Medya takip ve raporlama ajansı PRNet, Türkiye’deki çocuk nüfus oranı ististiklerini inceledi. PRNet’in Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, 2017 sonu itibarıyla Türkiye nüfusunun yüzde 28,3’ünün çocuklardan oluştuğu belirlendi. Böylelikle, Türkiye’deki 0 ila 17 yaş arasındaki çocuk nüfusunun 22 milyon 883 bin 288 olduğu görüldü. Türkiye’nin toplam nüfusu ise 80 milyon 810 bin 525 olarak saptandı. 

Çocuk nüfus oranının en yüksek olduğu il Şanlıurfa
2017 yılında Türkiye nüfusunun yüzde 28,3’ünü oluşturan çocuk nüfusunun, geçmiş yıllara kıyaslandığında giderek azaldığı gözlemlendi. Böylelikle, 2013 yılında yüzde 29,7 olan çocuk nüfus oranının, 1990 yılında yüzde 41,8, 1970 yılında ise yüzde 48,5 olduğu belirlendi. Nüfus projeksiyonlara bakıldığında da çocuk nüfus oranının önümüzdeki yıllarda giderek azalacağı öngörüldü. Türkiye’de çocuk nüfus oranın en yüksek olduğu il yüzde 46,7 ile Şanlıurfa oldu. Şanlıurfa’yı yüzde 45,2 ile Şırnak, yüzde 43,7 ile de Ağrı takip etti. Buna karşın, çocuk nüfusunun en düşük olduğu il Tunceli olarak belirlenirken, onu yüzde 18,4 ile Edirne, yüzde 19,0 ile de Kırklareli izledi.

Ajans Press ve PRNet’in konuyla ilgili gerçekleştirdiği medya incelemesinde, nüfus ve demografik yapıyla ilgili geçtiğimiz yıl 104 bin 657 haber çıkışı tespit edilirken, çocuk nüfus başlığı altında 6 bin 924 haber çıkışı saptandı. Öte yandan dünyadaki çocuk nüfus sayısına bakıldığında, 2 milyar 232 milyon 784 bin 461 olduğu görüldü. Bu sayının da dünya nüfusunun yüzde 30,2’sine tekabül ettiği belirlendi. En yüksek çocuk nüfus oranına sahip ilk üç ülke ise; yüzde 55,8 ile Nijer, yüzde 55,1 ile Uganda ve yüzde 54,8 ile Mali olarak karşımıza çıktı. Bunun yanı sıra, Türkiye sahip olduğu yüzde 28,3’lük dilimle 167 ülke arasından en fazla çocuk nüfusuna sahip 97. ülke oldu.  

Ataşehir Belediyesi ile İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi tarafından “Ne Soluduğumuzun Farkında Mısınız?” sloganıyla hazırlanan “Ataşehir’de Hava Kalitesi” konferansı Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. 

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ve Prof Dr. Hüseyin Toros’un konuşmacı olarak katıldığı konferansta, hava kalitesinin önemi nedir, korunması için neler yapılmalı, yönetimi ve gerçek hayata dönük farkındalık oluşturmak için öncelikli eylem planları ve Ataşehir ilçesinde yapılan çalışmalarla ilgili konular anlatıldı.
Ataşehir Belediyesi Başkan Yardımcısı Hüseyin Hışman, Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Ayten Kartal, Ataşehirli Mahalle Muhtarları ile çok sayıda çevreci vatandaş ve öğrenci de konferansta anlatılanları ilgiyle dinledi. 

Türkiye’nin değişen iklimine dair bilgiler aktaran Prof Dr. Mikdat Kadıoğlu, “Yağışlar düzensiz hale geliyor. Kışın alçak basınç merkezi ona bağlı. Cephe sistemlerinden olan yağış azalıyor. Böylece kış kuraklığında büyük artış yaşıyoruz.Bahar ayların ilkbahardan, sonbahara kadar olmak üzere çok şiddetli, gök gürültülü boranlarla karşılaşıyoruz. Bunlar tabi ani yağışlar, ani sellere, dolu yağışlarıyla büyük hasara neden oluyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü yeni açıkladı. Önümüzdeki yaz mevsiminde hava sıcakları mevsim normallerinin bir iki derece üzerinde olmasını bekliyoruz. Neredeyse her sene aynı şey oluyor. İklim değişikliğinin sürekliliğini gösteren bir durum bu. Buna bağlı olarak da yağışlar azalıyor. Özellikle zaten bizde yazın yağışlar azdır. Az olan yaz yağışları daha da azalıyor.Ama bu hiç yağmayacak anlamına gelmiyor. Kısa süreli gök gürültülü sağanak yağışlar nadiren de olsa görülüyor ve bunlar kurak bir periyottan sonra yağdığı zamanda toprak suyu ememediği için daha çok sele neden oluyor” şeklinde konuştu.

“Çöl iklimine dönüşüyoruz” 

Prof. Dr. Kadıoğlu, “Tropikal iklimde sürekli yağmurlar var. Hava hiç soğumuyor 20 derecenin altına düşmüyor. Keşke tropikal iklim olsa. Çöl iklimine dönüşüyoruz. Genellikle az yağışlı veya yağış rejimi düzensiz bir yağış ve çok sıcak buharlaşmanın da çok olduğu mevsim. Bu tabi bizim için su kaynaklarını, ormanları azaltıyor. Böceklenmeyi, hayvanlardan insana geçen hastalıkları, kene gibi problemleri arttırıyor” dedi.
Prof. Dr. Hüseyin Toros ise, Ataşehir’de hava kirliliği kalitesinin yazın ve kışın 24 saat boyunca takip edileceğini bunun yanı sıra Ataşehir’in hangi mahallelerinde hava kirliliği probleminin yaşandığını bu şekilde daha net anlaşılacağını ve bölgede hangi tür tedbirler alınması gerektiğini söyledi.  

