16 Mart Dünya Uyku Günü nedeni ile İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı, Uyku Bozuklukları Merkezi, Nöroloji ve Uyku Bozuklukları Uzmanı Prof. Dr. Derya Karadeniz ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, Uyku Bozuklukları Kliniği, Göğüs Hastalıkları ve Uyku Bozuklukları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu sosyal yaşamdan, iş yaşamına günlük hayatı olumsuz yönde etkileyen ve dikkat edilmesi gereken uyku apnesi ve gündüz aşırı uykululuk probleminin beraberinde getirdiği kişisel ve toplumsal riskler hakkında bilgi verdi. 

Uyku apnesinin, gündüz ciddi uykululuğa yol açtığı için trafik kazlarını arttırdığını vurgulayan Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, ”Uyku apneli birisinin normale göre 3 kat daha fazla ölümlü trafik kazasına yol açtığını biliyoruz. Emniyet istatistiğine baktığımız zaman da 100 trafik kazasından 70’ini dikkatsizlik ve uykusuzluk başlığı altında oluştuğunu görüyoruz. Aynısı iş kazaları içinde söz konusu. Dikkat gerektiren işlerde uğraşan insanlar; nükleer santraller, havalimanında kontrol yapan insanlarda uyku problemi olursa ciddi sorun olabiliyor. Çok ölümlü kazlara yol açabildiği gibi bir bireyinde elini, parmağını ve yaşamın kaybetmesine yol açabiliyor” dedi.

”Tanısı konulup tedavisi mümkün bir hastalık” 

Uyku apnesinin tanı ve tedavisi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Çuhadaroğlu, ”Uyku apnesi sendromunda önce semptomları bilmek lazım. Horlama, uykuda nefes durması, sabah yorgun uyanma, gündüz uykululuk, baş ve boyun terlemesi, sık sık uyanıp gece tuvalete gitmek uyku apnenin habercileri. Bunlar varsa uyku sertifikası olan uzman gitmek gerek. O, bunları değerlendirip uyku testi yapıyor. Gece laboratuvarda ve evde de yapılan modelleri var. Çıkan sonuçla tanı alınıyor. Uyku uzmanı tedaviyi basınçlı maskelerle yapabiliyor. Bazı vakalarda kulak, burun ve boğazın desteğine ihtiyaç oluyor, bazı vakalarda plastik cerrahlarının desteğine ihtiyaç oluyor. Bazı vakalarda diş hekimlerine ihtiyaç olabiliyor. Tanısı konulup tedavisi mümkün bir hastalık” ifadelerini kullandı.

Demir eksikliği ve diğer minerallerin eksikliği uykuya etkisini değerlendiren Prof. Dr. Çuhadaroğlu , ”Demir eksikliği, huzursuz bacak sendromu dediğimiz uykuda hareket bozukluğuna yol açıyor. Demir yerine konulduğunda düzelen bir durum. Çeşitli minerallerin eksikliği kramplara neden oluyor. Ama bunların eksik olduğunu görüp yerine koymak lazım”şeklinde konuştu.

”Bir insanın normal uyku süresini uyumasına rağmen gündüz uykusu geliyorsa burada uyku ile ilgili hastalıklara gidiyoruz” 

Gündüz uykululuğun normal bir şey olmadığını dile getiren Prof. Dr. Derya Karadeniz, ”Bir insanın normal uyku süresini uyumasına rağmen gündüz uykusu geliyorsa burada uyku ile ilgili hastalıklara gidiyoruz. Gündüz uykululuğa en çok neden olan hastalık uyku apne sendromu dediğimiz; gece uykuda horlama, belki eşin fark ettiği nefeste durmalarla giden, gündüz uyuklama ile seyreden çok önemli bir hastalık. Bu hastalık kişiye uyuduğu sürece zarar veren, özellikle kalp ve beyne zarar veren, başta hipertansiyon ve kalp hastalarının ortaya çıkmasına yol açan, inme gibi birçok beyin hastalığına zemin hazırlayan çok önemli bir hastalık. Topluma maliyeti açısında baktığımız zaman; eğer direksiyon başında uyukluyorsa, aktif ya da pasif uykusu geliyorsa o zaman arka planda uyku ile alakalı bazı hastalıklara bakmak lazım” dedi.

”Gündüz uykululuk tedavi edilebilir durumdur” 

Uyku apne dışında uykululuk da olur diyen Prof. Dr. Karadeniz, ”Gündüz uyuklama ile giden uyku hastalıkları var. Normal gece uykusuna rağmen bir kişi gün içinde kendini uykulu hissediyorsa, uyukluyorsa, horlama ve uykuda solunum bozukluğu düşünmüyorsak o zaman gündüz uykuluk hastalığına yöneliyoruz. Gündüz uykululuk tedavi edilebilir durumdur. Yeter ki bunun neden kaynaklandığını tespit edelim. Uyku apne sendromuysa uyku tedavi edebiliyoruz. Bu rağmen arta kalan uykululuk varsa bu hastada yüzde 5 olabilir. Bunu ilaçlarla ortadan kaldırıyoruz. Diğer uykuluk nedenlerini de hastalıkları tespit edip tedavileriyle ortadan kaldırabiliyoruz” açıklamasında bulundu.

