15 Temmuz Derneği tarafından Üsküdar’da bulunan 15 Temmuz Dernek Binasında iftar programı düzenlendi. Ramazan ayının 2’nci günü düzenlenen iftara İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ile birlikte çok sayıda şehit ailesi ve gazi katıldı. İBB Başkanı Mevlüt Uysal masaları tek tek gezerek şehit aileleriyle sohbet edip sorunlarını dinledi. Kuran-ı Kerim tilavetiyle başlayan program sonunda vatandaşlar ezanın okunmasıyla birlikte dualar ederek oruçlarını açtı. İftar sonrasında izletilen 15 Temmuz belgeseli ise, duygusal anların yaşanmasına neden oldu.

“15 Temmuz’da bizim ülkemizi Suriye, Mısır, Irak olmaktan kurtarmışız”

İftar programında konuşma yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, “Gün geçtikçe 15 Temmuz’un ne manaya geldiğini daha iyi anlıyoruz. Gerçekten gün geçtikçe, hele şu son günlerde Kudüs’te yaşananları gördüğümüz zaman 15 Temmuz’da ülkemizin başına ne tür felaket planladıklarını daha iyi anlıyoruz. Gün geçtikçe 15 Temmuz’da planların ne kadar kötü olduğunu anlıyoruz ama bir şeyi daha anlıyoruz, 15 Temmuz’da millet olarak ne kadar büyük bir kahramanlık yaptığımızı da anlıyoruz. Dünyaya yeniden bir düzen sınır çizmek isteyenler aslında daha öncesinden başlamışlar gezi olayları belki daha öncesi, devamında diğer ülkelerde yapılan, diğer ülkelerde başardıklarını Türkiye’de başaramayınca ve bölgemizde coğrafyamızda ne planladıkları özetlersek, aslında 15 Temmuz’da biz ülkemizi Suriye olmaktan, Irak olmaktan, Mısır olmaktan kurtarmışız” dedi.

“O gece binler felaketi önledi”

Şehitlerimize minnet borçlu olduğumuzu söyleyerek konuşmasına devam eden Başkan Uysal, “Bu manada gerçekten şehitlerimize minnet borçluyuz. Tabi o gün sokağa binler çıktı, o binler bu felaketi önledi, Allah bazılarına şehitlik, bazılarına gazilik, bazılarına da bunları nasip etmek için o gün başarıyla ulaştırdı. Gerçekten baktığımız zaman 15 Temmuz bu kadar ülkemiz adına felaketse 15 Temmuz’u unutturmamakta unutmamakta hepimizin görevi, sorumluluğudur” diye konuştu.  

Metin Başar
 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ’nün TSK’daki haberleşme yöntemi olan ankesör soruşturması kapsamında Jandarma Genel Komutanlığında görevli Astsubay Hakan A., hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan iddianame hazırladı. Cumhuriyet Savcısı Ali Alper Saylan tarafından hazırlanan iddianamede, FETÖ’nün mahrem imamının kendine bağlı örgüt üyesi askerleri kesinlikle kendi kullandığı cep telefonundan aramadığı belirtilerek, irtibatın ankesörlü veya kontörlü telefonlar suretiyle sağlandığı kaydedildi. Bu kapsamda yapılan araştırmalarda şüpheli Astsubay Hakan A.’nın 0850’li ankesörlü hatlardan arandığı, aramaların çaldır/kapat şeklinde 44-73 saniye arasında değiştiği tespit edildi. Bu bilgiler ışığında gözaltına alınan Hakan A.’nın 3 kez ifadesi alındı. Kolluk kuvvetlerinde alınan ifadesinde suçlamaları reddeden Hakan A., daha sonra savcılığa verdiği ifadede örgüte üye olduğunu kabul ederek, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini söyledi. 

Örgütle ilk tanışmasının 2001-2003 yılları arasında Sivas-Gürün Meslek Yüksekokulunda okuduğu dönemlerde olduğunu kaydeden Hakan A., Sivas’ta örgütün yurdunda kaldığını anlattı. Örgüt mensubu Remzi Ş. isimli şahsın yurt müdürlüğünü yaptığını aktaran Hakan A., yaklaşık 6 ay sonra yurttan ayrılıp örgüte ait olan evlerde kalmaya başladığını söyledi. Hakan A. Kurban Bayramında kendilerine izin verilmediğini, bayramda kurban derisi toplamak üzere çalışmalarının istenildiğini kaydederek, “Evde kaldığımız süreler boyunca sohbetlere bölgeden sorumlu yeşil gözlü, sarışın ‘Yunus abi’ denilen kişi gelirdi. Sürekli Fettullah Gülen videoları izletilir, kitapları okutulurdu” dedi. 