Mustafa Biçer
 

AB Komisyonu tarafından hazırlanan 2018 Türkiye Ülke Raporu ve Genişleme Stratejisi Belgesine ilişkin Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “Ne yazık ki AB Komisyonu, içinden geçmekte olduğumuz dönemin zorluklarını anlamak istemediğini bu raporda da göstermiştir. Defalarca tüm belgelerle anlatmamıza rağmen Komisyon objektif ve dengeli olamamıştır. Türkiye başta PKK, DEAŞ ve FETÖ olmak üzere aynı anda birçok terör örgütüyle mücadele etmektedir. Raporda devletimize, parlamentomuza ve milletimize alçakça saldıran FETÖ tehdidine değinilmemesini vahim bir eksiklik olarak görmekteyiz” denildi.

“Terör önlemlerimiz AB ülkelerinin de güvenliğine yadsınamaz katkılar sağlamaktadır”

“Raporda, özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türkiye’nin bu tehditler karşısında süratli ve orantılı tedbirleri almaya yönelik meşru hakkının yinelenmesine rağmen, belgenin birçok yerinde, malum çevrelerden alınan asılsız iddialar ve ithamlara da yer verildiği görülmektedir” denilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Ülkemiz, her şeyden önce kendi vatandaşlarının demokratik hak ve özgürlüklerini korumak için aldığı OHAL tedbirleriyle ilgili olarak, Avrupa Birliği dahil olmak üzere ilgili tüm uluslararası ortaklarıyla şeffaflığa dayalı işbirliğini sürdürmekte, bu tedbirlerin mahiyetini, hangi güvenlik tehdidiyle ilgili olduğunu ve bunların yasal çerçevesini muhataplarına açıkça iletmektedir. Hal böyleyken, Rapor’da ülkemize yöneltilen birtakım genel nitelikli iddia, itham ve yorumların kabul edilmesi mümkün değildir. Terör örgütlerine yönelik almış olduğumuz önlemler, esasen kendi ulusal güvenliğimizin yanısıra, AB ülkelerinin de güvenliğine yadsınamaz katkılar sağlamaktadır. Bu vesileyle, PKK/PYD/YPG’nin AB ülkelerinin kendi kamu düzenleri ve güvenliği için ciddi bir tehdit olduğunu bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyoruz.”

“AB’nin ‘Birlik dayanışması’ kisvesi altında, kendisini yetkili bir hakemlik olarak görerek hüküm vermeye kalkışması, fevkalade yanlış ve kabul edilemezdir”

Açıklamada, “AB’nin ‘Birlik dayanışması’ kisvesi altında, egemenlik konularındaki ihtilaflarda kendisini yetkili bir hakemlik veya mahkeme olarak görerek hüküm vermeye kalkışması, fevkalade yanlış ve kabul edilemezdir. Kardak kayalıkları, karasuları ve bunun üzerindeki hava sahası münhasıran Türkiye’nin egemenliğinde bulunmaktadır. AB’nin üçüncü ülkelerle yaşadıkları anlaşmazlıklarda üye ülkelere “açık çek” olarak verdiği bu destek, mevcut ihtilafların iyi komşuluk ilişkileri ve uluslararası hukuk çerçevesinde çözümüne katkıda bulunmadığı gibi, AB’yi kendi değerleriyle ters düşürmüştür.
Rapor’da Kıbrıs meselesine yönelik olarak yer alan ifadeler, AB’nin Kıbrıs konusunda bilinen yanlış temelli görüşlerinin tekrarından öteye geçmemektedir. Bu ifadeler, müzakere sürecinin başarısızlığının temel sebebini oluşturan Kıbrıs Rum tutumunu yansıtmakta olup, Rum tarafının çözümsüzlük çabalarında AB üyeliğini istismarının yeni bir örneğini teşkil etmektedir. AB’nin sözkonusu tek yanlı ve çarpık anlayış üzerinde ısrarcı kalması, Doğu Akdeniz’e ilişkin stratejik değerlendirmeden yoksun olduğunu ve bölgeye ilişkin uzun vadeli bir vizyonu oluşturabilecek kapasiteye sahip olmadığını da ortaya koymaktadır” denildi.

“Terörizmle mücadelenin başarısı için tüm uluslararası toplumun tutarlı bir tutum takınması ve terör örgütleri arasında ayrım yapılmasından imtina etmesi lazımdır”

“Genişleme Stratejisi Belgesinde atıf yapılan Zeytin Dalı Harekatı, ülkemize yönelik terör tehdidini bertaraf etmek amacıyla meşru müdafaa hakkı temelinde yürütülen bir terörle mücadele harekatıdır” denilen açıklamada, “Bu harekat, terörle mücadelenin sivillere zarar vermeden nasıl yürütülebileceği konusunda emsal teşkil etmiştir. Terörizmle mücadelenin başarısı için AB dahil tüm uluslararası toplumun tutarlı bir tutum takınması ve terör örgütleri arasında ayrım yapılmasından imtina etmesi lazımdır” ifadeleri kullanıldı.

““Batı Balkanlar” ile Türkiye arasında resmi bir ayırım yapmış olmasını yadırgıyoruz”

“AB’nin, Genişleme Strateji Belgesinde “Batı Balkanlar” ile Türkiye arasında resmi bir ayırım yapmış olmasını yadırgıyoruz” denilen açıklamada, şunları kaydedildi:  “Aday ülkeler arasında bu tarz suni ayırımlar oluşturulması adaylık sürecimizde maruz kaldığımız ayrımcılığın bir örneğidir. Raporda da atıfta bulunulduğu üzere, AB’yle önemli alanlarda işbirliği ve diyalog mekanizmalarımız çalışmaya devam edecektir. Ancak bir kez daha vurgulamak isteriz ki, bu mekanizmalar AB’ye katılım sürecimizin yerine geçemez.

