Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Vakıf Haftası ve 7 bölgeden 250 eserin açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetlerin çıkartılmasını isteyen Fransa eski Cumhurbaşkanı Sarkozy’e sert cevap verdi. Erdoğan, “Zaten son zamanlarda sizler iyice dağıttınız. Camilerimize saldırıyorsunuz, kundaklıyorsunuz, ama biz ülkemizde bir kiliseye saldırmak, saldırana müsaade etmek, böyle bir şeyi ne yaptık, ne de yaptırdık. İşte aramızdaki fark bu. Sizin DEAŞ’tan hiçbir farkınız yok” diye konuştu, 

Tek parti döneminde kültür varlıklarına ve eserlere yönelik yapılan uygulamaları da anlatan Erdoğan, “Arapça ezanı yobazlık emaresi olarak gören, bunun için de 18 yıl boyunca semalarımızdan eksik edenler camileri de ihtiyaç fazlası bahanesiyle satışa çıkartmışlardır. Bu satış furyasından maalesef okkası üç kuruşa Bulgaristan’a satılan Osmanlı arşivleri de nasibini almıştır” şeklinde konuştu.

“Tek parti CHP’si döneminin bu meselede sabıkası kabarıktır” 

“Vakıf kurmak, eser inşa etmek, bunlar kadar yaşatmak gelecek, nesillere en güzel şekilde iletmekte önemlidir” açıklamasında bulunan Erdoğan, emanete sahip çıkmanın inancın bir gereği olduğunu söyledi.
Herkesin vakıf eserlerine ihtimam göstermesi, onları koruması gerektiğini söyleyen Erdoğan, “Bu konuda yakın zamana kadar çok iyi bir imtihan verilmediğin görüyoruz. Ülkemiz bir dönem vakıf eserlerinin korunması noktasında büyük ihmalkarlıklara, hatta ihanete varan aymazlıklara şahit olmuştur. Özellikle tek parti CHP’si döneminin bu meselede sabıkası kabarıktır. Türkiye’nin bu talihsiz yıllarında pek çok vakıf eseri talan edilmiş, gasp edilmiş, kaderi ile baş başa bırakılmıştır. Tarihi ile kültürü ile değerler ile kavgalı bu zihniyet ecdadın emanetine de ihanet etmiştir. Asırlara meydan okuyan yüzlerce cami satılmış, kiraya verilmiş ya da müze, depo, ahır olarak kullanılmıştır. Kimi yazarlar bu dönemde kapatılan cami sayısının kayıt altına alınandan çok daha fazla olduğunu ifade ediyorlar. Ecdat mirasına, bilhassa da vakıf eserlerine yönelik bu hınç kültürünün altında yatan temel sebep ise ideolojik bağnazlıktır. Bu bağnazlığın bir sonucu olarak tek parti döneminde binlerce yıla sari kültür hazinemiz bir gerilik numunesi olarak yaftalanmıştır. Aynı çevreler kıymetini bilemedikleri bu mirasın kati bir tasfiyeye tabi tutulması gerektiğine inanmışlardır. Arapça ezanı yobazlık emaresi olarak gören, bunun için de 18 yıl boyunca semalarımızdan eksik edenler camileri de ihtiyaç fazlası bahanesiyle satışa çıkartmışlardır. Bu satış furyasından maalesef okkası üç kuruşa Bulgaristan’a satılan Osmanlı arşivleri de nasibini almıştır. Çoğu birbirinden değerli arşiv belgelerinden oluşan sözüm ona hurda kağıtlar bugün Sofya kütüphanesinin en nadide, en muteber eserlerini oluşturuyor. Bu CHP zihniyeti bunu yapan. Bunlarda tarih, kendilerine yönelik sanat, kültür, bunları korumak söz konusu değil, kıymeti kendinden menkul bir çağdaşlık adına hurdaya çıkartılan o kağıtlar Osmanlı tarihine ışık tutan belgeler olarak şuanda baş tacı ediliyor. Ülkemizden talan edilmiş ecdat yadigarlarına Avrupa’nın bir çok ülkesinde rastlıyoruz. Ecdadın emaneti olan eserlerinin nasıl tarumar edildiğini gördükçe yüreğimiz parçalanıyor. Geçmişi ülkemizle mukayese kabul etmeyecek kadar kısa ülkelerin 50-100 senelik eserlerine gösterdikleri ihtimama şahit oldukça üzüntümüz bir kat daha artıyor. Yurt dışı seyahatlerimiz bize diğer hususlar yanında tek parti döneminin ülkemize verdiği zararların boyutlarını da gösteriyor. Tarihten intikam almayı, milleti zorla, baskıyla dönüştürmeyi hedefleyen bu anlayışın milli bünyemize verdiği tahribatı daha iyi idrak ediyoruz. Bu seyahatler vesilesiyle tek parti diktasının kültürde, eğitim-öğretimde, siyasette, sosyal ve beşeri alanlarda ne kadar büyük bir enkaz bıraktığını daha iyi görmüş oluyoruz. Dünyanın giderek kültürel bir çoraklaşmaya maruz kaldığı şu dönemde, ancak geçmişten gelen bir medeniyet birikimi ve geleceğe ilişkin bir medeniyet tasavvuru olan toplumlar özgürlüklerini koruyabilirler. Bunu başaramayanlar ise milyarları bulan insan toplulukları arasında kaybolup gideceklerdir. Biz hem kadim bir medeniyet birikimine sahip hem de güçlü medeniyet tasavvurumuzu kaybetmemiş bir milletiz. Elbette medyanın, iletişimin, internetin, popüler kültürün bünyemizde yol açtığı ağır hasarların farkındayız. Buna rağmen umutluyuz. Sahip olduğumuz hazine öylesine büyük ve hacimli ki tüm yağmalara, tahriplere rağmen bizi ayakta tutmaya gücü hala yetiyor” diye konuştu.