Hakan A., 2006 yılında Malatya’nın Arapgir ilçesinde bulunan örgüte ait bir yurtta çalışmaya başladığını, burada kaloriferden ve öğrencilerden sorumlu olduğunu anlatarak, “Arapgir ilçe abisi ‘Adnan hoca’ isimli kişiydi. İsim kendi ismiydi ancak soyadını hatırlamıyorum. Bana, 8-9 ay süreyle herhangi bir ücret vermediler. Daha sonra bana bir çek verdiler, çekin karşılığı çıkmadı. Bu nedenle bozuştuk ve Arapgir’den ayrıldım. İş buldukça inşaat işlerinde çalışmaya başladım ve 2008 yılına kadar bu şekilde yaşamımı sürdürdüm. 2008 yılında astsubaylık sınavını kazandım” diye konuştu.

“Dinini kurtarmak için bizimle devam et” 

2008 yılının sonunda örgütün kendisiyle tekrar iletişime geçtiğini kaydeden Hakan A., şunları anlattı:
“Benimle Ankara’da irtibat kuran kişi öğretmendi. Kızılay’da bir kafede buluştuk. Bana ‘dinini kurtarmak için bizimle beraber devam et’ dedi. 3-4 kere bu kişiyle görüştüm. 2009-2013 yılları arasında Çorum, 2013-2015 yılları arasında da Ağrı-Patnos’ta görev yaptım. Buralarda da örgütle irtibatım devam etti.”

“İletişimi Kakao Talk üzerinden yapmamız istendi” 

Kendisinden sorumlu mahrem imamlarla ankesörlü telefondan irtibat kurduğunu kabul eden Hakan A., “Bir dönem Ağrı’da görev yaptığım sırada Eşref isimli şahısla 1 ay boyunca iletişimimizi ankesörlü telefondan değil, kendisinin yüklediği Kakao Talk programı üzerinden yapmamızı istedi. ‘Neden?’ diye sorduğumda ‘cemaatle bağlantılı olduğun çıkarsa, meslekten ihraç ederler’ dedi” ifadelerini kullandı.

“Davadan ayrılırsan iki büklüm olursun” 

Ankara’da aynı hücrede bulunduğu kişilerin isimlerini sayan şüpheli Hakan A., “Ö.Y., 17/25 Aralık sürecinden dolayı görüşmek istemiyordu. Görüşmeye gelmesi için çok baskı yapıyorlardı. ‘Davadan ayrılırsan çocuklarından çekersin, iki büklüm olursun’ gibi şeyler söylüyorlardı” şeklinde konuştu.

“TSK yönetime el koymuştur, birliklerinize gidin” 

FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden 3 gün önce kendisinden sorumlu “Ömer” isimli örgüt üyesinin evine geldiğine dikkat çeken Hakan A., şunları kaydetti:
“Telefonumu alarak aşağıya inmemi istedi. Evimin önünde arabada buluştuk, arabada telefonuma Line programını kurdu ve ‘bir ablamız rüya görmüş büyük deprem olacakmış’ dedi. Bana bu program üzerinden dua göndereceğini bunları okumamı istedi. 15 Temmuz 2016 tarihinde Line programı üzerinden telefonuma ‘TSK yönetime el koymuştur, birliklerinize gidin’ şeklinde mesaj geldi. Beynimden vurulmuşa döndüm ve programı telefonumdan sildim. Bunalıma girdim ve 3 gün boyunca evden hiç çıkmadım. Pazartesi günü de işe gittim örgütle irtibatım bu tarihten sonra koptu.” 

Başbakan Binali Yıldırım, ’15 Temmuz darbe davaları müşteki taraf avukatları’ ile Çankaya Köşkünde bir araya geldi. FETÖ terör örgütüne karşı verilen mücadelenin 15-16 Temmuz tarihleri ile sınırla kalmadığını belirten Yıldırım, “Ülke olarak verdiğimiz topyekün mücadele devam etmektedir. Bu mücadelede her birimize şüphesiz büyük görevler ve sorumluluklar düşüyor. 15 Temmuz hain darbe girişimi sebebiyle ülke genelinde devam eden ceza davaları var. Hükümetimizin ve şehit yakınları ile gazilerimizin temsilini en iyi ve en etkili şekilde sağlamak üzere sizler çok önemli bir görev üstlenmiş bulunuyorsunuz. Bu sadece bir davada avukatlık görevi olarak düşünülmemelidir. Bu, Türkiye Cumhuriyetinin bekasını sağlayan bu uğurda canlarını kanlarını feda eden aziz vatandaşlarımızın gelecek nesillere bıraktığı bu ülkenin tekrar böyle bir darbe girişimine maruz kalmaması için bu davalarda sizin ortaya koyacağınız çalışma çok ama çok önemli. Bugün itibarıyla 55 ilde Başbakanlığımızın da müdahil olduğu 298 dava sizler tarafından takip ediliyor. Bu davalardan anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna ilişkin olarak ilk derece mahkemelerince 2017’de 41, 2018’de 7, toplamda 48 dava karara bağlanmıştır” ifadelerini kullandı.