”Uyku apnesi, kalp hastalığı riskini 4-5 kat arttırır” 

Uyku hastalıklarının diğer hastalıklara yol açabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Karadeniz, ”Gündüz uykululuğunun nedeni uyku apne ise bu hipertansiyona yol açar. Kalp hastalığı riskini 4-5 kat arttırır. İnme riskini 2 kat arttırır. Kendi açısında da önemli bir sağlık problemdir. Hastalar, uyku tıbbı uzmanına gitmeli. Çünkü uyku hastalıklarıyla uğraşan ve uyku hastalıklarını tedavi eden hekimler, uyku tıbbı eğitimi almış hekimlerdir. Ancak bu hekimler hastanın tenkitini yapar, tanısını koyar ve tedaviye başlar. Uyku hastalıklarının hepsi tedavi edilebilir hastalıklardır” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Karadeniz sözlerini şöyle sonlandırdı: ”Kişi ne zaman uykusunun bozuk olduğunu düşünebilir diye bakarsak; uykuya dalmakta zorluk çekiyorsa, sık uyanıyorsa, gece uykuda terliyorsa, gece tuvalete kalkıyorsa, sabah yorgun uyanıyorsa, sabah kafada ağırlık hissi yaşıyorsa, sabah reflü problemi yaşıyorsa, gündüz uykusu geliyorsa, nedensiz şişmanlıyorsa, dikkat, hafıza ve konsantrasyonda aksama başladıysa, cinsel fonksiyonlarda aksama başlamışsa bunların hepsi uyku hastalıklarına delalet eder”.  

Adem Gürer – İsmail Coşkun

65 yaşındaki Mehmet Akgüden ve Ayşe Hanım Akgüden, 2005 yılında trafik kazasında hayatını kaybeden 33 yaşındaki oğulları Şenol Akgüden ile 6 ay önce bir kavgada cinayete kurban giden 22 yaşında torunları Mehmet Can Akgüden’i aynı mezara defnettiler. Evlat acısından sonra torun acısı da yaşayan çift, oğulları ve torunlarının Denizli Asri Mezarlık’taki mezarının taşının altı ayda üçüncü kez çalınmasına isyan etti.

Gözyaşları içinde duruma tepki gösteren 65 yaşındaki Ayşe Hanım Akgüde, “İki kere yaptırdık mezar taşını, bu üçüncü, bunu da çalarlarsa vicdanlarına kalmış artık. Vicdanı sızlamayanın biri. 14 senedir hiç elleyen olmuyordu, şu 6 ayın içerisinde üçüncü mezar taşı bu. Kendi mezarlarının üzerine dikilsin, kim götürdüyse hakkımızı helal etmiyoruz. 33 yaşında öldü benim oğlum. 22 yaşında da torunum öldü. İkisi aynı yerde yatıyor. Bu kadar rahatsız etmesinler. Ne var burada niye çalıyorlar, altın değil. Her cuma geliyoruz biz buraya. Akşama kadar biz burada oyalanıyoruz” dedi.

TORUNUNUN DOĞUM GÜNÜNDE OĞLU HAYATINI KAYBETTİ

Mehmet Akgüden ise, evlat ve torun acısının üzerine bir de böyle bir acı yaşadıklarını belirterek, “Önce oğlum öldü, 2005 yılının Aralık ayında vefat etti. 12 sene sonra torunum vefat etti. Babasının öldüğü gün torunumun doğum günüydü. Gözümüzün yaşı kurumuyor. Bu acının üzerine bir de hırsızlar acımızı ikiye katladı. Mezar taşını çalıyorlar. Bir oldu yaptırdık, iki oldu yaptırdık, üçüncü defa annesi yaptırmış, bilemiyorum bunu da götürürlerse ne diyeceğim. Ne istiyorlar benim taşımdan. Evlatlarımın ne günahı vardı. Allah’a havale ediyorum dayanamıyoruz” diye konuştu.

Oğulları ve torunlarının bulunduğu mezarı her hafta ziyaret ettiklerini anlatan Mehmet ve Ayşe Hanım Akgüden, genç yaşta hayatını kaybeden torunlarının babası için yazdığı şiiri ve söylediği şarkıyı da mezarı başında dinledi.

Bayram Coşkun
 

İnşaat sektöründe çalışmaya 20’li yaşlarda babasına yardım ederek başladığını anlatan Kevser Taşavlı, faal olarak 1,5 yıldır usta olarak çalıştığını söyledi. ‘Yapamazsın’ diyenlere inat inşaat ustası olduğunu ve bunun yanında Erzurum Atatürk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu öğrencisi olarak uzaktan eğitimle öğrenim de gördüğünü söyleyen Taşavlı, “Azmedildikten sonra üstesinden gelinemeyecek hiçbir iş yoktur. Yeter ki insan bir işe sabır ve azim göstersin” dedi.

