Kuran-ı Kerim öğretmeni 35 yaşındaki Didem Özcan, yıllardır büyük bir aşkla yaptığı öğretmenlik mesleğini oğlu Kaan Ali ile birlikte 2 yıldır devam ettiriyor. Küçük yaştaki oğlunu kreşe bırakmak istemeyen Didem öğretmen, görev yaptığı Arnavutköy Kadın Kültür ve Sanat Merkezi yetkililerinden izin alarak derslere oğluyla girmeye başladı. Didem öğretmen, her sabah önce 2 oğluna evde kahvaltısını yaptırıyor sonra büyük oğlu Yusuf’u okula, 3 yaşındaki Kaan Ali’yi de yanında merkeze götürüyor. Kur’an-ı Kerim eğitimi veren Didem Hoca’nın dersine gelen öğrenciler, karşılarında kucağında bebeğiyle bir öğretmen gördüklerinde önce şok olsalar da zamanla alıştılar. Annelik ve öğretmenliği aynı anda yapan başarılı öğretmen zamanla öğrencilerinden de büyük destek gördü.

3 yaşındaki Kaan Ali siliyor, öğretmen annesi yazıyor

Didem öğretmenin sevimli oğlu Kaan Ali de sınıf ortamına öyle alıştı ki, annesi tahtaya yazı yazarken o da bir yandan silinmesi gereken yazıları silmeye başladı. Eğitim verdiği merkezde kadınların büyük desteğiyle karşılaşan Didem öğretmenin öğrencileri ise devamsızlık yapmamak için büyük çaba harcıyor. Öğrenciler ise bu durum karşısında, “Hocam çocuğunu alıp geliyor dersi aksatmamak için ben nasıl gelmeyeyim” diyor. İlk oğlunu da öğretmenlik yaparken büyüttüğünü ifade eden Didem öğretmen ise birçok kadının çocuğu olduktan sonra mesleğini bıraktığını belirterek çocuğuyla birlikte de işini yapabileceğini herkese göstermek istediğini ifade etti.

“Çocuğumla birlikte sevdiğim işi yapıyorum”

Mesleğini de çocuğunu da çok sevdiğini ve ikisini bir arada yürütmenin çok güzel olduğunu dile getiren Didem Özcan, “2 yıldır Kaan Ali ile birlikte ders veriyorum. Çocuğumla birlikte sevdiğim işi yapıyorum. İşimi de çocuğu mu da seviyorum ikisini birlikte yürütmeyi seviyorum. Büyük oğlum okula başlayana kadar onunla devam ediyorduk şu an bayrağı Kaan Ali devraldı. Kadınlar her şeyin üstesinden gelebilir. Etrafımdan aldığım tepkiler de çok iyi, genelde kadınlarla çalıştığım için bu durumun zorluğunu ve kolaylığını biliyorlar. Bende belki kadınlara iyi bir örnek olurum. Çocukla çalışabilmek biraz zor ama biz bunun üstesinden gelebiliyoruz. Kolaylıkları da var zorlukları da var. Bazen yorgun düşüyor kucağımda uyuyakalıyor, masanın üzerinde uyuyor. Çocuğuma da bakarım, işimi de yaparım. Bana çocuğu zaman yardımcı oluyor, sınıfı toparlamama yardımcı oluyor. Ders anlatırken yazdıklarımı siliyor, biz bu durumdan çok mutluyuz. Genellikle ilk tepki çocukla mı yapacaksındır” diye konuştu.

“Gelmeme imkanımız yok çünkü o çocuğuyla geliyor”

Didem öğretmen derslere çocuğuyla gelirken kendilerinin gelmeme ihtimalinin olmadığını dile getiren Nurten Yıldız, “Bizim için güzel bir örnek oldu, bizim bahane uydurup gelmeme imkanımız yok çünkü o çocuğuyla geliyor. Çocuğuyla da her işi yapabiliyor insan, hocamız örnek oldu” dedi.

“Hocamıza elimizden geldiği kadar yardımcı oluruz”

Didem öğretmenin yaptığının tüm kadınlara örnek olması gerektiğini belirten Mualla Ay, “Öğretmenimin arkasındayım, onu destekliyorum ve tebrik ediyorum. Ben de çalışan bir anneydim çalışan anne olmak zor ama önemli olan bu zorluğu aşabilmek çok güzel bir şey. Hocamıza elimizden geldiği kadar yardımcı oluruz” diye konuştu.  

