AK Parti İl Başkanlığı binasında partililerle bir araya gelen AK Parti Van İl Başkanı Av. Zahir Soğanda, görevinden istifa ettiğini belirterek, “Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız ile genel merkezimizin tavsiyeleri üzerine bugünden itibaren AK Parti Van İl Başkanlığı görevinden istifa ediyorum” dedi.

AK Parti’nin kuruluşundan bu yana çeşitli kademelerde dava bilinciyle görev yaptığını ifade eden Soğanda, “Son olarak Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan görevlendirmeyle 4 Temmuz 2014 tarihinde, daha sonra 5. olağan il kongresi seçimi ile beraber 3,5 yıldır AK Parti Van İl Başkanlığı görevini yürütmekteyim. Partimdeki bütün görevlerim ve il başkanlığı görevim sırasında partimin ilkeleri çerçevesinde dava bilinciyle hareket ettim. Bütün çalışmalarımı Allah rızasını gözeterek Vanlımızın, ülkemizin, partimin ve bütün mazlum halkların selameti için dava arkadaşlarımla birlikte sürdürdük. Bundan sonra da görevim ne olursa olsun bu bilinçle çalışmalarımı sürdüreceğim” diye konuştu.

Görevinden istifade ettiğini duyuran Soğanda, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bütün görevlerin bir sonu olduğu gibi il başkanlığı görevinin de nihayet bulacağı muhakkaktır. 2019 yılının ilimiz, partimiz ve ülkemiz için önemli olduğunun bilincindeyim. Bu bilinçle hareket etmek durumundayız. Genel merkezimizle yaptığımız istişare neticesinde, önümüzdeki kongrede il başkanı adayı olmamam gerektiği kanaati hasıl olmuştur. Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız ile genel merkezimizin tavsiyeleri üzerine bugünden itibaren AK Parti Van İl Başkanlığı görevinden istifa ediyorum. Öncelikle bu süreçte her zaman yanımızda olan Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Başbakanımıza, genel merkez teşkilat başkanıma, genel başkan yardımcılarına, genel merkez yöneticilerine, bölge ve il koordinatörlerine ve Van milletvekillerine teşekkür ediyorum. Ayrıca; ilimizin kalkınmasına, gelişmesine, ülkemizin birlik ve beraberliğine katkı sunan STK ve kanaat önderlerine, ilimizin kurum ve kuruluşlarına, basın mensuplarına teşekkür ederim. Bundan sonra görev yapacak olan partimin il başkanı, ilçe başkanları ve bütün parti yöneticilerinin yanında olacağımı; partimin, ilimin, ülkemin geleceği için katkı sunacağımı belirtmek isterim.”
Soğanda, istifasını açıklamasının ardından teşkilat üyeleriyle vedalaştı.
 

Van İl Jandarma Komutanlığı ekiplerinin gümrük operasyonları devam ediyor. Van İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, 28 Eylül 2017 tarihinde aralarında Saray ilçesi Kapıköy Gümrük Müdürlüğünde görevli personelin de bulunduğu şebekeye yönelik olarak, Van merkezli 12 ilde operasyon icra edilmiş, bu operasyonda gıda yüklü araçların ülkeye girişi esnasında eksik ve sahte evrakla işlem yapan ve bu işlem karşılığında menfaat temin eden ve rüşvet suçlarını işleyen 23 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Van İl Jandarma Komutanlığınca yapılan açıklamada, “Bu operasyonun devamında; şebekenin sivil ayağının çökertilmesi maksadıyla 14 Kasım 2017 tarihinde ikinci kez düğmeye basıldı. Van İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Van merkezli 3 ilde 14 şüpheliye yönelik ikinci dalga operasyon gerçekleştirildi. Bu operasyonda; yurt dışından temin ettikleri gıdaları, bazı gümrük personeline rüşvet vererek, gümrük vergisi ödemeden ülkeye sokan ve bu sayede yüksek miktarlarda haksız kazanç elde ederek zenginleşen 10 işadamı gözaltına alındı.

Böylece, operasyonda gözaltına alınan ve soruşturma başlatılan şüpheli sayısı 33’e yükseldi. Firarda bulunan 4 şüphelinin yakalanması için çalışmalara devam edildiği ve olayla ilgili soruşturmanın çok yönlü olarak sürdürülüyor. Devletin vergisini, dolayısıyla halkımızın ekmeğini ve emeğini çalmaya çalışan, bu suretle yüksek miktarlarda kazanç elde eden organize suç örgütleriyle mücadelenin kararlılıkla devam edilecek” denildi.

