Ankara İbn-i Sina Hastanesinde tedavi gören CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal bugün sabah erken saatlerde tedavi için Almanya’ya götürüldü. Ankara Üniversitesi Prof. Dr. Erkan İbiş, düzenlediği basın toplantısında, “Deniz Bey’le ilgili hastanemiz tarafından yapılacak son açıklama için bir aradayız. 7 haftayı tamamladık, bugün 50’nci günü. Sabah 06.00’da Deniz Bey’i Almanya’ya gitmek üzere hastanemizden uğurladık. Şu anda sanıyorum havaalanına yaklaştı Almanya’ya inmek üzeredir diye düşünüyoruz” açıklamasında bulundu.

“Deniz Bey’in bilinci tam açıktı”

Deniz Baykal’ın çok ağır bir tabloyla hastaneye geldiğini hatırlatan İbiş, “Çok kritik zamanlar yaşadık. Çok riskli anlar, günler geçirdik. Ama şükürler olsun ki bugün Deniz Bey gerçekten iyi bir durumda hastanemizden çıktı. Deniz Bey’in bilinci tam açıktı. Bilişsel fonksiyonları yerindeydi. Konuşması, muhakemesi tamdı. Sol taraftaki kuvvet kaybı dışında durumu iyiydi. Bundan sonraki süreç hastanemizde başlayan fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarının Almanya’da devamıyla daha iyi bir durumda Türkiye’ye dönmesidir” şeklinde konuştu.

“‘Bir an evvel de ülkeme geri dönmek isterim’ diye duygularını ifade etti”

Dün akşam Baykal’la biraz uzun sohbet ettiklerini anlatan İbiş, şunları kaydetti:
“Daha çok Deniz Bey konuştu biz de dinledik. Konuştuklarından küçük notlar iletmek istiyorum. Sağlığı çok önemsemek gerektiğini, sağlığın kıymetini çok bilmek gerektiğini bunun için herkesin ve toplumun bilincinin yükseltilmesi gerektiğini, oturmanın, hareket etmenin, yürümenin, yaslanmanın, yutmanın büyük bir nimet olduğunu bu fonksiyonları insan sıkıntı yaşadığı zaman çok daha iyi anladığını vurguladı. İleri tedavi uygulamalarının yapıldığı yüksek seviyeli tıbbi hizmetlerin verildiği merkezlerin güçlendirilmesi, desteklenmesi gerektiğini, bu sayede sağlığına kavuştuğunu bize belirtti. Bir soru sorduk, gidince Türkiye’yi özleyecek misiniz diye. ‘Ben Türkiye’deyken Türkiye’yi özlerim, hep özlerim, şimdi de özlüyorum, gidince de özleyeceğim. Bir an evvel de ülkeme geri dönmek isterim’ diye duygularını ifade etti.”

“Başta Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, Genel Başkan, Mevlüt Çavuşoğlu ve Ahmet Demircan olmak üzere tüm bakanlara teşekkür etti”

Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbiş, “Başta Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, Genel Başkan, Mevlüt Çavuşoğlu ve Ahmet Demircan olmak üzere tüm bakanlar, hangi partiden olursa olsun tüm siyasiler, parti arkadaşlarına, dostlarına ve özellikle de Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar Hocamıza teşekkür etti. Özellikle kendisiyle sağlık konusunda iletişimde olan herkese. Ankara Üniversitesine Ankara Tıp’a teşekkür etti. Biz de bu vesileyle bu süreçte stresli anlar yaşadık, mutlu olduğumuz anlar yaşadık” ifadelerini kullandı.

“Almanya’da Münih yakınlarında bir merkezde tedavi olacak”

Baykal’ın Almanya’da hangi merkezde tedavi altına alınacağı sorusuna İbiş, “Almanya’da Münih yakınlarında bir merkezde. Gelişmiş bir merkez olduğunu biz de teyit ettik orada tedavi olacak. Aile de onu tercih etti” dedi.
Baykal’ın destekle ayakta durabildiğini söyleyen İbiş, “O konumda gönderdik. Ama inanıyorum ki ben yürüyerek geldiğini, yurda döndüğünü göreceksiniz. Çünkü bundan sonraki süreçte fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları çok çok önemli süreç içerisinde zayıflayan kaslarını kuvvet kaybı olan kaslarının çalışmasını sağlamak ve güçlenmesini arttırmak için. Kafatasından çıkarılanla ilgili bunlar çıkarıldıktan sonra en az 3 ay geçmesi gerekiyor. Dolayısıyla bizdeki süresi daha 2 ayı dolmadığı için kapatılma işlemi yapılamaz burada. O parça ailenin de talebi merkezinde burada da yapabiliriz demesi üzerine kendilerine verildi” açıklamasında bulundu. 