Hasibe Karadağ
 

Olay, 12 Mart’ta Havza Devlet Hastanesinde meydana geldi. İddiaya göre, Ali Akyol’un eşi Ayten Akyol, doğum sancıları başlayınca doğuma alındı. Doktor, yapılan kontrolün ardından doğumun yapılabilir olduğunu söyledi. Doğuma giren ebeler, doğumu gerçekleştirmeye başladı. Sıkıntılı geçen doğumun ardından bebeğin kafatasının arkasında çatlaklar oluştu. Beyin kanaması geçiren bebek, ilk olarak Samsun’daki Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ne daha sonra da Samsun Ondokuz Mayıs üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesine sevk edildi. Kafatasında çatlaklar olduğu belirlenen ve beyin kanaması geçiren bebek, yoğun bakımda tedavi altına alındı. 

Yeni doğan çocuklarına İbrahim adını koyan ve kimlik çıkartan Ali Akyol, Havza Devlet Hastanesinde doğumu gerçekleştiren Doktor E. Ö. Ve Ebe P. K. hakkında hem Cumhuriyet Başsavcılığına hem de Sağlık Bakanlığına şikayette bulundu.

“Doğum esnasında çocuğumun kafatası çatladı” 

Yaşadıkları üzüntülü olayı anlatan ve başka ailelerin mağdur olmasını istemediğini ifade eden baba Ali Akyol, “Eşimin saat 12.00 sıralarında doğum ağrıları başladı. Akşam 19.00’da da doğuma alındı. Doğuma alınmadan yarım saat önce yapılan kontrollerde ‘normal doğuma uygundur’ teşhisi koyuluyor. Doktor, kontrollerin ardından doğumdan ayrılıyor. Ebeler, doğumu gerçekleştirmeye başlıyor. Herhalde o anda da çocuğumu çekerken kafatasında çatlaklar oluşuyor. Olayın ardından Havza Devlet Hastanesi, çocuğumu Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ne sevk ediliyor. Kadın doğum uzmanı, yaptığı kontroller sonrasında film çektikten sonra çocuğumun kafatasında çatlaklık olduğunu tespit ettiler. Beyin kanaması geçirebileceğini söylediler. Çocuğum orada 1 gün kaldıktan sonra OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildi. Burada yapılan kontrollerde de kafatasında çatlak olduğu ortaya çıktı. Buradaki doktorlar bize, ‘Çocuğunuz beyin kanaması geçiriyor. Doğum hatasından kaynaklı bir durum’ dediler. Ben de bunu öğrendikten sonra bütün ilgili kurumlara başvurarak şikayette bulundum. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına ve Sağlık Bakanlığı’na şikayette bulundum. Ben çocuğumun çaresini istiyorum” dedi.

“Ben yandım başka aileler yanmasın” 

Çocuğunun beyin kanaması geçirdiğini ve kurtulmasının çok zor olduğunu bildiğini belirten Akyol, “Şu anda benim çocuğum yoğun bakımda yatıyor. ‘Bugün ölecek, yarın ölecek’ diye bekliyoruz. Çocuğumun kafası şişti, top gibi oldu. İnsanın gördükçe içi acıyor. Ben bunun adaletsizlik olduğunu düşünüyorum. Adaletin yerini bulması için bu işin hızlanmasını bekliyorum. Doğumu gerçekleştiren doktora durumun nasıl olduğunu sordum. Bana, ‘Ben senin eşini zorla doğurtmadım’ dedi. Ben yandım. Ben çocuğumun yaşamayacağını biliyorum. Ben yandım başka aileler yanmasın. Doğum esnasında ebenin bir tanesi doğumu gerçekleştiriyor. Ebe, diğer ebeye eşimin karnına çökmesini söylüyor. Orada bulanan temizlikçi kadına da, eşim çok bağırdığı için ağzını kapatmasını söylüyor. Sesleri duyan güvenlik kavga mı oluyor diye olaya bakıyor. Güvenliği de dışarı çıkartıyorlar. Doğum o şekilde gerçekleşiyor. Benim çocuğum şu anda onların yüzünden yoğun bakımda yatıyor” diye konuştu. 

Konuyla ilgili görüşüne başvurulan Havza Devlet Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Mustafa Keçeci, babanın iddialarına karşılık hastanelerinde böyle bir olayın olup olmadığını duymadıklarını, konunun takipçisi olacaklarını söylediler. 6 gün önce dünyaya gelen küçük İbrahim, yoğun bakımda yaşam mücadelesine devam ediyor.  

