ağız kokusuna neden olan bakterileri de ağızdan uzaklaştırmaya yardımcı olur.

Kivi: Vitamin C eksikliği dişetlerini hassaslaştırabilir, bakterilere karşı daha dirençsizleştirebilir. Bu durumda da periodontal rahatsızlığa yakalanabilirsiniz. Bu durumla karşılamamak için yeterince C vitamini almalısınız ve bunun için kiviyi seçebilirsiniz, çünkü kivi diğer meyvelere göre daha fazla vitamin C içerir.

Yoğurt: Kalsiyum açısından zengin olan yoğurdun dişlere olan faydaları saymakla bitmez. Kalsiyum periodontal rahatsızlığı olan kişilerdeki diş kökleri iltihaplı cep sayısını azaltır. Kalsiyum, periodontal rahatsızlık dolayısıyla oluşmuş sallantılı ve gevşek dişleri iyileştirmede yardımcı olur. Kalsiyum, diş kayıplarını önlemeye yardım eder. Eğer sizde diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan yiyecekleri tercih edin.
Maydanoz: Ağız kokusuna neden olan yiyecekleri tükettikten sonra biraz maydanoz çiğnemek hoş bir ağız kokusuna sahip olmanıza yardımcı olacaktır. Bu sayede ise kötü ağız kokusu maydanoz sayesinde hoş bir kokuya dönüşür.

Çilek: Çilek dişlere ve dişetlerine iyi gelir. Aynı zamanda diş taşlarından doğal yöntemle kurtulmanın formülünü taşımaktadır. İçinde bulunan çeşitli asitler diş diplerinde biriken taşları eritir. Diş taşlarının oluşumunu engeller.

Kuru yemişler: Kuru yemişler ve çekirdekler dişi kaplayarak bakterilere karşı koruyucu bir tabaka oluşturan doğal yağlar içerirler. Bu yağlar diş minesinin güçlenmesine yardımcı olarak çürümelere karşı daha dayanıklı olmasını sağlar ve çekirdekleri de kalsiyum içerir.

Elma: Elma, kabukla yenilmesi bir yandan dişlerin kuvvetlenmesini sağlarken, diğer yandan da içerisindeki maddelerle dişleri temizler. Elma, havuç gibi meyveleri ısırarak yenilmesi tavsiye edilir.

Kuru üzüm: Şekerli bir besin yenildikten sonra bakteriler diş minesini yıpratan asitler salgılar ve zamanla dişlerin çürümesine yol açar. Kuru üzüm de tatlı ve yapışkandır. Diğer tatlı besinlerden farklı olarak ağız içindeki bakterilerin gelişimini engeller. Bu nedenle tatlı ihtiyacında güvenle tercih edilebilir.
Somon balığı: Somon balığı ve uskumru gibi yağlı balıklarda diş ve diş etini korumayı sağlayan ve kalsiyum açısından zengin bir besinlerdir. Somon balığında bulunan D vitamini ağız sağlığı için çok önemlidir. Özellikle çocuklarda diş gelişimine yardımcı olan besinlerin başında yer alır.

Portakal (C Vitamini): Portakal ve benzeri meyveler bağ dokusunu kuvvetlendirerek diş ve diş etlerinin sağlıklı kalmasında büyük rol oynamaktadır. Turunçgiller, diş ve diş eti iltihaplarını da büyük ölçüde önleyecektir. Portakalda yüksek oranda bulundan florun maddesi, dişin sert katmanındaki yapı gelişir ve dişleri oldukça besler.” 

Omuz eklemi, diğer eklemlere göre kas dengesinin daha önemli olduğu özel bir eklem. Bu yüzden stres dahil kas dengesini bozan birçok faktör omuz ekleminde kronik ağrıya neden olabilir. Bu ağrılar tedavi edilmezse sıkışma sendromu ve donuk omuz gibi daha ciddi ve tedavisi zor hastalıklara yol açabilir. Medicana Bahçelievler Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Levent Arslan, omuz ağrılarıyla ilgili önemli bilgiler paylaştı.

Omuzun sıkışma sendromu hakkında bilgi veren Yrd. Doç. Dr. Levent Arslan, ”Özellikle 40 yaş ve üstü kadınlarda, cam silmek ve yüksek dolaplardan eşya almak gibi küçük zorlamalar sonrası görülen bir hastalıktır. İlk ortaya çıkan belirtiler, omuzu kullanırken ortaya çıkan ağrı olmakla birlikte zamanla hareket kısıtlılığı ve istirahat ağrısı hatta gece ağrısı gelişebilir” dedi.

”Sıkışma sendromu tedavi edilmezse kaslarda yırtılma oluşuyor”

Sıkışma sendromunda sıkışan doku sanılanın aksine sinir değil omuzu yana doğru kaldıran kastır diyen Yrd. Doç. Dr. Arslan, ”Bu yüzden sıkışma tedavi edilip ortadan kaldırılmazsa bir süre sonra bu kasta yırtılma meydana gelebilir ve bu durum tedavi sürecinin uzamasına yol açabilir. Tedavide amaç sıkışmayı ortadan kaldırıp ağrıyı geçirmek ve muhtemel bir kas yırtılmasını engellemektir. Bunun için ilk başvurulan yöntem ilaç ve fizik tedavi uygulamalarıdır. Yetersiz kalması durumunda omuz içi enjeksiyon uygulamaları yapılır. Bu uygulamalarda seçenekler steroid (kortizon) ve PRP uygulamalarıdır.Tüm bu yöntemlere rağmen sıkışma ortadan kaldırılamıyorsa veya yırtık gelişmişse cerrahi tedavi seçeneklerine başvurulur” ifadelerini kullandı.