AB Komisyonu’nun Türkiye ile AB arasındaki vize serbestisi diyaloğu ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konularındaki objektif ve yapıcı tutumunu not ediyoruz ve AB’nin diğer ilgili organlarını bu konuları sonuçlandırmaya yönelik olarak çalışmaya davet ediyoruz. Türkiye bu konularda üzerine düşeni yerine getirmiştir. Türkiye’nin katılım sürecini suni ve siyasi blokajlarla engelleyen AB’nin Türkiye’nin AB’den uzaklaştığını iddia etmesi tutarsızlıktır.

Ezcümle, rapor Türkiye gerçeklerini anlamaktan ve bundan dolayı da amacına hizmet etmekten uzak düşmüş; bunun yanısıra malum üye ülkelerin haksız çıkarlarını, hukukun üstünlüğü gibi evrensel bir kavramdan önde tutarak AB’nin kendi değerlerini de hiçe saymıştır. AB’nin yaklaşımındaki tüm olumsuzluklara rağmen, AB’ye üyelik, stratejik önceliğimiz olarak kalmaya devam etmektedir. Bu anlayışla, mutat olduğu üzere, Türkiye Ülke Raporu ve Genişleme Stratejisi başta AB Bakanlığımız olmak üzere ilgili kurumlarımızla eşgüdüm halinde değerlendirilecek, sözkonusu belgelerdeki yapıcı eleştiriler dikkate alınacak ve görüşlerimiz Komisyon’a iletilecektir.”  

Musa Erdoğan

Sempozyumda Paris Anlaşması’na dikkat çeken Ceylan, Türkiye’nin anlaşmayı imzaladığını ancak taraf olma konusunda henüz karar verme aşamasında olduğunu söyledi. Ceylan, “Yeşil İklim Fonu tarafından, gelişmekte olan ülkelere sağlanması planlanan, yıllık 100 milyar dolar destekten Türkiye de yararlanmalı” dedi.

İstanbul Aydın Üniversitesinde Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Mehmet Ceylan’ın da katılımıyla “Küresel İklim Değişikliği, Çevre ve Enerji” başlıklı sempozyum düzenlendi. İAÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Özyılmaz, yaptığı açılış konuşmada, sempozyuma kadar ilerleyen süreçte, uzun soluklu çalışmalar yaptıklarını ve bu çalışmaların tamamını çok önemsediklerini söyledi. İAÜ’de yoğun bilimsel çalışmalar yaptıklarını söyleyen Özyılmaz, üretilen fikirlerin, kısa sürede hayata geçirilmesinin de son derece önemli olduğuna vurgu yaptı. Özyılmaz, “Küresel iklim değişikliği, insanlık için hayati önemdedir. Bu çalışmalardaki amacımız, çevre ve enerji politikalarının, ulusal ve uluslararası birikimlerden yararlanılarak belirlenmesidir” dedi.

“Teknolojinin kontrolsüz kullanımı afete yol açıyor” 

İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Birimi Direktörü Kazım Gökhan Elgin de sempozyumda kısa bir konuşma yaptı. İklim değişikliğinin giderek afete dönüşmesinde, insanların, teknolojiyi bilinçsiz kullanmasının etkili olduğunu söyleyen Elgin, “Oluşum türlerine göre sadece iki afet türü vardır, doğal ve insan kaynaklı. Doğal afetler, deprem, sel, kuraklık, kasırga, heyelan, salgınlar gibi önlenmesi mümkün olmayan afetlerdir. İnsandan kaynaklı afetler ise yanlış tercihler yapılmasından, ürettiği teknolojinin sınırlarını kontrol edememesinden, kontrolü dışındaki doğal olaylara yönelik, gerekli zarar azaltıcı önlemleri almaması gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır. İklim değişikliğinin, bir afet haline gelmesinin sebebinin, insanoğlunun ürettiği ve kontrolsüz olarak yaygınlaştırdığı teknolojinin sonucu olduğu konusunda, iklim araştırmacıları hem fikir. İnsandan bağımsız olan depremler, seller, kuraklık veya iklim değişikliği ve ona bağlı olarak hızla artan zararlara karşı yapılabilecekler var. İnsanoğlunun zekası, yerleştirdiği teknolojiler ve alacağı önlemlerle, bunları felaket olmaktan çıkarabilir” dedi.

“Dengeyi bozduk ve tabiat tepki vermeye başladı” 

Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Mehmet Ceylan, küresel iklim değişikliğinin dünyayı tehdit altına aldığına söyledi. İçinde bulunduğumuz yüzyılın önemli teknolojik gelişmelere sahne olmakla beraber ciddi sorunların da kaynağı olduğuna dikkat çeken Ceylan, “Çevrenin, bize emanet olduğuna ve gelecek nesillere koruyarak aktarmak gerektiğine inanıyoruz. 20’nci yüzyıldan bu yana dünya nüfusu 5 kat artmış, artan nüfusla kişi başına enerji tüketimi 3, hammadde kullanımı ise 2 katına çıkmıştır. Bu tüketim anlayışıyla birlikte sosyal yaşamdaki devasa büyüme, yerleşme ve yapılaşma, var olan ekosistemi altüst etti. İnsanlar tabiattaki dengeyi bozunca tabiat da bize doğal olarak afetler, felaketler ile tepki vermeye başladı, iklim değişikliği de bu felaketlerin başında gelmektedir” dedi.

