Kaçırma anı güvenlik kamerasına yansırken, eski eşinden şüphelenen 41 yaşındaki Nouha, “Gözüme uyku girmiyor. Kaçıran kişiler arasında eşim yok. Ancak ondan şüpheleniyorum” dedi. Genç adam, son olarak İstanbul Sultanbeyli’de bir kamyonet kasasında görülen kızları için savcılığa suç duyurusunda bulunurken, ihbar eden kişileri ise ödüllendireceğini açıkladı.

Suriye’de başlayan iç savaştan sonra Bursa’ya gelen ‘Nouha’ ailesi, oradaki baba mesleği olan tekstil ve giyim işini burada kurdukları fabrikada devam ettirdi. Tekstil fabrikasında 90 kişi çalıştıran Muhammed Nouha, 3 yıl önce eşi Merve Kutdur’dan ayrıldı. Nouha’nın 6 yaşında Munteha ve 4 yaşında Meys adında iki kız çocuğu bulunuyordu. Mahkeme iki çocuğun da annede kalmasını uygun görüp ona verdi. İddiaya göre, anne Merve Kutdur eski eşini arayarak çocuklarına bakamadığını ve ona vermek istediğini söyledi. Adam da çocuklarını geri aldı. 

Aradan 4 ay geçmeden Muhammed Nouha işteyken evinin kapısı 3 kadın tarafından çalındı. Babaannesi ile birlikte evde bulunan kızlar, “Kiralık ev bakıyoruz. Evi gezmemiz lazım” diyen bu kişiler tarafından zorla kaçırıldı.

Baba eve gelip apartmanda bulunan güvenlik kamerasını inceledi 

Baba Muhammed Nouha annesinin telefonu üzerine telaşlı bir şekilde, merkez Osmangazi ilçesindeki evine geldi. Annesinin kızlarını kaçırdıklarını iddia etmesi üzerine apartmanda bulunan güvenlik kamerasını inceledi. Güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde, yüzleri kapalı 3 kadının apartmana girdikleri, kadınlardan birisinin daireye çıktığı, ikisinin ise apartman girişinde beklediklerini gördü. Kısa süre sonra aşağıda bekleyen iki kadından birinin daha yukarı çıkıp kızları alıp binadan hızla kaçtıklarını gördü.

“Çocuklarıma kavuşmak istiyorum” 

İHA’ya konuşan baba Muhammed Nouha, ‘Eski karımın durumu çok kötü. Biz ayrıldıktan sonra bir başkasıyla evlenmedi. Çocuklarım eğer şu an onun yanındaysa gerçekten perişan olabilir. Eğer o kaçırmadıysa bir başkası kötü şeyler yaptırmak için kaçırmış da olabilir. Birkaç gün önce gerçekleşen bu olayda güvenlik kamerasını incelediğimde, üç kadının eve geldiklerini ve hiçbirinin eski karıma benzemediğini gördüm. Eski karım olsaydı tanırdım, ama emin de olamıyorum çünkü hiçbirinin yüzü görünmüyor. Eşim çocuklarım bendeyken her hafta sonu gelip onları görüyordu, kaçırmak isteseydi o zaman yapardı. Her gün görüntülü olarak da görüşüyorlardı. Ama ben çocuklarımın bir an önce bulunmasını istediğim için emniyete gidip şikayette bulundum. Eski karıma da ulaşamıyorum kendisi de ortalıkta yok. Eski karımda ya da bir başkasında fark etmez, yeter ki çocuklarıma zarar gelmeden iyi bir şekilde bulayım” diye konuştu.

“Ödül açıkladı, ihbar geldi, kamyonet kasasında görüldüler” 

Baba Nouha, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda kızlarını bulana ‘2 bin dolar para ödülü’ vereceğini söyledi ve ilk ihbar İstanbul’dan geldi. 