“TARİHİ GÜNLERDEN GEÇİYORUZ”

“Silahlı örgüte üye olmak suçlarına ilişkin olarak ise ilk derece mahkemelerince 2017 yılında 42, 2018’de ise 5 karar verilmiştir” diyen Yıldırım, “Tarihi günlerden geçiyoruz, gerek yurt içinde gerek yurt dışında terör örgütlerine karşı amansız bir mücadele veriyoruz. Ülkemizin bu haklı mücadelesine gölge düşürmeye çalışan içeride ve dışarıda da mihrakların olduğunu görüyoruz. Özellikle kılı kırk yararak kahraman Mehmetçiğimizin, güvenlik güçlerimizin yaptığı operasyonları ’sivillere zarar veriliyor, siviller öldürülüyor’ gibi kara propagandaya dönüştürme konusunda terör örgütleri hiçbir sınır tanımıyor. Geçmiş dönem fotoğrafları, geçmiş dönem olaylarını ile sosyal medyada bugün olmuş gibi çok mahirler. Bunların sponsorları da var. Yurt dışındaki bazı ülkeler bunlara alan açıyor” dedi.

Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Siviller nerede zarar görüyor? Bunun cevabını bunu söyleyenler versin. Asıl sivil zararları, Türkiye’de bizim ülkemizde. Onun için biz bu harekatı o bölgede tek bir PKK’lı, DEAŞ’lı, PYD’li, YPG’li terör unsuru kalmayıncaya kadar devam edeceğiz. Kim ne derse desin. Bu, Türkiye’nin milli güvenlik meselesidir. Vatandaşın can ve mal emniyeti meselesidir. Bununla da sınırlı değil, aynı zamanda o bölgede yaşayan yarım milyon insanın terör örgütünün zulmünden kurtarma operasyonudur. Oradaki Kürtleri, Arapları, Türkmenleri de terör örgütünün her türlü baskısından, tacizinden, zulmünden kurtarmak için de bu operasyonu sürdürüyoruz. Ülkemizin ve milletimizin birliği ve geleceğimizin inşası için bütün kurumlarımız büyük bir özveri ile çok şükür çalışıyor. Ülkemizi bölüp parçalamaya çalışan terör unsurları son iki yıldır büyük bir bozgun içerisindeler.”

Şehit yakınları ve gazilerin başlarına gelen felaketin karşılığını hukuk içerisinde bir an önce görmek istediğini anlatan Yıldırım, “Bu davaların bizi ve milletimiz için en iyi siz biliyorsunuz. Neden? Siz, bunların bütün detaylarına vakıf oluyorsunuz. Kanaat en iyi şekilde sizde oluşuyor. Onun için bugün bir araya gelmemize vesile olan bu çalıştayda bu davaların etkinliğini artırmak için neler yapılabileceğini bir kez daha gözden geçireceğiz. Dosyalara sunulacak olan beyanlarda kurumlarımızın, şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin güçlü şekilde temsili ortaya konacak. Bu şekilde onların mutlu olduğu sonucun elde edilmesi hepimizin ortak amacıdır” açıklamasında bulundu.

Olay, saat 09.30 sıralarında 15 Temmuz Şehitler Köprüsü Ankara istikametinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, orta yaşlarda erkek bir şahıs, sabah saatlerinde cipiyle köprünün ortasına geldi. Aracından inen şahıs balkona inerek korkuluklara geçtikten sonra intihar girişiminde bulundu. Çevredeki sürücülerin ihbarı üzerine olay yerine polis ekibi sevk edildi. İhbar üzerine kısa sürede olay yerine gelen Köprü Koruma Şube Müdürlüğüne bağlı ekip, şahsı ikna etmek için çalışmalara başladı. Trafik Denetleme Şube Müdürlüğüne bağlı ekiplerinde ikna çalışmalarına destek verdiği olayda, şahıs uzun süre ikna olmadı. Bunun üzerine olay yerine Gasp Büro Amirliği Rehine Kurtarma ve Müzakere timi sevk edildi. Kısa sürede olay yerine gelen tim, şahsı ikna etmek için çalışmalara başladı. İkna çalışmaları yaklaşık 2 saat sürdü. Deniz Limanı Şube Müdürlüğü, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Deniz Arama ve Kurtarma Birliğine bağlı ekipler ise köprünün altında konuşlandı.

Minibüsle gelen yakınları tarafından kurtarıldı

Çalışmalar devam ettiği esnada intihar eden şahsın yakınları, minibüsle olay yerine geldi. Yakınları da şahsı ikna etmek için uzun süre çaba sarf etti. O esnada şahıs kendini korkuluklardan aşağıya sarkıttı. Bunun üzerine şahsı yakalayan yakınları onu kurtararak balkona çıkarttı. Kurtarılmasının ardından şahıs polis ekipleri tarafından ifadesi alınmak üzere şubeye götürüldü. Şahsın yakınları ise geldiği minibüse binerek köprüden ayrıldı. Şahsın cipi de şubeye götürüldü.
Öte yandan köprüdeki intihar esnasında bazı vatandaşların olayı izlediği bazılarının da balık tuttuğu görüldü. 