Şükrü Akyüz
 

Bitlis’in Adilcevaz ilçesine gelen Sualtı Görüntüleme Yönetmeni Tahsin Ceylan ve beraberindeki Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Akkuş, Dalış Eğitmeni ve Federasyon Yönetim Kurulu Üyesi Murat Kulakaç ve dalgıç Cumali Birol, Van Gölü’ne dalış yaparak Urartular dönemine ait 3 bin yıllık kaleyi görüntüledi. Yapılan çalışmaları Adilcevaz Kaymakamı Arif Karaman’da izledi.
Konu ile ilgili basın mensuplarına açıklamada bulunan Adilcevaz Kaymakamı Arif Karaman, yapılan çalışmaların önemli olduğunu ifade ederek, “İlçemizde bulunan tarihi Urartu kalesinin su altında kalan kısmı gün yüzüne çıkarıldı. Bu kale yaklaşık 3 bin yıllık bir kaledir. Yapılan bu çalışma ilçemizin tarihi açısından önemli bir çalışmadır. Bu tarihin gün yüzüne çıkarılmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Sualtı Görüntüleme Yönetmeni Tahsin Ceylan ise, Van Gölü 600 bin yıllık bir tarihe sahip olduğunu ifade ederek, “Van Gölü’nün etrafından birçok uygarlık ve toplumlar yaşamıştır. Bu toplumlar Van Gölü’nü yukarı deniz olarak isimlendirmiş ve Van Gölü’nün kalbinde birçok gizemi barındırdığına inanmıştır. Bizlerde bu noktadan hareketle Van Gölü’nün yani yukarı denizin kalbindeki sırları açığa çıkarmak için çalışmalar yapmaktayız. Bildiğiniz gibi Van Gölü’nde yaklaşık 10 yıla yakın yaptığımız çalışmalar ile İnci Kefali, mikrobiyalitler ya da Van Gölü mercanları ve Rus batığının su altı görüntülerini çekerek bütün dünyaya duyurduk. Bu gün burada Van Gölü’nün suları altında kalmış bir kaleyi keşfetmekle Van Gölü’ne ait sırlardan birisini daha açığa çıkarmanın heyecan ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bizde bu tarihi parça parça araştırıp üstüne gidiyoruz. Van Gölü’nde bulunan bu kalenin yanı sıra daha önce tespit edilen mikrobiyalitlerin bölgenin ekonomisine ve turizmine önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum. Bu kalenin tarihi hakkında arkeologlar gelip araştırma yapacaklar ve buranın tarihi hakkında da önemli bilgiler edinmiş olacağız. Kaledeki surun taş yapısı daha çok Urartular döneminde kullanılan kesme taşlardır. Bu nedenle bu kalenin bir Urartu kalesi olması daha ağır basıyor. Burada bulunan kalenin surları çok geniş bir alanı kaplamaktadır. Van Gölü suyu sodalı bir su olması dolayısıyla kalenin yapılarında herhangi bir bozulma söz konusu değildir. Bu nedenle kale yıllardır suyun altında tahrip olmadan ilk günkü gibi özelliğini korumaktadır. Adilcevaz Kaymakamımız Arif Karaman’ın daveti üzerine yapmış olduğumuz dalış ile Van Gölü’nün suları altındaki kalenin yerini kesin olarak belirleyerek su altı görüntülerini çektik. Elde ettiğimiz bulgular ile bir yıla yakın süren araştırmalarımız ileri bir boyuta taşınmış oldu. Bu aşamadan sonra arkeolog ve tarihçilere yeni bir araştırma alanı açtığımıza inanıyoruz. Van Gölü sırları ile bizleri büyülemeye devam ediyor. Gölün derinliklerine indikçe bir anlamda tarihe bir yolculuk yapmış oluyoruz. Su altında bir kaleyi görüntülemek ve tarihin parmak izlerine dokunabilmek muhteşem bir duygu. Kalenin yanı sıra etrafındaki yer alan mikrobiyalitleride görüntüledik. Bu manzaralar insanı büyüleyen Van Gölü’nün adeta sıralarının bir araya geldiği muhteşem manzaralar. Dilerim bu kayıtlar bölgenin daha fazla tanınması ve daha fazla dalış severin bölgeye gelmesine neden olur” dedi.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Akkuş ise, tespit edilen bu yapıların bölge ekonomisine önemli katkı sağlayacağını ifade ederek, “Burada yapılan keşif ile Van Gölü’nün önemli sırlarından birsini daha açığa çıkartmış bulunuyoruz. Adilcevaz Kaymakamlığı ile koordineli olarak yapmış olduğumuz bu çalışmalarımız ile öncelikli amacı su altında bulunan bu kalenin korunmasıdır. Van Gölü 600 bin yıllık bir geçmişe sahip. Van Gölü’nün geri çekilmesiyle birlikte, gölün etrafında yaşayan uygarlıklar zamanla buralarda yerleşim yerleri kurmuş ve göl tekrardan yükseldiğinde ise insanlar tekrar geri çekilmiştir. Fakat insanların yapmış olduğu yapılar buralarda suyun altında mevcut kalmışlardır. Buradaki bu yapıların korunması gerekmektedir. Çünkü ülkemizdeki tarihi kaleleri gördüğümüz zaman buraların tahrip edildiğini görmekteyiz. Ancak buradaki göl, suyun altında kalan kaleye tahrip vermeden koruyucu görevi üstlenerek bu zamana kadar saklamıştır. Yapmış olduğumu çalışmalar neticesinde Van Gölü’ne ait birçok gizemli yapıyı ortaya çıkarttık. Bunların yeterince tanıtımını yapabilirsek Van Gölü etrafında onlarca dalış okulu açılacak ve bu nedenle binlerce insan dalış yapmak için buralara gelerek bu güzellikleri yerinde görebileceklerdir. İşte bu güzellikler bölgede bir eko turizm sektörünün doğmasını sağlayacaktır. Buda bölgede ekonomik açıdan bir canlılığa sebep olacaktır. Arkeologların da burada yapacağı çalışmalar sayesinde inanıyorum ki bu kale ile ilgili bizleri heyecanlandıracak ve bizi hayrete düşürebilecek daha çok bilgilere ulaşacağız. Bu sayede bu kalenin cazibesi her geçen gün artacak. Bu kalenin en önemli özelliği hem gölün kenarında bulunması hem de dünyada bulunan en büyük mikrobiyalitler ile çevrili olması sayesinde buraya dalacak olan insanlar iki muhteşem güzelliği bir arada görebilme imkanına ulaşabilecekler” dedi. 