Erdi Demür-Kenan Akyüz

Fin-As Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı, strateji ve finans uzmanı Ali Serim, son yıllarda savunma sanayide yaşanan gelişmeler üzerine açıklama yaptı. Türkiye’nin başarılı bir şekilde yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin deneyim ve başarısını sergilerken Türk Savunma Sanayii’nin geldiği gelişmişliği de gösterdiğini vurgulayan Serim, “Savunma sanayii alanında Türkiye’nin gelişmişliği gurur veriyor. Anlaşılıyor ki yakın gelecekte ekonomimizin önemli bir kısmı hızla gelişen bu sektörün faaliyetlerinden önemli katkılar edinecek. Hükümetin en yerinde icraatlarının başında yerli üretim ve milli teknolojilere verdiği önem geliyor. Nuri Demirağ’ın 1936’da kurduğu uçak şirketi ve Nuri Killigil’in 1938 yılında başlattığı yerli silah üretim serüveni ile başlayan sektörel tarih göz önüne alındığında köklü bir geçmişten bahsetmek söz konusu olsa da bu girişimlerin çeşitli sebeplerle önünün kesildiği malum. Daha sonra ki uzun yıllar boyunca tamamen devlet uhdesinde çeşitli girişimlerde bulunulmuşsa da, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesinde sektörel meclisin kurulmasının 2006 yılında gerçekleşebilmesi bir çok şeyin özetini veriyor” dedi.

“Türkiye, kendi insansız hava aracından kendi füzesini atabilen beş ülkeden biridir”

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin açıklamalarına göre, 2017 yılında Türkiye’nin savunma sanayi ihracatının 7 milyar dolar seviyesinde olduğunu kaydeden Ali Serim, “2002 yılında ihracat tutarının sadece 60 milyon dolar olduğu düşünüldüğünde muazzam bir başarı hikayesiyle karşılaştığımız anlaşılıyor. Son yıllarda paletli ve tekerlekli zırhlı araçlar, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a satıldı. Geçmişte ABD ve Uruguay gibi ülkelere de satışı yapılan telsizler ve bazı atış sistemleri Ürdün’den Pakistan’a, Birleşik Arap Emirlikleri’nden Endonezya’ya kadar gönderildi. Türkiye’nin ürettiği tekerlekli zırhlı araçlar Cezayir, Azerbaycan, Bahreyn ordularında yer aldı.

Yapılan resmî açıklamalara göre 2002 yılında 66 olan proje sayısı 2018 yılında 600’e, sözleşmeye bağlanmış proje bedelleri toplamı ise 5.5 milyar dolardan 42.5 milyar dolara ulaşmıştır. Savunma sanayi, yıllık 1.25 milyar dolar seviyesinde Ar-Ge harcaması ile Türkiye’nin en fazla Ar-Ge ve teknoloji yatırımı yapan sektörü konumuna gelmiştir. HAVELSAN, ASELSAN, TAI ve Roketsan gibi bu sektörün öncülerinin Ar-Ge harcamalarına verdiği önem başarının da kaynağı olmuştur. Çalışanlarının yüzde 60’ı da Ar-Ge personelidir. Türkiye, kendi insansız hava aracından kendi füzesini atabilen beş ülkeden biridir. Halen, ASELSAN ATAK helikopteri, F16, ANKA ve gemilere gimballi sistemleri geliştirmektedir. ATAK helikopterlerinin yazılımı tamamen ASELSAN mühendislerince yapılmıştır. Bomba ve füze atışlarında hedefi gören ve odaklanan gözlerin üretimini gerçekleştirmektedir. Bu gözler 20 kilometreden hedefi görme kabiliyetine sahiptir. Gurur verici bir tablo. Buna dün ilk kaynak seremonisi yapılan yerli denizaltıyı da eklediğimizde heyecan duymamak mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Özel sektörün bu noktada kolay finansmana ulaşması önemli olduğunun altını çizen Serim, “Bu konuda önemli programlar geliştirilmiş ve devlet Ar-Ge faaliyetlerine destek paketleri sağlamak başta olmak üzere her türlü desteği vermiştir ve vermektedir. Diliyorum bu destekler daha da artacaktır. Kısa sürede ülkemiz ihracatının daha büyük bir kısmı ve istihdamın daha da fazla bir oranı savunma sanayi tarafından sahiplenebilecektir. Diliyorum ülkemizin başlıca vergi rekorları kıran şirket ve grupları da savunma sanayi yatırımları yapmak konusunda daha girişimci ve cesur adımlar atarlar” şeklinde konuştu. 

Dent Suadiye Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği Protez Uzmanı İlker Arslan, “Ağız ve diş sağlığının devamlılığını sağlamak için ömür boyu etkili ve yeterli bir ağız ve diş bakımı gerekmektedir. Özellikle kadınlar, mensturasyon, gebelik, emzirme gibi dönemlerden ötürü daha özenli olmalıdır” dedi.