Doğan Can Cesur

Amerika’dan getirilen giyilebilen robot ile yeniden yürümeye başlayan gazi Ahmet Kahraman, eski günlerine dönmenin hayalini kuruyor.

15 Temmuz gecesi, hain FETÖ’cülere karşı direnmek için 15 Temmuz Şehitler köprüsüne çıkan Ahmet Kahraman, omuriliğine isabet eden kurşun sonrası yürüme yetisini kaybetmişti. Aylarca fizik tedavi gören Kahraman, Amerika’dan gelen robot ile tekrar yürümeye başladı.

Omuriliğine aldığı kurşun darbesiyle günlerce yoğun bakımda kalan 31 yaşındaki Ahmet Kahraman hastaneden taburcu olduktan sonra fizik tedaviye başladı. Fizik tedavi merkezinde gördüğü bir cihaz ile hayatı değişen Kahraman, 95 bin dolara satın alınan robot sayesinde 2 ayda yürümeye başladı. Türkiye’de sadece 3 kişide bulana robot ile her gün yürüyüş yapan 15 Temmuz Gazisi Kahraman, eski günlerine döneceği günün hayaliyle yaşıyor.

520 gün sonra ilk kez adım attı

Giyilebilen robot 520 gün sonra ilk kez adım atan Ahmet Kahraman; “15 Temmuz gecesi köprüye ilk çıkanlardanız. Saat 01. 30 gibi hain FETÖ’cülerin ateş açması sonucu yaralandım. Kurşun sol göğüs altından girip omuriliğime saplandı. Kurşunun saplanmasından sonra ayaklarımdaki his kayboldu. Yaklaşık 4 buçuk ay kadar Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde yattım. Sol böbreğim, dalağım ve pankreasımın bir kısmı alındı. Hastanede normal tedavim bittikten sonra fizik tedavi merkezine gittim. Yaklaşık bir buçuk iki ay da orada tedavi gördüm” dedi.

Daha sonra fizik tedaviye bir süre evinde devam ettiğini aktaran Kahraman, “Devletimizin desteğiyle yurt dışından gelen cihaz sayesinde yürümeye başladım. Tek başıma bağımsız bir şekilde yürüyorum. Bu cihaz sayesinde sinirlerimin yeniden düzelmesini, hareketliliğimin artmasını ve her gün yarım saat ayakta durmayı sağlıyorum. Tek başına adım atma kabiliyetimi en azından zihinsel olarak da geliştirmeye çalışıyorum. Cihaz biraz maliyetli olduğu için hem Sosyal Güvenlik Kurumu hem de Ümraniye Kaymakamlığımız destek oldu. Onlara da buradan teşekkür ediyorum. Fizyoterapistimiz Özgür Aydoğan ile beraber o cihazla yürüyoruz çok sağ olsun” şeklinde duygularını anlattı.

Mustafa Biçer

Resmi Gazete’de yayımlanan kararnamelerde 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 121’inci maddesi dikkat çekiciydi.

Madde’de 15 Temmuz 2016’da ki darbe girişimi ve sonrasındaki darbeci askerlere müdahale eden sivillerin cezai sorumluluğunu kaldıran bu madde tartışma oluşturdu.

15 Temmuz darbe teşebbüsü gece bizzat darbeci askerlere karşı durarak, askerlerin sıktığı kurşun ile bacağından yaralanan Sakarya Büyükşehir Belediyesi Avukatı ve 15 Temmuz gazisi olan Mehmet Akyazıcı alınan kararın yerinde olduğunu söyleyerek, siyasi tartışmaları yersiz ve anlamsız bulduğunu belirtti.

“İçinizde zerre kadar korku yok”

15 Temmuz gecesi abdestini aldıktan sonra 4 çocuğunu bırakıp, ailesinden helallik alarak meydanlara indiğini belirten Sakarya Büyükşehir Belediyesi Avukatı Mehmet Akyazıcı, “15 Temmuz’da ben geç haber almama rağmen, evden abdestimi alarak gece saat 11.20 gibi çocuklarımla vedalaştım. 4 çocuğumu, en küçüğü 2 yaşındaki çocuğumu da bırakarak ülkemin, insanların seçtiği siyasi iradeyi yerinde tutmak, anayasal düzeni bozmaya çalışanlara karşı çıkmak için hemen meydana koştum. Meydana geldiğimizde vali yardımcısı arkadaşlarımızla irtibata geçtik.

Sakarya Valiliği’nin darbeciler tarafından sarıldığını ve bu darbecileri de polislerin sardığını ancak halkın oraya yönlendirilmesi gerektiği noktasında vali yardımcısı arkadaşımızla irtibata geçtim. Akabinde biz insanları nasıl valiliğe yönlendireceğiz diye düşünürken, Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanım Zeki Toçoğlu meydanda valilikte olan sıkıntıyı dile getirerek insanları oraya yönlendirdi. Sonrasında ben meydandan kaldırılan ilk otobüs ile valiliğe gittim. Darbeciler valiliğin önünde yürümeye başladı.