“Yerli ve milli anlayış her konuda olduğu gibi kültür sanatta da idealimiz olmalıdır” 

“Eğitim-öğretim sistemimizin müfredatını medeniyet, tarih ve kültür şuuru verecek şekilde oluşturmakta yaşamış olduğumuz sıkıntıdır” diyen Erdoğan, başka toplumların olmayan tarihlerinden efsaneler ürettiğini, çocuklarını da bunların etrafında topladığını, bizim var olan hazinelerimizi kullanamadığımızı belirtti. Erdoğan, “Yeni dönemde en büyük hedeflerimizden birisi çocuklarımıza işte böyle bir şuuru aşılayacak eğitim-öğretim sistemimizi hem içeriği hem de fiziki alt yapısıyla kurmaktır. Bu doğrultuda okullarımızın tefrişinden öğretmenlerimizin niteliğine kadar her hususta atmamız gereken çok adım bulunuyor. Kültür sanat politikalarımızı medeniyet tasavvurumuzun lokomotifi haline dönüştürme konusundaki kısırlığımızı da süratle aşmak durumundayız. Kendi ülkesine, toplumuna, tarihine, medeniyetine bırakınız destek olmayı, husumet besleyen bir kültür sanat ikliminin bizi götüreceği yer küresel popüler kültüre teslimiyettir. Yerli ve milli anlayış her konuda olduğu gibi kültür sanatta da idealimiz olmalıdır” şeklinde konuştu.

“Yüreğiniz yetiyorsa biz arşivlerimizi açıyoruz, varsa sen de aç” 

2002 yılından önceki 10 yıllık dönemde sadece 46 kültür varlığının restorasyon veya onarımının yapıldığını, son 16 yılda ise 5 bin 60 kültür varlığının restorasyonunun yapıldığını kaydeden Erdoğan, bu rakamın önceki döneme göre 110 katlık bir artışa tekabül ettiğini kaydeden Erdoğan, “Yıllarca kapalı kapılar ardından kalmış 10 milyondan fazla belgeyi titiz çalışmalar neticesinde gün ışığına çıkarttık. Bugün TSK’nın arşivi tamamıyla açılmıştır ve artık incelemeye hazırdır. Cumhurbaşkanlığı arşivi açılmıştır, incelemeye hazırdır. Yüreği yeten varsa gelsin. Özellikle sözde Ermeni soykırımı iddiasında bulunanlara sürekli bu çağrıyı yaptım. Yüreğiniz yetiyorsa biz arşivlerimizi açıyoruz, varsa sen de aç. Ama bunlar sadece dünyadaki diasporaları ile birlikte Türkiye’yi karalama, aleyhinde kampanyalar sürdürmekten başka bir şey yapmıyor. Para da bol. Türkiye’yi suçlu konumuna getirmek istiyorlar. Getiremeyeceksiniz, çünkü biz haklıyız” ifadelerini kullandı.

“Fransa’daki üç beş kendini bilmezin yaptığı son açıklamaları biz sadece cehaletlerinin yansımaları olarak görüyoruz” 