Omuz sıkışmalarında altın standart omuz artroskopisi

Cerrahi tedavi olan omuz artroskopisi hakkında bilgi veren Yrd. Doç. Dr. Arslan, ”Son yıllarda omuz ile ilgili hastalıkların cerrahi tedavisinde altın standart omuz artroskopisidir. Omuz artroskopisinde eklem çevresine küçük kesiler yapılarak omuz içine kamera ve özel el aletleri ile girilir, sorunlar saptanır ve aynı seansta müdahale edilerek sorunlar giderilir. Omuz artroskopisinin en önemli avantajları, küçük kesilerle işlemin yapılmasından dolayı çok az iz kalması ve enfeksiyon riskinin minimum olması, sağlam dokuların az zarar görmesi nedeniyle iyileşmenin daha hızlı olması ve bu sayede normal hayata dönüşün daha çabuk olmasıdır” diye konuştu.

”Omuz yaralanmalarında labrum yırtığına dikkat edilmeli”

Omuz yaralanmalarında labrum yırtığına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Arslan, ”Labrum, omuz eklemini çepeçevre saran ve omuzun yerinde durmasını sağlayan en önemli yapıdır. Omuzun akut yaralanmalarına sıklıkla sporla uğraşan genç bireylerde rastlanmaktadır. Basit yaralanmalarda omuz istirahati, ağrı kesici ve ödem azaltıcı ilaçlar ve aralıklı buz uygulama genellikle yeterli olmaktadır. Omuzun en önemli akut yaralanmalarından biri omuz eklemi çıkığıdır. Sıklıkla şiddetli bir travma sonrası görülen omuz çıkığında mutlaka manyetik rezonans (MR) tetkiki yapılmalı ve beraberinde labrum yırtığı olup olmadığına bakılmalıdır. Labrum yırtığı yok ise belirli bir süre omuz dinlendirilmesini takiben fizik tedavi uygulamaları ile tedavi tamamlanır. Labrum yırtığı varlığında tedavi seçeneği yırtığın artroskopik olarak dikilmesidir. Aksi halde daha küçük travmalarda tekrarlayan omuz çıkıkları gelişir ve bu durum ciddi ağrılı durumlara ve işgücü kaybına yol açar” şeklinde konuştu.

Omuz ağrılarının omuz ekleminin kendisinden kaynaklanabileceği gibi yansıyan ağrı şeklinde de karşımıza çıkabileceğini önemle vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Arslan, ”Bu duruma en sık boyun fıtıklarında rastlanır. Boyundan çıkıp omuza gelen sinirlerde bası olması durumunda omuz ağrısı ortaya çıkmaktadır. Dikkatli bir muayene ile bu ayrım yapılabilmekle birlikte, genellikle görüntüleme yöntemlerinden de faydalanıyoruz” dedi.

Hairestetik Turkey Saç Ekimi Merkezinden Saç Ekimi Koordinatörü Engin Sönmez, “Erkek ya da kadın olsun, saç dökülmesi kişilerin kolay kolay göz ardı edemedikleri bir sorundur. Çoğu kişi saçlarını tarzıyla hatta kişiliğiyle bütünleştirir ve estetik olarak da olmazsa olmazlar arasında görür. Araştırmalar kişilerin kendilerini nasıl gördükleri ile saç arasında yakın bir ilişki olduğunu gösterir. Eğer alışılmadık biçimde, uzun süredir saçlarınızın dökülmekte olduğunu fark ettiyseniz doktorunuza danışmanızda fayda var” dedi.

Saç dökülmesi genellikle erkeklerin bir problemi olarak algılandığını ifade eden Sönmez, “Oysa şöyle bir çevremize baktığımızda pek çok kadının da saç dökülmesinden şikayet ettiğini görebiliriz. Kadınlarda saç dökülmesi hormonlarla, beslenmeyle ya da mevsim geçişleriyle ilgili olabilir. Saç dökülmesinin önüne geçmek için ilk olarak saçların neden döküldüğüne dair doğru sebebi tespit etmek ve ana sorunun çözümüne odaklanmak en doğrusudur” diye konuştu.

Genetik saç dökülmesi nedir?