Özcan Beşkardeş
 

Maddi durumunun yetersizliğinden ve borçlarından dolayı 31 Eylül 2017 tarihinde bankadan kredi çeken Süleyman Özkan, 3 Kasım 2017 tarihinde halk otobüsüne bindiği sırada cebindeki 5 bin TL’si yankesicilik yöntemiyle çalındı. Özkan, kampüs güzergahındaki Van Oto Sanayi Sitesinde tamirde olan aracını almak üzere halk otobüsüne bindi. Bu arada tıklım tıklım olan otobüsü fırsat bilen hırsızlar, Özkan’ın arka cebindeki 5 bin TL’yi çaldı.

Yaşanan olayla ilgili mağduriyetini anlatan emekli Süleyman Özkan, aynı güzergah üzerinde benzeri birçok olayın meydana geldiğini belirtti. Otobüslerin doluluğunu fırsat bilen hırsızlar için önlem alınmasını talep eden Özkan, “Oğlumun adına 31 Eylül tarihinde kredi çektim. 3 Kasım tarihinde oto sanayi sitesine gidecektim. Arka cebimde 5 bin TL vardı. Malumunuz üzere kampüs güzergahında çalışan otobüsler ise tıklım tıklım oluyor. Aracım tamirdeydi ve hastam vardı. Para arka cebimdeydi ve halk otobüsü de baya doluydu. Ben emekli maaşımla geçiniyorum. Maddi durumum ise kötüdür” dedi.

“Bankadan oğlumun adına kredi çekmiştim”

Borçlarını ödemek için bankadan kredi çektiklerini ve çektikleri krediyle bir miktar borçlarını öderken, geriye kalan paranın çalındığını ifade eden Özkan, “Büyükşehirde tek emekli maaşıyla geçiniyoruz. Durumumuz kötü olduğu için bankadan oğlumun adına kredi çekmiştim. Çektiğim krediyle bir miktar borçlarımı ödedim. Cebimde olan diğer parayı da çaldılar. Bindiğim halk otobüsünün plakasını bilmiyoruz. Zaten tahmin edemezdim. Otobüse bindiğim gibi sanayiye gittim. Halk otobüslerinin durağına gittim, çoğu araçta kameranın olmadığını söylediler. Durumu emniyete bildirdim. Şu an soruşturma sürüyor” diye konuştu.

“Otobüslerdeki kalabalık hırsızlar için ortam oluşturuyor”

Aynı olayın başkasının başına gelmeden otobüslerdeki yoğunluklara bir çözüm bulunmasını isteyen Özkan, şunları söyledi: “Bu tür çalıntı olaylarına bir çözüm getirilsin. Bu durumdan sadece ben değil, çoğu insan mağdur oluyor. Olay benim başıma geldi başkasının başkasına gelmesin. Özellikle otobüslerdeki yoğunluğa bir çözüm bulmaları gerekiyor. Otobüslerdeki kalabalık hırsızlar için ortam oluşturuyor. Kampüs güzergahında yolculuk yapanlar ve hastaneye gidenlerin bu tür durumlarla sık sık karşılaştığını duyduk.” 