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetlerin çıkarılmasını istemesine ilişkin sert açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Restore edilen 250 eser arasında camiler, mescitler, kütüphaneler, yurtlar, köşkler, türbeler, tekkeler, kervansaraylar yanında kiliseler, havralar da bulunuyor. Bu 250 restorasyonun içinde bölücü örgütün saldırılarında büyük zarar gören Nusaybin Zeynel Abidin Camii ve Diyarbakır Sur Ermeni Protestan kilisesi de yer alıyor. Ülkemizin farklı şehirlerindeki ibadet mekanlarının hiçbir ayrıma maruz bırakılmadan sahiplenilmesi bizim diğer inanç mensuplarına bakışımızı göstermesi açısından çok önemli. Ey Fransa’nın aydınlık geçinen karanlık yüzleri. Siz Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetlerin çıkartılmasını teklif ediyorsunuz. Bizim medeniyetimizde İncil, Zebur, Tevrat’tan ‘şunları çıkartın’ diye bir yaklaşım yok. Biz tam aksine semavi kitapların hepsini saygın buluruz, onların üzerinde de herhangi bir spekülasyona gitmeyiz. Bizim kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim ile bu ifadeleri kullanmak sizin haddinize mi? Zaten son zamanlarda sizler iyice dağıttınız. Camilerimize saldırıyorsunuz, kundaklıyorsunuz, ama biz ülkemizde bir kiliseye saldırmak, saldırana müsaade etmek, böyle bir şeyi ne yaptık, ne de yaptırdık. İşte aramızdaki fark bu. Sizin DEAŞ’tan hiçbir farkınız yok. Bu tavır özellikle aziz dinimizi kendi sapkın ideolojilerine alet eden DEAŞ, FETÖ, Boko Haram gibi eli kanlı terör örgütlerine verilmiş aslında en güzel cevaptır. Bol bol kullanın. Bizim inancımızda ibadethanelerin dokunulmazlığı vardır, hele hele kutsal kitaplarımızın. Hangi saikle olursa olsun bunu ihlal eden kimse İslamın hükümlerine de karşı geliyor demektir ve İslam dışıdır. Öte yandan bizim tavrımız aynı zamanda batılı değerleri savunmak adına İslama saldıranları koruyan, camileri ateşe verenlerin sırtını sıvazlayan kimi İslamafobik Avrupalı siyasetçiler için de ders olmalıdır, özellikle Sarkozy’e. Birkaç camianın katliamlarını Müslümanlara yamamaya çalışan faşistlerin anlayışı ile DEAŞ’lı teröristlerin insanlık dışı ideolojileri aynı madalyonun iki yüzü gibidir. Zahirde düşman olan bu iki grup aslında aynı amaca hizmet etmektedir. Bizim medeniyetimiz bu iki hastalıklı anlayıştan da uzaktır. Biz Avrupa’nın göbeğinde mescitleri kundaklayanlara nasıl karşıysak, Suriye’de, Irak’ta kiliselere saldıranlara da aynı şekilde karşıyız. Biz nasıl vatandaşlarımızın ibadet hürriyetini savunuyorsak, tüm diğer inanç mensuplarının da ibadet özgürlüğünü savunuyoruz. Atalar ‘okumuş cahil, kara cahilden daha zararlıdır’ diyor. Fransa’daki üç beş kendini bilmezin yaptığı son açıklamaları biz sadece cehaletlerinin yansımaları olarak görüyoruz. Bu güruh ne mukaddes kitabımızı ne kendi tarihlerini ne de inandıklarını iddia ettikleri İncil ve Tevrat’ı biliyor. Biz muvazenelerini yitirmiş, akademik, siyasi ve fikri olarak küflenmiş bu güruhun hezeyanlarını dikkate almıyoruz, almayacağız. Din, dil, inanç farkı gözetmeden mazlumlara sahip çıkmış bir medeniyetin mensupları olarak bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da hakkı, adaleti, barış içinde yaşama idealini savunmayı sürdüreceğiz. Meydanı ne DEAŞ’lı, FETÖ’cü sapkınlara bırakacağız ne de İslam düşmanı çevrelerin propagandalarına boyun eğeceğiz. Camilerimizle beraber diğer din mensuplarının ibadethanelerini de namusumuz bilecek, onları sonuna kadar korumaya çalışacağız. Bugün minareden korkan, camilere izin vermek yerine Müslümanları küçük mescitlere mahkum eden batılı dostlarımıza da ibadet ve inanç hürriyetinin nasıl olması gerektiğini burada olduğu gibi uygulamalarımızla göstereceğiz” açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İhlas Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Tuncer Akalın, Başkan Yardımcısı Tahsin Ekinci ve vakıf temsilcilerinin de katıldığı törendeki konuşmasının ardından canlı yayın ile bağlandığı 7 bölgede vakıf eserlerinin açılışını yaptı. Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, günün anısına Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediye taktim ederken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da vakıf yurtlarında kalan 10 başarılı öğrenciye çeşitli hediyeler verdi.  

Bilecik’te geçtiğimiz gün 40 yıllık küs olan ‘Raso’ olarak bilinen Mesut Avcı (56) isimli köfteci ile ‘Nito’ olarak bilinen Halit Yurtsever (65) barışırken, ikilinin küslük nedeni ortaya çıktı. 16 yaşındayken Halit Yurtsever’in yanına çırak giren ve bir sipariş dönüşü parayı yolda düşüren Mesut Avcı’ya ustası o gün tokat attı. İkili o gün bugün gündür görüşmezken, yaklaşık 17 senedir de yan yana köftecilik yapıyorlar.