Pelin Üzek Kılıç – Fatih Erdoğan
 

Medicana International İstanbul Hastanesi’nde Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Salih Bilal ve ekibi, yaptıkları ameliyat ile İranlı 2 yaşındaki Diba’nın ters çıkan damarlarının ve aort kökünün yerini değiştirerek darlıkları giderdi, delikleri kapattı, akciğer damarı ile sağ karıncık arasına sığır damarı yerleştirdi ve anormal koroner damarına da göğüs atardamarıyla bypass yaptı. Aile, daha önce dünyanın farklı ülkelerinde pek çok hekime başvurmuş ancak hekimler ameliyatı yapmak istememişlerdi. Hastanede 9 saat süren başarılı operasyon sonrası 2 yaşındaki Diba, sağlığına kavuştu. Prof. Dr. Bilal, müdahalenin nasıl yapılabileceği konusunda tıpta uygulanmış herhangi bir örnek vaka olmadığını ve bu şekli ile tıp literatüründe ilk olduğunu söyledi.

”Hasta için uygulanabilecek standart bir cerrahi tedavi yöntemi söz konusu değildi”

Ameliyat öncesini anlatan Prof. Dr. Mehmet Salih Bilal, ”Diba, kalbinde önemli bozukluklarla bize geldi. Normalde bu rahatsızlık için uygulanan bazı standart hale gelmiş ameliyatlar var. Bu ameliyatların başarıyla uygulanabilmesi için ise bazı koşullar gerekli. Standart ameliyatın yapılabilmesi için kalpteki deliklerin, kalp içinde tünel yapmaya elverişli olması lazım. Diba’da çok sayıda delik olmasına rağmen hiçbiri tünel yapmaya uygun değildi. Bu ameliyat yapılamadığı zaman çözüm olacak bir diğer ameliyat yönteminde ise Diba da bulunan koroner probleminin olmaması şartı var. Bu ameliyat da yapılamadığı zaman yine uygulanabilecek bir başka ameliyatta ise akciğer damarındaki basıncın uygun olması koşulu var. Ameliyat için hastamız bu koşulları yerine getirmiyordu. Yani hasta için uygulanabilecek standart bir cerrahi tedavi yöntemi söz konusu değildi. Bu nedenle daha önce Almanya’da yatmış olduğu bir merkezde 1 ay kadar izlenip sonrada ameliyat edilemeden gönderilmişti” dedi.

”Müdahalenin nasıl yapılabileceği konusunda tıpta uygulanmış herhangi bir örnek vaka yoktu”

Ona kısman yarar sağlayacak yardımcı bir ameliyatın daha önce başka bir ülkede gerçekleştirildiği bilgisini veren Prof. Dr. Bilal, ”Bu sayede önceleri kanındaki oksijen miktarı nispeten yeterli iken, çocuğun büyümesiyle birlikte yetersiz hale geldi. Mutlaka müdahalede bulunmak gerekiyordu. Bu müdahalenin nasıl yapılabileceği konusunda tıpta uygulanmış herhangi bir örnek vaka yoktu. Bu hastada esas problemi oluşturan kalpte çok sayıda deliğin olması dışında kalbi besleyen koroner damarların çıkışında ve seyrinde görülen anomalilerdi. Sağ koroner, sol koronerden çıkıp aort damarın önünden geçerek ilerliyordu.Yani böyle hastalar için en son çare olan ‘Nikadoh’ ameliyatını da bu koroner anormalliği yüzünden gerçekleştirmek mümkün değildi. Biz, sol göğüs atardamarıyla sağ koroner artere bypass yaparak ‘Nikaidoh Ameliyatı’nı gerçekleştirdik. Bu şekli ile tıp literatüründe ilk olduğunu söyleyebilirim” diye konuştu.

”Ameliyat 9 saat süre aldı”

Ameliyatın 9 saat sürdüğünü dile getiren Prof. Dr. Bilal, ”Ameliyatında özel bir güçlükle karşılaşmadık. Planladığımız şekilde ameliyatını gerçekleştirdik. Ameliyat sonrasındaki bulguları gayet iyiydi ve kalbi destekleyecek herhangi bir ilaca dahi ihtiyaç duymuyordu. Ameliyat sonrası dönemde sorunsuz seyretti. Şuanda taburcu olacak hale gelmiş durumda”şeklinde konuştu.