Nouha’nın sosyal medyadan yaptığı, “Kızlarımı bulana 2 bin dolar para ödülü vereceğim” açıklaması üzerine kızlarının, bir pikap tarzı kamyonetin kasasında İstanbul Sultanbeyli’ye götürüldüğü tespit edildi. Baba Nouha, hemen adresteki eve gitti. Fakat gittiğinde kimseyi bulamadı. Etrafta güvenlik kamerası arayan Nouha bir iş yerinin kamerasının o evi gördüğünü tespit etti. İş yerine gidip güvenlik kamerasını inceleyen Nouha, gece saat bir buçuk sıralarında evin önüne pikap tarzı kamyonetin yanaştığını ve içerisinden kızlarını kaçıran üç kadını ve kasada kızlarını tutan bir adamı gördü. Bu sırada kadınlardan ikisi kızları alıp gözden kayboldu. Geride aracın şoförü, bir kadın ve bir erkek kaldı. Kısa süre sonra şoförle kadın diğer erkeği darp edip pikapa binip hızla gözden kayboldu. Darp edilip yerde yaralı halde bırakılan adamın yanına kadınlardan biri yaklaşıp yerde duran poşetleri alıp tekrardan koşarak gözden kayboldu. Baba Nouha görüntüleri izlediğinde birkaç dakika ile kızlarına ulaşamadığını fark etti. Güvenlik kamerasında herkes gittikten bir dakika sonra kendisinin arabayla geldiğini gördü. Bu durum onu daha da perişan etti. 

Baba Nouha, kızlarının kaçırıldığı günden beri uyuyamadığını ve kızlarının bir an önce sağ salim bulunmasını, bunun için her şeyi yapacağını belirtti. 

Savcılığa yapılan müracaat sonrası olayla ilgili polisin çalışmaları devam ediyor. 

Hakan Gönül
 

Manisa’nın Yunusemre ilçesindeki Görgülüler Ortaokulunun 8. sınıf öğrencisi 14 yaşındaki Semih Erdoğan 2 haftalıkken annesi tarafından terk edilen yavru güvercine sahip çıktı. Bir anne şefkatiyle yavru güvercine sahip çıkan Erdoğan, sabah okula gitmeden ve öğle aralarında evine gelerek elleriyle beslediği yavru güvercinin hayata tutunması için var gücüyle çalışıyor. 

Manisa’da 14 yaşındaki bir ortaokul öğrencisi, evlerinin çatısında beslediği güvercinlerinin yavrusu olduktan sonra annesinin kaçıp gitmesi üzerine sadece annesinin besleyebileceği 2 haftalık yavruyu 5 gündür elleriyle besleyerek hayatta tutmaya çalışıyor. 

Hayvanları, özellikle de güvercinleri çok sevdiğini anlatan Semih Erdoğan, “Kuşların annesi, babası gitti. İki haftalık bir kuş olduğu için ben bakıyorum. Buğdayları kırarak, suyunu vererek her gün bakıyorum ona. Sabah okula gitmeden önce ya da öğle arası eve gelerek ben bakıyorum. Hayvanları seviyorum. En çok da güvercinleri seviyorum. Amcamla da eskiden güvercin bakardık. Şimdi de ben bakıyorum. Bu kuşun bakımını artık ben üstlendim” dedi. 

Eskiden amcasıyla birlikte güvercin baktığını ve amcasından güvercinlere nasıl bakılması gerektiğini öğrendiğini anlatan Erdoğan, “Amcam güvercin bakmayı bıraktı. Tekrardan 2-3 kuş aldık. Bu yavrunun anne ve babası kaçtı. 2 haftalık kuş olduğu için bakımını da ben üstleniyorum. Amcamdan çok istedim bu kuşu bakmak için o da razı oldu ve bana verdi. Her gün okula gitmeden ve okuldan geldikten sonra bakıyorum. Geceleri balkona koyarken sarıyorum. Sabahları da yemini, suyunu veriyorum. Şu an çok mutluyum bir kuşum olduğu için” ifadelerini kullandı.  