“Elinden parayı düşürmüş bende cahillik ettim tokat attım”

O günü anlatan ‘Nito’ olarak bilinen Halit Yurtsever, “40 senedir köftecilik yapıyorum. Dükkanı açtığım ilk zaman ilk önce Raso’yu yanıma aldım çırak olarak. Bir gün köfte sipariş yolladım. Elinden parayı düşürmüş ben de cahillik ettim tokat attım. O gün bugün konuşmuyorduk. Tam 40 sene oldu. Zabıta bizi barıştırdı. Bundan sonra yanımda komşu olarak abi kardeş ilişkisi içersin de esnaflığımızı sürdüreceğiz” dedi. 

“Parasını kaybettiğimden dolayı beni tokatladı”

‘Raso’ olarak bilinen Mesut Avcı ise; 15 yaşındayken Halit ustanın yanına çırak olarak girdiğini anlatarak, “Köftecide yardım amaçlı okuldan çıktıktan sonra gidiyordum. Sonra beni köfte götürmeye gönderdi. Ben köfte götürdüm, getirirken parasını kaybettim. Parasını kaybettiğimden dolayı beni tokatladı. O günden bu yana konuşmuyoruz. Ona kızgınlığım için ben de köfteciliğe başladım. O gün bu gündür konuşmuyorduk. Ama bugün zabıtalar geldi ve ‘yıllardır siz komşusunuz Bilecik’in çocuğusunuz küslük olmaz sizi barıştıralım’ dediler. Biz de barıştık” dedi.

“Birbirlerine 40 sene evvel kızmışlar, küsmüşler”

Bilecik Belediyesi Zabıta Müdürlüğü çalışanı ve ikilinin barışmasında ara buluculuk yapan Özgür Özmen ise, “Biz de sevdiğimiz iki ağabeyimizi yıllardır çocukluğumuzdan beri tanırız. Bu iki ağabeyimiz birbirlerine 40 sene evvel kızmışlar, küsmüşler. İki ağabeyimize de bu böyle olmayacağını 40 senedir küs olduklarını için bunun böyle olmayacağını yan yana dükkanları var. Buna vesile olduk barışmalarına. Sağ olsunlar bizleri de kırmadılar barıştılar. Bundan sonra artık birbirlerine destek olacaklar” ifadelerine yer verdi.
Diğer bir ara bulucu zabıta Sali Yılmaz ise; “Biz Bilecik Belediyesi Zabıta Müdürlüğü olarak halkımızın sağlıklı koşullarda yemek yemesini istediğimiz sağladığımız gibi ilişkilerin de sağlıklı olmasını istiyor ve sağlamaya gayret ve çaba gösteriyoruz” dedi.

Öte yandan ikili konuşmalarından ardından birbirlerine sarılıp barıştılar. 

Cem Kaan Toka

İddiaya göre, Mehmet ile Ümmü Gül Yazar çiftinin iki çocuğundan ilkokul 4. sınıf öğrencisi S.E.Y. (10), Yeşilırmak İlkokulunda veliler toplantısının olduğu gün öğle saatlerinde okul bahçesinde arkadaşlarıyla top oynarken arkadaşının elinden topu almak için kolunu sıktı. Kız öğrenci veli toplantısında olan babasının yanına giderek olayı anlattı. Bahçeye gelen baba A.K., S.E.Y’ye tokat attı. Yere düşen çocuk, okulda bulunan annesi tarafından hastaneye götürüldü. Yüzde 24 oranında işitme kaybı yaşadığı tespit edilen S.E.Y.’nin kulak zarında hasar oluştu. Aile yaşanan olayla ilgili polis merkezine başvurarak şikayetçi oldu.

Olayı anlatan S.E.Y., arkadaşından topu almak isterken kolunu sıkarak ittirdiğini ifade ederek, “Kolundan ittirmiştim, yere düşmedi. Okulda toplantıda olan babasına kolum kırıldı demiş. Babası da geldi yanağıma tokat attı, yere düştüm. Yerde de tekme vurdu. Arkadaşlarım yanıma geldi, beni kaldırdılar. Hastaneye gittik, yüzde 24’lük işitme kaybım varmış” dedi.

Baba Mehmet Y. ise, veli toplantısı olduğu gün beklemedikleri tatsız bir olayla karşılaştıklarını söyledi. Eşinin o gün veli toplantısında iken bu tablo ile karşılaştığını ifade eden Yazar, “Bu olaya okul yönetimi ve öğrenciler şahit. Olay top oynarken oğlumun arkadaşının bileğini sıkması sonucu meydana gelmiş. Çocukta okulda toplantıya katılan babasına gidip bileğim kırıldı diyor. Babası da o anda gelip oğluma vuruyor. Okula geldiğimde sağlık ekiplerinin olmadığını görünce şaşırdım. Bizde kendimiz hastaneye götürdük. Yapılan muayenesinde yüzde 24 işitme kaybı olduğu tespit edildi. Kulak zarında yırtık olduğu tespit edildi, ameliyat olması gerekiyormuş” diye konuştu.