Gebelik öncesi ve gebelikte mutlaka ‘diş hekimi’ kontrolünden de geçilmesi gerektiğini belirten Arslan, “Gerekirse gebelik öncesinde, ilk 3 ayda ve 4 ila 6’ncı aylar arasında hekim tarafından temizlik yapılmalıdır. Anestezik madde kullanımının herhangi bir yan etkisi tespit edilmemiştir. İlaç gerekli görüldüğünde ise Kadın Doğum Uzmanı ile iletişim halinde karar verilmelidir. Antibiyotik kullanımı gerekir ise, penisilin ve türevleri en güvenli antibiyotiklerdir. Bebeğin diş sağlığı için bu dönemde tetrasiklin türevi antibiyotiklerden kaçınmak gerekir, aksi halde tetrasiklin renklenmesi dediğimiz sarı-kahverengi lekeler oluşacaktır” diye konuştu.

Anne ve bebeğin daha sağlıklı diş yapısı için, gebelik döneminde A,C,D vitaminleri, fosfor, kalsiyum bakımından zengin ve dengeli bir beslenmesi gerektiğini kaydeden Arslan, “Yine diş çürüklerinden korunmak için ara öğünlerde rafine gıdalar; kuru meyveler, karamel gibi yapışkan gıdalar, asitli içecekler tüketilmemesi önerilir. Süt ürünleri ve yağlı tohumların (fındık, yerfıstığı, badem) ara öğün olarak tüketilmesi, diş çürüğünden korunmada daha güvenli tercihler olur” açıklamalarında bulundu. 

1970 yıllardan beri ağaç sanatı üzerine çalışan 53 yaşındaki Mikail Fırat, kurumuş ağaç dallarını doğal halini bozmadan yaptığı 40 ayak masa, kürsü, sehpa, küllük, mumluk, şamdan gibi akla gelebilecek her türlü el ve ev aletlerine dönüştürerek, dükkanında sergiliyor. Sanat Sokağı’ndaki atölyesinde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken Mikail Fırat, yaptığı işi çok sevdiğini söyledi. İHA’nın sorularını yanıtlayan ağaç sanatçısı Mikail Fırat, kayısı, çam, ceviz ve meşe ağaçları başta olmak üzere ağacın birçok türünden akla gelebilecek her türlü araç, gereç ve süs eşyası yaptığını ifade etti.

“1978 yılında bu işe başladım”
Uzun yıllardır bu işle meşgul olduğunu belirten Fırat, “Ben 1963 Malatya doğumluyum. 1978 yılında bu işe başladım. Malatya Belediyesi’nin bize vermiş olduğu Sanat Sokağındaki Sanat Merkezine yakın bölgede biz de sanatımız ile ilgili çalışmalar yapıyoruz. Kayısı ağacından, çam ağacından, ceviz ağacından, meşe, dış budak değişik tasarımlarımız var. 40 ayak masamız var, konferans kürsümüz var, değişik mumluklarımız var, saksılarımız var. Ayrıca masa ve sandalye imalatı da yapıyoruz burada. Aynı zamanda saat, avize, abajur, kuş yuvası, terek gibi ev aletleri de yapıyoruz” dedi.

Özel isteğe göre çalıştığını da belirten Fırat, sözlerini şöyle tamamladı:
“Mutfağımızda tut ağacından malzeme yapıyoruz, kişiler nasıl bir şey isterlerse. Genelde evlerine, yerlerine göre çalışmak istiyoruz. Yani yerimiz yeterli olmadığı için sıkıntı yaşıyoruz. Yaptığımız işlerin burada kalmaması gerekiyor. Genelde biz aksesuar üzeri çalışıyoruz. Nişan tepsisi var, servis tabaklarımız var. Ağaçlar yaş ise bu sene alıyoruz, seneye işleme alıyoruz. Bizde buraya 1 yıl oldu başlayalı ama ağaçlarımız yeterli kurulukta olmadığı için bazı tasarımları falan yapamıyoruz. Özel kişiler ile çalışıyoruz biz. Ev müşterileri misafirlerimiz falan var. Mesela demin Belçika’dan gelen bir bayan vardı, onlara da birkaç ürünümüzün tanıtımını yaptık. Onlar da bizi memnun etti. Mumluk verdik, saat verdik, servis tabağı verdik kendilerine. Bizim bu dükkanda yapabildiklerimizi yapıyoruz ama büyük bir şey falan olursa onu da sanayide büyük yerlerimiz var oradan temin ediyoruz. Püf noktası ise düğümlerin falan olmaması, ağacın temiz olması, kuru olması bunlara çok dikkat ediyoruz. Yani düğüm her an için patlayacak pozisyonda olur, bunlara dikkat ediyoruz biz. Ben bu işe sevdiğimden dolayı başladım. Sevmez isen bir şey elde edemezsin. Her şeyden önce sevmek önemli” diye konuştu.