Sadık Cangel
 

Şanlıurfa’nin Eyyübiye ilçesine bağlı Yenice Mahallesi’nde yaşayan 3 yaşındaki Hülya’nın kemikleri dokunulduğunda ya da hareket ettiğinde cam gibi kırılıyor. Bodrum katında yaşayan Ali ve Kadriye Çakır çiftinin 3 yıl önce dünyaya gelen çocuklarına doğuştan cam kemik hastalığı teşhisi konuldu. Maddi sıkıntılarla karşı karşıya olan aile, 3 yıldır çocuklarının tedavisi için gitmedikleri devlet ve özel hastane bırakmadıklarını ama yine de hastalığa çare bulamadıklarını söyledi. Anne Kadriye Çakır, kendisinin tarlalarda günlük 25 liraya çapa yaptığını, eşinin de askerden yeni geldiğini ve işsiz olduğunu aktardı. Devlet yetkilileri ve hayırsever işadamlarının kızlarının tedavisi için kendilerine yardım eli uzatmasını isteyen aile, 450 liralık ilacı alamadıklarını söyledi.

“Biz sokakta bile yaşarız yeter ki kızım iyi olsun” 

Anne Kadriye Çakır, kızının doğuştan cam kemik hastası olduğunu belirterek, “Kızım cam kemik hastasıdır. Hiçbir yerde tedavisi yok. Ankara’da İstanbul’da hiçbir yer bırakmadık. Eşim şu anda işsiz, maddi durumumuz çok kötü. Durumumuz olmadığı işin eşimin amcasının evinde yaşıyoruz. Bir yardım bekliyoruz. Kızımın tedavisi için yardım bekliyoruz. Geçen hafta kızımın sağ ayağı kırılmıştı şimdi de sol ayağı kırık. Devamlı kemikleri kırılıyor. Kızımın kemikleri cam gibi. Dokunulduğunda, hareket ettiğinde kırılıyor. İlacını Ankara’dan temin ediyorduk 450 TL’ye şimdi Ankara’da da ilacı bulunmuyor. Kızım sürekli tedavi altında olması gerekiyor. Günlük yaşantımız zor oluyor. Hiçbir yerden yardım almıyoruz. 3 yıldan beri durumuz böyledir. Daha önce de geçim kaynağımız yoktu. Sadece kayınbabam bize bakıyordu. Çocuk olduktan sonra biz ayrı eve çıktık. Eşim şu an iş arıyor. Her gün gidiyor ama iş bulamıyor. 3 ay oldu askerden geleli iş arıyor, hiçbir yerde bulamıyor. Her sabah gidiyor akşam geliyor iş yok. İlacı Ankara’da bulunuyor ama şu anda orada da yok dediler. Türkiye’nin hiçbir yerinde ilaç yokmuş. Kızım acı içinde devamlı ağlıyor, geceleri yatmıyor. Gördüğünüz gibi ayağı da alçıda. Ben sabahtan akşama kadar 25 liraya tarlalarda çapa yapıyorum. Kızımı da işe gittiğim zaman babaannesine bırakıyorum. Sadece onun elbisesi, maması, bezi için o da ne kadarına yetecek. 25 lira bilmiyorum. Eşime bir iş bulsunlar, bize yardımcı olsunlar. Biz sokakta bile yaşarız yeter ki kızım iyi olsun” dedi.
Babaanne Hülya Çakır ise “Ben bakıyorum. Sabah 05.00’te bana getiriyorlar. Akşam saatlerinde yine gelip benden alıyorlar. Annesi her sabah 25 lira için gidip tarlada çalışıyor. Geçen yıl babası askerdeyken biz Niğde’ye gidip mevsimlik işlerde çalıştık. Her şeye hazırız, eğer tedavisi varsa canımızı satarız. Allah için bize yardım edin” diye konuştu.  