Eşinin olaydan sonra veli ile görüştüğünü ifade eden Mehmet Y., “Velinin eşime şu akıl almaz bir cevabı var; ‘İstersen sende bana vurabilirsin’ şeklinde. Öğrencilerin önünde aynen bu kelimeyi kullanmış. Çocuklar arasında olan bir şeye biz velilerin katılmaması gerekiyor. Sonuçta her şeyin bir kuralı var. Biz öğretmenlere emanet ediyorsak, sorumlular da öğretmenlerimizdir” diye konuştu.

Öte yandan okuldaki güvenlik kameralarının okul dışındaki bölümünün çalışmadığı ileri sürülürken, İl Milli Eğitim Müdürlüğü olayla ilgili soruşturma başlattı. 

Nurhan İçmez
 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) eski Zabıta Daire Başkanı Tayfun Karali, geçen yıl aralık ayında, kızdığı bir zabıta memuruna herkesin gözü önünde şiddet uyguladı. Trafikte emniyet şeridini kullandığı gerekçesiyle zabıta memuru Kenan Fidan’ın maruz kaldığı şiddet ve sonrasında geçirdiği baygınlık, güvenlik kameralarına yansıdı. Görüntülerin televizyon kanalları ve sosyal medyada yayılması, adeta infiale neden oldu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, “Zabıta kardeşimize yapılan çirkin muamele nedeniyle Zabıta Daire Başkanı’nı görevden uzaklaştırdım ve hakkında soruşturma başlattım” açıklamasını yaptı.

Zabıta daire başkanının zabıta memuruna dayağı kamerada

Gazete Habertürk’ten Arzu Kaya’nın haberine göre görevden alınan Tayfun Karali hakkında, idari soruşturmanın ardından adli soruşturma da başlatıldı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu, emniyete yazı yazarak “kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kasten yaralamak”la suçlanan şüphelinin, müştekinin ve tanıkların ifadesinin alınmasını istedi. Savcılık, olayla ilgili kamera görüntüleri de talep etti. Zabıta memurunun henüz şikâyetçi olmadığı belirtilirken, suç kapsamı itibarıyla resen de başlatılabilecek soruşturmanın bir avukatın Karali hakkında suç duyurusunda bulunmasının ardından açıldığı öğrenildi.

Olay, geçen 10 Ocak Çarşamba günü öğlen saatlerinde dolmuşta meydana geldi. İddiaya göre İşitme engelli Agit Acun (20), çalıştığı tekstil firmasında hastalanıp hastaneye gitti. Hastaneden çıkıp Seyhan ilçesine bağlı Eminağa Caddesi’ndeki evine gitmek için Topel dolmuşuna binen Acun, burada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan lisanslı Kick Boks’cu Ahmet Günsel (20) ve 3 arkadaşı tarafından bilinmeyen bir sebep nedeniyle öldüresiye dövüldü. Bu sırada ise diğer yolcular kavgayı ayırmadan izledi. Dayak anı dolmuşun güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Görüntülerde Agit Acun’un bağırarak yardım çığlığı atmasına rağmen 4 kişi tarafından dövülmesi görülüyor.

“Ciğerim parçalandı”

Olaydan sonra karakola gidip darp raporu alan Agit Acun’un yüzünde ve gözlerinde çeşitli morluklar oluşurken İHA muhabirine konuyla ilgili açıklamalarda bulunan kanser hastası anne Cihan Acun, gözyaşlarını tutamayarak, şunları söyledi:

“Nasıl ciğerim parçalanıyor şuanda. Onların annesinin de ciğeri öyle parçalansın. Adalete bırakıyorum onları. İnsan değildir onlar. İnsan olsa böyle yapmazlardı. O izleyenlerde kendisini adam yerine koymasın. Ben olsam kalkardım. İnsan o çığlığı görünce vicdan varsa dayanamazdır. Zaten yarımım yarımım onlar da ciğerimi parçalamış” ifadelerini kullandı.

“İnsanlık dışı bir olay”

Abi İsmail Acun (28) ise olayı anlatarak, “Kardeşim ben sizi duymuyorum demeye çalıştığı halde 3’ü 4’ü vuruyor kardeşime. Dolmuş şoförü ise kavgayı arkadaşlar arasında olduğunu sandığı için ilk başta ayırmamış ama sonra ayırmış kavgayı. Suçluların birisi Ahmet Günsel cüzdanını düşürüyor orada. Ondan ismini öğreniyoruz. Aranmaları var şuanda ama daha yakalanmadı. İnsanlık dışı bir olay. Kimse araya girmiyor, ayırmıyor. Kardeşimi en çok darp eden Ahmet Günsel lisanslı Kick Boks’cuymuş. Onun her vurduğu silah olarak geçmesi lazım. Gerçekten büyük bir şoktayız” diye konuştu.

Olayla ilgili polisin araştırması sürüyor.