İnşaatta çalışıp aynı zamanda uzaktan eğitim ile üniversite okuduğunu söyleyen Taşavlı, çalışma arkadaşlarından büyük destek gördüğünü anlatarak, “İnşaatta çalışıp aynı zamanda üniversite okuyorum. Bu mesleği aralıklarla 20 yaşımdan bu yana yapıyorum ama bir buçuk yıldır kesintisiz inşaatta çalışıyorum. Babam inşaat ustası rahatsızlanıp işi bırakmak zorunda kaldı. Ben de bu sebeple aile bütçesine ve babama destek amaçlı inşaata girdim. İşimin başındayım ve bırakmayı da düşünmüyorum” diye konuştu.
İlk işe başladığında çektiği sıkıntı ve sorunları dile getiren inşaatçı kadın usta, şöyle konuştu: 

“İlk işe girdiğimde istemediler. Amelelik yaparak başladım bu işe. Sonra duvar örmeye ve kalıp çakmaya başladım. Fakat yine de ilk başlarda beni aralarında istemediler. ‘Senin yapacağın iş değil, otur evinde, senin burada ne işin var.’ Malum hepimizin bildiği bir laf vardır elinin hamuru ile erkek işine karışma gibi sözlerle yaklaştılar. Ben vazgeçmeyip azim gösterdikçe ‘ya yazık değil mi kendine niye yazık ediyorsun, buranın sıcağı var, soğuğu var, işte ağırlık kaldıramazsın yarın bir gün bu senden çıkar’ gibi yaklaştılar ama ben vazgeçmedim. Beni caydıramadılar.”

İnşaat işinde ustalığa devam edebilmek için gerekli belgelere başvurduğuna değinen Taşavlı, sınavlara girip çıktığını ve şu an sınav sonuçlarını beklediğini de dile getirdi. İlk inşaat işine başladığında ağırlık kaldırmakta zorlandığını ancak zamanla alışarak hemen hemen her işe girdiğini aktaran Taşavlı, 50 kiloluk bir çimento torbasını 1’inci kattan alıp 3’üncü kata rahat bir şekilde çıkarabildiğini kaydetti. “Çevrem ve arkadaşlarım bu mesleği yapmamı istemediler” diyen Taşavlı, sözlerine şöyle devam etti:

“Git seni yormayan ve daha iyi bildiğin işleri yap dediler. Benim bu konuda kararlılığımı görünce çevrem ve arkadaşlarım da alıştı. Tabi çevrenin tepkisi değişiyor. Bir bakıyorsunuz ‘helal olsun işte çok iyi’ diyorlar bir bakıyorsunuz ‘ya sen kötü örnek oluyorsun senin yüzünden biz laf duyuyoruz’ diyen kadınlar da oluyor. Amacım kadınlara böyle bir tepki verilmesi değil. Ben sadece kadın olsun erkek olsun şunun farkına varsınlar kimse aciz değil önemli olan azmetmek başarmak, kimse acizliğinin arkasına sığınmasın, benim amacım bunun mesajını vermek insanlara, inşaatı da seviyorum hem baba mesleği hem aileme destek oluyorum. Benim verdiğim mesajı anlayıp tebrik edenler de var anlamayıp ters bakan insanlar da var.”

Eve gelince annesine yardım ediyor

İnşaat işinden geldikten sonra bir yorgunluğun olduğunu ancak ev işlerini de ihmal etmediğini, ayrıca derslerine vakit ayırmak zorunda olduğu belirten Taşavlı, “İnşaattan geldiğimizde bir beden yorgunluğumuz oluyor. Ama yine de mecburen yapılması gereken gündelik işlerimizi de yapıyoruz. Bunun yanı sıra annem ve kardeşim de yardımcı oluyor. Olmadıklarını farz edersek insan evine geldiğinde bir dinlenmişlik oluyor. Bu zaten bilinç altınıza yerleşiyor. Eve gelip yemeğinizi yiyip çayınızı içtikten sonra diğer günün işlerini akşamdan hafifletip ertesi gün geldiğinizde çok iş bulunmuyor. Bu da rahatlıkla oluyor. Benim inşaatta çalışıyor olmam ev işlerini yapmamı engellemiyor. Rahatlıkla örgü örmek istersem örüyorum. Ders çalışmak istersem çalışıyorum. Çamaşırım bulaşığım derken rahat bir şekilde halledip vakit ayırabiliyorum” şeklinde konuştu.

İnşaat sayesinde yükseklik korkusunu yendi

İnşaat işi sayesinde yükseklik korkusunu yendiğini ifade eden Kevser Taşavlı, “Benim yükseklik korkum vardı. Evin balkonuna çıkıp aşağıya bakamayan insandım. İnşaata başladıktan sonra ilk çatı yaparken resmen yatarak emekleyerek çalıştım. Şimdilerde ise çok rahatım. Kiremit döşeyebiliyorum. Çatıya çıkabiliyorum. Tabi ilk sıralarda çok korkuyordum yüksekten hatta alay konusu bile olmuştum. Babam bir keresinde çok kızmıştı. ‘Yüksekten korkuyorsan git eve yat’ demişti. Ama yılmadım azmin sonu başarıdır” diye konuştu.
Baba Ramazan Taşavlı da, kızının azminden dolayı erkek işi denilen inşaat işini kendisinin yanında öğrenerek şu an usta olarak devam ettirdiğini söyledi. Kızıyla gurur duyduğunu ifade eden Taşavlı, herkesin öncelikle bir işe azmetmesi gerektiğini belirtti.
Kevser Taşavlı ile birlikte çalışan inşaat ustası Yasin Acan ise, “Kadının çalışması gayet normal bir durum. Acayip bir iş değil inşaatta çalışan erkek sayısında sıkıntı var, Kevser kardeşimiz de geldi çalışıyor. Çoğu erkekten daha iyi iş yapıyor. İçinde olduktan sonra her iş oluyor. Yaptığımız iş yapılmayacak kötü bir meslek değil” dedi.