Bekir Basmacı – İmam Dokmak
 

Hakkari Yüksekova’da yaşayan 7 yaşındaki Behtan İbiş’in evinde 4 sene önce talihsizlik sonucu bir yangın çıktı. Sobadan çıkan alevlerin bir anda evi sarması sonucu anne Leyla Bozan ve baba İmdat İbiş, çocuklarının alevlerin arasından alarak dışarıya çıkarttı. Yüzü ve kafası başta olmak üzere kolları yanan Behtan ambulansla hastaneye kaldırıldı. O günden itibaren çeşitli hastanelerde yanık tedavi gören Behtan’ın durumunu öğrenen Kafa Yüz ve Rekonstrüktif Cerrahi Vakfı Başkanı Op. Dr. Halil İbrahim Özkuş, ameliyatı üstlendi. Ailenin Şişli’deki özel bir hastaneye gelmesini sağlayan Op. Dr. Özkuş, dün ameliyatı gerçekleştirdi. Ameliyatla birlikte yüzündeki gerginliğin azalmasıyla yaşamının kolaylaştırılması hedeflenen 7 yaşındaki Behtan, okula gidip arkadaşlarıyla oynayabileceği günü bekliyor. 

“Ameliyatı yıllarca yapılması gerekiyor” 

Ameliyatı gerçekleştiren Op. Dr. İbrahim Özkuş, “Hastamız Hakkari’den geldi. Kendisinin çok ciddi yanıklar var. Evlerinde bir yangın çıkmış, maalesef en fazla zarar gören Behtan olmuş. Bu sebeple Behtan’ın fonksiyonlarında bir takım eksiklikler ortaya çıkmış. Mesela ağzını tam olarak açamıyor ve kapatmıyor. Göz kapakları kapanmıyordu ama 2 sene önce ameliyat ettik şuan gayet iyi. Tabi Behtan’ın ameliyatları yıllar içerisinde yapılmak durumunda. Çünkü büyüdükçe eksik kalan fizyolojik problemleri tamamlanmak üzere ameliyat edilmesi gerekiyor. Bu sebeple bizim koyduğumuz deriler gelişimine ayak uyduramıyor. Dolayısıyla bu çekilmeler tekrarlamaya başlıyor” dedi. 

“Tüm tedavi masraflarını karşılıyoruz” 

“3 sene önce Behtan’ın dudağını düzeltmiştik ama büyüdükçe uyum sağlayamadı” diyen Op. Dr. Özkuş, “Bunlar giderilecek ve adım adım ameliyat edilecek. İleride Behtan’a kulak yapacağız, eksikleri gidereceğiz, burnunu da yapacağız, saçlarındaki eksiklikleri de gidereceğiz. Yüzde 80 oranında hepsini halledeceğiz. Şimdi okula da gidecek, bana da söz verdi. Bizde vakıf olarak Behtan’ın tedavisini üstlendik. Vakıf olarak tüm tedavi masraflarını karşılıyoruz. Ömrümüz yeterse de tedavisi karşılayacağız” ifadelerini kullandı. 

“Dışarıya çıkınca çocuklar korkuyordu” 

Anne Leyla Bozan ise, “Sobadan dolayı evimizde yangın çıktı. Ben, çocuk ve babası yandı, yangın 4 sene önce çıktı. Doktora götürdük onlarda bizi Ankara’ya gönderdiler. 4 ay orada tedavi gördük. Yüzü kötüydü, dışarıya çıkartamıyorduk. Allah doktorumuzdan razı olsun. Doktor bey bizi arayarak çocuğu getirmemizi istedi. Biz 2 senedir götürüyorduk yine getirdik. Ameliyatlar sayesinde düzeldi. Benim de elim ve bacağım yandı. Dışarıya çıkınca çocuklar korkuyordu, bende çocukta üzülüyordu” şeklinde konuştu. 

Ameliyat geçiren Behtan ise, “Yangın geçirdim, yüzüm yandı, doktor beni ameliyat etti. Ameliyat olduğum için mutluyum” dedi.  

Doğan Can Cesur

Balıkesir İmam Hatip Ortaokulu öğrencileri, Balıkesir Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’ni ziyaret etti. Yaşlıların elini öperek sohbet eden öğrenciler, yaptıkları resimleri hediye ederek yaşlıların gönüllerini aldı. Okul Müdürü İsmail Çetin yaşlılara hitaben yaptığı konuşmada, “Sizler bizim için çok kıymetli varlıklarsınız. Allah bundan sonra sizlere sıhhatli ve hayırlı ömürler nasip etsin. Biz sizleri gerçekten seviyoruz. Özellikle sizlerle çocuklarımızı buluşturuyoruz ki, şu vatana, şu millete, memlekete hayırlı birer evlat olsunlar, analarına, babalarına gerektiği şekilde ilgi göstersinler” dedi. 