Bizde vatandaşlar olarak onlara karşı tekbir getirerek yürümeye başladık. O sırada valilik kapısından askerler ateş etmeye başladı. Siz orada savaşı yaşıyorsunuz, sizde silah yok sadece tekbir getiriyorsunuz ve o darbeciler havaya ateş ediyor. Namlunun ucu hafif aşağıya inse alnınızdan vurulmanız an meselesi. Ama içinizde zerre kadar korku yok. Darbeciler ateş ederken etkisiz hale getiririz diye beklerken bir anda namlular ters döndü ve taramaya başladı.

Taramayla birlikte, benim olduğum yerde yaklaşık 13-14 kişi vuruldu ve yere düştü. Ben ilk anda vurulduğumu anladım ve ayağıma baktım pantolonum delinmişti. İlk anda size şaka gibi geliyor, sivilsiniz. Gerçekten vurulmuştum ve ayağımdan akıyordu, kendimi hemen bir köşeye attım yere” dedi.

“Siyasi tartışmaları anlamsız buluyorum”

Alınan kararının yerinde olduğunu söyleyen Mehmet Akyazıcı, “Kararname ile ilgili bana göre geç kalınmış bir kararname. Siyasi tartışmaları yersiz ve anlamsız buluyorum. Burada darbeye karşı çıkmış halkı korumaya yönelik basit bir kararnamenin siyasi malzeme yapılmasını siyasete yakıştıramıyorum.

Doğru bir hamle değil, lütfen bu tür şeyleri malzeme konusu yapmasınlar. Rencide ediyorlar, kendi değerlerini de düşürüyorlar. Biraz daha saygı istiyoruz. Son 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de 15 Temmuz gecesi darbecilere müdahale eden sivil halka yönelik korumayı da içeren bir madde hükmü var.

Doğrusu bu madde hükmünü ben doğru buluyor ve hatta geç kalınmış bir düzenleme olarak buluyorum. Zira bir hukukçu olarak daha önceki düzenlemelerde, Kanun Hükmündeki Kararnamelerde 15 Temmuz darbesi ile ilgili idari görevlilere ilişkin koruma maddeleri alınmıştı. Ancak sivil ayağına ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştı, bu noktada boşluk vardı.

Biz bunun sıkıntısını zaman zaman yaşıyorduk. FETÖ davalarında bilhassa darbecilerin rahat tavırlarında, müşteki ve müdahil olarak bizleri, diğer arkadaşları tehditlerine şahit olduk. Özellikle gün gelecek burada bizim yerimize siz yargılanacaksınız şeklinde beyanları çok oluyordu. Doğrusu bu diğer müdahil olan, darbeye karşı çıkan gazileri rencide eden bir davranıştı. Bu noktada ki bir düzenleme şuanda 696 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’de ki düzenleme. Burada ki korumayı kapsayan bir düzenleme. Ve doğru bir düzenlemedir” diye konuştu.

“Bu kararname ile ilgili tartışmalar gazileri rencide ediyor”

Alınan kararla ilgili tartışmaların gazileri rencide ettiğini de sözlerine ekleyen Akyazıcı, “Darbeciler, FETÖ’cüler, darbeden medet umanların en önemli yolu halkın direnişini kırmaktır. Halkın direnişinin tutunması için, halkın bu tür eylemlere karşı dik durabilmesi için koruma altına alınması gerekir.

Aksi takdirde yarın bir gün başka bir darbe de veya geçmiş bu darbenin ters dönmesi halinde biz halk olarak bizleri mevcut anayasal düzen tesisi bozmaya yönelik bizim yargılanma durumu söz konusu olacaktı. Bu anlamda aslında anayasal düzeni koruyan halk bir anda anayasal düzeni bozmaktan yargılanır duruma düşebilme riski vardı. Bu noktada halk koruma altına alınmıştır.

Bu madde ile ilgili gündemde yaşanan tartışmaları yanlış buluyorum, yersiz buluyorum. Ve gaziler olarak beni ve diğer gazi arkadaşlarımı ziyadesi ile rencide ediyor. Çünkü halk olarak bizim birinci savunduğumuz siyasi iradenin, insanların tercihinin ön planda tutulması ve ona saygı gösterilmesiydi. Maalesef siyasilerin böyle bir madde üzerinden siyasi malzeme yapmaları çok yanlış. Çünkü kendilerine destek olan halkı rencide etmeye yönelik bir hareket. Çok yanlış buldum ve onurum kırıldı açıkçası” şeklinde konuştu. 