Ferhat Bal – Seyedtaha Kermani
 

Kocası ve üç kızında nörofibromatozis hastalığı bulunan Zekiye Unutur, ailesinin bir an önce sağlığına kavuşması için yetkililere seslendi. 18, 16 ve 14 yaşındaki kızlarının nörofibromatozis hastalığına genetik olarak yakalandığını ve çocuklarında duyma bozukluğu ile her geçen gün yeni rahatsızlıklarının nüksettiğini söyleyen anne Zekiye Unutur, Sağlık Bakanlığı yetkilileri ve Cumhurbaşkanından kendilerine el uzatılmasını istedi. Çaresiz anne, nörofibromatozis ve aynı zamanda çölyak hastası olan 16 yaşındaki kızı ile 14 yaşındaki kızının da engelsiz bir hayat yaşamasını istiyor. 

15 yıldır nörofibromatozis hastalığı olan 44 yaşındaki kocası Kamil Unutur’un da çok sayıda ameliyat geçirdiğini belirten Zekiye Unutur, artık maddi olarak zorlandıklarını dile getirdi.
Eşi Kamil Unutur ve kızlarını hiçbir zaman yalnız bırakmayan Zekiye Unutur, “Nörofibromatozis bir kanser türü. Eşim ameliyatlar geçiriyor. Kocam şimdiye kadar beyninden 3-4 defa, belinden, parmağından ameliyat oldu. Işık tedavileri ile 9 defa operasyon geçirdi. Yüzde 95 özürlü, malulen emekli. Şu anda kulaklarını kaybetti, yüz felci geçirdi. Ayakta durmakta zorlanıyor. Kendi ihtiyaçlarını yalnız başına göremiyor. Sürekli birinin yardım etmesi gerekiyor. İrsi olduğu için kızlarım da hasta. Büyük kızım büyük bir ameliyat geçirdi. Gözlerinden de operasyon geçirdi” dedi.

Büyük kızının üniversiteyi kazanmasına rağmen gidemediğini ve psikolojik tedavi gördüğünü söyleyen Unutur, “Kızım kulakları duymadığı için üniversiteye gidemedi. Rahatsızlığından dolayı da gidemiyor zaten. Her an gözlem altında durması gerekiyor. Çocuklarımın üçünde de nörofibromatozis denen hastalık var. Kanserin bir türü. İlaç tedavisi biraz zor olan bir hastalık. Sadece cerrahi müdahale yapılabiliyor. Ameliyattan sonra da yani eşim bu şekilde oldu. Kızım desen aynı. Büyük kızım da ameliyat geçirdi. Ameliyattan sonra bir bitkisel ilaç tavsiye ettiler, onu kullandık. O ilaçlar şu anda tümörleri durduruyor, ama yine de büyümeye devam ediyor. Müdahale edilmesi gerekiyor. Nasıl bir müdahale olacak, nasıl bir tedavi olacak o yöntemi bilmiyoruz” şeklinde konuştu.
Kızlarının birinin 18, birinin 16 ve birinin de 14 yaşında olduğunu söyleyen acılı anne Zekiye Unutur, “Diğer kızlarım da ablaları gibi, orta numara da kulaklarını kaybetmek üzere. Küçük kızın ses tellerinde problem çıktı. Vücutta sinirlerin üzerilerinde çıkan bir şey. Yani siniri sıktığı zaman o tarafı felç yapıyor. Çocuklarımın sağlıklı bir şekilde yaşamalarını, engelli olmayıp yaşayabilmelerini istiyorum. Üçünün de şu an okumaları gerekiyor. Büyük kızım okuyamadığı için onun da sağlığına kavuşup okumasını istiyorum. İlgili makamlardan, Sağlık Bakanlığından, Cumhurbaşkanımızdan, gerekirse bana herkesin el uzatmasını istiyorum. Bir şekilde çocuklarımın sağlığına kavuşmasını istiyorum” dedi.

“Kimseye ihtiyaç duymadan dışarı çıkmak istiyorum”

Nörofibromatozis hastası 18 yaşındaki F. Unutur ise, hastalığından dolayı üniversiteye gidemediğini ve en büyük hayalinin kimseye ihtiyaç duymadan dışarı çıkmak olduğunu ifade etti. F. Unutur, “Şu anda işitme duyum neredeyse yüzde 75. İleride belki kör olabilirim ya da yürüyemem. Tek başıma dışarı çıkamıyorum. İllaki birisinin olması gerekiyor yanımda. Tek başıma alışveriş yapamıyorum. Eğitim durumum zaten çok kısıtlı. Sosyal çevrem deseniz yok. Psikolojik destek alıyorum. En büyük hayalim dışarı çıkarken kimseye ihtiyaç duymamak. Buradan Sağlık Bakanlığına sesleniyorum. Lütfen bana yardımcı olun” dedi.
Nörofibromatozis ve çölyak hastası olan 16 yaşındaki B. Unutur ise, “Hastalığımın biri nörofibromatozis, birisi çölyak. Sinir üstünde böyle kanser hücresi çıkıyor. Oradan da bazı tepkiler yapıyor. Çölyak da una alerji yapıyor. Yani yediğin zaman mide bulantısı, halsizlik, baş dönmesi oluyor. Mesela benim kulaklarım duymuyor. Genelde arkadaşlar da sessiz konuştukları için bazı şeyleri duymuyorum. Çölyak da olduğum için okulda kantinde benle ilgili hiçbir şey bulunmuyor. Orada sadece bir içecek bulunuyor. Yiyecekler de zaten hiç bulunmadığı için oradan hiçbir şey alamıyorum. Tedavi olmamız için yetkililerden yardım istiyorum” şeklinde konuştu.