Umutcan İşledici – Süleyman Cenk İdaye
 

Cumhuriyet Üniversitesi (CU) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Başbakanlık Deprem Değerlendirme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Orhan Tatar, geçtiğimiz günlerde Tokat’ta meydana gelen 4 şiddetinde ve Sivas ile çevresinde meydana gelen hafif şiddetteki depremleri değerlendirdi.

Sivas’ta deprem beklenmiyor

Tatar, hafif sarsıntıların dışında Sivas’ta olası bir deprem beklenmediğini belirterek, “Bölgemizde küçük orta dereceli depremler beklemek son derece olağan. Son zamanlarda meydana gelen küçük ölçekli depremlere bakarak Sivas için yakın gelecekte bir deprem beklentisi var demek mümkün değil” dedi.

Esençay fayı deprem kaynağı

Nisar çayının güneyinden başlayıp, Erbaa’nın güneyine kadar uzanan yaklaşık 30-40 km uzunluğundaki Esençay fayının deprem kaynağı olduğuna dikkat çeken Tatar, “Sivas’ın kuzeyine doğru gittikçe 1. derece deprem bölgelerine giriyoruz. Tokat’ın Kuzeyinde Niksar, Erbaa civarında, Reşadiye civarında zaman zaman 4 derece ve üzerinde depremler beklemek olağan bir durum. Son zamanlarda Erbaa’nın hemen güneyinde meydana gelen depremler, bizim Esençay oyarak adlandırdığımız ve üzerinde uzun yıllardan beri depremin olmadığı, ancak depremi üretecek fayın üzerinde meydana gelen depremlerdir. Dolayısıyla Tokat’ta Esençayı olarak adlandırdığımız, Niksar çayının güneyinden başlayıp, Erbaa’nın güneyine kadar uzanan yaklaşık 30-40 km uzunluğundaki bir fay bölgedeki önemli deprem kaynaklarından birisi” dedi.

Tokat’ta 6 şiddetin üzerinde deprem beklentisi

Tatar, Kuzey Anadolu fay zonunun Erzincan-Tokat bölümü arasında biriken enerjiden dolayı her an 6 şiddetin üzerinde bir deprem olabileceği uyarısında bulundu. Tatar, “Tokat, Erbaa, Taşova civarından başlayıp Erzincan’a kadar olan hat üzerinde, Kuzey Anadolu fay zonunun bütünün üzerinde bir çok teknik araştırma yaptık. Bir çok veriler elde ettik. Buradaki önemli sus şu; Tokat civarında ve Sivas’ın kuzeyinde, Kuzey Anadolu fay zonu üzerindeki yıllık hareket hızı 2 santimetre civarında. Bunun hareket şekli de yanal yönde. Yer kabuğunun bir kabuğunu diğerine göre yılda 2 santimetre civarında hareket ediyor. Bu yamulma ve eneri birikimi kayaçların taşıyabileceği en son noktaya geldiğinde orda bir deprem olması kaçınılmazdır. 1939 yılında bölgede yaşanan depremden günümüze kadar orada 1 metre 66 santimetrelik bir yer değişikliğinin neden olabileceği deprem her an olabilir. Buda en azından 6 ve üzerinde bir depremin o bölgede beklenmesini mümkün. Kuzey Anadolu fay zonunun Tokat ve Erzincan arasında kalan bölümü için söylüyorum bunu. Şunu belirtmek istiyorum. İnsanları paniğe sevk etmek doğru değil ancak şunu bilmekte fayda var. O bölge aktif bir deprem bölgesi. Aktif faylar var. Faylar üzerindeki hareketlilik artık net bir şekilde biliniyor. Oluşan enerji birikimi biliniyor” şeklinde konuştu. 

Veysel Korkmaz

Niksar’da küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapan Ferit Bekar, hırsızlık şoku yaşadı. Edinilen bilgiye göre, 2 Ocak Salı günü meydana gelen olayda, Ferit Bekar cep telefonu ile çevre köyden tanıdıkların aradığını ve yaklaşık 10 tane keçisinin köy civarında bulunduğunu öğrendi. Apar topar ilçe merkezinden yaklaşık 6 kilometre mesafede bulunan ve 130 tane keçinin bulunduğu ağıla giden Bekar, büyük bir şok yaşadı. Ağılda keçilerin çalındığını ve diğer keçileri de çevreye dağılmış vaziyette gören Bekar, durumu jandarma ve polise haber verdi.

1996 yılından bu yana yaklaşık 21 yıldır hayvan yetiştiriciliği yaptığını belirten Bekar, “Olaydan bir gün evvel hayvanlarımı otlattım, daha sonra ağıla koydum ve sonra yaklaşık 6 kilometre uzakta olan evime döndüm. Beni birisi takip mi etti ne oldu anlamadım. Olay akşam 19.00 ile sabah 07.00 saatleri arasında oldu hayvanları gece götürmüşler muhtemelen. İlçeye bağlı Ardıçlı köyünden köylüler beni arayarak köyde keçilerin olduğunu bildirdiler ben de apar topar hayvanların ağılına gittim. Çalındıklarını anlayınca hemen durumu polise ve jandarmaya bildirdim. Hayvanların ağılını köpekler bekliyor ama köpeklerden sadece birisi kimseyi yaklaştırmıyor ama ona da ya vurdular ya da ekmek et gibi yiyecek vererek sakinleştirmiş olmalılar, diğer köpeğimi de almışlar götürmüşler” dedi.