Öğrenciler, keman ve gitar eşliğinde şarkılar söyleyerek, yaşlılara duygulu anlar yaşattı. Gösterilerin sonunda çocukluğunda okulda öğrendiği şiiri okumak istediğini söyleyen 87 yaşındaki Mübeccel Çetinkaya, Afrin’deki askerlere mesaj yollayarak, “Sizlere çok teşekkür ederiz. Delikanlılarımız, şehitlerimiz… Sizin vatanımızı koruduğunu biliyoruz ve çok daha mutlu oluyoruz. Afrin’e selam. Hepinizin ellerinden, gözlerinden öperim çocuklarım” şeklinde konuştu. 

Okunan yaşlılara mektubu dinlerken ağlamaya başlayan 69 yaşındaki Hüseyin Akgün, duygularını ifade etmekte zorlanarak, “Geldikleri için, bu şiirleri okudukları için hepsine teşekkür ederim. Allah hepsinden bin kere razı olsun. Çok duygulandım” dedi. 

87 yaşındaki İsmail Gürer de, öğrencilerin ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek duygulandığını belirtti.  

Hasan Otağ Fırıncıoğulları

Suriye’nin Azez kırsalında bulunan Barakatı köyü, geçtiğimiz yıl DEAŞ zulmünü yakından yaşadı. DEAŞ’lı teröristler, köyde yaklaşık 5-6 ay boyunca köylülere korku saldı. Bazı köylüler kaçarak kurtulmayı başarırken, bazı aileler ise günlerce savaşa yakından tanık oldu. ABD uçakları da köyü vurdu. Bir çok evin yanı sıra, miniklerin eğitim gördüğü okulda yıkıldı. 

Özgür Suriye Ordusuna bağlı Sultan Murat Tugayı, Barakatı köyünü DEAŞ’tan temizlemek için çatışmaya girdi. Yaklaşık 5 gün süren çatışmaların ardından köy, teröristlerden tamamen temizlendi. Yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen, köyde savaşın izleri hala duruyor. Aileler köye geri dönerek yıkılan evlerini tekrar inşa ediliyor. Türk hükümetinin destekleriyle köye yeni bir okul da yapılıyor. 

Okullarıyla birlikte çocukların yıkılan hayallerini de tekrar inşa ediliyor. Öğrenciler, geçici olarak kurulan çadırlarda eğitim görüyor. Bazı çocuklar ise yer yetersizliği sebebiyle yıkılan okulda ders görüyor. 

Okulda eğitim gören ve 3. sınıfa giden Yahya’nın sözleri ise gözleri yaşartıyor. Babasını DEAŞ’ın saldırılarında kaybeden Yahya, babasının intikamını alabilmek için Türk askeri olmak istiyor. Her gece babasını rüyasında gördüğünü ve özlediğini ifade eden Yahya, babası öldüğü için çok ağladığını söyledi. 

“Türkiye bize çok yardım etti” 

Yıkılan okulun müdürü DEAŞ saldırılarına ilişkin, “Bu köyde çok büyük çatışmalar yaşandı. DEAŞ, bu köyleri bombaladı. Camilerimiz okullarımızı evlerimizi bombaladı. Bombalanmadan önce bu okulda 7 sınıf 400 öğrenci vardı. Türkiye’den Allah razı olsun. Okulumuzu tamir ediyorlar. Bu okulumuzu yeniden yapacaklar. Türkiye bize çok yardım etti” diye konuştu. 

Okulda öğrenci olan 3. Sınıfa giden 10 yaşındaki Betül de, DEAŞ’ın saldırılarından dolayı korktuğunu söyledi. Hayalinin doktor olmak olduğunu ifade eden Betül, insanları kurtarmak ve ölmelerini istemediği için doktor olmak istediğini söyledi. 