Nörofibromatozis nedir?

Nörofibromatozis (NF) değişik sinirler boyunca tümörlerin büyümesine sebep olan ve kemik ve deri gibi sinir harici dokuların gelişimini etkileyen genetik hastalıklar takımıdır. NF, tümörlerin vücutta herhangi bir yerde büyümesine sebep olur. Ayrıca gelişim anormalliklerine de sebebiyet verir. 

Taşkın Sarıca – Hasan Otağ Fırıncıoğulları
 

Edirne 1’inci Sultan Murat Devlet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Yıldırım 16 Ocak Dünya Hijyen Günü için yaptığı açıklamada alerjik hastalığa sahip çocuğu olan aileleri uyardı. Yıldırım, “Alerjik hastalığa sahip çocuğu olan aileler için basit ve uygulanabilir tedbirler almak bu sıkıntılı sürecin yönetiminde çok değerlidir. Alerjiye sebebiyet veren etkenlerin ortamdan uzaklaştırılması hastalığın tedavisi için detay değil olması gerekendir” dedi.

Dr. Yıldırım alerjik çocuğu olan ailelere evlerini haftada üç kez emiş gücü yüksek temizlik robotlarıyla temizlemelerini önerdi. Normal bir süpürge ile temizlik yapılırken alerjiye yol açan toz ve ev tozu akarların yani miteların ortama yeniden salındığının altını çizen Dr. Ahmet Yıldırım “Süpürge yerine, kiri ve tozu suya çeken ve filtreleyen temizlik robotlarının kullanılmalıdır” diye konuştu.

“Sadece yerleri süpürmek yetmez, yatağı da süpürün”

Dr. Ahmet Yıldırım, yerlerin süpürülmesi kadar çocuğun oturduğu ve özellikle uyuduğu yerlerin de dikkatle temizlenmesi gerektiği ifade ederek “Alerjik sorunları olan bir çocuğa sahipseniz evinizi haftada en az 3 kez, 30 dakika süre ile süpürmeniz gerekir. Süpürgenizin ortam havasını da temizlemesi önemlidir. Sıradan süpürgeler emdikleri tozun büyük bir kısmını tekrar ortama verirler. Temizlik robotları hem ortamı temizler, hem de tozu havaya vermediği için havanın da temizlenmesini sağlar. Oda süpürüldükten sonra ise yaz – kış mutlaka havalandırılmalıdır. Ayrıca halı dışında perde, oyuncak, yatak, yorgan, yastık gibi toz akarlarının yaşam alanı olabilecek yerleri temizlemesi de önemlidir. Alerjik çocuğun yatağı ve battaniyesi mutlaka sık sık temizlik robotu ile süpürülmelidir. Birkaç kullanımdan sonra ev ortamında havanın değiştiğini ve çocuğun şikayetlerinin azaldığı gözlenecektir” şeklinde konuştu. Dr. Yıldırım çocuktaki şikayetlerin azalmasının yaşam kalitesi, iştah, uyku düzeni, akademik başarı gibi pek çok konuda olumlu etki göstereceğini de söyledi. 

Törende İhlas Medya’dan üç isim ödüle layık görüldü.

Bem-Bir-Sen tarafından her yıl geleneksel olarak verilen ve trafik kazasında yaşamını yitiren genel sekreterleri adına düzenlenen “İbrahim Keresteci Basın Ödülleri”ne bu yıl Diyarbakır ev sahipliği yaptı. Bir otelde düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Mehdi Eker, Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Cumali Atilla, Bem-Bir-Sen Genel Başkanı Mürsel Turbay, İl Emniyet Müdürü Tacettin Arslan, AK Parti Diyarbakır İl Başkanı Muhammed Dara Akar, Avrupa Bağımsız Sendikalar Konfederasyonu (CESİ) temsilcileri, Bem-Bir-Sen yöneticileri ve davetliler katıldı. 8’nci düzenlenen törende İhlas Medya Ankara temsilcisi Batuhan Yaşar, TGRT Haber Genel Yayın Yönetmeni Ercan Seki ve Türkiye Gazetesi Cumhurbaşkanlığı-Başbakanlık Muhabiri İsmail Sonsuz ödüle layık görüldü.