Keçilerin karanlıkta yürümediğinin altını çizen Bekar, “Toplamda 130 tane keçim vardı, 100 kadarını götürmüşler ama karanlıkta bir kısmı ormana dağılmış kaçmış, kaçanlar da burada dağlarda tek tük kayalar arasında çıktı. Karanlık bastıktan sonra keçi hayvanı yol gitmez, ağılının yüz metre çevresine bile gitmez. Bu hayvanların karanlıkta gidebilmesi için şiddet görmüş olmaları lazım, belki de yolda öldürdükleri bile olmuştur. Normalde ben çoğunlukla hayvanların yanında ağılda kalıyorum, erzak almak için traktörle ya da at sırtında ilçe merkezine gittiğim zamanlar oluyor, bazen de eve gidip ertesi gün geldiğim zamanda oluyor, bunu fırsat bilmiş olabilirler. Hayvanlara eziyet ederek vurarak sürükleyerek buradan götürmüşler. Sonra izleri takip ettiğimde mezarlık kenarında muhtemelen arabalara koyarak götürmüşler” diye konuştu.

“Bu hayvanlar benim hem geçim kaynağım hem hobimdi’

Bekar, çalınan keçilerin gebe olduğunu da belirterek, “Bu hayvanlar benim hem geçim kaynağım hem de hobimdi, bunlar benim evimdeki iki evladım gibidir. Kendi çocuklarım gibi severdim ben bunları, bir metre karda bile ben bu yolları yürüyerek gelip hayvanlarımla ilgileniyordum. Her türlü hizmetlerini yapıyordum. 130 tane keçim vardı 90 tanesi çalındı. Çalınan keçilerin hepsi 2,5 aylık yüklüydü gebeydi, Mart ayının 25’inde doğumları başlayacak o hayvanların bunları kesmeye vicdanları el verebilecek mi, şu an iki ayı var o hayvanların doğurmaya, hepsinin karnında yavruları var hepsi de doğuracaktı. Çok mağdur oldum, ben yaklaşık 90 bin TL kredi çekerek bu hayvanları bu hale getirdim. Hayvanlar gitti, 90 bin TL kredim bankada yatıyor, şimdi yaklaşık 80 bin TL değerinde hayvanlarım da çalındı, benim zararım ve mağduriyetim ikiye katlandı. Şimdi ben bu krediyi nasıl öderim onu düşünüyorum. Hayvanlarımın bulunmasını ve bunu bana yapanların bir başkasına yapmaması için tüm yetkililerden yardım bekliyorum” şeklinde konuştu.
Hayvanların ağıldan çıkarıldıktan sonra ormanlık alana götürüldüğünü ve kamyona bindirildiğini savunan Bekar, hayvanlarının kesilmeden önce bulunması için dua ediyor.

Olayla ilgili inceleme başlatıldı.  

Sedat Özata
 

Kamu düzenini, emniyet ve asayişi bozmayı hedef alan terör ve suç örgütlerinin her türlü faaliyetlerine engel olmak, suç ve suçlularla etkin bir şekilde mücadele ederek huzur ve güven ortamının devamını sağlamak, suç işleme amacındaki şahısların caydırılması, aranan şahıs ve araçlar ile her türlü suç aletlerinin ele geçirilmesi maksadıyla ülke genelinde eş zamanlı olarak “Müşterek Türkiye Güven Huzur Uygulaması” yapıldı. Tokat İl Jandarma Komutanlığınca il genelinde 13 ayrı noktada yol kontrol uygulaması ve 109 umuma açık yer kontrolü yapıldı. Uygulamaya 549 personel, 2 köpek unsuru (Bomba Arama ve Erzak Tespit ) katıldı. 3 bin 240 şahsın sorgusu yapılırken, 5 aranan şahıs (arama kaydı bulunan) ve 1 silahlı terör örgütüne üye olmak (FETÖ PDY) suçundan aranan şahıs yakalanmış, 2 şahsa adli işlem yapıldı. 1043 araç kontrol edilerek 18 araca 3 bin 425 TL ceza tatbik edilirken, 4 araç trafikten men edildi. Uygulamada 2 adet 9 mm tabanca ve bu tabancalara ait 21 adet mermi ile 1 adet kuru sıkı tabanca ele geçirildi.