Yılmaz Sönmez

Maliye Bakanlığı Gümrük Müsteşarlığı Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri (TASİŞ) Van Müdürlüğü sundurma ve otoparklarına konulan binlerce araç, çürümeye terk edildi. Van’da yediemin otoparklarında yaklaşık 6 bin aracın mahkeme süreci nedeniyle bekletildiğini belirten Yılak Otopark işletmecisi Zeki Akyürek, bunların hem vatandaşa hem de devlete zarar verdiğini söyledi. Yedieminlerde bekletilen araçların milli servet olduğunu vurgulayan Akyürek, “Bu araçlar yakalandığında maddi değeri yüksek olan araçlardı. Bu gün ise bu araçlar değer kaybına uğruyor. 5 yıl önce 100 bin TL değerindeki araç şimdi 15-20 bin TL’ye kadar düşüyor. Ayrıca yakalanan bu araçların vergileri de ödenmiyor. Bu da hem vatandaşa hem de devlete zarar veriyor” dedi.

Araçların bir yıl içerisinde işlemlerinin görülmesi gerektiğinin altını çizen Akyürek, “Yakalanan araçların bir yıl içerisinde mahkemesinin sonuçlanması lazım. Eğer sonuçlanmıyorsa bunun satılıp parasının hazineye konulması lazım. Mahkemeyi vatandaş kazanmışsa, vatandaşa o paranın verilmesi lazım. Bu şekilde devlet de vatandaş da zarar etmemiş oluyor. İnsanlar çürüyen bir maldan fayda göremiyor, devletimiz de göremiyor. Bu nedenle yetkililerin gerekli işlemleri yerine getirmelerini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Van’da bulunan 6 adet yediemin otoparkının dolup taştığını dile getiren Akyürek, “Burada yaklaşık bin adet araç var. Bunun gibi ilimizde şu anda yaklaşık 6 bin araç yedieminlerde bekliyor. Bunlar milli servettir. Burada yaklaşık 15 yıla kadar bekleyen araçlar var ve hiçbir sonuç yok. 15 yıl önce 30 bin TL’ye satılan araç, bugün 3 bin liraya satılamıyor. Bugün burada yaklaşık 80-90 milyonluk bir servet var. Bu nedenle yetkililerimizden mahkeme süreçlerinin bir an evvel sonuçlandırılmasını istiyoruz” şeklinde konuştu. 

 

Atilla İdiz

Soğuk havanın kendini hissettirmesiyle birlikte artan gribal enfeksiyonlara karşı vatandaşlar genellikle şifalı bitkileri tercih ediyor. Soğuk algınlığına yakalanmamak için yaklaşık 23 çeşit şifalı bitki karıştırılarak hazırlanan kış çayının tüketilmesini öneren aktarlar, şifalı bitkilerin hasta olunmadan önce tüketilmesi gerektiğini belirtiler. Vanlı aktarlar, özellikle içerisinde ıhlamur, zencefil, adaçayı, ekinezya, havlıcan ve meyan kökü gibi bitkisel ürünleri barındıran kış çayının gribal enfeksiyonlara karşı kalkan görevi gördüğünü ifade ederek, kışın günde 2-3 bardak içilmesini önerdiler.

Soğuk algınlığına yakalanan vatandaşların en çok başvurduğu ıhlamurun kilogram fiyatı ise dudak uçuklatıyor. Kalitesine göre ıhlamurun kilogram fiyatının 150 ile 180 lira arasında değiştiğini söyleyen aktarlar, fiyatının yüksek olmasının sebebini işçiliğin zor olmasına bağlıyor.

Yaklaşık 20 yıldır şifalı bitkilerle uğraştığını ifade eden Ebubekir Kaya isimli aktar, havaların soğumasıyla birlikte işlerinde hareketliliğin yaşadığını belirterek, “Bitki satışlarını geçen yıl ile kıyaslayacak olursak işlerimiz hemen hemen aynı. Çok fazla bir değişiklik olmadı. Fiyatlarda bir değişiklik oldu, o da çok ciddi bir artış değil. Özellikle yurtdışından gelen bitkilerin fiyatında artış oldu” dedi.

“Toplumumuz hasta olmadan tedbir almıyor”

Vatandaşların genellikle hasta olduktan sonra şifalı bitkilere başvurduğunu dile getiren Kaya, hasta olmadan önce şifalı bitkilerin kullanılmasını önerdi. Kaya, “İnsanlar genellikle hasta olunca bize müracaat ediyorlar. Maalesef toplumumuz hasta olmadan tedbir almıyor. Hasta olduktan sonra şifalı bitkilere yöneliyorlar” diye konuştu.

Ihlamurun kilogram fiyatı dudak uçuklatıyor

Ihlamurun kilogram fiyatının 150-180 lira arasında değiştiğini belirten Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yapmış olduğumuz karışımlar var. Ihlamur, adaçayı, tarçın, havlıcan ve zencefil gibi 23 parçaya çıkabilen bir karışım var, soğuk algınlığı için onu öneriyoruz. Bu karışıma yan etkisi olmayan bitkileri karıştırıyoruz. Bu bitkiler herkesin kullanabileceği bitkilerdir. Ihlamur, adaçayı, öksürük kesici olarak zencefil kullanılır. Kan dolaşımını, vücut ısısını ayarlayabilmesi için de tarçın, papatya ilave edilir. Bunların içinde en pahalı olan ıhlamur. Ihlamur kalitesine göre fiyatı 150-180 lira arasında değişiyor. Ihlamur toplanması zor olan bir bitkidir. Yöremizde de pek yok. Daha çok Karadeniz bölgesinden geliyor.”