“Paris Anlaşması’nı ‘değerlendirme’ aşamasındayız” 

Bakan Yardımcısı Ceylan, geçtiğimiz yıl yayımlanan, Uluslararası Değerlendirme Raporu’na değinerek “Son 150 yılda dünya yüzey sıcaklığı 1 derece artmış bulunmakta. Bu çok büyük bir tehlike, Uluslararası kuruluşlar, yüzey sıcaklığını artı 2 derecede tutmak için büyük çaba sarf ediyor. Bilim adamlarına göre, dünya yüzey sıcaklığındaki artış artı 3 dereceye çıkarsa dünya yaşanmaz bir yer olacak, işte böylesine büyük bir tehlike altındayız” ifadelerini kullandı. 

İklim değişikliğinin önlenmesi için küresel işbirliğinin şart olduğunu belirten Ceylan, “Türkiye’nin de imzaladığı Paris Anlaşması’nın kabulü uluslararası kamuoyu tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Türkiye müzakerelere, ülke menfaatlerini koruyarak devam edecek, adil ve eşit şartlar oluşması için gayret gösterecektir. Paris Anlaşması’nın, ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesini muhafaza etmesi ve sözleşme maddelerinden bağımsız, gerçekçi ve esnek bir sistem getirmesi, ülkemiz açısından olumlu değerlendiriliyor ancak burada bir haksızlık var. Taraflar, konferansı kararıyla özel koşullar tanınmış olan ülkemize, finans desteği ve teknoloji transferi sağlanmasına ilişkin hükümlerin Paris Anlaşması’nda ve kararında yer almaması üzüntü vericidir. Yeşil İklim Fonu ve teknoloji desteklerine erişime yönelik haklı beklentilerimiz maalesef henüz karşılanmış değildir. Bu nedenle Paris Anlaşması’na taraf olma hususunu değerlendirme aşamasındayız” dedi.

Yeşil İklim Fonu’ndan Türkiye de yararlandırılmalı 

Paris Anlaşması’nın, TBMM’de beklediğini belirten Ceylan, Türkiye’yi dezavantajlı duruma sokan maddelerin değişmesi, teknoloji transferi ve Yeşil İklim Fonu’ndan yararlanmasının sağlanması durumunda anlaşmanın imzalanabileceğini söyledi. Ceylan, “Özellikle 2020 yılından itibaren Yeşil İklim Fonu tarafından, gelişmekte olan ülkelere sağlanması planlanan yıllık 100 milyar dolar destekten Türkiye de yararlanmak istemektedir” dedi. 

Türkiye’nin, çevrenin korunması konusunda uluslararası anlaşmalarda, kapasitesinin üstünde taahhütler verdiğini ve sorumluluk üstlendiğini belirten Ceylan, “Türkiye Paris Anlaşması için, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonu artışını yüzde 21 oranında düşüreceğini taahhüt etmiştir. Ulusal katkımıza göre, 2030’a kadar 1 milyar 920 milyon ton sera gazı emisyonu önlenmiş olacaktır” ifadelerini kullandı. 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığında yürütülen “Sıfır Atık” projesine dair bilgiler de veren Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Mehmet Ceylan, İstanbul Aydın Üniversitesini de projeye katılmaya davet etti. İAÜ Mütevelli Heyet Başkanı Mustafa Aydın, Ceylan’a “Sıfır Atık” projesinin kampüste hayata geçirileceği sözünü verdi.  

Partisinin grup toplantısında hükûmete ”2019 seçimlerini 26 Ağustos 2018 tarihinde yapalım” diyerek bir den tüm Türkiye’nin gündemini değiştiren MHP lideri Bahçeli, yine tarihe damgasını vuracak bir hamleye imza attı. Bahçeli’nin dün yaptığı çağrının ardından Ankara, bugün hareketli saatler yaşadı. Öğlen saatlerinde Beştepe’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen Bahçeli, yaklaşık yarım saat süren görüşmenin ardındn Külliye’den ayrılarak Başkanlık Divanını topladı. Cumhurbaşkanlığı, Erdoğan’ın 15:30’da toplantı yapacağını duyurmuştu. Basın toplantısında erken seçimlerin 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacağını duyuran Erdoğan’ın açıklanmasıyla izlenecek yol haritası şöyle olacak:

1- TBMM’nin onayı

Erken seçime gidebilmek için anayasa değişikliği gerekmiyor, ama kararın Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafindan onaylanması şart. TBMM’de toplam 539 milletvekili var. Erken seçime gidilmesinin kabulü için tezkereye 276 milletvekilinin onay vermesi gerekiyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Meclis başkanı dışında 317 milletvekiline sahip. AK Parti ile MHP’nin toplam sandalye sayısı ise 352. Dolayısıyla iki partinin ‘evet’ demesi erken seçim önünde engel bırakmıyor.

HDP ile CHP de erken seçime hazır olduklarını söyledi. Oylamada ‘Hayır’ deseler dahi, MHP ile AK Parti’nin oyları seçime gidilmesi için yeterli olacak.

2- YSK takvimi açıklayacak

Erken seçim kararı alınmasından sonra propaganda ve seçim kurallarını belirleyecek ve kampanyalar başlayacak.

YSK ilan edilen seçim tarihine göre seçime gidecek partilerin belirlenmesi, adayların ilanı, seçmen kütüklerinin yenilenmesi, il ve ilçe seçim kurullarının belirlenmesi, oy pusulalarının bastırılması hazırlığına başlıyor.

YSK, 1 Ocak itibariyle seçime girebilecek dokuz partiyi açıklamıştı.

YSK’nın 298 sayılı ‘Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’ ile 2820 sayılı ‘Siyasi Partiler Kanunu’nun ilgili maddelerine göre, 1 Ocak’tan en az 6 ay öncesi itibariyla illerin en az yarısında teşkilat kurtukları ve büyük kongrelerini yaptıkları saptanan partilerin seçime girebileceğini duyurdu. Bu partilerin de AK Parti, Bağımsız Türkiye Partisi, BBP, CHP, DP, HDP, MHP, Saadet Partisi ve Vatan Partisi olduğu belirtildi.