”Bu ameliyatı dünyada kimse yapamaz dediler”

Diba’nın babası Rıza Nesiri yaşadıkları süreci şöyle anlattı: ”Ameliyat başarılı geçtiği için çok mutluyuz. Buraya İran’dan geldik. Diba’nın doğuştan kalp hastalığı vardı ve damarları tersti. Bu nedenden dolayı kalbinde problem vardı. O yüzden yaklaşık 2,5 senedir rahat değildik. 2 defa İran’da ameliyat yapıldı. Bu ameliyatlar yeterli olmadı. Daha sonra Almanya’ya gittik. Bizi, orada 3 ay beklettiler. Bugün-yarın ameliyat yapılacak diye söylediler ama ameliyat yapılmadı. Sonra bize bu ameliyatın çok zor olduğunu söylediler. Yapamayacaklarını söylediler ve dünyada da kimse yapamaz dediler. Tabii bizi çok mutsuz ettiler. İran’a döndük.

Amerika’da bir hastane vardı onlara tahlilleri gönderdim, onlarda ameliyatın zor olduğunu söylediler. Ameliyat şansı yüzde 50 olur ama görmemiz lazım dediler. Nasıl olacak diye kafamız karıştı. İstanbul’da bir arkadaşım vardı, onlarla konuştum. İstanbul’da bir hastanenin olduğunu söylediler. Onlarda tahlillere bakıp yapamayacaklarını söylediler. Ama Türkiye’nin bu konuda önemli bir doktoru var o yapabilir dediler. O yüzden bizde Dr. Mehmet Salih Bilal’ı görmeye geldik. Onlar, bize bu ameliyatın yapılacağını söylediler. Bu ameliyat yapılacak diye çok ümitli olduk. Ameliyat için 15 gün sonraya karar verdiler. Ameliyat yapıldı. Çok şükür herşey iyi. Çocuğumun sağlığı yerinde”.

Avrupa’da 120 milyon insanın kas ve iskelet sistemi hastalıklarına yakalandığını dile getiren Prof. Dr. Ahmet Özgül, giderek artan yaş ve obezitenin bu sayıyı daha da artırdığından da bahsetti. Prof. Dr. Özgül, eklem sorunları ile beraber kas ve iskelet sistemi ile diğer yapılarının tedavi edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açtığını ifade etti.

  Yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor

  Artritin eklemlerin her türlü iltihabını kapsayan bir terim olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Özgül, özellikle iltihaplı veya iltihapsız kronik artritler ile kas ve iskelet hastalıklarının zamanında tedavi edilmedikleri takdirde hastaların günlük yaşam aktivitelerinin kalitesini düşürdüğünü belirtti. Artritin ayni zamanda yürüme, koşma, ev işleri, kişisel bakım ve iş hayatını da önemli derecede bozduğunu söyleyen Prof. Dr. Özgül, hatta özgürlük gelişimine varan olumsuz etkilerinin bulunduğunu ifade etti.

  Başarılı tedavinin en önemli şartı erken tanı

  Tıbbi tedavi ve girişimlerin nispeten yetersiz olduğu dönemlerde artrite bağlı sorunların sıklıkla kaderin bir parçası olarak görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Ahmet Özgül, tedavi olanaklarının arttığı günümüzde romatizmal, kas ve iskelet sistemi hastalıklarının özür geliştirmeden tedavisinin en önemli şartının, tanının erken konulması olduğunu belirtti. Hem iltihaplı, hem de iltihapsız romatizmal, kas ve iskelet sistemi hastalıklarının, hastaların hekime zamanında başvurmaması kaynaklı olarak sıklıkla uzun süre tanısının konulamadığını söyleyen Prof. Dr. Özgül, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Örneğin, fibromiyalji hastalarının 3/4‘ü tanı için ortalama 5 yıl beklemektedir. 5-10 yıl öncesine kadar ankilozan spondilitli bir hastaya uygun tedavi, semptomların başlangıcından ancak 7-8 yıl sonra başlanabiliyordu. Aynı şekilde romatoid artritte eklem hasarı ilk 6 ayda ortaya çıkabilir, oysa çoğu kez uygun tanı ve tedavi başlangıçtan 2-3 yıl sonra olabilmektedir. Romatoid artrit tanısı ilk 3 ay içinde konulan kişilerde hastalık önemli derecede tedavi edilebilmektedir” dedi.

Bu yıl “Geç Kalma” ve “Bugün İletişime Geç” sloganları ile artritle ilgili farkındalık oluşturmak, romatizma, kas ve iskelet sorunlarının erken tanı ve tedavisini teşvik etmek amacıyla kampanyalar yapıldığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Özgül, tedaviye erken veya doğru zamanda başlanamadığı takdirde kişinin yaşam kalitesinin ve fiziksel yeteneklerinin olumsuz etkileneceğini, hatta çalışma hayatı ve tedavi maliyetleri nedeniyle sosyal yaşam ve kişisel/devlet bütçesine önemli yükler bineceğini sözlerine ekledi. 