“Bu yılın ürünü yüksek bir fiyata bizlere sunulacak”

Soğuk algınlığına karşı özellikle 23 karışımda oluşan kış çayını öneren Adem Yönten isimli aktar ise, “Genelde bizde kış çayı tavsiye ediliyor. Bu çay yaklaşık 23 çeşit bitkinin karışımından oluşuyor. Bu vücuttaki iltihabı atmak için kullanılıyor. Bu yüzden en çok kış çayı satılıyor. Zencefil, kırmızı kök de tercih ediliyor. Öksürük ve vücuttaki enfeksiyonu atmak için bu bitkilere başvuruluyor. Sezonumuz da yükselme olacak ama daha tam başlamadı. Tarçın, zencefil, havlıcan 40 lira, kuşburnu 10 lira, ama bu fiyatların yükseleceğini düşünüyoruz. Çünkü bu yılın ürünü yüksek bir fiyatta bizlere sunulacak. Ihlamur ise işçiliğinden dolayı ve ülkemizdeki verimin azalmasından dolayı pahalı bir bitkidir” diye konuştu.

Yılmaz Sönmez

Van’da iki günden buyana etkili olan sağanak yağmur, yüksek kesimlerde yerini kar yağışına bıraktı. Kar yağışı ile birlikte Van-Bahçesaray yolu ulaşıma kapanırken, çok sayıda araç ve vatandaş ise mahsur kaldı. Van’dan Bahçesaray’a gitmek isterken mahsur kalan vatandaşların imdadına Van Büyükşehir Belediyesi iş makinesi yetişti.

Tır ile Bahçesaray ilçesine götürülen iş makinesi, yolun kapalı olması ve vatandaşların mahsur kalması nedeniyle operatörü tarafından indirilip tünelin bulunduğu bölgeye kadar olan yolu açtı. Mahsur kalan bazı vatandaşlar Van’a geri dönerken, bazıları ise tünele sığındı. Tünelin Bahçesaray çıkışında geri dönmek isteyen bir sürücünün yönetimindeki kamyon kara saplanarak mahsur kalırken, bölgede kar yağışı ve tipi etkili olmaya devam ediyor.

ŞIRNAK

Şırnak’ta da yağmur hazırlıksız yakaladı. Beytüşşebap’ta iki gündür etkili olan toz bulutu nedeniyle sokağa çıkamayan vatandaşlar, sağanak yağış sayesinde nefes aldı. Evlerinden çıkan vatandaşlar, dağlarının zirvelerine kar yağan ilçede kış hazırlıklarına başladı

Öte yandan, dağların zirveleri beyaza bürünen ilçenin alçak kesimlerinde yaprak döken ağaçlar kartpostallık görüntüler oluşturdu.

GAZİANTEP

Gaziantep’te de ani ısı değişimi beraberinde sisi de getirdi. Kentte iki gündür sisin de etkisiyle kartpostal tadında görüntüler oluşuyor. Günün ağarmasının ardından ortaya çıkan Gaziantep silüeti, kartpostallık görüntüler ortaya çıkardı.

İpekyolu ilçesine bağlı Vali Mithat Bey Mahallesi’nde tropik meyve yetiştiriciliği merakı olan Cahfer Sadık Işık, soğuk iklimde yetiştirilmesi zor olan cennet hurmasını yetiştirdi. Akdeniz ve Trabzon hurması olarak da adlandırılan cennet hurmasını kent merkezinde ilk kez yetiştiren Işık, çocukluğundan bu yana tropik meyvelerle ilgilendiğini söyledi. Cennet hurması fidanını Ordu’dan getirdiğini ifade eden Işık, fidanı ilk diktiğinde kuruduğunu, ancak sonra yeniden filizlendiğini belirterek, “Ordu’da bir tane nar, incir ve cennet hurması fidanı getirdik. Nar ağacını yetiştirdik ve 2-3 yıl boyunca nar yedik. Ancak nara bir böcek vurdu ve o böceğin ilacını bulamadık. Cennet hurması fidanına yabani hurma aşısı yapmıştım. Biz onu getirdiğimizde ilk sene kurudu. Ağaç yeniden topraktan filiz verdi ve büyüdü. O zaman bu toprak güçlüydü. Şimdi ise güçten biraz düşmüş. Ağaç yeniden büyüğünce ben de tekrar aşı yaptım. Aşıyı kışın zarar görmesin diye sarıyordum. Büyüdüğü zaman sarmak biraz zor oldu” dedi.