 Öksürmenin solunum yollarını korumaya yönelik faydalı bir tepki olduğunun altını çizen Acıbadem Eskişehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Köse,“Öksürük refleksini durdurmak değil, öksürüğe neden olan durumları ortadan kaldırmak doğru bir yaklaşım” diyor.

Enfeksiyon, alerji veya sigara yol açabiliyor

Nezle, burun tıkanıklığı, boğaz enfeksiyonu gibi basit etkenlerden grip, kulak enfeksiyonu, krup, bronşit, zatürre, astım gibi daha ciddi solunum yolları hastalıkları öksürüğe neden olabiliyor. Ayrıca yabancı cisim, alerji, sigara, reflü, kistikfibrozis, kitle, tümör gibi faktörler de öksürüğe yol açıyor.

Öksürük şekli ipucu veriyor

Her öksürük bizi farklı bir sağlık sorununa götürüyor. Örneğin havlama tarzında öksürük krupta, iç çeker gibi öksürük boğmacada, göğüste ötmeyle birlikte öksürük ise astımda görülüyor. Ani başlayan ve morarmanın eşlik ettiği öksürük, yabancı cisim aspirasyonundaortaya çıkıyor. Kişinin öksürükle birlikte kusması varsa, gece öksürükleri artıyorsa reflünün öksürük nedeni olabileceğini belirten Dr. Halil Köse, ülkemizde uzun süreli öksürüğün en önemli nedenlerinden birinin de sigara olduğunu söylüyor. Dr. Halil Köse, öksürükle ilgili farklılıkları anlatmaya devam ederken, “Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonuna bağlı öksürükler gece gözlenir. Öksürük öğürme refleksini uyararak kusmaya neden olabilir. Kusma devam etmedikçe bu korkulacak bir durum değil” dedi.

Nelere dikkat edilmeli?

Rahatsızlık tespit edilirken; öksürüğün zamanı, şekli (balgamlı, kuru, havlama), nasıl başladığı (ani, beslenme ve efor sonrası, toz ve alerjenlere karşı), hangi şikayetlerin eşlik ettiği (ateş, hırıltılı solunum, nefes darlığı, burun tıkanıklığı, kusma, kilo kaybı, gece terlemesi) gibi durumlar mutlaka göz önünde bulundurulmalı. Dr. Halil Köse, inatçı öksürüklere karşı da uyarıyor: “Öksürük 2-3 haftayı geçmişse, hırıltı ile birlikte görülüyorsa, hastanın ateşi olmadığı halde devam ediyorsa, tekrarlıyorsa, hapşırık, burun tıkanıklığı ve kaşıntı da varsa, öksürük nedeninin alerjik olma olasılığı çok yüksek. Yine kreşe giden çocuklarda üst üste gelen soğuk algınlığı, öksürüğün haftalarca sürmesine neden olabiliyor. Sonuç olarak çocuğun öksürüğü üç günü geçiyorsa, öksürük giderek artıyorsa, öksürüğe ateş, nefes darlığı ve morarma eşlik ediyorsa, ani başlamış ve havlar tarzı öksürüyorsa mutlaka bir doktora götürüp muayene ettirmeli.”
Bol sıvı alımı faydalı
Genel durumu ve aktivitesi iyi, ateşi, hırıltılı solunum gibi nefes alma problemi olmayan çocukların evde izlenebileceğini ifade eden Dr. Halil Köse, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Bu gibi durumlarda en iyi öksürük şurubu olan ılık su tercih edilmeli. Bol su ve sıvı alımı boğazını yumuşatarakçocuğunuzu rahatlatır. Eğer burun tıkanıklığı varsa, deniz suyu veya fizyolojik serumlar ile açabilirsiniz. Hava kuruluğunda da öksürük olabileceğinden, alerjik dışı öksürük nedenlerinde ve basit üst solunum yolu enfeksiyonlarında uygun nemi sağlamak için su buharından faydalanabilirsiniz. Rastgele öksürük şurubu ve antibiyotik kullanmak yerine doktor kontrolünde bazı öksürük yumuşatıcı ilaçlar da tercih edilebilir.” 

Azerbaycan merkezli haber ağı Büyük Orta Doğu’nun Genel Yayın Yönetmeni Hacızade, bölgedeki son gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu. 