Dermatolog Dr. Gökhan Gökler, ciltteki hyalüronik asit olarak adlandırılan maddenin azalması ile kırışıklıkların başladığını belirterek, tedavi yöntemlerinden bioexpander tedavisi ile ilgili bilgi verdi.Dermatolog Dr. Gökhan Gökler, ciltteki hyalüronik asit olarak adlandırılan maddenin azalması ile kırışıklıkların başladığını belirterek, tedavi yöntemlerinden bioexpander tedavisi ile ilgili bilgi verdi.

Yirmili yaşların ortalarından itibaren ciltlerde hem ulrataviyole, hava kirliliği, sigara, kötü beslenme gibi dış etkenlerin hem de genetik faktörlerin etkisiyle ilk yaşlanma belirtilerini göstermeye başlar. Dermatolog Dr. Gökhan Gökler, bunun önemli sebeplerinden birisinin ciltte hyalüronik asit olarak adlandırılan maddenin azalması olarak açıkladı.

Hyalüronik asidin şeker yapısında bulunduğunu belirten Dr. Gökler, yüksek su tutma kapasitesinden dolayı cilde nem, parlaklık, esneklik ve gerginlik kazandırdığının altını çizerek, “Bu maddenin azalması ile ilk kırışıklar ortaya çıkmaya başlar ve cildimizde kuruluk, matlık ya da gözenekli görüntü yüzümüzü etkilemeye başlar. Gençlik Aşısı ya da (bioexpander)olarak adlandırdığımız ürün ciltteki bu kaybı yerine koymayı amaçlayarak üretilmiştir. Ürünün içinde serbest hyalüronik asit molekülleriyle birlikte üç farklı moleküler ağırlıkta çapraz bağlı hyalüronik asit molekülleri birlikte bulunur. Serbest hyalüronik asit cildimize nem ve parlaklık katarken çapraz bağlı olanlar hafif bir dolgunluk vererek lifting yapıcı etkinlik gösterirler. Her iki etkinin birlikte alınıyor olması nedeniyle Gençlik Aşısı bazı özellikleriyle mezoterapi ürünlerine bazı özellikleriyle ise ince dolgu maddelerine benzer. Ancak dolgu maddeleri gibi derinin derin katmanlarına değil daha yüzeysel uygulanır bu da ciltte germe efekti sağlar. Bunun yanında önemli bir özellik ise gençlik aşısının rejeneratif (yenileyici) etkileridir, ortama verilen hyalüronik asit molekülleri cildin kendi hyalüronik asit üretimini destekler bunun yanında elastin ve kollajen moleküllerinin üretilmesini uyarır. Yine yağ dokusunda uyuyan hücreler olarak da bilinen kök hücreleri uyararak yeni hücreler ve yapıtaşları sentezlenmesinde rol oynar” dedi.

Gençlik aşısı tek başına kullanıldığında 25-42 yaşlar aralığındaki kişiler için ideal bir ürün olduğunu bildiren Dermatolog Dr. Gökhan Gökler, “Yüz bölgesine genellikle 3 seans halinde bir ya da iki hafta arayla uygulanır. Üründe çapraz bağlı hyalüronik asit moleküllerinin de birlikte bulunması etkisinin 6 aya kadar sürmesini sağlar, yılda iki kez uygulanabilir. Yüz, dışında boyun, dekolte, eller gençlik aşısının uygulanabileceği diğer gölgelerdir. Bu bölgelerdeki etkileri de en az yüz bölgesindeki sonuçlar kadar iyidir. Gençlik aşısı pek çok estetik dermatolojik prosedür ile birlikte kombine edilebilir. İleri yaş grubunda derin dolgu uygulamalarıyla kombine edildiğinde optimum sonucu sağlar. Yine lazer lifting uygulamaları, fokuslu ultrason ya da altın iğne radyofrekans uygulamalarından sonra gençlik aşısı uygulamak etkinliğin artmasını sağlayabilir” şeklinde konuştu. 

Avrupa’da 120 milyon insanın kas ve iskelet sistemi hastalıklarına yakalandığını dile getiren Prof. Dr. Ahmet Özgül, giderek artan yaş ve obezitenin bu sayıyı daha da artırdığından da bahsetti. Prof. Dr. Özgül, eklem sorunları ile beraber kas ve iskelet sistemi ile diğer yapılarının tedavi edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açtığını ifade etti.

  Yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor

  Artritin eklemlerin her türlü iltihabını kapsayan bir terim olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Özgül, özellikle iltihaplı veya iltihapsız kronik artritler ile kas ve iskelet hastalıklarının zamanında tedavi edilmedikleri takdirde hastaların günlük yaşam aktivitelerinin kalitesini düşürdüğünü belirtti. Artritin ayni zamanda yürüme, koşma, ev işleri, kişisel bakım ve iş hayatını da önemli derecede bozduğunu söyleyen Prof. Dr. Özgül, hatta özgürlük gelişimine varan olumsuz etkilerinin bulunduğunu ifade etti.

  Başarılı tedavinin en önemli şartı erken tanı

  Tıbbi tedavi ve girişimlerin nispeten yetersiz olduğu dönemlerde artrite bağlı sorunların sıklıkla kaderin bir parçası olarak görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Ahmet Özgül, tedavi olanaklarının arttığı günümüzde romatizmal, kas ve iskelet sistemi hastalıklarının özür geliştirmeden tedavisinin en önemli şartının, tanının erken konulması olduğunu belirtti. Hem iltihaplı, hem de iltihapsız romatizmal, kas ve iskelet sistemi hastalıklarının, hastaların hekime zamanında başvurmaması kaynaklı olarak sıklıkla uzun süre tanısının konulamadığını söyleyen Prof. Dr. Özgül, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Örneğin, fibromiyalji hastalarının 3/4‘ü tanı için ortalama 5 yıl beklemektedir. 5-10 yıl öncesine kadar ankilozan spondilitli bir hastaya uygun tedavi, semptomların başlangıcından ancak 7-8 yıl sonra başlanabiliyordu. Aynı şekilde romatoid artritte eklem hasarı ilk 6 ayda ortaya çıkabilir, oysa çoğu kez uygun tanı ve tedavi başlangıçtan 2-3 yıl sonra olabilmektedir. Romatoid artrit tanısı ilk 3 ay içinde konulan kişilerde hastalık önemli derecede tedavi edilebilmektedir” dedi.

Bu yıl “Geç Kalma” ve “Bugün İletişime Geç” sloganları ile artritle ilgili farkındalık oluşturmak, romatizma, kas ve iskelet sorunlarının erken tanı ve tedavisini teşvik etmek amacıyla kampanyalar yapıldığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Özgül, tedaviye erken veya doğru zamanda başlanamadığı takdirde kişinin yaşam kalitesinin ve fiziksel yeteneklerinin olumsuz etkileneceğini, hatta çalışma hayatı ve tedavi maliyetleri nedeniyle sosyal yaşam ve kişisel/devlet bütçesine önemli yükler bineceğini sözlerine ekledi. 

Dermatolog Dr. Güneş Ertürk, ‘melazma’ olarak adlandırılan kahverengi yüz lekeleri hakkında bilgi verdi.

Dermatolog Dr. Güneş Ertürk daha çok kadınlarda görülen malezmanın nedenleri ve tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu. Cilt lekelerinin pek çok çeşidi bulunduğunu bunlardan en sık olarak görülenin de melazma olarak adlandırılan kahverengi yüz lekesi olduğunu aktaran Ertürk, “Güneş lekesi olarak da bilinen melazma yüz bölgesinde en çok yanaklar, alın ve dudak bölgesinde görülmekle birlikte yüzün her yerini tutabilir. Açık belli belirsiz bir kahverengi veya çok koyu kahverengiye kadar değişen renkte görülebilir. Melazma cilt lekesinin en önemli nedeni çocukluktan itibaren yoğun güneş ışığına maruz kalma ve leke geni taşımaktır. Ayrıca stres ve gebelik dönemi, doğum kontrol hapları ve hormon tedavileri melazmayı tetikleyebilir. Cildi aşırı incelten, hassaslaştıran soyucu ilaç ve tıbbi tedaviler (peelingler, lazerler) melazmanın ortaya çıkışını kolaylaştırabilmektedir” dedi.

“GÜNEŞTEN KORUN, STRESTEN KAÇIN”

Melazmalı bölgede cildin mikroskobik olarak incelendiğinde o bölgede renk hücrelerinin aşırı çalışmaya eğilimli olduğu, ciltte hasar ve güneş ışınlarına ait yaşlanma belirtilerin gözlemlendiğini belirten Ertürk, “Melazmada güneşten korunma, stresten kaçınma çok önemlidir” diye konuştu. Ertürk melazmanın tedavisinde kullanılan yöntemler hakkında şunları kaydetti:

“İlaç tedavileri:

leke alanında cilt hasarı ve erken yaşlanma olduğu için cildi besleyen, nemlendiren vitaminli ve antioksidanlı kremler düzenli kullanmak çok önemlidir. Leke açıcı kremler cildi tahriş etmediği sürece leke açmak için kış aylarında düzenli kullanılabilir.