“Ağacı görenler hayret ediyor”

Bahçesinde cennet hurmasının ağacını görenlerin hayretle baktığını dile getiren Işık, “Bir süre sonra baktık ağaç buraya alıştı. Ağaç 3-4 senede buraya alıştı ve meyve vermeye başladı. 4 gündür meyve alıyorum. Bu ağacı burada görenler bakıyorlar hurma ağacı olmuş hayret ediyorlar. Aslında bu sıcak iklimin meyveleridir” diye konuştu.

“Çocukluğumdan bu yana tarımla uğraşmayı seviyorum”

Çocuk yaşlarda tarımla ilgilendiğini ve özellikle herkes tarafından yetiştirilmeyen meyve ağaçları ile ilgilendiğini ifade eden Işık, “Çok küçükken babamın bahçelerine ağaç ekerdim. O da ‘ağacı niye ekiyorsun, otu kapatıyor’ diye kızardı. Daha önceden merakım vardı. Diğer meyveleri burada herkes yetiştiriyor. Pazarlarda, her bağda, herkesin evinin önünde vardır. Fakat bunlar hiç kimsede yoktu” şeklinde konuştu.

“İsteyenler bu ağacı dikebilir”

Kent merkezinde cennet hurması yetiştirerek öncülük ettiğini dile getiren Işık, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Emeğimin karşılığı olarak kimseden bir şey beklemiyorum. Tabi isteyenler bu ağacı dikebilir. Bizim yerimiz pek müsait değildir. Toz, toprağın içerisinde, ondan sonra hırsızların arasında yetiştiriyoruz, ama yeri müsait olan insanlara tavsiye ederim. Bunu da sadece bir ağaç ile değil birçok ağaçla yetiştirebilirler. Tarım çok güzel ve verimli bir şeydir. Onunla uğraşan insan, ‘ben iş bulamıyorum’ diye yakınmasın. Gelip tarımla uğraşsa işi de parayı da bulur.”

“Ağacı seyretmekten zevk alıyorum”

Cennet hurmasının ağacına ve meyvesine bakmaktan keyif aldığını sözlerini ekleyen Işık, “Her gün çıkıp ağacı seyrediyorum. Onun meyvesine, çiçeğine, dalına bakınca zevk alıyorum. Kurumuştu ama şimdi meyvesini verdi ben de bakınca zevk alıyorum. Meyve 10-15 günde kıpkırmızı olacak. Çok da tatlı olacak. Piyasada aldığımız hurmalardan baya farklı çıkıyor. Yerli olduğu için daha güzel oluyor. Görenler ‘nasıl olur da burada hurma yetişir’ diyorlar. Tabi herkes farklı düşünüyor” diye belirtti. 

Yılmaz Sönmez

Erciş Kaymakamlığı ile belediyesi tarafından düzenlenen anma töreni kapsamında Erciş Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Mehmet Şirin Yaşar ile kurum amirleri, Beyazıt Mahallesi’nde bulunan Seyit Muhammed Kabristanlığına geçerek, depremde yaşamını yitirenlerin kabirlerine tek tek karanfil bıraktı. İlçe Müftüsü tarafından yapılan duanın ardından bir konuşma yapan Kaymakam ve Belediye Başkan Vekili Mehmet Şirin Yaşar, depremde yaşamını yitirenlere bir kez daha Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı dileklerinde bulunarak, “Bugün ilçemizi vuran büyük depremin 6. yıldönümü nedeniyle anma töreninde bir arada bulunuyoruz. 23 Ekim 2011 yılında yaşadığımız bu büyük hadise, ilçemizde hem fiziki, beraberinde toplumsal psikolojik bir tahribat meydana getirdi. Bu aradan geçen 6 yıllık süre zarfında muhakkak surette devletimiz ortaya çıkan bu enkazı, büyük afetin doğurduğu bu yıkımı ortadan kaldırmak için büyük bir çaba ve özveriyle çalıştı. Ancak biz fiziki enkazı ne kadar ortadan kaldırmaya çalışsak da insanların yüreğindeki o acıyı dindirmek elbette ki kolay değil, belki mümkün de değil” dedi.

Doğal afetlerin Allah’ın musibetleri olduğunu söyleyen Yaşar, “Bizler de kendimizi sorgulayıp başta devlet olarak, yerel yönetimler olarak bu aradan geçen 6 yıllık süre zarfında bu musibetten ne kadar nasihat aldığımızı da bir özeleştiri olarak bence gözden geçirmemiz gerekiyor. Dua ederken diyoruz ki, ‘Ey Allah’ım ilçemize, bölgemize, milletimize bu tür doğal afetleri yaşatma.’ Ancak biliyoruz ki bu doğal afetler, Yüce Rabbimizin koyduğu tabiat kurallarının da neticesidir aynı zamanda. Bu doğal afetleri hem bir musibet olarak görmekle beraber, bunun aynı zamanda bir tabiat olayı olduğunu ve kaynağının Yüce yaratan olduğunu da biliyoruz ve bunlara ne tür tedbirler almamız gerektiğine de vakıfız, vakıf olmamız da gerekiyor. Yoksa deprem kuşağında yaşayan bir ülke ve millet olarak istediğimiz kadar dua edelim, sonuçta Yüce Allah’ın kuralları devam edecektir. Biz bu bölgede bu depremleri yaşamaya devam edeceğiz. Bize düşen bu tabiat olaylarına karşı gereğini yerine getirmektir” diye konuştu.