25 Ekim 2017’de kurulan İYİ Parti’nin altı ayı 1 Eylül’de doluyor, parti örgütlenmesini tamamlayamazsa İYİ Parti’nin TBMM’de grup kurması gerekiyor.

3- Yeni seçim sistemi nasıl işleyecek?

Türkiye, 2017 referandumuyla kabul edilen anayasa değişiklikleriyle ilk defa Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerini bir arada yapacak.

TBMM’de grubu bulunan siyasi partiler Cumhurbaşkanı için aday gösterecek. TBMM dışından aday gösterilenler için ise 100 bin imza gerekiyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda adayların hiçbiri yüzde 50’ye ulaşamazsa en çok oyu alan iki aday ikinci tura kalacak. İkinci turda da en yüksek oyu alan isim 5 yıllık Cumhurbaşkanlığı koltuğuna geçecek.

Cumhurbaşkanı en fazla iki defa seçilebilecek. Yeni anayasaya göre, meclisteki milletvekili sayısı da 550’den 600’e çıkarıldı. Yeni düzenlemede Ankara’da seçilecek milletvekili sayısı 32’den 36’ya, İstanbul’da seçilecek milletvekili sayısı da 88’den 97’ye yükseldi.

Antalya’nın çıkaracağı milletvekili sayısı 2, Adana’nın 1, Bursa’nın 1, Aydın’ın 1, Denizli’nin 1, Diyarbakır’ın da 1 arttı.

4- Partiler erken seçime ne diyor?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Salı günkü erken seçim çağrısına siyasi partiler de karşılık verdi. AK Parti’de karar için Erdoğan işaret edilirken, genel hava “Ok yaydan çıktı, seçim kaçınılmaz”a dönüştü.

CHP’den ilk yanıt ‘hodri meydan’ oldu. Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, “Hodri meydan, erken seçime hazırız. Türkiye’yi bu sıkışmışlıktan çıkarmanın yolu seçimdir” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da, “Bir karar aldıysanız, Halkların Demokratik Partisi olarak size hodri meydan diyoruz. Biz seçime de varız” dedi.

İYİ Parti lideri Meral Akşener de partisinin yasal olarak seçime girip giremeyeceği tartışmalarına ilişkin “Zamanında ya da erken, bizim için fark etmez. Bizim için telaşlanacak bir durum yok” diye konuştu.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da “Türkiye’nin hakikaten bugünkü şartlarda daha ileriye gitmesi mümkün değildir” diyerek Bahçeli’nin çağrısına destek verdi.

5- İttifak planları

Erken seçimler, 2017 referandumuyla kabul edilen yeni anayasanın da resmi olarak yürürlüğe girmiş olması anlamına gelecek.

Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olurken, başbakanlık makamı da kalkacak. Partisiyle ilişiği kesilmeyecek cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisi olacak.

Cumhurbaşkanının yetkilerinin genişlemesiyle siyasi partiler de hesaplarını ‘başkanlık’ ve milletvekili seçime göre yapıyor.

MHP ile AK Parti’nin seçime ‘Cumhur ittifakı’yla girmesi bekleniyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 8 Ocak’ta partisinin Cumhurbaşkanı adayı göstermeyeceğini ve Erdoğan’ı destekleyeceklerini söyledi ve bunun adının da ‘Cumhur İttifakı’ olabileceğini ifade etti.

AK Parti’nin de kabul etmesiyle siyasi partilerin isimlerinin oy pusulasında yer alacağı resmi ittifak düzenlemesi TBMM’de de kabul edildi.

Referandumda ‘Hayır’ diyen siyasi partilerin cumhurbaşkanı seçiminin ilk turunda kendi adaylarını çıkarması, ikinci turunda da en fazla oy alan partinin adayını desteklemeleri beklentisi var.

İYİ Parti lideri Meral Akşener 2017 Aralık ayında Cumhurbaşkanlığı’na aday olacağını duyurmuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise, Mart ayındaki açıklamasında Cumhurbaşkanı adayları için “Yıpranmamış kişiler arasından seçilmesi lazım. Kafamızda birden fazla isim var” dedi.

Tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Bahçeli’nin erken seçim çağrısı sonrası partisinin “seçime hazır” olduğunu söyledi. Demirtaş’ın avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Siyasi yasaklı olsam da olmasam da aday olsam da olmasam da HDP ve şahsım, cumhurbaşkanlığı seçiminde çok iddialıyız ve sonucu kesinlikle bizim tutumumuz belirleyecek” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu da Nisan’da BBC Türkçe’ye verdiği mülakatta, cumhurbaşkanı adaylarını seçim tarihi belli olduğu zaman açıklayacaklarını söylemiş, ittifak arayışı için şartları konusunda da “Cumhurbaşkanı kesinlikle kanunların üstünde olmamalı … Adalet bağımsız olmalı” demişti.