Rusya’nın Soçi şehrinde düzenlenen ve Suriye’de siyasi çözümü hedefleyen Suriye Ulusal Kongresi’ne, Suriyeli muhalif temsilcilerin kararı ve terörist Mihraç Ural’ın katılımı damga vurdu. Dışişleri Bakanı Mevlût Çavuşoğlu, toplantının sonuçlarının olumlu olduğunu vurguladı. Çavuşoğlu ayrıca, Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki bombalı katliamın sorumlularından terörist Mihraç Ural ile ilgili de Rusya’dan izahat istendiğini, bu teröristin Türkiye’ye iade edilmesi gerektiğini bildirdi.

“MUHALİF TEMSİLCİLERİN KATILMAMASI RUSYA’NIN İŞİNE YARIYOR”

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Azerbaycan merkezli uluslararası haber ağı The Great Middle East (Büyük Orta Doğu)’nun Genel Yayın Yönetmeni Ali Hacızade, toplantının Soçi’de gerçekleşmesine dikkat çekerek Rusya’nın Beşşar Esad hakimiyetini muhafaza etmeye çalıştığını ifade etti. Soçi’deki zirveye meselenin çözümüne katkı sağlayacak muhalif temsilcilerin katılmamasına tepki gösteren Hacızade, bu tavrın Rusya’nın işine yarayacağını belirtti.

“Bana sorarsanız Soçi, çözüme bu şekilde katkı sağlayamaz. Çünkü Suriye meselesini çözücek güçleri temsil eden kişiler o zirveye katılmayı reddetti. Bu zirveyi Rusya bölgedeki kendi ulusal çıkarları doğrultusunda istediği gibi kullanacaktır. Ayrıca, Moskova açısından bu zirvenin Soçi’de yapılması, Rusya’nın Suriye meselesinde Esad hakimiyetini koruma ve güçlendirme yolundaki çabalarına katkı sağlayabilir” ifadelerini kullanan Hacızade ayrıca, terörist Mihraç Ural’ın bu toplantıya katılmasının Türkiye açısından haklı olarak kabul edilemez olduğunu vurguladı.

“ZEYTİN DALI, TÜRKİYE’NİN ULUSAL GÜVENLİĞİ İÇİN BÜYÜK ÖNEM ARZ EDİYOR”

Azerbaycan yönetimi ve halkının Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Suriye’nin Afrin bölgesindeki terörist yapılanmalara yönelik başlattığı Zeytin Dalı Harekâtı’na verdiği desteğe de değinen Hacızade, harekâtın mutlak süreçte devam etmesi gerektiğini belirterek, “Türkiye’nin ulusal güvenliği ve bölgedeki konumu gereği harekât büyük önem arz ediyor” dedi.

Hacızade, açıklamasında şu değerlendirmede bulundu; “Zeytin Dalı Harekâtı, geç olsa da olumlu bir operasyon. Eğer TSK bu operasyonu daha önce ve kapsamlı bir şekilde gerçekleştirseydi, Türkiye ile PYD/PKK/DEAŞ arasında tampon bölge oluşturulabilirdi. Bu vesileyle de hem Türkiye’nin sınır güvenliği daha iyi koşullara kavuşur, hem de sayıları milyonları aşan mülteciler bu bölgelere yerleştirilebilirdi. Türkiye’nin dışarıdan gelen tepki ve baskılara aldırış etmeden kesinlikle bu harekâtı sürdürmesi gerekiyor. Harekât, Türkiye’nin ulusal güvenliği için büyük önem arz ediyor.”

Ayrıca, Rusya ve İran etkisinde bulunan bazı kesimlerin harekâta karşı kışkırtıldığını sözlerine ekleyen Hacızade, bu kesimlerin dışında Azerbaycan halkının her zaman Türk halkı ile dayanışma içerisinde olduğunu vurguladı.

“ERMENİSTAN, PKK’LILARA KARABAĞ’DA EĞİTİM VERİYOR”

Ermenistan işgali altındaki Azerbaycan toprağı Karabağ’daki terör örgütü PKK varlığına dikkat çeken Hacızade, Ermenistan ordusunun işgal bölgelerindeki askerî kamplarda terör örgütü PKK militanlarına eğitim verdiğini söyledi. Hacızade ayrıca, Ermenistan-PKK ilişkisinin her alanda sürdüğünü belirterek, Ermenistan’ın teröristlere barınma, tedavi ve istihbarat sağladığını belirtti.

Hacızade konuyla ilgili, “Ermenistan, işgal ettiği Karabağ’ı PKK ile iş birliği içerisinde kullanıyor. Suriye ve Irak’tan getirilen PKK yandaşları bu bölgelere yerleştiriliyor. Görünürde hususi PKK kampları olmasa da, Ermenistan’ın PKK’lı teröristlere kendi ordu kamplarını açtığını biliyoruz. Ayrıca Ermenistan, PKK’lı militanlar için barınma, tedavi ve istihbarat ağı sağlıyor, bu kamplar Türkiye ve Azerbaycan’a karşı kullanılıyor” dedi.