Genetik saç dökülmesinin ailesel bir hastalık olduğunu kaydeden Sönmez, “Toplum içinde irsi olarak da tabir edilen genetik, bir çok hastalıkta geçerli olup aile bireylerinde anne, baba, amca vs genetik hastalıklar yer alması durumunda aynı problem sizde de olabilir. Mutlaka olacak değil, fakat aynı sıkıntıyı yaşamanız durumunda şaşırmamak gerekir. Evet kabul ediyoruz dünyanın en önemli sorunlarından birisi haline gelen saç dökülmesi, güzel bir yönü ise en yoğun dökülme sorunu olan genetik saç dökülmesi nedenleri, belirtileri ve yapılması gerekenler tamamen çözülmüş durumda, dökülme sorunu yaşayanlar üzülmek, karamsarlığa kapılmak yerine yapmaları gereken tek şey önlem almak ve gereğini yapmaktır. Konuya dönecek olursak DHT hormonu genetik saç dökülmesinin en büyük nedenlerinden birisi, bu sorunu çözmek için faydalanacağınız 3 bilimsel madde vardır. Procapil – Finasterid ve Minoxidil dünya genelinde kabul gören bu 3 madde saç dökülmesine neden olan DHT hormonunun etkisini kaybetmesi için bilim adamları tarafından geliştirilmiştir” açıklamalarında bulundu. 

Dr. Murat Erdoğan anatomik olarak, diz ekleminin üst bölümde uyluk (femur) kemiği, altta bacak (tibia) kemiği ve önde diz kapağı (patella) kemiğinden oluştuğunu söyledi. Diz ekleminin fleksiyon ve ekstansiyon hareketi ile birlikte, rotasyon hareketine izin veren bir yapıya sahip olduğunu belirten VM Medical Park Samsun Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinden Doç. Dr. Murat Erdoğan, eklem yüzlerinin birbirleri ile ilgili uyumunun, ligamentler ve menüsküsler ile güçlendirildiğini anlattı.

Menüsküs yırtıklarının belirtileri

Doç. Dr. Murat Erdoğan, “Menüsküs yırtıklarının tamamına yakınında ağrı, şişlik ve kitlenme gibi üç ana belirti vardır. Ağrı en önemli belirtidir ve sıklıkla yırtık olan menüsküs tarafında ve eklem hizasında olur. Merdivenden inip-çıkarken ve çömelirken ağrının şiddetinde artma olur. Kilitlenme ise yırtık olan menüsküs parçasının eklem aralığına sıkışması ile olur ve bükülen diz açılmakta zorlanır. Menüsküs yırtığını takiben, dizde sıvı birikmesi de olur. Hasta bunu, dizinde şişme ve dolgunluk hissi olarak algılar” diye konuştu.

Menüsküs yırtıklarına tanı konulması

Erdoğan, “Menüsküs yırtığı tanısı; anamnez, fizik muayene, diz eklemine yönelik özel testler, radyolojik yöntemler ve artroskopi ile konur. Hastanın hikayesi, şikayetleri, yaralanmanın şekli ve zamanı, travmanın şiddeti, muayene bulguları ve özel testler yardımı ile menüsküs yırtığından şüphelenilir. Diz röntgen grafilerinde menüsküsler görülmez; ancak dizdeki başka anormallikleri görme açısından çekilmesi önerilir. En iyi tanı aracı, manyetik rezonans görüntülemedir. MR görüntüleme menüsküs yırtıklarını yüzde 80-90 arasında gösterir, ayrıca beraberinde diğer eklem yapıları da görülür. Eğer bunlarla tanı konulamazsa artroskopi ile dizin içine bakılarak tanı kesin olarak konulabilir” şeklinde konuştu.

Doç. Dr. Murat Erdoğan şu bilgileri verdi.

“Konservatif tedavi: Akut bir diz travması sonrası tanı konulana kadar ilk tedavi konservatif olmalıdır. Öncelikle diz eklemi istirahata alınır. Medikal olarak anti enflamatuvar ve analjezik ilaçlar verilir. Akut belirtilerin azalmasından sonra diz eklemi dikkatlice muayene edilir ve bulgulara göre tedavisinin gidişi saptanır. Bundan sonraki aşamada dizde lokalize palpasyon ağrısı devam ediyor ancak bağ sistemi sağlamsa kitlenme ve şişme yoksa konservatif tedaviye devam edilir. Dize elastik bandaj veya dizlik uygulanır. Bu süre zarfında hastanın sportif aktivitelerine ara vermesi söylenir ve quadriceps kas egzersizlerine devam edilerek hasta izlenir.

Cerrahi Tedavi:

İlk tedaviyi takiben, tekrarlayıcı ağrı ve süregelen effüzyonlar ve de kilitlenme gibi şikayetler günlük yaşamı engellemeye devam ediyorsa cerrahi tedavi düşünülmelidir. Cerrahi tedavide amaç mümkün olduğunca menüsküslerin korunmasını hedeflemelidir. Menüsküslerin yırtık kısmının cerrahi olarak çıkarılmasını hedefleyen menisektomiler yalnız yırtık parçanın çıkarılması şeklinde yapılmalıdır.

2-) Menüsküslerin dış kısmında oluşan yırtıklarda ise menüsküsün yırtık kısmı çıkarılmaz ve yırtık kısım dikişler tespit edilir.

Artroskopi:

Artroskopi tüm dünyada büyük eklem yaralanmalarının tanı ve tedavilerinde çok sık kullanılan bir yöntemdir.