Kaynak: BBC Türkçe

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Avukat Mehmet Uçum, İstanbul Üniversitesi tarafından düzenlenen ‘Cumhurbaşkanlığı Sisteminin Yapılanması’ başlıklı sempozyuma katıldı. Sempozyumda, ‘Anayasa Değişiklikleri Kapsamında Yeni Sistem’ başlıklı bir konuşma yapan Mehmet Uçum, Türkiye’de ilk kez Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile birlikte halkın doğrudan hükümeti kurma iradesine sahip olduğunu belirterek, “Burada büyük bir reform niteliğinde olabilecek değişikliği hükümeti artık doğrudan halkın kurması olarak tanımlayabiliriz. Yaklaşık diyelim ki 1839’dan başlayan reform sürecimiz açısında ele aldığımızda Türkiye’de halk ilk kez yönetim modeli konusunda kendi iradesiyle bir sistem değişikliği yaptı ve bu değişiklikle hükümeti doğrudan kurma hakkını elde etti. Bu son derece önemli çünkü dolaylı yoldan hükümet kurma modelinden doğrudan halkın iradesiyle kurulan hükümet modeline geçmiş durumdayız. En genel hatlarıyla Cumhurbaşkanlığı Sistemi bir demokratik başkanlık sistemidir. Elbette bazı yönleriyle geliştirilmesi gerekir uyumu yasalarıyla içeriklendirilmesi gerekir ilerideki anayasal reformlarda da güçlendirilmesi gerekir. Ama en genel hatlarıyla bir demokratik başkanlık sistemine geçiş yapılmıştır ve burada da halk doğrudan hükümeti kuracaktır” diye konuştu. 

“Aslında 50+1’i almak demek Türkiye toplumunun tamamından destek almak demektir” 

Başdanışman Mehmet Uçum, yeni sistemle birlikte hükümetin kurulabilmesi için her kimlikten oy alınması gerektiğini söyledi. Uçum, şu ifadeleri kullandı: 

“Yüzde 50+1 olarak ifade ettiğimiz bu model Türkiye açısından son derece önemli bir imkan açmıştır siyaset için. Siyasetin makulleşmesi, normalleşmesi, siyasetin çoğulculuğunun hükümetin kuruluşunda merkeze geçmesi gibi. Şunu demek istiyorum; Türkiye’de 50+1 almak bir çoğunluk elde etmek değildir tek başına. Çoğunluğun içinde bir çoğulcu destek almak demektir. Çünkü Türkiye’de hiçbir aidiyet üzerinden kendini tarif eden sosyal grup çok kimlikli bir sosyolojiye sahibiz bunun farkındayız ama tek bir kimlik üzerinden kendinizi tarif edin dediğinizde hiçbir sosyal grup yüzde 30’un üzerine çıkamamaktadır. Yani bunu dinsel, etnik, politik, coğrafi hangi kimlik açısından ele alırsanız alın hiçbir grup Türkiye’de çoğunlukçu bir iradeyle 50+1’i sağlayabilecek bir sosyolojik tabana ve bir sosyal desteğe sahip değildir. Bunun anlamı şudur; hükümetin kuruluşunda 50+1’i alabilmek için her kimlikten oy almak gerekir. Aslında 50+1’i almak demek Türkiye toplumunun tamamından destek almak demektir”. 

“Halk siyasi partilerin gösterdiği adaylara muhtaç olmayacaktır” 

Avukat Mehmet Uçum, Cumhurbaşkanlığı’na aday göstermede artık siyasi parti tekelinin kalktığına vurgu yaparak, “Hükümetin kuruluşu aday gösterme açısından da son derece önemli özellikler içeriyor. Dikkat edilirse bu anayasa değişikliğinde birinci nokta şu; evet siyasi partiler belli şartlarda aday gösterebilir ama halk siyasi partilerin gösterdiği adaylara muhtaç olmayacaktır. Yüz bin seçmen bir araya gelip hükümete aday gösterme hakkını kullanabilecektir. Dolayısıyla aday göstermede de siyasi parti tekeli ortadan kalkmıştır. İkinci özellik de şu evet siyasi partiler belli şartlarda aday gösterebilir ama gösterilen aday asla artık tek bir siyasi partinin adayı olmayacaktır” dedi.  

Rıfat Fırat – Fatih Gavuz

1982 yılında Tekirdağ’daki Rakoczi Müzesi’nin restorasyonunda inşaat işçisi olarak çalışan Ali Kabul, restorasyon çalışmaları sırasında Macarca öğrenmeye merak saldı. Restorasyon sırasında gayreti ve çalışkanlığı ile Macaristan görevlileri tarafından fark edilen Kabul, 36 senedir Rakoczi Müzesi’ne sahip çıkıyor. Gelen turistlere müze rehberliğinin yanında Türkiye’yi ve Tekirdağ’ı tanıtan Kabul, Macaristan’a giden Türklere de Macaristan hakkında bilgi verip, yeri geldiğinde tercümanlık yapıyor.

22 yaşındayken müzenin restorasyon işinde çalışmaya başladığını anlatan Ali Kabul, “1982 yılında Macar Müze Müdürlüğü elemanları bu müzeyi restore etti. O restorasyonda ben de burada işçi olarak çalışmaya başladım. Sekiz, dokuz aylık bir restorasyon çalışması oldu. Bu restorasyon süresince ben biraz meraklıydım. Bir yabancı dil öğrenme isteği vardı. Bunu bir nevi fırsat sayıp burada çabalayıp Macarca’yı öğrendim. Sekiz ay sonunda restorasyon bitince burada çalışır mısın diye sordular bana. Sürekli bir iş teklif ettiler. Ben de çalışırım dedim. Başladık, işte 1982 yılından bu yana ve 36 senedir burası bana emanet. Türk-Macar ilişkisi için önemli olan bu binayı, Macaristan Başkonsolosluğu adına korumaya gayret ediyorum” dedi.

Macar halk kurtuluş kahramanı II.Rakoczi Frençh’in yaşadığı ev olan müzenin Macarlar için önemine değinen Kabul, “Burası iki ülke ilişkileri açısından çok önemli. Bizim için Atatürk ne ise Macarlar için de Rakoczi öyle diyebiliriz. Macar tarihinin son 500 yıldır yetiştirdiği en önemli liderlerden bir tanesi. Bugün Macaristan’da her şehirde, her kasabada, her yerleşim yerinde bir büstü vardır ya da caddelere, okullara adı verilmiştir. Onun için Macarlar burayı çok önemsiyorlar, hatta bu yeri kutsal bir yer sayıyorlar. O nedenle burayı layıkıyla korumaya çalışıyorum” diye konuştu.