“TÜRKİYE VE AZERBAYCAN, İRAN’A KARŞI DAHA DİKKATLİ OLMALI”

Son olarak Türkiye’nin İran’a karşı yapıcı tutumuna da değinen Hacızade, durumun Türkiye tarafından olumlu görüldüğünü fakat Tahran yönetiminin sanıldığı kadar masum olmadığını vurguladı. Ankara’nın geçtiğimiz aylarda İran’da yaşanan olaylara yönelik Hasan Ruhani hükûmetine destek vermesine karşın, İran rejiminin Zeytin Dalı Harekâtı’na karşı çıkmasının hayal kırıklığı oluşturduğunu belirten Hacızade, İran’ın bölgede kendi hibrit savaşını yürüttüğünü bildirdi. Hacızade ayrıca, Türk ve Azerbaycanlı siyasilere, İran’da azınlık durumunda olan Türklerin/Azerbaycanlıların hakları için daha etkili olunması yönünde çağrıda bulundu.

Hacızade’nin değerlendirmesi şöyle; “İran’daki olumsuz gelişmeler, hem Türkiye’yi hem de Azerbaycan’ı etkileyecektir. Fakat, Türkiye’deki bazı siyasilerin İran’daki durumu tam olarak anlamadığını düşünüyorum. Olaylar, İran ve ABD arasında yaşanan gerginlik ekseninde değerlendiriliyor. İran için, komşularının yanı sıra sınırlarından uzakta olan Suriye, Lübnan ve Yemen gibi ülkelerin içişlerine karışmak yönetim politikasının genel istikameti haline geldi. Tahran rejimi, tüm Orta Doğu’da kendi hibrit savaşını sürdürmek için muazzam paralar harcıyor. İran halkı ise farklı ülkelerdeki savaşların ve ülkelerine yönelik ekonomik yaptırımların etkisi altında hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Yanı sıra ülkede hiçbir millî hakları bulunmayan başta Azerbaycan Türkleri olmak üzere farklı azınlıklar mevcut. Bu nedenle İran, her an patlamaya hazır barut gibi. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda siyasilerin İran konusunda fikir bildirirken daha dikkatli olması gerekir. Bölgede yaşayan on milyonlarca Azerbaycan Türkü, hayal kırıklığı yaşıyor. Bu nedenle hem Türkiye, hem de Azerbaycan, İran konusunda son derece hassas olmalı.”

Okan Ukav – Türkiye Gazetesi

Edinilen bilgiye göre, olay bugün saat 15.00 sıralarında Gelendost ilçesine bağlı Yeşilköy’de meydana geldi. İddiaya göre, gelinleri kayın valide ve kayın babasından haber alamadığı için Mehmet İnan (60) ve Hatice İnan’ın (55) yaşadığı eve gitti. İçeri girdikten sonra Mehmet ve Hatice İnan çiftini hareketsiz vaziyette bulduğunu iddia edilen gelin durumu yakınları ile 112 Acil Servis ekiplerine haber verdi. Olay yerine ulaşan sağlık ekipleri tarafından yapılan kontrollerde, Mehmet İnan’ın hayatını kaybettiği belirlenirken, yarı baygın vaziyette bulunduğu öne sürülen Hatice İnan ise gerekli müdahalesinin ardından ambulansla Gelendost Devlet Hastanesine sevk edildi.

Evinde ölü olarak bulunan Mehmet İnan’ın cansız bedeni, gerekli incelemeler sonrasında otopsi yapılmak üzere Yalvaç Devlet Hastanesi Morgu’na gönderilirken, Gelendost’taki hastanede gerekli tedavileri tamamlanan Hatice İnan’ın ise daha sonra Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine sevk edildiği öğrenildi.

Zehirlenme ihtimali üzerinde duruluyor

Yaşlı çiftin sobadan sızan karbon monoksit gazı veya yedikleri yemekten zehirlendikleri ihtimali üzerinde durulurken, yaşlı adamın kesin ölüm nedeninin yapılacak otopsi sonucunda ortaya çıkacağı bildirildi. Olayla ilgili soruşturma başlatılırken, Hatice İnan’ın hastanedeki tedavisi ise sürüyor. 

Ümmet Gülgeç – Feti Kılıç
 

Kahramanmaraş’ta içme ve sulama ihtiyacını karşılayan Kılavuzlu ile Sarıgüzel barajlarının dışında yer alan barajlarda su seviyesinde geçtiğimiz yıllara göre düşüş gözlemlendi.