Azez kırsalındaki Barakatı köyünde yaklaşık bin kişi yaşıyor.  

Refik Fidan – İmam Dokmak

Kocaeli’nin Körfez ilçesinde yaşayan Eylül Yılmaz, 2012 yılında dünyaya geldi. Eylül’ün büyüdükçe davranış problemleri yaşadığını ve iletişim kuramadığını fark eden ailesi kızlarını hemen doktora götürdü. Doktorlar otizm tanısı koydukları minik Eylül’ün iyi bir rehabilitasyon sürecinden geçmesi gerektiğini aileye önerdiler. Bunu üzerine arayışlara başlayan Yılmaz ailesi, minik Eylül’ü Başiskele’de bulunan Atlantis Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ne götürdüler. Merkezde özel eğitmenlere teslim edilen minik Eylül iki yıl boyunca at ve havuz terapilerinin de içinde tedaviye alındı. Aldığı eğitimlerin ardından otizmi yenerek ailesiyle konuşmaya başlayan minik Eylül, iletişim kuramadığı çocuklar ile oynamaya başladı. Kızlarının tedavi öncesi çok hırçın olduğunu ifade eden anne Eda Yılmaz, minik Eylül’ün tekrar kendileriyle iletişim kurduğu için çok mutlu olduklarını dile getirdi.

“Merhabalaşmayan, bir şey söylediğimizde dönüp bakmayan bir öğrenciydi”

Eylül’ün aldığı sevgi üzerine kurulu eğitim sonrasında otizmi yendiğini söyleyen öğretmeni Fizyoterapist Esra Baran, “Atlı ve havuz terapisi ile çocuklar sınıf ortamından uzaklaşırlar. Atlı terapi ile dışarıdaki sosyallikleri artar ve kendine olan öz güvenleri gelişir. Çünkü at çok büyük bir hayvandır. Çocukların onu kontrol edebilme kuvvetine sahip olduklarını bilmeleri, onu hissetmeleri onlardaki öz güvenleri arttırır. Ayrıca etraflarında, insanlarla olan etkileşimleri artar. Çünkü atla bir etkileşim içindedirler. Eylül, 2 yıl önce otizm tanısı ile kurumumuza geldi. Merhabalaşmayan, bir şey söylediğimizde dönüp bakmayan bir öğrenciydi. Kesinlikle iletişim kurmuyordu, çok içe kapanıktı. Şimdi kendisi ‘Merhaba’ diyor, bizim bile söylememize fırsat vermeden. Derse güle oynaya gidiyoruz, her türlü etkinliği birlikte yapıyoruz. Çok mutluyuz, kendisi de ilerlemelerinin farkında” dedi.

“Sevginin iyileştirici gücü çok önemli”

Eğitimde sevginin iyileştirici gücünü kullandıklarını ifade eden Baran, “Sevginin iyileştirici gücü burada da çok önemli. Aramızdaki sevgi ile Eylül böyle gelişim gösterebildi. Her zaman motomot bir eğitim sistemi yoktu. Her zaman sevgi ile çocukla yaşıt olarak ve çocuğun yaşına inerek biz bunu başardık. Eğitimde şiddet ile hiçbir yere gelinemez. Şiddetle böyle de başarı yakalanamaz. Şiddetle bazı şeyler önlenebilir ama bu çocuğun bu kadar sosyal, aktif ve mutlu olarak başarıyı sağlaması kesinlikle sevgi ile alakalı” diye konuştu.

“Çok hırçındı, dışarıya çıkamıyorduk ama artık dışarıda çok rahat gezebiliyoruz”