Müzenin iki ülke arasında kültürel bir köprü vaziyeti gördüğünü belirten Kabul, “Burada tek çalışıyorum. Bunun zorlukları var ama güzel tarafları da var. Burası bir köprü vaziyeti görüyor. Kültürel köprü en azından. Buraya birçok Macar büyüğü gelmiştir; başbakanlar, cumhurbaşkanları, onlara da Rakoczi buraya nasıl geldi, nerede, nasıl yaşadı anlatıyoruz. Ayrıca buradan da, Tekirdağ’dan da belediye başkanlarımız, valilerimiz zaman zaman Macaristan’a gitmiştir. Onlara da elimizden geldiği kadar ya rehberlik yapmışızdır ya da gittiklerinde nereleri görmeleri, nereleri gezmeleri gerektiğine dair yardımcı olmuşuzdur” dedi.  

İsmail Denizhan
 

Üst düzey yönetici araştırma ve değerlendirme alanında faaliyet gösteren Odgers Berndtson’in global düzeyde yürüttüğü sosyal sorumluluk programı Bir Gün CEO (CEO for a Day) bugünün liderleriyle geleceğin liderlerini bir araya getiriyor. Geleceğin umut vadeden liderlerini keşfetmek ve onları iş dünyasına hazırlamak amacıyla hazırlanan programın destekçileri arasında yer alan Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği öğrencisi Aziz Ulak’ı Siemens kampüsünde ağırladı. 

Program dahilinde tam bir günü birlikte geçiren Hüseyin Gelis ve Aziz Ulak, günümüzün lider yöneticilerinin sorumlulukları ve karşılaştıkları zorluklar ile gelecek nesillerle bağ kurma ve motivasyonlarını daha iyi anlama çerçevesinde karşılıklı olarak durumu deneyimleme imkânı elde ettiler.

Gelis: “Tavsiye yerine, gençlerle iletişim köprüsü kurulmalı”
Bir Gün CEO programı kapsamında günlük ajandasını İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme Mühendisliği öğrencisi Aziz Ulak ile birlikte geçiren Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, teknolojinin hayatımızın her alanına entegre olduğunu ve dijitalizasyonun iş dünyasını yeniden şekillendirdiğini vurguladı.
Gelis, “Programımız dahilinde yaptığımız aktivitelerde kendisinin spor, araştırma, geliştirme, pazarlama ve marka farkındalığı gibi konulara ilgisinin olduğunu gördüm. Gençlere belli tavsiyeler vermek yerine onlarla bir araya gelerek, sohbet etmenin, bilgi paylaşmanın daha önemli olduğuna inanıyorum. Çünkü bazı konularda bizler de onlardan öğreniyoruz. Karşılığında düşüncelerimizi bildiriyoruz. Tavsiye yerine, gençlerle daha fazla iletişim köprüsü kurulması gerektiğine inanıyorum” dedi.

Ulak: “Şirketin her kademesine dokunan bir yönetim yapısı var”
Program kapsamında Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis ile verimli bir gün geçirdiğini ifade eden İTÜ İşletme Mühendisliği öğrencisi Aziz Ulak, “Siemens Türkiye hakkında çok yararlı bilgiler edindim. Şirketin her kademesine dokunan, bilgi alan ve bunları özümseyerek karar veren bir metodolojiyle ilerlendiğine tanık oldum. Özellikle yönetim kadrosu içerisinde bilgi paylaşımı yoğun bir şekilde yapılarak herkesin bilgi sahibi olması sağlanıyor. Bu sayede daha aktif ve doğru kararların alınabildiği bir yapının oluştuğunu gördüm” diye konuştu.  

Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Bursa’nın Karacabey ilçesinde bir dizi ziyaret gerçekleştirdi. Programına esnaf ziyareti ile başlayan Çavuşoğlu, daha sonra AK Parti Karacabey İlçe Başkanlığını ziyaret etti. Çavuşoğlu, ardından Karacabey Belediye Başkanı Ali Özkan’ın makamına giderek bilgi aldı. 

AK Parti Karacabey İlçe Başkanlığı’nda partililerle de bir araya gelen Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, 2019 yılında yapılacak seçimlere işaret ederek, “2019 Türkiye için bir eşiktir. 2023’e, 2053, 2071’e giden yolda bir mihenk noktasıdır. 2019’da yeni bir döneme geçiyoruz. Bu tarihten itibaren Türkiye şaha kalkacaktır, Türkiye daha hızlı yol alacaktır. Türkiye daha etkin ve hızlı kararlar alarak yoluna devam edecektir. Bugün bizim ayağımıza bağ olmaya, çakıl taşı olmaya çalışanlar hep sistemin bir takım eksiklerinden faydalanmak suretiyle Türkiye’ye patinaj yaptırdılar. Bunu 16 Nisan’da hep ifade ettik. İstikrarı zedelemek için 2015 Haziran’da neler yaşandığını biliyorsunuz. Öyle ya da böyle 2019’da istikrarlı bir iktidar ortaya çıkacak ve güçlü bir yasama ortaya çıkacaktır. Bir taraf yasama erki görevini yaparken, yürütme erki de cumhurbaşkanlığı makamı da icraat makamı olarak hamlelerine devam edecektir. Türkiye tarihinde olmadığı kadar güçlü bir dönemden geçiyor” dedi.
Suriye meselesi ortaya çıktığından bu yana Türkiye’nin duruşunun belli olduğunu söyleyen Çavuşoğlu, “Türkiye burada evvelinden bu yana Suriye’deki istikrarsızlığın ortadan kaldırılarak, toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesine ilişkin sürekli çaba sarf etti ve etmeye devam edecek” diyerek sözlerini noktaladı.  