Burak Can Tokyürek – Remzi Şimşek

Konya’nın Akşehir İlçe Belediyesinde yapılan nikah töreninde çiftin nikahını Akşehir Belediye Başkanı Salih Akkaya kıydı. AK Parti İlçe Başkanı A. Bahadır Örs’ün de katıldığı nikah töreninde çiftin kızları Kardelen Öztürk de anne ve babasının nikahına şahitlik etti. Çiftin nikah masasına 15 Temmuz darbe girişimini hatırlatan ve üzerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Şehit Ömer Halisdemir’in fotoğrafları bulunan bir afiş asılması dikkat çekti. Başkan Akkaya çiftin nikahını kıyarken kendi oğlunun da 15 Temmuz tarihindeki darbe girişimi sırasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde yaralanarak gazi olduğuna değinip, “Allah siz gazilerimizden razı olsun, şehitlerimize gani gani rahmet etsin. Bizleri de onların şefaatine layık kılsın inşallah” dedi. Başkan Akkaya nikahı kıyarken çiftin kızları Kardelen’e de “Her çocuğa anne ve babasının nikahına şahitlik etmek nasip olmaz, ne mutlu sana” dedi. Çiftin nikahını kıyan Başkan Akkaya evlilik cüzdanını çifte takdim ederek, “Allah inşallah sizleri kıyamete kadar ayırmasın” temennisinde bulundu. AK Parti İlçe Başkanı A. Bahadır Örs de çifti tebrik edip, onlara altın taktı.

“Ne olursa olsun yuvanızı yıkmayın”

Nikah töreni sonrası Hatice Parlak mutluluktan gözyaşlarını tutamadı. Duygularını paylaşan 15 Temmuz gazisi Hüseyin Öztürk (39), “10 yıl boyunca hasretini çektiğim yuvama tekrar kavuştum. Benim hayatımın iki miladı var, birincisi 15 Temmuz 2016 tarihi, ikincisi de bugün oldu. Yıllardır yüzünü göremediğim biricik öz kızıma Allah’a şükürler olsun yıllar sonra tekrar kavuştum. Herkese de şunu söylüyorum sakın ama sakın ne olursa olsun yuvanızı yıkmayın, çocuklarınıza ve ailenize kıymayın, çocuklarınıza ve ailenize kıymayın. Çünkü hiçbir şey için değmiyor” diyerek gözyaşlarına boğuldu.

Eski eşiyle tekrar evlenen Hatice Parlak (29) ise, “Biz ikinci bir baharı yaşamaya çalışıyoruz inşallah, büyük bir hata yapmıştık inşallah başkaları da bizim gibi yapmasın” diye konuştu.
15 Temmuz’da İstanbul Üsküdar’daki yaralanma anını da anlatan gazi Hüseyin Öztürk, “O gece sokakta gördüğümüz dehşet bir ayrı, hastanede yaşamış olduğumuz dehşet ayrı bir faciaydı. Bizler vatan için canımızı feda etmeye gittik, feda etmek için sokağa çıktık, lakin Cenab-ı Allah bize şehadeti nasip etmedi ki kim bilir ne günah işledik. Ama sonradan devletimiz bize gazilik ünvanı verdi. Sağ ayağımdan, sağ kulağımdan ve başımdan yaralandım. Keşke o gece öyle hunharca bir darbe girişimi olmasaydı lakin bu da iyi ki olmuş diyebileceğimiz zamanlar oluyor. Çünkü ülkemizin bu pislikten temizlenmesi açısından iyi ki olmuş diyebileceğimiz hadiseler oluyor. Ama verilen cezaları ben uygun görmüyorum. Yani 8 yıl, 10 yıl ceza alıp bırakılanlar var. Birkaç yıl daha hapishanede yatıp tekrar çıkacaklar. Biz bu darbecileri, hainleri yakalayıp polise ve güvenlik güçlerine teslim ettiğimizde perişan halde yakalayıp teslim ettik. Ama şimdi bakıyoruz Nişantaşı sosyetesi gibi karşımızda dikiliyor, bizimle mahkeme salonlarında adeta dalga geçer gibi tavırlar takınıyorlar. Adalet sistemimizin bu şekilde vermiş olduğu cezaları ben kesinlikle kabul etmiyorum. Bunlar az, daha fazla ceza verilmesi lazım bu insanlara ki bundan sonra da böyle darbe girişiminde bulunacak insanlara bir örnek olsun. Milyon tane canım olsa milyonu da bu ay yıldızlı bayrağa, bu vatana, bu millete feda olsun” diye konuştu.

Erdoğan için kitap yazdı

15 Temmuz darbe girişimi öncesi ‘sorma gitsin’ isimli bir kitap yazdığına değinen Öztürk, “15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Cumhurbaşkanımızla bir görüşmemiz oldu. Bunun üzerine kitabımızı kapağı da dahil olmak üzere sil baştan değiştirerek ‘Adam’ isimli bir kitap çıkartarak Cumhurbaşkanımıza olan vefa borcumu da bu şekilde bir nebze olsun ödemek istedim. Kitabımız da Adam isminde de bir şiirimiz var” şeklinde konuştu.

15 Temmuz Gazisi Hüseyin Öztürk adam isimli şiirini seslendirip, eşi ve çocuğuyla birlikte yazdığı kitap ve evlilik cüzdanı ile objektiflere poz verdi. 