“O kayıtlar bugün en önemli delil”

Açılış konuşmasını yapan Bem-Bir-Sen Genel Başkanı Mürsel Turbay, 15 Temmuz gecesi canı pahasına görevini yapmaya çalışan basın emekçilerinin sayesinde ihaneti gördüklerini belirterek, “O sayede gece meydanlara indik. haninlerin acımasızlığını ihanetlerini ve katliamlarını anbean kaydettiler ve o kayıtlar bugün mahkemelerde hesap sorulurken en önemli delil niteliğinde oldu. O ihanet gecesinde şehit olan, gazi olan gazeteci kardeşlerimiz de vardı. Bu vesile ile tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize hayırlı ömürler diliyorum. Bütün basın emekçilerimizin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyor, katılımlarından ötürü şükranlarımı sunuyorum” dedi.

“Organizasyonun Diyarbakır’da olması çok anlamlı”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Mehdi Eker, düzenlenen organizasyonun Diyarbakır’da olmasının çok anlamlı olduğunu ifade ederek, “Bugün bu toplantıya Avrupa’dan, Afrika’dan, Asya’dan gelen çok sayıda misafirimizin olduğunu biliyorum ve şunu söylemek istiyorum; Şehirlerin televizyonlar ve medya yoluyla tanıtılmaya başlandığı son 40 yıl içerisinde bu kadim Diyarbakır şehri terörle boğuşuyor. Gündemindeki tek madde bu oldu. Tek madde olması sebebiyle de televizyonlarda ve gazetelerde Diyarbakır’ın güzellikleri ve evrensel değerleri, medeniyetlere beşik olmuş özelliği ön plana çıkmadı. Bugün umuyorum ki bu toplantı vesilesi ile çok sayıda medeniyeti emzirmiş bu kadim şehir Diyarbakır az da olsa tanınma imkanı bulunur. Bu nedenle toplantının burada düzenlenmiş olmasını ben çok önemsiyorum. Diyarbakır’ı eğer yeryüzündeki kadim şehirlerle eşleştireceksek, ona bir kardeş arayacaksak inanın bu kardeş Kudüs olur. Tıpkı kudüs gibi burası da tarih boyunca bir çoğunluğun barış içerisinde yaşadığı bir şehirdir” diye konuştu.
Vali Hasan Basri Güzeloğlu da, böyle bir organizasyona ev sahipliği yapmanın verdiği mutluluğu yaşadığını dile getirerek, şunları kaydetti:

“Böylesi buluşmalar Diyarbakır’ın tanıtılmasına çok önemli katkılar sağlayacaktır. Hakka hizmet eden ve bu doğrultuda dik duruşu ve imanıyla bu tavrı sergileyen herkesin bu yürüyüşe hem katkısı hem de hiç şüphesiz emeği vardır. Bu ülkenin birlik ve beraberliğine herhangi bir kast olduğunda dimdik ayakta duran bir büyük camia olarak Memur-Sen’in ve özelde deBem-Bir-Sen’in tüm üyeleriyle gurur duyuyoruz. Onların varlığından büyük bir mutluluk duyuyoruz.”

Tören sonunda İhlas Medya adına ödülleri İhlas Haber Ajansı (İHA) Diyarbakır Bölge Müdürü Abdulkerim Kantarcıoğlu aldı. 

Zeybekci, “Onlar bizi katledene kadar, onlardan birkaç tanesini geberttiğimde, benim çoluğumdan çocuğumdan, bunun hesabını mı soracaktın? Arkadan gelenlerden bunun hesabını mı soracaktın” dedi.

Denizli’de hizmete açılan İncilipınar Yüzme Havuzu’nun açılışına katılan Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci son KHK ile 15 Temmuz gecesi darbecilere müdahale eden sivil halk ile ilgili alınan karar sonrası yapılan eleştirilere sert cevap verdi.

“O gece sizin kardeşiniz de TBMM’Ye girerken, üzerine yağmur gibi kurşun yağdırıldı”

Konuşmasında 15 Temmuz gecesi TBMM’de yaşadığı o anlardan ilk defa bazı ayrıntılarda anlatan Bakan Zeybekci “15 Temmuz’da hukuk çiğnenmiş, 15 Temmuz’da Anayasayı devirmeye gelen, bu ülkeyi devirmeye gelen, hükümeti devirmeye gelen, meclisi işgal etmeye gelen, bu milleti bölmeye, parçalamaya, bu ülkeyi işgal etmeye gelenler vardı. Ne diyeyim ben sana, Allah seni bildiği gibi etsin diyorum da, Allah’a bile kalmayacak sen o pisliklerin içinde yuvarlanıp gideceksin. Oradan kendi layığını bulacaksın. Köprüde de katledilen, linç edilen askerler varmış, bunun hesabı sorulmayacakmış mı? Ülke elden gidiyordu, vatan elden gidiyordu. Bayrak elden gidiyordu, ülke bölünüyordu, parçalanıyordu. Bu milletin evlatları katlediliyordu. Ve hiçbir zaman bu millet vicdansızlık da yapmaz, yapmamıştır. O gece sizin kardeşiniz de TBMM’ye girerken, üzerine yağmur gibi kurşun yağdırıldı. Biz canımızı tezgaha koyup da çığırtkanlık edenlerden değiliz. Hiç bir yerde konuşmadık. Meclis bombalar yağarken oralardaydık. Yanımızda Bakan kardeşimiz vardı ona ve arkadaşlarıma dedim ki, ‘canlı teslim olmayacağım. Bu hainler buraya girerse, meclis salonuna girerlerse, beni canlı almayacaklar’ dedim. Ve o gün hazırlıklı da gitmiştik. Yanımızda ruhsatlı silahımız vardı, üç tane şarjörü ile beraber, bekliyordum orada. Arkadaşlarımız sığınağa giderken, Bursa milletvekilimiz vardı, onun tekerlekli sandalyesini çıkarırken, ‘abi sen gelmiyor musun?’ dedi. Ben dedim, burada bekleyeceğim bunları. Bizi canlı almayacaklardı ama alana kadar onlardan bunun hesabını soracaktım” dedi.