Samet Doğru – Ahmet Faruk Çabuk – Yasin Keskin
 

Batuhan Yaşar’ın “Yoksa hedef Türkiye, Rusya ve İran mı?” başlıklı yazısının tamamı ise şöyle: 

“Dünya nefesini tuttu ABD’nin hamlesini bekliyor…
-Suriye’yi yerle bir mi edecek yoksa göstermelik operasyon mu yapacak?
-Kimyasal saldırıyı kim yaptı?
-Esad öldürülecek mi?
-İran ve Rusya, ABD’ye nasıl karşılık verecek?
-Türkiye’nin tavrı ne olacak?
Bu soruların cevapları önemli.
Ama geçen hafta neler yaşandığı da önemli.
Ankara’da önemli bir zirve vardı.
Dünyanın gözü Ankara’daydı.
Türkiye, Rusya ve İran, Suriye için önemli kararlara imza attı…
Cenevre sürecinin pabucu dama atıldı.
Siyasi süreç için düğmeye basıldı.
İnisiyatif Batı’nın elinden alındı.
Sadece bu da değil…
Türkiye’yi süper lige taşıyacak nükleer santralin temeli atıldı.
Hemen 2013 yılını da hatırlayalım…
-3. köprü ve 3. havaalanının temeli atılınca ne olmuştu?
-Gezi olayları için düğmeye basılmıştı. 

MANİPLASYON KOKAN HAREKETLER 

Evet, Duma’daki saldırıda sinir gazı kullanıldı.
Türkiye bunu biliyor.
Peki bu gazı kim kullandı?
Her şey yolunda giderken Rusya, rejime sinir gazını niye kullandırsın?
Türkiye, Rusya ve İran arasındaki konsensüsü bozmaya yönelik adım olabilir.
3 ülkede de eş zamanlı doların hareketlenmesi ciddi şüphe uyandırdı.
Siyasi mağlubiyete ekonomik cevap verilmiş olması muhtemel.
Esad’ın kendi halkını öldüren bir katil olduğunu zaten bütün dünya biliyor.
Böyle bir konjonktürde kimyasal saldırı ile ne elde edebilir? 

‘ZIR’ DEYİNCE KAVAĞA ÇIKAN TÜRKİYE YOK 

Konjonktürel gelişmeler Türkiye’nin planlarını değiştirmiyor.
Ulusal çıkarları doğrultusunda adımlarını atıyor.
Afrin harekâtı ve İdlib’deki kontrol noktalarıyla gücünü konsolide etti.
Arka kapı diplomasisine devam ediyor.
Elini de açık etmeyen, göstermeyen bir Türkiye var.
Hamaset dışı okumalarla kararlarını alıyor.
Ardından da sahada uyguluyor.
Güncel gelişmelere radikal tepkiler vermiyor.
Çıkarları neyi gerektiriyorsa o adımları atıyor.
Bu kadar basit… 

BİR 30 YIL DAHA KANDİL’İ SIRTINDA TAŞIYAMAZ 

Terör son 30 yılda bütün enerjimizi aldı.
Terörü sınır ötesinde yani kaynağında yok etme kararından dönüş yok.
Fırat’ın doğusu batısı fark etmiyor.
Menbiç, Sincar, Kobani veya Kandil değişmiyor.
Bir 30 yıl daha terörle uğraşmaya tahammülü, gücü kalmadı. 

TÜRKİYE NE YAPACAK? 

Afrin, İdlib veya Fırat Kalkanı bölgesi ile ilgili yeni bir durum yok.
ABD ile Menbiç müzakeresi hâlen sürüyor.
Türk heyeti Washington’dan döndü.
Afrin için de “Türkiye giremez, cesaret edemez” deniyordu ama ne oldu?
Menbiç’e böyle bakılması gerekir…
30 uçakla yaptığı Karaçok operasyonunda şakasının olmadığını gösterdi zaten.
‘Şurası, burası’ demeye de lüzum yok.
PKK/YPG’nin bulunduğu her yer hedefinde.
Türkiye tamamen kendi işine, terör temizliğine odaklanmış durumda. 

SURİYE’NİN KEŞFEDİLMEMİŞ PETROL SAHALARI 

ABD’nin planı çoktan belli oldu…
PKK/YPG eliyle Suriye’nin keşfedilmemiş petrol sahalarını, yer altı zenginliklerini kontrol etmek istiyor.
Deyrezzor kenti mesela.
Sondaj çalışmaları yapıldı ve yeni petrol yatakları keşfedildi. 

10 ASKERÎ ÜSSÜ NİYE KURDU? 

Bunun başka bir izahı da yok.
PKK/YPG’ye verilen silahların da.
Terör örgütü bu yüzden güçlendirildi.
Bu yüzden ordu kuruldu.
Askerî üsler aynı şekilde.
Washington özetle petrol sahalarını kuracağı “devletçik” üzerinden kontrol etmek istiyor. 

KAPSAMLI HAREKÂT OLMAZ 

Herkes birbirini biliyor, tanıyor.
Sahadaki gücünü de.
Uzmanlar ABD’nin çok kapsamlı bir harekât yapacağını düşünmüyor.
Rejimin askerî tesisleri vurulabilir.
Havaalanları da.
Esad’ın sarayı da hedefler arasında.
Ama Esad çoktan ayrıldı.
Kimin ne yapabileceği veya ne yapamayacağı belli.
Sürprize çok açık bir durum da yok.
Esad onlarca kez kimyasal silahla saldırdı.
ABD daha önce ne yaptı ki…”