Cemal Filiz

15 Temmuz gecesi savaş uçaklarının bombalaması sonucunda vücuduna isabet eden şarapnel parçaları sebebiyle şehit olan Başkomiser Bülent Yurtseven’in ismi Iğdır Üniversitesinde yaşatılacak.
FETÖ tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi sırasında Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Daire Başkanlığı binasına düzenlenen saldırıda yaralanan ve daha sonra kaldırıldığı hastanede şehit olan Başkomiser Bülent Yurtseven’in ismi, Iğdır Üniversitesi suveren kampüsüne verildi.

Düzenlenen açılış törenine, Iğdır Vali yardımcısı Abdullah Seçkin Koçak, Iğdır Üniversitesi rektörü Prof. Doç. Dr. Mehmet Hakkı Alma, Karakoyunlu ilçe belediye başkanı Kurban Kaya, Aralık ilçe belediye başkanı Bayram Teksay, Ak Parti İl Başkanı Ahmet Tutulmaz, öğretim görevlileri ve şehit Bülent Yurtseven’in ailesi katıldı.
Açılış töreni saygı duruşu ve istiklal marşının okunması ile başlayarak duaların okunması ve Iğdır Üniversitesi rektörü Prof. Doç. Dr. Mehmet Hakkı Alma’nın konuşması ile devam etti.

Rektör Alma yaptığı konuşmada babaların çok üzüldüğüne dikkat çekerek,”peygamber efendimiz dünyaya geldiği zaman babası yoktu babası evladını göremedi. Sizler muharrem amca yine evladınızı gördünüz. Yani bu insana büyük bir teselli. Bir hadisi kutsi var, Ya Resulullah sen olmasaydın kainatı yaratmazdım yani Resulullah cenabı hakkın beni güzide bir kulu iken babasına göstermeyi nasip etmiyor. Dolayısyla sizler görmüş durumdasınız onun için kalplerimiz hüzünlü gözler yaşlı. Fakat bizim asıl vatan Iğdır veya şurası burası değil. Asıl vatan babamızın vatanı buda Hz. Adem bizim ve bütün insanlığın babası olduğuna göre onun geldiği cennet. Oranın özlemini çekmemiz gerekiyor. Şehitler cenabı hakkın nazarında malum olduğu üzere onlara ölü demeyiniz diyor. Dolayısıyla o makama yaraşmak hakikaten ayrı bir şeref,haysiyet ve ayrı bir ulviyettir. O açıdan biz şehidimizle iftihar ediyoruz” şeklinde konuştu.

Iğdır Vali yardımcısı Abdullah Seçkin Koçak ise, darbe girişimini önlemek için bir çok kişinin hayatını feda ettiğini ve şehitlik mertebesine ulaştığını belirterek, “Iğdır’ımızın aziz şehidi Bülent Yurtsevenin ismini Iğdır üniversitesi kampüsüne koyulması vesilesi ile bir araya geldik. Böyle bir tasarrufta bulunan üniversitemize şükranlarımı tekrardan arz etmek istiyorum. Bu aziz şehidimizin isminin Iğdır’da yaşaması son derece önemlidir. Iğdırlılar bu bilinçle bu kültürle aziz şehidimizin ismini, hatırasını yad ederek bu meşhur hadiseyi hiç bir zaman unutmayacaklar ve ülkemizin birliği ve bütünlüğü içinde daima sarf edeceklerdir fedakarlıklarda bulunacaklardır. Bu düşüncelerle hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum” dedi.
Kurdele kesimi ile açılış yapılırken düzenlenen tören hatıra fotoğrafının çekilmesi ile son buldu. 

Abbas Can Aras
 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, aralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın arkadaşı reklamcı Erol Olçok ile oğlu Abdullah Tayyip Olçok’un da aralarında bulunduğu 34 kişinin FETÖ’cü hainler tarafından şehit edildiği 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ndeki olaylara ilişkin açılan davanın görülmesine başlandı.
İstanbul 25’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları duruşma salonunda görülecek dava öncesi, yoğun güvenlik önlemi alındı. Cezaevi kampüsü yolunda araçlar durdurularak, aramalar yapıldı. Duruşmada sanıkların kimlik tespitlerinin yapılmasının ardından, iddianamenin özetinin okunması bekleniyor. Duruşmanın görüldüğü salon ve yerleşke çevresinde yoğun güvenlik önlemi alındı. Jandarma ekipleri giriş noktalarında arama yaptı.

Olayın geçmişi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu savcılarından Hikmet Pak ve Bülent Başar tarafından hazırlanan Bin 52 sayfalık iddianamede 318 kişi müşteki olarak yer alırken, olayların, darbeci askerlerin eski adı Boğaziçi olan 15 Temmuz Şehitler Köprüsünde tanklarla çıkmasıyla başladığı anlatılıyor.

İddianamede, aralarında subayların da bulunduğu 30 rütbeli asker, 47 askeri öğrenci olmak üzere toplam 135’i tutuklu 143 kişi sanık olarak yer alırken, sanıkların “TBMM’yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme”, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” ve “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” ile “kasten öldürme” suçlarından 37’şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması isteniyor. İddianamede bazı sanıkların, diğer suçlamaların yanı sıra, ”silahla kasten yaralama”, “kasten öldürmeye teşebbüs”, ”mala zarar verme” ve ”kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından değişen oranlarda hapis cezasına çarptırılmaları talep ediliyor.