Hastaya zarar vermeyen minor bir cerrahi girişimdir. Artroskopi teknik olarak çok küçük ameliyat kesileri yardımıyla eklem içerisine yerleştirilen kurşun kalemden daha ince aletler ve fiberoptik bir kamera yardımıyla monitör ekranından eklem içerisinin net bir şekilde görüntülenmesi esasına dayanır. Küçük cerrahi kesilerle yapıldığından ve sağlıklı yapılara bir zarar verilmediğinden, hastalarımız artroskopi sonrası çok kısa sürede eski işlerine ve aktivitelerine dönebilmektedir. Hastaların büyük çoğunluğu aynı gün içinde taburcu edilebilmekte ve sağlıklarına kavuşabilmektedirler.” 

 Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, aldığı darbe sonucu yaralanarak bacak kasları gerilen ve sadece üç bacağı üzerinde durabilen 2,5 yaşındaki Marsha adlı köpeğin, Yakın Doğu Üniversitesi Hayvan Hastanesine getirildiği ve burada tedavi için 3D yazıcıda Marsha’ya özel olarak tasarlanan ve üretilen sprint alet ile tedavi edildiği belirtildi.

  Üretilen aletle üç hafta boyunca uygulanan fizik tedavi sonucu, kasılmış kalan köpeğin bacağının açılarak normal hayatına dönebilmesi için ilk adım atıldı.

 Yrd. Doç. Dr. Osman Ergene: “Üretilen Splint Alet ile Köpeğin Bacağını Eskisi Gibi Kullanabilmesini Hedefledik”

 Yakın Doğu Üniversitesi Hayvan Hastanesi Başhekimi ve Veteriner Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Osman Ergene, Marsha adlı köpeğin eski sağlığına kavuşturulması için 3D Laboratuvarı ile birlikte çalışmaya devam ettiklerini söyledi.

  Marsha adlı köpeğin Hayvan Hastanesine sağ arka bacakta topallık şikâyeti ile getirildiğini, yapılan muayeneler sonucunda topuk eklemi yakınında ısırık yarası ve aşil tendonu yırtığı teşhisi konulduğunu anlatan Ergene, aşil tendona yapılan operasyonla kopan topuk eklemine sabitlendiği ve geçici olarak topuk kaval kemiği bir vida ile kilitlendiğini söyledi.

Operasyondan 10 gün sonra iyileşmiş olarak gönderilen köpeğin tekrar hastaneye getirildiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Ergene şunları anlattı: “Köpeğin operasyonla yapılan her şeyin bozulduğunu ve aşil tendonunun bir daha onarılmayacak hale geldiğini gözlemledik. Köpeğin kullanamayarak havada tuttuğu bacağının uygun fizik tedavi yöntemleri ile açılabileceğini hasta sahiplerine söyledik. Köpeğin bacağını rahat ettiği bükme pozisyonunda tutmaması için bir splinte ihtiyaç duyuldu. 3D Laboratuarı ve Hayvan Hastanesinin ortak çalışmalarıyla boyutları Marsha’ya uygun alet ürettik. Köpeğin, bacağını gergin halde tutmasını sağlayan uygulama ile üç hafta süren çalışmalar sonucunda yaklaşık 110 derece olan diz eklemi gerilme açısı 135 dereceye kadar çıktı. Uygulanan tedavi sonrası köpek bacağını, ayakucuyla yere değdirebilir duruma geldi” dedi.

 Fizyoterapistler ile birlikte çalışmalar yürütülüyor

 Yrd. Doç. Dr. Osman Ergene, Marsha adlı köpeğin tam olarak yere basabilmesi için ayakucuna bir yükselti yapmak amacıyla, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Alerji Ana Bilim Dalı, Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi Fizyoterapisti Şahveren Çakartaş ve Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi Neyran Altınkaya ile Yakın Doğu Üniversitesi 3D Laboratuvarı birlikte çalışmaya devam ettiklerini de sözlerine ekledi.

  Ortak çalışma yürütüldü

  Yaralı köpeğin tamamen iyileşmesin sağlayan çalışma, Hayvan Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Dr. Soner Çağatay ile Yakın Doğu Üniversitesi 3D Laboratuvarı, Makine Mühendisi Ersin Aytaç tarafından ortak bir çalışma yürütüldü.
 

Kasık fıtıklarının kadınlara göre erkeklerde daha çok görülen ve önemsenmesi gereken bir hastalık olduğunu belirten Op.Dr. A. Kerim Özakay, önemsenmezse kasık fıtığının kişinin hayatını kabusa çevirebileceğini söyledi.

Avrasya Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Kerim Özakay, “Kasık bölgesinde görülen karın duvarı fıtıklarına kasık fıtığı denir. Karın duvarı fıtıkları içinde yüzde 90 oranıyla en sık karşılaşılan fıtık çeşididir. Erkekler de kadınlara nazaran yaklaşık 9 kat fazla görülür. İndirekt, direkt ve femoral fıtık olarak üç farklı kasık fıtığı görülür. İndirekt fıtıklar doğumsaldır, kasık kanalının açık kalması veya sonradan açılması ile oluşur; çocuk ve gençlerde daha sık görülür. Direkt fıtıklar kasık bölgesindeki kas ve bağ dokusunun çeşitli nedenlerle zayıflaması ve açılması sonucu oluşur. Sporcularda ve ileri yaşlardaki kişilerde daha sık görülür. Femoral fıtıklar daha çok kadınlarda görülür ve bacağa giden ana damar ve sinir yapılarının geçtiği kanalın genişlemesi sonucu oluşur. Fıtıklar nokta fıtığı dediğimiz normal fizik muayenede pek belirti ve bulgu vermeyip görüntüleme yöntemleriyle tanı konulabilen küçük boyutlu olanlardan, scrotal fıtık dediğimiz dev boyutlara ulaşmış olanlara kadar çeşitli büyüklükte karşımıza çıkabilmektedir” dedi.