Peeling tedavileri:

Kimyasal ve enzim peelingler yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle cildi tahriş etmeden mikro soyulma yapıp yenileyen meyve peelingleri kış aylarında kullanılabilir. Hem lekeyi açar hem cildi canlandırır. Cildi çok derin soyan peelingler ilk ay dramatik bir şekilde lekede açılma yapmakla birlikte pek çok hastada ters tepki yapıp lekeyi alevlendirerek, birkaç ay içinde şiddetle geri dönmesine sebep olabilir. Bu nedenle çok dikkatli olunmalı, özellikle hassas, kılcal damarlı, kızarık ve koyu tenli kişilerde yapılmaması uygundur.

Lazerler:

Fraksiyonel lazerler ve IPL cildi yenilediği için melazmada denenmiştir. Bazı hastalarda etkili olmaktadır. Ancak özellikle soyma ve tahriş etkisi olan lazerler ters etki yaparak lekeyi arttırabilir. Bu nedenle deneyimli kişilerce kullanılmalıdır. Leke hücreleri ve renk maddesine etkili olan Q-switched Nd:YAG ve picosaniyeli lazerler kullanılmaktadır. Yan etki oranı düşük olan bu lazerler ise hastalarda değişken sonuçlara sahiptir. Bazı hastalarda leke çok iyi açılırken bazı hastalarda leke iyi açılmamaktadır. Ayrıca lekeler açılsa bile yaz dönemi lekeler tekrar geri gelebilmektedir.

Cilt yenileme tedavileri:

cildi tazeleyip yenileyen PRP, mezoterapi ve mikro iğneleme gibi yöntemler aslında tek başına leke tedavisi yapmaz. Ama uzun vadede cildi onararak leke açan yöntemlerin etkinliğini arttırırlar. Bu bilgiler ışığında leke tedavisinde çok dikkatli ve sabırlı olunması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Cildi tahriş etmeyen, inceltip hassaslaştırmayan tedaviler planlanmalıdır. Cilt onarılırken bir yandan renk açmaya dayalı bir tedavi programı yapılırsa 1-4 sene içinde lekelerden büyük oranda kurtulmak mümkün olmaktadır.”

Edinilen bilgiye göre, Bolu’nun Karacasu beldesinde bulunan İzzet Baysal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bulunan 26 hasta ve 14 refakatçi, öğle yemeğinin ardından rahatsızlandı. Bulantı ve kusma şikayetleri görülen 40 kişi için hastaneye çok sayıda ambulans sevk edildi.

Öğle yemeğinden zehirlendikleri düşünülen hastaların bir kısmı ambulansla kentteki çeşitli hastanelere kaldırılırken, bir kısmı da özel araçlarla götürüldü. Eşi hastanede tedavi gören Perihan İlbey, öğle yemeğinde tavuk, tatlı ve çorba verildiğini fakat yemeklerden daha önce de şikayetçi olduklarını ifade ederek, “Yemekten yiyenlerin hepsi çok kötü oldular ve kusmaya başladılar. Sağlık durumu çok kötü olanlar da var” dedi.
Tedavi görmek için Ankara’dan geldiklerini ve 6 aydır Fizik Tedavi Hastanesi’nde olduklarını söyleyen İlbey, “Bu hastanenin her şeyi çok iyi ama yemekleri çok kötü. Bir keresinde yemeği alarak müdüre gittim, ‘eğer bu yemeği siz yerseniz biz de yiyelim’ dedim. Pişmemiş çiğ yemeği getirmişler. Benim eşim şeker hastası. Ona bu yemeği nasıl yedireyim. Tansiyonu çıkar diye dışarıdan da yemek aldırmıyorlar. Eşim bir deri bir kemik kaldı” şeklinde konuştu.

Konuyla ilgili il Sağlık Müdürlüğünden yapılan açıklamada, “İl Sağlık Müdürlüğü ve Gıda Tarım Hayvancılık İl Müdürlüğü uzman ekipleri tarafından gerekli incelemeler gecikmeksizin başlatılmıştır. Yemek ve içme kullanma suyu ile kaplıca havuzu sularından tetkik yapılmak üzere numuneler alınmıştır. Şuan itibariyle durumu ağır olan vaka olmayıp, etkilenen kişilerde ishal bulunmamaktadır. Bulantı ve kusma şikayetleri dışında bir bulgu yoktur. Vakalardan 10 kişi Köroğlu Devlet Hastanesine sevk edilmiş olup, diğer vakalar yerinde tedavi altına alınmıştır” denildi.