Köprüde çıkan olaylarda, darbeci askerlerin emniyet güçlerine ateş açması sonucunda çatışma çıktığı belirtilerek, Üsteğmen Vedat Yıldız, Astsubay İbrahim Gül, Uzman Çavuş Mustafa Çelik, askeri öğrenciler Murat Tekin, Ragıp Enes Katran, erler Burak Dinler ve Kurtuluş Kaya’nın etkisiz hale getirildiği belirtiliyor.

Başak Akbulut – Alper Korkmaz
 

FETÖ tarafından düzenlenen darbe girişiminde 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde yaşanan olaylara ilişkin 135’i tutuklu 143 asker hakkında açılan davanın ilk duruşması sona erdi. İstanbul 25’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları duruşma salonunda görülen ilk celsede sanıkların kimlik tespitlerinin tamamlanmasının ardından müştekilerin kimlik tespitlerine geçildi. Müştekilerin kimlik tespiti sırasında bir müşteki avukatı söz alarak, sanıklar Ahmet Taştan ile Turgay Ödemiş’in yan yana oturduğunu ve kurgulu ifade verebileceklerini söyleyerek, bu sanıkların yerlerinin değiştirilmesini talep etti. Mahkeme başkanı ise avukatı uyararak, usule uymasını istedi. Kimlik tespiti sırasında adı okunan müşteki Nurettin Göksu’nun 15 gün önce vefat ettiği açıklandı.
İddianamenin özetlenmesi sonrası sanık savunmalarına geçildi. İlk olarak başka ilde bulunan tutuksuz sanık Murat Görgün’e Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yöntemiyle bağlanıldı. Sanık Görgün ifadesinde, olay günü akşam saat 16.30 gibi Bölük Komutanı Vedat Yıldız’ın kendisini yanına çağırarak dış göreve gideceğini, eşyalarını hazırlaması talimatı verdiğini söyledi. Bunun üzerine eşyalarını hazırladığı anlatan sanık Görgün, “Akşam 19.30 gibi beni Kuleli Askeri Lisesine bıraktılar. Daha sonra oradan köprüye götürüldük. Ben aracı kullanıyordum ve sivildim, silahım da yoktu. Komutan bana ‘Sen sivilsin, arka tarafa git’ diyerek beni köprünün ayaklarına gönderdi. O sırada herhangi bir olay yoktu. Biraz zaman geçtikten sonra komutanlar askerlere ‘Sıkı yönetim ilan edildi’ diye bağırtmaya başladı. Tanklar gelince insanların tepkisi değişmeye başladı. Komutanlar ateş ediyordu. Adem adlı arkadaş ile aracın içine saklandık ancak araca kurşun isabet etti. Bu nedenle çıkmak zorunda kaldık. 2-3 dakika sonra Kurtuluş isimli bir asker vuruldu. O zaman ne yapacağımızı şaşırdık. Polis aracının olduğu bekleme noktasına yöneldik. Yusuf adlı bir arkadaş Adem ile bana seslendi. Birlikte onun yanına giderek ZPT aracına saklandık. Sabaha kadar orada bekledik. Sabah polisler geldi. Hiç elime silah almadım. Hayatım boyunca FETÖ’nün okuluna, dershanesine, evine gitmedim. Para vermişliğim de yok. O Kurtuluş adlı arkadaş vurulunca kaçmayı düşündüm ama kaçacak bir yer göremedim” dedi.

“Sabaha kadar adam vurdum, teslim olmam”
Köprüde bütün gece çatıştıktan sonra Yarbay Turgay Ödemiş’in sabah saatlerinde “Teslim oluyoruz” dediğini aktaran tutuklu sanıklardan Adem Buruk, bunun üzerine Uzman Çavuş Mahir Çubuk’un, “Ben sabaha kadar adam vurdum, teslim olmam” ifadesini kullandığını öne sürdü. Sanık Buruk’un ifadesinin devamında, “Ben sadece emre itaat ettim. Ortaokul mezunuyum. Darbeyi falan bilmiyordum” demesi üzerine müşteki avukatlarından Rıza Saka, “Senin terhisine üç gün kalmış, tecrübeli bir askersin. Sana halka ateş etmelerini emreden şerefsizlerin, hainlerin kafasına iki kurşun sıkmayı düşünemedin mi? Halka o kadar ateş edeceğine, iki kurşunla her şeyi bitirseydin” dedi. Komutanlar izin vermezse tuvalete bile çıkamadıklarını kaydeden Buruk, “Durum buyken nasıl yapabilirim? O an darbeye gidiyoruz deseler yine giderdik. Ben pazarcıyım, darbeyi, sıkı yönetimi TSK’yı bilmem” ifadelerini kullandı.
Duruşmaya yarın devam edilecek.

Başak Akbulut – Alper Korkmaz