Eylül’ün at ve havuz terapisi almadan önce yaşadığı iletişim sorunlarını tüm aileyi etkilediğini dile getiren Anne Eda Yılmaz, “Eylül kuruma ilk başladığında göz teması kurmayan, iletişim bozukluğu olan, iletişim başlatmayan ve belirli belirsiz hareketleri olan bir çocuktu. Kesinlikle iletişime geçmiyordu, bakmıyordu. Kendi etrafında dönmeleri vardı. Bizim buraya başlamamızın ardından hocalarımız ile öğretmenlerimizin yönlendirmeleri ile biz bunları aştık. Göz kontağımız çok güzel şu an. Konuşmaya başladı, artık iletişimi kendisi başlatıyor. Bütün her şeyimiz normal gelişim gösteren çocuklarla aynı düzeyde. Arkadaşları ile bazı çocuk gruplarına girmiyordu Eylül. Çocuklar ona yaklaşsa da o yaklaşmıyordu. Şu an tam tersi çocukların yanına kendisi gidiyor, onlara oyun oynama isteğini belirtiyor. Aile ortamlarına pek girmiyordu. Çocuklu ortamlara giremiyordum ben de, çok hırçınlaşıyordu. O öyle olunca ben de çok çıkamıyordum dışarıya. Ama şu an AVM’lerde, parklarda, dışarıda çok rahat gezebiliyoruz” şeklinde konuştu.  

Murat Kanber – Refik Fidan – Uğur Konuk
 

Edinilen bilgiye göre olay, Seyhan ilçesine bağlı Yalmanlı Mahallesi’nde meydana geldi. Yüksel-Özlem Keskin çiftinin 3 çocuğunun en küçüğü olan ilkokul 3’üncü sınıf öğrencisi Caner Keskin (10), babası tarlaya annesi ise s6eraya çalışmaya gittiği sırada okula gitmek için bazalı karyolanın içinde bulunan kıyafetlerini almak istedi. Yatak odasındaki karyolayı sabah saat 08.30 sıralarında kaldıran çocuk, bazanın gazlı amortisörü bozuk olduğu için bazanın orta kısmına açık kalması için süpürge sapı dikti. Süpürgenin sapı kayınca baza hızla kapandı. Çocuğun kafası bazanın içinde kaldı. Boyun ve çene kısmından darbe alan çocuk evde de kimse olmayınca bazanın içinden çıkamayarak hayatını kaybetti.

Üzerine baza düşen çocuk öldü

2 saat sonra anne geldi 

Serada havalandırma işi bittikten sonra saat 10.30 sıralarında anne Keskin eve geldi. Genç kadın, kapının girişinde oğlunun okul çantasını görünce şüphelendi. Keskin bazayı kaldırıp oğlunu çıkardı. Bu sırada annenin çığlığı üzerine komşuları da geldi. Hemen bir araçla özel bir hastaneye kaldırılan çocuğun hayatını kaybettiği belirlendi. 

Çocuğun ölüm haberini alan aile gözyaşlarına boğuldu. Küçük Caner’in cenazesi Adli Tıp Kurumunda otopsi yapıldıktan sonra toprağa verildi. 

Hala Müzeyyen Keskin’in, yeğeninin hayatını kaybettiği odaya girerek “Daha çok küçüktü burada can verdi. Caner gel, çantan burada kaldı” diyerek ağlaması herkesin yüreğini dağladı. Olay yerinde süpürgenin sapının ise hala karyolanın alt tarafında olduğu görüldü. 

Polis olayla ilgili inceleme başlattı.  

Fatih Keçe – Serkan Çetinkaya

Askerlik görevini 1950-1952 yılları arasında Erzurum’da tankçı olarak yapan ve şuan Ankara’da yalnız yaşayan 86 yaşındaki Durmuş Altındal, aldığı bin 400 TL emekli maaşının 815 TL’sini Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) bağışladı. Bölücü terör örgütleri PKK/KCK/PYD-YPG’ye yönelik sınır hattında yürütülen Zeytin Dalı Harekatı’na katılmak isteyen Altındal, “Dua okuyacağım, sonra tankı alıp teröristleri Afrin’den kovalayacağım” dedi. 