“Kas dokusu yetersizliği fıtık oluşumuna katkı sağlıyor”

Karın içi basıncının artmasının, bağ dokusu yapısındaki bozukluk ve kongenital sebepler nedeniyle oluştuğunu kaydeden Op.Dr. Özakay, “Testislerin karın içinden skrotuma ilerlediği kasık kanalı normalde doğumdan bir süre sonra kapanır. Kongenital defekt nedeniyle kanal kapanmazsa ya da kusurlu kapanırsa çocuklukta ve erişkin dönemde indirekt fıtık oluşur. Karın içi basıncını arttıran ağır kaldırma, zorlayıcı sporlar, kronik öksürük, idrar yapma güçlüğü(prostat büyümesi)gibi nedenlerle kasık bölgesindeki yırtılma sonucu ileri yaştaki kişilerde direkt kasık fıtığı oluşur. Femoral fıtık genellikle kadınlarda karın içi basıncının artması nedeniyle meydana gelir. Karın içi basıncının artması tek neden değildir. Kişinin bağ ve kas dokusunun yetersizliği yada güçsüzlüğü de fıtık oluşumuna katkıda bulunur” ifadelerini kullandı.

“Fıtığın tedavisi cerrahidir”

Ameliyattan önce karın içi basıncını arttıran kronik öksürüğün, prostat büyümesi gibi nedenlerin öncelikli tedavi edilerek nükslerin oluşumu engellenmesi gerektiğini ifade eden Op.Dr. Özakay, “Ameliyat açık ve kapalı teknikle uygulanmaktadır. Onarımda ya kişinin kendi dokularıyla ya da yama kullanarak fıtık onarımı yapılır. Günümüzde daha az ameliyat sonrası ağrı, daha az tekrarlama oranı, daha az hastanede kalış ve erken işe dönüş avantajları nedeniyle kapalı yöntemler tercih edilir duruma gelmiştir. Kapalı yöntemde iki teknik kullanılır. TAP tekniğinde karın içinden, TEP tekniğinde karın içine girilmeden karın zarının önünden fıtık onarımı yapılır. Her iki yöntemde de sentetik yama kullanılır. Açık teknikte kasık kanalı açılarak yama kullanarak veya yama kullanmaksızın onarım yapılır. Bütün yöntemlerde hastalığın az da olsa tekrarlama riski vardır” açıklamalarında bulundu. 

Ankara İbn-i Sina Hastanesinde tedavi gören CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal bugün sabah erken saatlerde tedavi için Almanya’ya götürüldü. Ankara Üniversitesi Prof. Dr. Erkan İbiş, düzenlediği basın toplantısında, “Deniz Bey’le ilgili hastanemiz tarafından yapılacak son açıklama için bir aradayız. 7 haftayı tamamladık, bugün 50’nci günü. Sabah 06.00’da Deniz Bey’i Almanya’ya gitmek üzere hastanemizden uğurladık. Şu anda sanıyorum havaalanına yaklaştı Almanya’ya inmek üzeredir diye düşünüyoruz” açıklamasında bulundu.

“Deniz Bey’in bilinci tam açıktı”

Deniz Baykal’ın çok ağır bir tabloyla hastaneye geldiğini hatırlatan İbiş, “Çok kritik zamanlar yaşadık. Çok riskli anlar, günler geçirdik. Ama şükürler olsun ki bugün Deniz Bey gerçekten iyi bir durumda hastanemizden çıktı. Deniz Bey’in bilinci tam açıktı. Bilişsel fonksiyonları yerindeydi. Konuşması, muhakemesi tamdı. Sol taraftaki kuvvet kaybı dışında durumu iyiydi. Bundan sonraki süreç hastanemizde başlayan fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarının Almanya’da devamıyla daha iyi bir durumda Türkiye’ye dönmesidir” şeklinde konuştu.

“‘Bir an evvel de ülkeme geri dönmek isterim’ diye duygularını ifade etti”

Dün akşam Baykal’la biraz uzun sohbet ettiklerini anlatan İbiş, şunları kaydetti:
“Daha çok Deniz Bey konuştu biz de dinledik. Konuştuklarından küçük notlar iletmek istiyorum. Sağlığı çok önemsemek gerektiğini, sağlığın kıymetini çok bilmek gerektiğini bunun için herkesin ve toplumun bilincinin yükseltilmesi gerektiğini, oturmanın, hareket etmenin, yürümenin, yaslanmanın, yutmanın büyük bir nimet olduğunu bu fonksiyonları insan sıkıntı yaşadığı zaman çok daha iyi anladığını vurguladı. İleri tedavi uygulamalarının yapıldığı yüksek seviyeli tıbbi hizmetlerin verildiği merkezlerin güçlendirilmesi, desteklenmesi gerektiğini, bu sayede sağlığına kavuştuğunu bize belirtti. Bir soru sorduk, gidince Türkiye’yi özleyecek misiniz diye. ‘Ben Türkiye’deyken Türkiye’yi özlerim, hep özlerim, şimdi de özlüyorum, gidince de özleyeceğim. Bir an evvel de ülkeme geri dönmek isterim’ diye duygularını ifade etti.”