Erciş’te korkunç derecede kötü yapı stoku olduğunu ifade eden Yaşar, “Belki 2011 depremi bunların bir kısmını yıktı, ama çok önemli bir kısmı da hala yerli yerinde duruyor. Bunların süratle yenilenmesi gerekiyor. Tabi bu illa devlet eliyle yapılacak bir şey değil. Devletin böyle bir şeyin altından kalkması da ne Türkiye’de, ne de başka bir ülkede mümkün değil. Bunu sivil toplum olarak, vatandaşlar olarak en azından bundan sonra yapılacak olan yapılarımızda muhakkak suretle depremin gereklerine uygun şekilde hareket etmemiz gerekiyor. Bunun yanı sıra toplumsal bir acıdır bu. Bu acının da artık sarılması gerekmekte. Geleceğe bakılması gerekmektedir. Bundan alınacak dersimizde birlik ve beraberliğimize artık daha fazla sahip çıkmak olacaktır. Zira gördüğünüz gibi bir doğal afet geldiğinde kimlik, kişi, zümre, aşiret, ırk ve köken ayırmıyor. Herkesi aynı anda vuruyor. Herkese aynı muameleyi yapıyor. Zira doğa adildir. Allah adildir. Bizim de bu musibetler karşısındaki direncimizi, aynı zamanda toplumsal olaylar karşısındaki dirence de dönüştürmemiz gerekiyor. Bu vesileyle ben bir kez daha 23 Ekim 2011 depreminde hayatını kaybeden bütün yurttaşlarımıza, şu an mezarları başında bulunduğumuz görev arkadaşımız Mehmet Murat İşer Hocamız ve ailesine ve geride kalan 644 hemşehrimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine sabır diliyorum. Allah bu memlekete bir daha böyle acılar yaşatmasın’’ şeklinde konuştu.
Depremde hayatını kaybedenler için ikindi namazına müteakip Vanyolu Camisi’nde Erciş Kaymakamlığı tarafından mevlit okutulacağı belirtildi. 

Nihat Çavuşoğlu
 

Van’ın Osmanlı Devleti dönemindeki konumuyla ilgili önemli araştırmalar yapan YYÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Abdulaziz Kardaş, 1909-1910 yıllarında Osmanlı Devleti’nin Van için oluşturduğu tramvay projesinin hayata geçilmesi gerektiğini belirtti.

İHA muhabirine konuşan Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kardaş, Van’ın Osmanlı döneminde zengin yer altı kaynaklarıyla dikkatleri üzerine çeken bir kent olduğunu ifade etti. Osmanlı Devleti’nin Van’da yaptığı çalışmalar ile 20’ye yakın önemli maden çeşidine rastlandığını belirten Kardaş, bunların başında petrol ve kömür madenleri geldiğini bildirdi.

Van’daki yer altı kaynaklarının işletilmesiyle ilgili Osmanlı’nın önemli çalışmalarından bahseden Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kardaş, “Osmanlı Devleti’nin II. Abdülhamid döneminde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki madenlerin işletilmesiyle ilgili yoğun çalışmalar yapmıştı. Bursa’da bulunan maden mühendisi Abdullah Kazım Efendi’yi Van’a gönderiyor ve burada 6 ay buyunca incelemeler yapıyor. Abdullah Kazım yaptığı incelemeler sonucunda bulunan 20’ye yakın maden çeşidi listeler halinde İstanbul’a gönderiliyor. Özellikle listede yer alan kömür ve petrol madenleri önemli bir yer almaktaydı” dedi.

“Van’da önemli ölçüde madenler çıkarılmıştı”

1915 yılında Van’ı işgal eden Rusların 1918 yılında şehirdeki petrollerin işletilmesiyle ilgili galeriler yaptırarak petrol çıkardığını söyleyen Kardaş, “Daha sonraki yıllarda özellikle Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesiyle birlikte buradaki madenlerin varlığı bilinmekteydi. Önemli ölçüde de madenler çıkarılmıştı ama 1914 yılında Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle birlikte maden ile ilgili çalışmalarda bir aksama olmuştu. Ruslar 1915 yılında Van’ı işgal ettikleri ve 1918’de ellerinde bulundurdukları dönemde Van’daki petrolleri işletmek amacıyla galeriler yaparak buradaki petrolleri çıkarmışlardı. Özellikle Kürzot, Beşparmak, Hareşit ve Amik köylerinde bulunan petrol madenini işletmişlerdi” diye konuştu.