Faruk Çidem 

 

IDB (İslam Kalkınma Bankası) tarafından desteklenen ve İslam ülkelerinde yapılan konferansların organizasyonunda rol alan NASIC (İslam Ülkeleri Akademik Bilimsel Konferans Ağı) iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlik, Avrupa’dan ve pek çok İslam ülkelerinden manyetik rezonans (MR) konusunda çalışan NMR ya da MR’yi teşhiste kullanılan 200’ü aşkın uzman ve bilim adamını bir araya getirdi.

Etkinlik, MR konusu ile ilgili bilim adamlarının Bezmialem Vakıf Üniversitesi’nde bir araya getirerek DNA yapısının tayininde ve kanserli dokuların görüntülenmesinde kullanılan ileri NMR / MR teknikleri üzerinde bilgi alışverişinde bulunarak ortak çalışma ve projelerin oluşmasına imkan sağladı.

Çalıştayın Onursal Başkanı BVU Rektörü Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu olurken BVU Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gülaçtı Topçu, Pakistan Eski Bilim ve Teknoloji Bakanı ve NASIC Dönem Başkanı Prof. Dr. Atta-ur Rahman, birçok akademisyen ve öğrenci da katılım gösterdi.

“Kanserli hücrelerin tespitinde ve beyin MR’ı için birçok bilgi vermekte”

MR’ın kullanılmasının tıpta birçok bilgiye ışık tuttuğuna değinen Prof. Dr. Gülaçtı Topçu, “Konferansımız NMR konusunda, NMR Manyetik Nükleer Rezonans ya da halkımızın bildiği şekliyle MR spekroskopisi tekniğidir. NMR’ın kullanışı aslında günlük hayatımızda bile çok fazladır, tabi ki bilimsel seviyede, teşhiste, tıpta ve hatta ilerleyen çağımızda profesyonel vakalarda bile yani bir doktor hem teşhisini hem de bu teşhise dayalı olarak ameliyatta bir kanser vakasını nereye ne kadar alacağını gözlemleyebilecek. O bakımdan çağımızda çok yaygın kullanılan bir tekniktir. Dolayısıyla çok önemli bir teknik fakat bunun farkında değiliz ve Türkiye’de NMR’ın kullanılışı ve kullanışıyla ilgili böyle bir kongre ilk kez Bezmialem Vakıf Üniversitesi’nde gerçekleşiyor. Kanserli hücrelerin belirlenmesinde çok ileri bir teknik, özellikle de beyin MR açık bilgiler vermektedir. Türkiye aslında bu tekniği çok yaygın kullanıyor. Radyologlarımız ve hekimlerimiz oldukça bilgili ve NMR’ı kullanmaktadırlar. Bu yüzden böyle bir etkinliği yaptığımız için çok gururluyuz ve herkese teşekkür ediyoruz” dedi. 

Gülbey Türkücü’nün, balona röveşata atmaya çalıştığı an bir kuyumcu dükkanının güvenlik kamerasına yansımıştı. Görüntülerin sosyal medya da paylaşmasının ardından yeni gelişmeler yaşandı. 3 aydır ailesi tarafından aranan Gülbey Türkücü ailesine kavuştu. Türkücü, ailesine kavuştuktan sonra psikolojik sıkıntılarından dolayı Ankara Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği’nde tedavi altına alındı.

“Gülbey’in kardeşi Kürşat, telefonlarıma ve mesajlarıma cevap vermedi”

Türkücü’nün ailesine kavuşmasında büyük payı olan kuyumcuda çalışan Ahmet Öner, hastaneye gitti. Hastaneye giden Öner, tüm çabalarına rağmen Türkücü ailesine ulaşamadığını belirterek, “Bize herhangi bir geri dönüş veya teşekkür etmediler. Böyle bir beklentimizde yoktu zaten. Aile zaten kendi derdiyle uğraşıyordu. Ben hastaneye geldim aileyi ziyaret etmek için ama güvenlik içeri almadı. Buraya doğru geldiğimde aileyi aradım. Kürşat telefonuna bakmadı. Mesaj attım görmek istiyorum dedim. Mesaja da cevap vermedi. Güvenlikçiler bana ‘annesinin ve kardeşinin burada olmadığını ve doktorların 1. dereceden akrabalar dışında kimseyi almayın’ dediğini söylediler. Açıkçası üzüldüm, görmek istemiştim onları” dedi.