“Başta Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, Genel Başkan, Mevlüt Çavuşoğlu ve Ahmet Demircan olmak üzere tüm bakanlara teşekkür etti”

Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbiş, “Başta Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, Genel Başkan, Mevlüt Çavuşoğlu ve Ahmet Demircan olmak üzere tüm bakanlar, hangi partiden olursa olsun tüm siyasiler, parti arkadaşlarına, dostlarına ve özellikle de Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar Hocamıza teşekkür etti. Özellikle kendisiyle sağlık konusunda iletişimde olan herkese. Ankara Üniversitesine Ankara Tıp’a teşekkür etti. Biz de bu vesileyle bu süreçte stresli anlar yaşadık, mutlu olduğumuz anlar yaşadık” ifadelerini kullandı.

“Almanya’da Münih yakınlarında bir merkezde tedavi olacak”

Baykal’ın Almanya’da hangi merkezde tedavi altına alınacağı sorusuna İbiş, “Almanya’da Münih yakınlarında bir merkezde. Gelişmiş bir merkez olduğunu biz de teyit ettik orada tedavi olacak. Aile de onu tercih etti” dedi.
Baykal’ın destekle ayakta durabildiğini söyleyen İbiş, “O konumda gönderdik. Ama inanıyorum ki ben yürüyerek geldiğini, yurda döndüğünü göreceksiniz. Çünkü bundan sonraki süreçte fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları çok çok önemli süreç içerisinde zayıflayan kaslarını kuvvet kaybı olan kaslarının çalışmasını sağlamak ve güçlenmesini arttırmak için. Kafatasından çıkarılanla ilgili bunlar çıkarıldıktan sonra en az 3 ay geçmesi gerekiyor. Dolayısıyla bizdeki süresi daha 2 ayı dolmadığı için kapatılma işlemi yapılamaz burada. O parça ailenin de talebi merkezinde burada da yapabiliriz demesi üzerine kendilerine verildi” açıklamasında bulundu. 

Pelin Üzek Kılıç – Fatih Erdoğan
 

Medicana International İstanbul Hastanesi’nde Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Salih Bilal ve ekibi, yaptıkları ameliyat ile İranlı 2 yaşındaki Diba’nın ters çıkan damarlarının ve aort kökünün yerini değiştirerek darlıkları giderdi, delikleri kapattı, akciğer damarı ile sağ karıncık arasına sığır damarı yerleştirdi ve anormal koroner damarına da göğüs atardamarıyla bypass yaptı. Aile, daha önce dünyanın farklı ülkelerinde pek çok hekime başvurmuş ancak hekimler ameliyatı yapmak istememişlerdi. Hastanede 9 saat süren başarılı operasyon sonrası 2 yaşındaki Diba, sağlığına kavuştu. Prof. Dr. Bilal, müdahalenin nasıl yapılabileceği konusunda tıpta uygulanmış herhangi bir örnek vaka olmadığını ve bu şekli ile tıp literatüründe ilk olduğunu söyledi.

”Hasta için uygulanabilecek standart bir cerrahi tedavi yöntemi söz konusu değildi”

Ameliyat öncesini anlatan Prof. Dr. Mehmet Salih Bilal, ”Diba, kalbinde önemli bozukluklarla bize geldi. Normalde bu rahatsızlık için uygulanan bazı standart hale gelmiş ameliyatlar var. Bu ameliyatların başarıyla uygulanabilmesi için ise bazı koşullar gerekli. Standart ameliyatın yapılabilmesi için kalpteki deliklerin, kalp içinde tünel yapmaya elverişli olması lazım. Diba’da çok sayıda delik olmasına rağmen hiçbiri tünel yapmaya uygun değildi. Bu ameliyat yapılamadığı zaman çözüm olacak bir diğer ameliyat yönteminde ise Diba da bulunan koroner probleminin olmaması şartı var. Bu ameliyat da yapılamadığı zaman yine uygulanabilecek bir başka ameliyatta ise akciğer damarındaki basıncın uygun olması koşulu var. Ameliyat için hastamız bu koşulları yerine getirmiyordu. Yani hasta için uygulanabilecek standart bir cerrahi tedavi yöntemi söz konusu değildi. Bu nedenle daha önce Almanya’da yatmış olduğu bir merkezde 1 ay kadar izlenip sonrada ameliyat edilemeden gönderilmişti” dedi.