Niyetleri ortaya çıkıyor”

“Peki soruyorum şimdi onlar bizi katledene kadar, onlardan birkaç tanesini geberttiğimde, benim çoluğumdan çocuğumdan, bunun hesabını mı soracaktın? Arkadan gelenlerden bunun hesabını mı soracaktın” diyen Zeybekci şöyle devam etti:

“Hiç kimse kusura bakmasın, her kim ki bu milletin bayrağına, bu milletin birliğine beraberliğine, bu milletin vatanına, bu milletin devletine, bu milletin namusuna ırzına, onuruna, gururuna, milletvekiline, millet meclisine saldırdığında bunun sonuçlarını, bunun dersini, bunun gereğini, bu millet yaptı ve yapmaya da devam edecek. Darbeyi yapan, darbeyi başarabilirse anayasayı değiştirebilirse, legal hale gelecek, hukuk içinde namusunu savunan bu milletten hesap sorulabilecek yok öyle yağma. Bu millet buna müsaade etmeyecek, şuanda yapılan hukuki düzenlemesinin de ana mantığı budur. Kimse ık, gök demesin adam gibi dursun. Niyetleri de ortaya çıkıyor, böylelikle ne yapmak istedikleri ne yapmaya gayret ettikleri.”

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, beraberindeki protokolün konuşmalarının ardından, kapalı yüzme havuzunun açılış kurdelesini keserek, tesiste incelemelerde bulundu. Açılışa Denizli Valisi Hasan Karahan, Denizli AK Parti Milletvekilleri, ilçe belediye başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.  

Medeni Topaloğlu-Bayram Coşkun

Büyükbaş hayvancılığın yaygın olduğu Sivas’ta Süleyman Nazlım isimli üretici, bir yılda 20 kazla başladığı kaz yetiştiriciliğinde 600’e yakın kazı ölmesine rağmen vazgeçmeyerek 100 kazı beslemeyi başardı. İlk yıl yaşadığı aksiliklerle tecrübe kazandığını belirten Nazlım, üçüncü yılın sonunda 50 bin adet kaza ulaşmayı hedefliyor. Nazlım, 20 kaz ve 8 ördekle başladığı kanatlı yetiştiriciliğinde aksilikler yaşadığını ancak acemiliği üzerinden atarak ustalaştığını belirterek, “Bir yıl önce 20 kaz ve 8 ördek ile üretime başladım. Şuan 200 tane ördek ve 100 tane kaz var. 600’e yakın kaz ve ördek öldü. Çoğunu tilkiye kaptırdık. Zayiatımız büyük olsa da vazgeçmedik. Bu sene acemilikti, seneye ustalık olacak. Seneye nasip olursa sayılarını 40-50 kat arttıracağız. 30-40 bin kapasitede kaz, buna yakın sayıda da ördek yetiştirmeyi düşünüyorum. Bunların yumurtlama sezonu ikinci ayda başlayıp, yedinci aya kadar devam ediyor. Bu hayvanlar 7-8 ayda bu hale geliyorlar. Hedefim 10 bin damızlık, 50 bin üretim. Bu da normalde 34 ayda oluyor böyle. 1 seneye yayılmıyor” dedi.

“Tüyü etinden pahalı”

Nazlım, kaz etinin birçok etten daha lezzetli ve pahalı olduğunu, kaz tüyünün ise etine oranda daha pahalı olduğunu söyledi. Nazlım, “Kazın tüyünün daha pahalı olduğunu duyuyorum. Bu konu hakkında pek bilgim yok. Ben tüy satmıyorum. Lezzet tarafından çok lezzetli. Yiyen bilir. Zaten onun için bu kadar pahalı. Tabii 1 kilo kuzu etinin karkas fiyatı 15-20 lira ama kazınki 30-40 lira. Ördek ona göre biraz daha ucuz” diye konuştu. 

Nazlım, kaz üretiminde beslemenin kolay olduğunun altını çizerek, “Bunlar doğada ne bulurlarsa yerler. Ama tabii yumurtlama döneminde yemlerine dikkat ediyoruz. En çok sevdikleri şey sudur. Yemez içmezler akşama kadar suda oynarlar. Tavuklara göre kıyaslanması mümkün değil. Bunların bakımı daha kolay. Maliyeti daha ucuz. Bunlara 12 ayın sadece bir ya da iki ayında yem verebilirsin. Diğer 9 ayını rahatlıkla doğada yayılarak, beslenerek hayatlarını devam ettirirler” şeklinde konuştu. 