Sır Barajı çevresinde incelemede bulunan Kahramanmaraş Ziraat Odası Başkanı Mehmet Çetinkaya, barajlardaki doluluk oranlarının geçen yıllara göre düşük olduğunu söyledi. Su tasarrufu noktasında çiftçilerin damlama sulama tekniğine geçmelerini, vatandaşları da su tüketimini kontrol etmeleri konusunda uyaran Başkan Çetinkaya, “Yağışların yeteri kadar olmaması nedeniyle bulunduğumuz Sır Barajı bölgesinde ve diğer barajlarda tehlike çanlarının çaldığının belirtisidir. Su seviyelerinin geçtiğimiz yıllarla nazaran çok düşük seviyelerde olduğunu görüyoruz. Bırakın tarım arazilerinin sulanmasını, içme suyunda bile sıkıntı yaşayacağımız anlamına geliyor” dedi.

Damlama sulama ile arazilerini sulayan çiftçilere artık yüzde 50 hibe desteği sağlandığını hatırlatan Çetinkaya, “İmkanları bulunan çiftçilerimiz damlama sulama tekniğini kullanarak az suyla çok arazi sulayarak suyumuzu tasarruflu kullanmayı öneriyoruz. Bulunduğumuz Sır Barajı bölgesinde de suyun geçtiği ve yükseldiği seviyeler görünüyor. Ama şu an Ocak ayında barajlardaki su seviyeleri yüzde 50 civarında seyrediyor. Bulunduğumuz ay ve mevsim normallerine göre de yağışlarımız Kahramanmaraş’ta çok düşük” dedi.

Devlet Su İşleri (DSİ) 20. Bölge Müdürlüğünden alınan verilere göre Kahramanmaraş’taki barajların doluluk oranları şöyle: Ayvalı Barajı yüzde 8, Adatepe Barajı yüzde 33, Kandil Barajı yüzde 35, Menzelet Barajı yüzde 43, Sır Barajı yüzde 57, Sarıgüzel Barajı yüzde 87, Kılavuzlu Barajı yüzde 100. 

Muhammet Özer – Halil Koyun

Zehra ve Serkan Kılıç çifti, 5 çocuğuyla birlikte Nilüfer’in Yaylacık Mahallesi’nde zemini paramparça ve içinde hiçbir eşya olmayan prefabrik barakada hayatta kalma mücadelesi veriyor. Serkan Kılıç, hurda toplayıp günde 25 lira kazanarak ailesine bakmaya çalışıyor. 5 çocuk, içinde hiç bir eşyası olmayan ve her yerinden soğuk alan barakada soğuktan tir tir titriyor. Okula giden çocuklar, ayakkabıları olmadığı için yalın ayak geziyor. Baraka yağmurlu ve karlı havalarda içine su aldığı için Kılıç ailesi soğukta hasta oluyor. 

Kendilerine uzanacak bir yardım eli bekleyen aile, yetkililere ve hayırseverlere yardım çağrısında bulundu. İki yıldır barakada yaşadıklarını ifade eden anne Zehra Kılıç, “5 çocuğumuzla bu barakada yaşıyoruz. Hiç kimse bize yardım etmiyor. Eşim hurda toplayarak geçiniyor. Bu barakayı bize bir hayırsever verdi, ama içi çok soğuk oluyor. Çocuklarım burada çok üşüyor. Geçen yağan karda psikolojim bozuldu. Daha önce kiralık bir evde oturuyorduk, kirayı ödeyemeyince bizi oradan çıkarttılar. 2 yıldır burada yaşıyoruz. Devletimizden ve hayırseverlerden yardım bekliyoruz. Eşim hurda topluyor. Günde 25 lira kazanıyor. Çocuklarım çoğu zaman aç geziyor. Belediyenin bana verdiği aylık 100 liralık kartla gıda alışverişi yapıyorum, o da yetmiyor. Yatacak yatağımız ve eşyamız bile yok. Çocuklarım soğuktan titriyor. Çöpe atılan çekyatların süngerlerini çıkarttım, onların üzerinde yatıyoruz. Çocuklarım okula gidiyor. Sürekli soğuk barakada kalmaktan hasta oluyorlar” dedi.

Ailenin en büyük çocuğu İlayda Kılıç, “Bu barakada yaşamak çok zor. Ben ve kardeşlerim sık sık hasta oluyoruz. Soba yakıyoruz, ama ısıtmıyor. Çok üşüyoruz. Özellikle kar yağdığında içerisi buz gibi oluyor. Barakanın içi su alıyor. Biz ufak da olsa bir ev istiyoruz” şeklinde konuştu. 

Burak Türker