”Müdahalenin nasıl yapılabileceği konusunda tıpta uygulanmış herhangi bir örnek vaka yoktu”

Ona kısman yarar sağlayacak yardımcı bir ameliyatın daha önce başka bir ülkede gerçekleştirildiği bilgisini veren Prof. Dr. Bilal, ”Bu sayede önceleri kanındaki oksijen miktarı nispeten yeterli iken, çocuğun büyümesiyle birlikte yetersiz hale geldi. Mutlaka müdahalede bulunmak gerekiyordu. Bu müdahalenin nasıl yapılabileceği konusunda tıpta uygulanmış herhangi bir örnek vaka yoktu. Bu hastada esas problemi oluşturan kalpte çok sayıda deliğin olması dışında kalbi besleyen koroner damarların çıkışında ve seyrinde görülen anomalilerdi. Sağ koroner, sol koronerden çıkıp aort damarın önünden geçerek ilerliyordu.Yani böyle hastalar için en son çare olan ‘Nikadoh’ ameliyatını da bu koroner anormalliği yüzünden gerçekleştirmek mümkün değildi. Biz, sol göğüs atardamarıyla sağ koroner artere bypass yaparak ‘Nikaidoh Ameliyatı’nı gerçekleştirdik. Bu şekli ile tıp literatüründe ilk olduğunu söyleyebilirim” diye konuştu.

”Ameliyat 9 saat süre aldı”

Ameliyatın 9 saat sürdüğünü dile getiren Prof. Dr. Bilal, ”Ameliyatında özel bir güçlükle karşılaşmadık. Planladığımız şekilde ameliyatını gerçekleştirdik. Ameliyat sonrasındaki bulguları gayet iyiydi ve kalbi destekleyecek herhangi bir ilaca dahi ihtiyaç duymuyordu. Ameliyat sonrası dönemde sorunsuz seyretti. Şuanda taburcu olacak hale gelmiş durumda”şeklinde konuştu.

”Bu ameliyatı dünyada kimse yapamaz dediler”

Diba’nın babası Rıza Nesiri yaşadıkları süreci şöyle anlattı: ”Ameliyat başarılı geçtiği için çok mutluyuz. Buraya İran’dan geldik. Diba’nın doğuştan kalp hastalığı vardı ve damarları tersti. Bu nedenden dolayı kalbinde problem vardı. O yüzden yaklaşık 2,5 senedir rahat değildik. 2 defa İran’da ameliyat yapıldı. Bu ameliyatlar yeterli olmadı. Daha sonra Almanya’ya gittik. Bizi, orada 3 ay beklettiler. Bugün-yarın ameliyat yapılacak diye söylediler ama ameliyat yapılmadı. Sonra bize bu ameliyatın çok zor olduğunu söylediler. Yapamayacaklarını söylediler ve dünyada da kimse yapamaz dediler. Tabii bizi çok mutsuz ettiler. İran’a döndük.

Amerika’da bir hastane vardı onlara tahlilleri gönderdim, onlarda ameliyatın zor olduğunu söylediler. Ameliyat şansı yüzde 50 olur ama görmemiz lazım dediler. Nasıl olacak diye kafamız karıştı. İstanbul’da bir arkadaşım vardı, onlarla konuştum. İstanbul’da bir hastanenin olduğunu söylediler. Onlarda tahlillere bakıp yapamayacaklarını söylediler. Ama Türkiye’nin bu konuda önemli bir doktoru var o yapabilir dediler. O yüzden bizde Dr. Mehmet Salih Bilal’ı görmeye geldik. Onlar, bize bu ameliyatın yapılacağını söylediler. Bu ameliyat yapılacak diye çok ümitli olduk. Ameliyat için 15 gün sonraya karar verdiler. Ameliyat yapıldı. Çok şükür herşey iyi. Çocuğumun sağlığı yerinde”.

Avrupa’da 120 milyon insanın kas ve iskelet sistemi hastalıklarına yakalandığını dile getiren Prof. Dr. Ahmet Özgül, giderek artan yaş ve obezitenin bu sayıyı daha da artırdığından da bahsetti. Prof. Dr. Özgül, eklem sorunları ile beraber kas ve iskelet sistemi ile diğer yapılarının tedavi edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açtığını ifade etti.

  Yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor

  Artritin eklemlerin her türlü iltihabını kapsayan bir terim olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Özgül, özellikle iltihaplı veya iltihapsız kronik artritler ile kas ve iskelet hastalıklarının zamanında tedavi edilmedikleri takdirde hastaların günlük yaşam aktivitelerinin kalitesini düşürdüğünü belirtti. Artritin ayni zamanda yürüme, koşma, ev işleri, kişisel bakım ve iş hayatını da önemli derecede bozduğunu söyleyen Prof. Dr. Özgül, hatta özgürlük gelişimine varan olumsuz etkilerinin bulunduğunu ifade etti.

  Başarılı tedavinin en önemli şartı erken tanı

  Tıbbi tedavi ve girişimlerin nispeten yetersiz olduğu dönemlerde artrite bağlı sorunların sıklıkla kaderin bir parçası olarak görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Ahmet Özgül, tedavi olanaklarının arttığı günümüzde romatizmal, kas ve iskelet sistemi hastalıklarının özür geliştirmeden tedavisinin en önemli şartının, tanının erken konulması olduğunu belirtti. Hem iltihaplı, hem de iltihapsız romatizmal, kas ve iskelet sistemi hastalıklarının, hastaların hekime zamanında başvurmaması kaynaklı olarak sıklıkla uzun süre tanısının konulamadığını söyleyen Prof. Dr. Özgül, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Örneğin, fibromiyalji hastalarının 3/4‘ü tanı için ortalama 5 yıl beklemektedir. 5-10 yıl öncesine kadar ankilozan spondilitli bir hastaya uygun tedavi, semptomların başlangıcından ancak 7-8 yıl sonra başlanabiliyordu. Aynı şekilde romatoid artritte eklem hasarı ilk 6 ayda ortaya çıkabilir, oysa çoğu kez uygun tanı ve tedavi başlangıçtan 2-3 yıl sonra olabilmektedir. Romatoid artrit tanısı ilk 3 ay içinde konulan kişilerde hastalık önemli derecede tedavi edilebilmektedir” dedi.