Afrin’de yürütülen operasyonu takip ettiğini belirten Durmuş dede, “Bin 400 lira maaş alıyorum, maaşımdan 815 TL’sini Afrin’deki Mehmetçiğe göndereceğim. Bende askerliğimi tankçı çavuş olarak yaptım. Tankların her şeyini bilirim ve tanırım. Başbakanımız ‘Eğitilmiş erlerden bazılarını Afrin’e göndereceğim’ demişti. Ben eğitilmişim, tank şoförlüğü de yaparım. Yaşın geçmiş yapamazsın deseler de ben işin başına geçtikten sonra 32 yaşında olurum. Tankı alacağım Afrin’de teröristleri kovalayacağım. Ben onları öldürmeyeceğim. Onları oradan kovacağım. İnsanlar ölür fakat eserleri ölmez. Atatürk bize Cumhuriyeti bıraktı. Ben Cumhuriyeti nasıl kurduğumuzu bilirim. Annelerimiz ve babalarımız öküz arabalarıyla erzak götürürlerdi. Şimdi her şeyin vasıtası var ve yemek derdi yok. Atatürk’ü anıyorum” ifadelerini kullandı.

Altındal Cumhuriyet ile ilgili şu şiiri okudu:

“Cumhuriyet can verdik, kan akıttık, öyle kavuştuk sana. Adın bile bahtiyarlık veriyor insana. Seviyoruz biz seni canımızdan ileri, Atamıza söz verdik dönmeyeceğiz geri. Eğer bir gün uğruna gerekirse canımız, damarımızda saklı senin için kanımız. Yaşamak için ölmek davasıdır hürriyet, yüz binlerce şehidin adıdır Cumhuriyet.”

“Dua okuyacağım, sonra tankı alıp teröristleri Afrin’den kovalayacağım”

Durmuş Altındal, sözlerine şöyle devam etti:

“Reisi Cumhurumuzun söylediği bir söz var, ‘Bir olalım, diri olalım, dürüst olalım ve kardeş olalım.’ Türkiye o zaman dünyaya ferman okutur ve her zaman kazanır. Bizim bunun için bir olup, dürüst olup çok çalışmamız lazım. İnşallah bu terör yok olur. Ben Afrin’e gitmek istiyorum ama bana demesinler ki, ‘Sen ne yapacaksın Afrin’de’, dua okuyacağım, sonra tankı alıp teröristleri Afrin’den kovalayacağım. Bunun için gitmek istiyorum.” 

Seyid Fatih Poyraz – Cem Geçim

Kahramanmaraş Spor Salonunda düzenlenen kongrede konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, tribünde ağlayan asker kıyafetli minik kız çocuğunu fark etti. Konuşmasını keserek küçük kızın ağlama nedenini soran Erdoğan, daha sonra korumaları aracılığıyla çocuğu sahneye aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a rüyasında gördüğünü anıyı anlatan 6 yaşındaki Amine Tıraş, üzerindeki asker kıyafetini Ömer Halisdemir’in kardeşi Soner Halisdemir’den hediye aldığını söyledi.

İsmail Kurtul İlkokulu 1’inci sınıf öğrencisi Amine Tıraş, “Cumhurbaşkanımızın yanında şiir okuyacaktım ama heyecanımdan okuyamadım. Bu bereyi de Ömer Halisdemir’in kardeşi Soner Halisdemir ağabeyim verdi. Ömer Halisdemir’i rüyamda gördüm. Ortada sepet vardı, içinde iki tane anahtar vardı. Bir anahtarı ben aldım diğer anahtarı almadım. Çünkü o anahtar Ömer Halisdemir’in anahtarıydı. O anda Ömer Halisdemir ağabeyim elini uzattı ‘Ben ölmedim yaşıyorum’ dedi.

Amine Tıraş’ın annesi Emine Tıraş ise “Çok duygulu bir gündü bugün. Kızım 6 yaşında, tam bir cumhurbaşkanı hayranı. Kızım 4 yaşında iken ‘İstiklal Marşını’ ezberlettim. 5 yaşında iken ‘Ben Türkiye’m’ şiirini. Bir de cumhurbaşkanımızın ‘Minareler Süngü’ şirini ezberlettim. 6 Şubat’ta mecliste idik orada şiir okuyacaktı ama heyecanından söyleyemedi. Şimdi tek hayali Cumhurbaşkanlığı Külliye’sinde şiir okumak” ifadelerini kullandı. 

Muhammet Özer – Halil Koyun