Aile ilk olarak kendisiyle irtibat kurduğunu belirten Öner, “Bana attıkları mesajlar ve arama kayıtları da duruyor. Telefonla konuştuğumuz da bana ‘ağabey o kişi benim ağabeyim. Psikolojik sıkıntıları var. Bir daha görürsen bana haber verebilir misin?’ dedi. Başta inanamadım sonuçta çocuk popüler oldu. Daha sonra ‘görürsem haber veririm’ dedim” şeklinde konuştu.

Seyid Fatih Poyraz – Burak Altun
 

Yaşlanan nüfus ile beraber Artroz (Kireçlenme), en sık karşılaşılan hastalıklardan birisi olmuştur. Kireçlenme vücutta hemen hemen tüm eklemleri etkileyebilirse de en yıkıcı etkileri dizde ortaya çıkar. Fizik Tedavivi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof Dr. Cengiz Bahadır, dizlerde yaşanan kireçlenme ve tedavi yöntemiyle ilgili açıklama yaptı.

Fizik tedavi, dizden enjeksiyon tedavileri, besin takviyeleri, antiromatizmal ağrı kesici ilaçlar ve cerrahi müdahalenin sıkça başvurulan tedavi yöntemleri olduğunu bildiren Prof Dr. Cengiz Bahadır, “Diz kireçlenmesinin tedavisinde üç adet olmazsa olmazımız; hastanın dizlerine iyi bakması, kilo kontrolü ve egzersizdir. Maalesef diz kireçlenmesi tedavisinde en çok ihmal edilenler de bunlardır. Son yıllarda diz kireçlenmesinde enjeksiyonlar sıkça kullanılmaya başlanmıştır. Bunlar arasında kortizon uzun yıllardır kullanılmaktadır. Halk arasında horoz ibiği de denilen kıkırdak iğneleri tek doz ya da aralıklı olarak 3 doz şeklinde uygulanmaktadır. Son yıllarda PRP (platelete rich plasma) enjeksiyonları da sıkça kullanılmaya başlanmıştır. Hepsinin etki mekanizması farklıdır ve doğru hastada doğru zamanda kullanılmalıdırlar. Kortizon çok güçlü bir antiromatizmal ilaçtır. Diz kireçlenmesinin erken dönemlerinde yapılmaz, orta ya da ileri vakalarda tercih edilmelidir. Özellikle dizde sıvı varsa, hasta çok ağrılı ise kortizon tercih edilmelidir. Ultrason yardımı ile dizdeki sıvı boşaltılıp yapılırsa sonuç çok daha başarılı olur. Dört ay ile bir yıl arasında bir iyilik hali sağlayabilir. Kıkırdak iğneleri 3 doz ya da tek doz olarak yapılabilir. Daha çok erken vakalarda dizde sıvı fazlalığı yoksa tercih edilir. Diz kıkırdaklarını üzerini kaplayarak sürtünmeyi dolayısıyla yıpranmayı azaltır. İleri kireçlenme vakalarında etkinliği olmadığından kullanılmamalıdır. PRP tedavisi ise direk diz kıkırdaklarını iyileştirmeyi hedefleyen bir tedavi olduğundan özellikle hafif ve orta düzeydeki kireçlenmelerde ağrı şiddetli değilse tercih edilmelidir. İleri vakalarda da kısmen işe yarayabilir” dedi.

Kortizon enjeksiyonları kan şekerini ve tansiyonu yükseltebileceğinden dikkatli kullanılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Bahadır, “Sık yapılırlarsa kilo aldırabilir. Na hyalurinat (Kıkırdak iğnesi, Horoz İbiği iğnesi) enjeksiyonlarına karşı ise alerjik yanıt olabileceği akılda tutulmalıdır. Bu enjeksiyon tedavileri arasında PRP yan etkisinin olmayışı, kireçlenmenin her döneminde etkin olabilmesi nedeni ile ilk tercih edilmelidir. Ağrısı çok şiddetli olan vakarda ise önce kortizon yapılıp en az bir ay sonra PRP enjeksiyonları başlanabilir. Enjeksiyonlar mutlaka ultrason rehberliğinde yapılmalıdır. Aksi takdirde vakaların yüzde 50’sinde iğne doğru yere yapılamayabilir” şeklinde konuştu.

Bu üç enjeksiyon tedavisi de kireçlenme tedavisinin üç olmazsa olmazı ile kombine edilmesinin unutulmaması gerekiğini vurgulayan Prof. Dr. Bahadır, “Yani hasta bu enjeksiyon tedavilerinden sonra mutlaka kendisine verilen egzersizleri yapmalı, kilolu ise zayıflamalı yada en azından kilo almamalı ve dizi zorlayacak aktivitelerden kaçınmalıdır” ifadelerini kullandı.