Tokat İl Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan uygulamada ise 4 bin 125 şahıs 725 araç 126 umuma açık yer kontrol edilirken, asayiş yönünden 5 aranan şahıs yakalandı. Yapılan uygulamada 3 adet kuru sıkı tabanca taşınmasına idari işlem yapılırken, 4 iş yerine ruhsatsız çalışmaktan 3 iş yerine ise sigara içilmesine izin verilmesinden dolayı idari işlem yapıldı. Trafik yönünden ise 31 araç sürücüsüne 29 bin 629 trafik idari para cezası uygulanırken, 3 araç trafikten men edildi.

Nurhan İçmez
 

Tokat’ta yaklaşık 10 yıl ilaç mümessili olarak çalışan evli ve 2 çocuk babası Tamer Kemer (35) hayalindeki iş yerini açmak için mücadele örneği sergiledi. 13 bin lira değerindeki motosikletini satarak sermaye yapan Kemer, İstanbul’a giderek uzun uğraşlar sonucu kağıt ambalaj sektöründe kullanmak için makine aldı. İş hayatına Tokat İŞGEM bünyesinde başlayan Kemer, aldığı kredilerle iş hacmini büyüttü. İŞGEM KOBİ Danışmanı Yüksel Tokuşcu, Kemer’in küçük bir sermaye ile başladığı iş hayatında iki sene ödemesiz sabit yatırım desteği alarak bir yıl gibi kısa bir sürede işini büyüterek OSB’ye taşındığını kaydetti.

Motosikletini sattı

Kendi işinin patronu olarak 4 işçi ile birlikte stick şeker, ambalaj kağıdı ve kartonu üretimi yapan Kemer, iş kollarına yenilerini eklemeyi hedefliyor. Üretim üzerine bir şeyler yapma hayali olduğunu belirten Kemer, “Gezdiğimiz gördüğümüz yerlerde biraz fikirler edindik. 13 bin liralık bir motosikletim vardı, onu satmak zorunda kaldım. İstanbul’a kredi kartı ile uçak biletimi alarak gittim. Görüştüğüm firmalara bana ambalaj makinesi vermeyeceklerini söylediler. Ama bir şekilde görüşerek anlaştık ve makinelerimizi getirdik. Şuan 4 tane çalışanımız var. İstihdam sağlıyoruz” dedi.

Tokat ve çevre illerde restoranlar, kafeler için stick şeker paketleri, pizza kutusu, dürüm kağıtları imal ettiklerini ifade eden Kemer, “Hedeflerimiz daha büyük işler yapmak. Bu süreçte kazandığım paralarla yeni bir motosiklet aldım. 8 tane paketleme ve ambalaj imalatı yapan makinemiz var. Güzel işler yapmaya çalışıyoruz. Hayalimi gerçekleştirdim. 13 bin liralık motosikletle 300 bin liralık yatırım yaptı diyebiliriz. Her şey hayalle başlıyor. Hedefimiz ek ürünler katmak, istihdam sağlamak” diye konuştu.

Kemer, ayrıca işçilerin zamanlarını değerlendirmeleri için OSB’de bulunan tesislerinde küçük bir spor odası da yaparak hizmete sunduklarını sözlerine ekledi. 

Nurhan İçmez

Olay, Çobançeşme Mahallesi’nde meydana geldi . Edinilen bilgiye göre, şahıs, arabasıyla tenhaya getirdiği kızı henüz bilinmeyen bir nedenle çevredekilere aldırış etmeden aracın içinde tekme tokat dövmeye başladı. Önce kadına tekme atan kişi daha sonra onu boğazını sıkarak bağırmasını engellemeye çalıştı. Dikkat çekmemek için arabanın içinde dövdüğü kızın çığlıklarını kimse duymadı.

Yanından geçen arabalara dahi aldırmayan şahıs, dakikalarca genç kızı darp etti. Genç kız aldığı sert darbeler nedeniyle acı içinde defalarca çığlık attı. Ağlayarak araçtan inen kadın ise kendisini darp eden gençle konuşmaya çalıştı. Arabanın içinde tekme ve yumruklara maruz kalan kadının burnunun kanadığı görüldü. Daha sonra kamerayı fark eden adam, kızı da araca bindirerek oradan hızla uzaklaştı. Kadına şiddetin bu son örneği kameralara da saniye saniye yansıdı. Görüntülerde ilk önce araç içindeki genç kıza tekme atan adam ardından yumruk atmaya başlıyor. Daha sonra genç kızın boğazını sıkmaya başlayan şahsa genç kız ayaklarını sallamaya başlıyor.Bu kez şahıs ayaklarından genç kızı çekerek araçtan dışarı çıkarmaya çalışıyor. Bunda başarılı olamayınca şahıs genç kıza bir yumruk daha atıyor. Ardından araçlar gelince şahıs genç kızdan uzaklaşıyor. Bu sırada genç kız arabadan inerek adama ağlıyor. Bu sırada genç kızın burnunun kanadığı görülüyor. Araçların kalabalıklaşması üzerine şahıs genç kızı arabaya alarak hızla uzaklaşıyor. 

Serdal Altıntepe