Aksu’nun Boztepe Mahallesi’nde yaşayan 27 yaşındaki Lale Karakaş, 12 yıl önce Ali Karakaş ile tanışarak Karaman’da evlendi. 10 yıl önce eşi ile seralarda çalışmak üzere Karaman’dan Antalya’ya gelen çiftin evliliğinden Azra (11) Esila (9) Efla (4) olmak üzere 3 tane çocukları oldu. Lale Karakaş’ın eşi bir yıl önce yaralamalı kavgaya karışarak cezaevine girdi. Eşinin cezaevine girmesinin ardından 3 çocuğu ile yalnız kalan Lale Karakaş, çocuklarının yaşaması için tek başına mücadele ediyor. Okula giden Azra ve Esila için dişini tırnaklarına katan Karakaş, çocuklarına uzanacak bir yardım elini bekliyor. 4 yaşındaki kızına bakmak için çalışmaya gidemeyen ve maddi sıkıntılar yaşayan Karakaş, komşularından gelen yardımlar ile ayakta kalma mücadelesi veriyor.

Çocuklarını battaniyenin altına sararak ısıtmaya çalışıyor

Kış aylarının gelmesi ile evinde yakacak odunu ve kömürü olmayan Karakaş, çocuklarını battaniyenin altına sararak ısıtmaya çalışıyor. Evinde soba yanmadığı için hastalanarak zatürre olan 4 yaşındaki kızını doktora götürecek parası olmayan Karakaş’a komşuları sahip çıkmaya çalışıyor. Kızının sağlığının giderek daha da bozulmasından korkan gözü yaşlı anne minik Efla’nın sağlık giderlerinin karşılanmasını bekliyor. Okula giden çocuklarının kendisinden kitap ve ayakkabı istediğini belirten Karakaş, çocuklarının bu isteklerini karşılayamadığını belirterek kahrolduğunu söyledi. Hasta olan minik kızını battaniyenin altından hiç çıkarmayan gözü yaşlı anne, “Havalar soğuk olduğu battaniyeye sarılarak oturuyoruz. 3 tane çocuğum var. Maddi olarak çok sıkıntı içerisindeyim. Çocuğum çok hasta şu ada çalışamıyorum. İlaçları çok pahalı geldi. Çok zor durumdayız. Ben sadece çocuklarım için bir şey istiyorum. Kendim için bir şey istemiyorum” dedi.

“Bir yıldır çocuklarıma elbise alamıyoruz”

Okula giden çocuklarına kitap defter alamadığını belirten 3 çocuk annesi Karakaş, “Benden kitap istiyorlar ben alamıyorum. Kahroluyorum. 250 lira kira veriyorum. Battaniye ile sarılarak oturuyoruz. Elektrik sobası açamıyorum. Bir yıldır çocuklarıma elbise alamıyoruz. En son geçen yıl bayramda aldık. Çocuklarım her yıl başarı belgesi alıyorlar. En çok kitap kıyafet ve ayakkabı istiyorlar. Onların isteklerine cevap veremiyorum. Bundan dolayı çok kahroluyorum. Sesimi duyan herkesten gönlünden ne geçerse onun yardımını istiyorum. Kimseden bir şey isteme hakkım yok. Çok utanıyorum. Kendim adına bir şey istemiyorum. 3 tane çocuğum için istiyorum. 7 bin TL düğünümden kalan bir borcum var. Bunun taksitleri ödemeye çalışıyorum. En çok ihtiyacım olan şey çocuklarımın ısınması için odun ve kömür. Akşamları hava çok soğuk oluyor. Daha sobamı bir gün olsun yakamadım” dedi. 

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, NEU3D Laboratuvarı, Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim dalından Doç. Dr. Bahar Kaymakamzade ile birlikte beyin bilgisayarlı tomografi görüntüsünden alınan insan kafa yüzeyinin 3 boyutlu yazıcı ile basımının bire bir olarak gerçekleştirildiği belirtildi. Bu modeli kullanarak Elektronörofizyoloji programı öğrencilerine eğitim verilmeye başlandı. Üçboyutlu (3D) yazıcı ile üretilen kafatasının öğrencilere teorik bilginin ötesinde birebir olarak sınırsız sayıda deneme yapma şansı verdiği kaydedildi.

Yakın Doğu Üniversitesinin Eğitim Tecrübeli Avrupa’da Anlatıldı…

Nöroloji uzmanı Doç. Dr. Bahar Kaymakamzade, Haziran ayında Amsterdam’da gerçekleştirilen Avrupa Nöroloji Akademisi Kongresinde “EEG eğitiminde üç boyutlu baskı ile üretilen kafatası modeli” başlıklı sözel sunumu ile üniversitenin eğitimdeki tecrübelerini Avrupa’daki akademisyenlere aktardı.

Sunumda 3 boyutlu yazıcının tıp ve eğitim alanlarındaki kullanım alanları, 3 boyutlu modelleme ve yazmanın nasıl yapıldığı ve NEU3D Laboratories bünyesindeki aktiviteler resim ve videolarla dinleyicilere anlatıldı. Ülkemizde ilk olan NEU3D Laboratuarlarında doktorlar, akademisyenler ve mühendisler birlikte çalışılarak öğrenci/asistan/hasta eğitimi için modeller, ameliyatlarda kullanılan araçlar, protezler ve deneysel hayvan çalışmalarında kullanılan materyallerin üretildiği aktarıldı.