Bu yıl “Geç Kalma” ve “Bugün İletişime Geç” sloganları ile artritle ilgili farkındalık oluşturmak, romatizma, kas ve iskelet sorunlarının erken tanı ve tedavisini teşvik etmek amacıyla kampanyalar yapıldığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Özgül, tedaviye erken veya doğru zamanda başlanamadığı takdirde kişinin yaşam kalitesinin ve fiziksel yeteneklerinin olumsuz etkileneceğini, hatta çalışma hayatı ve tedavi maliyetleri nedeniyle sosyal yaşam ve kişisel/devlet bütçesine önemli yükler bineceğini sözlerine ekledi. 

Dermatolog Dr. Gökhan Gökler, ciltteki hyalüronik asit olarak adlandırılan maddenin azalması ile kırışıklıkların başladığını belirterek, tedavi yöntemlerinden bioexpander tedavisi ile ilgili bilgi verdi.Dermatolog Dr. Gökhan Gökler, ciltteki hyalüronik asit olarak adlandırılan maddenin azalması ile kırışıklıkların başladığını belirterek, tedavi yöntemlerinden bioexpander tedavisi ile ilgili bilgi verdi.

Yirmili yaşların ortalarından itibaren ciltlerde hem ulrataviyole, hava kirliliği, sigara, kötü beslenme gibi dış etkenlerin hem de genetik faktörlerin etkisiyle ilk yaşlanma belirtilerini göstermeye başlar. Dermatolog Dr. Gökhan Gökler, bunun önemli sebeplerinden birisinin ciltte hyalüronik asit olarak adlandırılan maddenin azalması olarak açıkladı.

Hyalüronik asidin şeker yapısında bulunduğunu belirten Dr. Gökler, yüksek su tutma kapasitesinden dolayı cilde nem, parlaklık, esneklik ve gerginlik kazandırdığının altını çizerek, “Bu maddenin azalması ile ilk kırışıklar ortaya çıkmaya başlar ve cildimizde kuruluk, matlık ya da gözenekli görüntü yüzümüzü etkilemeye başlar. Gençlik Aşısı ya da (bioexpander)olarak adlandırdığımız ürün ciltteki bu kaybı yerine koymayı amaçlayarak üretilmiştir. Ürünün içinde serbest hyalüronik asit molekülleriyle birlikte üç farklı moleküler ağırlıkta çapraz bağlı hyalüronik asit molekülleri birlikte bulunur. Serbest hyalüronik asit cildimize nem ve parlaklık katarken çapraz bağlı olanlar hafif bir dolgunluk vererek lifting yapıcı etkinlik gösterirler. Her iki etkinin birlikte alınıyor olması nedeniyle Gençlik Aşısı bazı özellikleriyle mezoterapi ürünlerine bazı özellikleriyle ise ince dolgu maddelerine benzer. Ancak dolgu maddeleri gibi derinin derin katmanlarına değil daha yüzeysel uygulanır bu da ciltte germe efekti sağlar. Bunun yanında önemli bir özellik ise gençlik aşısının rejeneratif (yenileyici) etkileridir, ortama verilen hyalüronik asit molekülleri cildin kendi hyalüronik asit üretimini destekler bunun yanında elastin ve kollajen moleküllerinin üretilmesini uyarır. Yine yağ dokusunda uyuyan hücreler olarak da bilinen kök hücreleri uyararak yeni hücreler ve yapıtaşları sentezlenmesinde rol oynar” dedi.

Gençlik aşısı tek başına kullanıldığında 25-42 yaşlar aralığındaki kişiler için ideal bir ürün olduğunu bildiren Dermatolog Dr. Gökhan Gökler, “Yüz bölgesine genellikle 3 seans halinde bir ya da iki hafta arayla uygulanır. Üründe çapraz bağlı hyalüronik asit moleküllerinin de birlikte bulunması etkisinin 6 aya kadar sürmesini sağlar, yılda iki kez uygulanabilir. Yüz, dışında boyun, dekolte, eller gençlik aşısının uygulanabileceği diğer gölgelerdir. Bu bölgelerdeki etkileri de en az yüz bölgesindeki sonuçlar kadar iyidir. Gençlik aşısı pek çok estetik dermatolojik prosedür ile birlikte kombine edilebilir. İleri yaş grubunda derin dolgu uygulamalarıyla kombine edildiğinde optimum sonucu sağlar. Yine lazer lifting uygulamaları, fokuslu ultrason ya da altın iğne radyofrekans uygulamalarından sonra gençlik aşısı uygulamak etkinliğin artmasını sağlayabilir” şeklinde konuştu.