“Ruslar, Van’dan çıkardıkları mazot ile askeri araçların yakıt ihtiyacını karşıladı”

Rusların 3 yıl botunca Van’dan çıkardıkları mazot ile askeri araçlarının yakıt ihtiyacını karşıladıklarını dile getiren Kardaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aynı zamanda Ruslar, Van çevresini işgalleri altında tutukları sırada 3 yıl boyunca buradan çıkardıkları mazot ile askeri araçlarının yakıt ihtiyaçlarını önemli bir kısmını karşılamışlardı. Bu durum İkinci Dünya Savaşı’na kadar devam ediyor. İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye savaşa girmemekle birlikte yakıt ihtiyacının bir bölümünü Van ve çevresinde çıkarılan petrollerden temin etmek amacıyla Genelkurmay Başkanlığı buraya uzmanlar göndererek incelemeler yaptırıyor. Bu durum Demokrat Parti iktidarına kadar devam ediyor. 1953-1954 yılına kadar buradaki kuyulardan petrol üretiliyor ama daha sonra kaya yapısının uygun olmadığı gerekçe gösterilerek buradaki petrol üretiminden vazgeçiyorlar. Günümüzde buradaki kuyular atıl durumundadır ama köylüler kendi imkanları ölçüsünde sızıntıyı kullanarak neft dediğimiz yakıtı üretiyorlar.”

“Çıkarılan kömür Osmanlı’nın dikkatini çekti”

Van’ın Gürpınar ilçesine bağlı Şahmanis Mahallesi’nde çıkarılan kömürün Osmanlı Devleti’nin dikkatini çektiği gibi, Cumhuriyet Hükümeti’nin de dikkatini çektiğini sözlerine ekleyen Kardaş, “Kömürün macerası daha farklıdır. Özellikle Gürpınar’ın Şahmanis köyünden çıkarılan kömür Osmanlı Devleti’nin dikkatini çektiği gibi Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Cumhuriyet Hükümetinin de dikkatini çekmiştir. Burada Şahmanis kömürlerinin üretilmesi için onlarca uzman gönderiliyor ve burada Şahmanis kömürleri işletme şirketi kuruluyor. 1950’li yılara kadar şirketteki çalışmalar devam ediyor. Van’daki bu Şahmanis kömürlerinin işletilmesi 1980’li yıllara kadar devam etmiştir. Arşiv belgelerinde rastladığımız kadarıyla bu kömürleri en son işleten şirket Kartal Şahmanis Linyitleri İşletme Ltd. Şti adıyla varlığını devam ettirmişti. Günümüzde buradaki kömür çalışmaları da maalesef atıl durumdadır” şeklinde konuştu.

“Osmanlılar 1909 yılında tramvay projesini hayata geçirmeye çalışıyor”

Osmanlı Devleti’nin 70 bin nüfusa sahip Van için tramvay projesini hayata geçirmeye çalıştığına dikkat çeken Kardaş, “Bu önemli projelerden bir tanesi de hafif raylı ve ya tramvay dediğimiz sistemdir. Baktığımız zaman Osmanlı Devleti’nin 1909-1910’lu yıllarındaki Van nüfusu 70 bin civarındayken bunu düşünmüştü. Bugün Van’ın nüfus bir milyonun üzerindedir. Dolayısıyla o gün ile bugünü kıyasladığımızda Osmanlı devletinde 70 bin nüfuslu bir şehirken, 1909’da bir tramvay projesini hayata geçirmeye çalışıyor” diye belirtti.

“Marmaray gibi Vanray da hayata geçirilebilir”

Ermeni isyanı ile birlikte Osmanlı Devleti’nin yapmayı planladığı ve krokisini çizdiği Van’daki tramvay sistemini hayata geçiremediğini belirten Kardaş, günümüzdeki teknolojiyle Marmaray gibi ‘Vanray’ın da hayata geçirilebileceğini kaydetti. Kardaş, “Bu tramvay elektrikle çalışacaktı. Elektriğin temini için de Bendimahi ve Engil çaylarından elektrik üreterek şehre verilecekti ve bu şekilde şehrin büyük bir kısmı elektrik ihtiyacı karşılanacaktı. Osmanlı Devleti bu alana çok önem vermişti ve yolculardan alınacak para miktarı dahi hesaplanmıştı. Balkan Savaşlarının patlak vermesi, ardından Birinci Dünya Savaşı, Ermeni isyanı ile birlikte Osmanlı Devleti’nin yapmayı planladığı, krokisini çizdiği Van’daki tramvay sistemi ve elektrikle aydınlatılma sistemleri hayata geçirilememiştir. Günümüzdeki ve ya devletimizin imkanları bunu yapmaya muktedirdir. Yeter ki bu konuda bir bilinç oluşturulsun ve Osmanlı mirasına sahip çıkılarak bunu gerçekleştirdiğimiz takdirde Marmaray gibi Vanray da hayata geçirilebilir” ifadelerini kullandı. 

Yılmaz Sönmez