Edinilen bilgiye göre olay 29 Haziran 2016 günü Çaycuma ilçesinde meydana geldi. 02.50 sıralarında 33 yaşındaki Murat Berber, arkadaşlarıyla sohbet ettikten sonra açık otoparka giderek aracına bindi. Bu sırada kar maskeli bir şüpheli, elindeki tabanca ile hızla olay yerine koşarak direksiyon başındaki Murat Berber’e kurşun yağdırdı. 

Vücuduna 5 kurşun isabet eden Berber; ağır yaralanırken olayı gören arkadaşları durumu 112’ye haber verdi. Kar maskeli saldırgan ise hızla olay yerinden kaçarak izini kaybettirdi.

Cinayet anı güvenlik kamerasında 

Haber verilmesi üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri evli ve 1 çocuk babası Murat Berber’e ilk müdahaleyi yaptı. Çaycuma Devlet Hastanesi’ne kaldırılan talihsiz adam, Atatürk Devlet Hastanesi’ne sevk edildi.
Hayati tehlikesi bulunan Berber, doktorların tüm çabalarına rağmen kurtarılamadı. Berber, otopsi işlemlerinin ardından Çaycuma ilçesine bağlı Karamusa köyünde toprağa verildi. Güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde ise aracıyla geri manevra yapmak isteyen Murat Berber, hızla yanına gelen kar maskeli saldırganın silahlı saldırısına uğradı. Direksiyon başındaki Berber’e kurşun yağdıran kar maskeli saldırgan, olayın ardından hızla olay yerinden uzaklaştı.

Polis; 2 yıl iz sürdü zanlılar yakayı ele verdi

Güvenlik kamera görüntülerini izleyen polis ekipleri kar maskeli saldırganı yakalama çalışmalarına başladı. Yaklaşık iki yıl süren fiziki ve teknik takibin ardından olayla bağlantısı olduğu iddia edilen zanlılara ulaşıldı.
Çaycuma İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ekipler; eş zamanlı olarak yaptıkları operasyonla düğmeye bastı. Operasyon kapsamında Ş.U.T., T.G., E.V., R.A., D.T. ve M.T. yakalanarak gözaltına alındı. Şüphelilerin ifadeleri doğrultusunda R.M., Ö.K. ve F.Y. de yakalanarak gözaltına alındı. Şüphelilerden R.A. ve M.T. çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ş.U.T., T.G., E.V. ve D.T. ise serbest bırakıldı. R.M., Ö.K. ve F.Y.’nin ise sorguları sürüyor. 

Olayın altın dolandırıcılığı nedeniyle işlendiği iddia edilirken, ‘altın kaçakçılığı’ ve ‘gasp’ suçundan Beycuma M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan S.V. ve G.V.’nin de olayla bağlantısı olduğu öne sürüldü.  

Gülcan Çolak
 

Pendik’te 18 Temmuz 2017 tarihinde 22 yaşındaki Tuğba Özdemir ve 21 yaşındaki Tuğçe Özdemir kardeşler iş başvurusu yaptıktan sonra evlerine gitmek için yola çıktı. Kız kardeşler kaldırımda yürüdüğü sırada Dursun Hazır’ın hakimiyetindeki otomobil önce yol kenarındaki araca ardından kız kardeşlere çarptı. Kazada, Tuğba ve Tuğçe kardeşler hayatını kaybetti. 

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından otomobil şoförü Dursun Hazır hakkında “taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan dava açıldı. 

“Viraja aşırı hızlı girdi, tam ve asli kusurlu” 

Hazırlanan iddianamede, şoförün önce bir araca, ardından da yolun kenarında bulunan Tuğba ve Tuğçe Özdemir’e çarptığı anlatıldı. Tuğba Özdemir’in olay yerinde, Tuğçe Özdemir’in ise kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği belirtildi. Dursun Hazır’ın çift yönlü bölünmüş yolda rampa aşağıya Pendik yönüne doğru viraja aşırı hız ile girdiği, şehir içi seyir kurallarına uymadığı ve kazanın meydana gelişinde tam ve asli kusurlu olduğu kaydedildi. 

5 yıl 10 ay hapis cezası 

Anadolu 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılama sonucunda otomobil şoförü Dursun Hazır, “taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 7 yıl hapse çarptırıldı. Mahkeme, cezada ‘iyi hal’ indirimi uygulayarak, sanığın 5 yıl 10 ay hapisle cezalandırılmasına hükmetti. Yaklaşık 8 ay cezaevinde tutuklu kalan sanık, kararla birlikte tahliye edildi.
Öte yandan, kaza anı ise güvenlik kameraları tarafından kaydedildi.  

Gamze Erdemir
 

Bu kapsamda Karadeniz’de kıyısı bulunan Gürcistan, Rusya, Ukrayna, Bulgaristan ve Romanya’dan Trabzon’a gelen su ürünleri uzmanları Trabzon Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nde kalkan balığının üretilmesi ve Karadeniz’i balıklandırılması konularında Türk uzmanlardan eğitim alıyor.

Konuyla ilgili bilgiler veren Trabzon Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. İlhan Aydın, Kalkan Balığı projesinde Karadeniz’in eğitim üssü olduklarını söyledi. Aydın “1997-2007 yılları arasında Japonya Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki işbirliği ile Karadeniz’de balık yetiştiriciliğinin gelişmesi için çalışma başlattık. Bu kapsamda Kalkan Balığının yumurta, yavru üretim teknikleri geliştirildi. Sonrasında 2008-2018 yılları arasında Türk Mühendisleri tarafından bu geliştirildi ve ürettiğimiz balıkları denize bıraktık. Tecrübe gelişince diğer Karadeniz ülkeleri de bu işe ilgi duydu. Akdeniz Genel Balıkçılık Komisyonu bizimle Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı ile işbirliği yapmak istedi. Bu konuda Karadeniz’e eğitim üssü kurmak istediler bunun için de Trabzon seçildi. Bu kapsamda ilk faaliyetimiz Kalkan Balığının üretilmesi ve balıklandırılmasıyla ilgili teknikleri Karadeniz’de kıyısı olan ülkelerden gelen uzmanlara anlatmak. Bunun için çeşitli seviyelerden uzmanlar geldi. 10 gün süre ile burada kendilerine eğitim vereceğiz. Bu eğitim sadece teorik olmayacak aynı zamanda saha eğitimi de olacak. Nasıl üretiriz? ne yaparız ? Bu bilimsel yöntemleri uzmanlarla paylaşacağız” dedi.

“Şimdiye kadar Karadeniz’e 100 bin yavru bıraktık” 

Aydın, şu ana kadar Trabzon’da 100 binin üzerinde Kalkan Balığı yavrusunu denize bıraktıklarını ifade ederek “Burada öğrendiğimiz, geliştirdiğimiz tekniği hem ülkemizin bilimsel seviyesini yukarıya çıkarmak hem de komşu ülkelere bunu aktarmak amacıyla yapıyoruz. Bir taraftan da denizde her geçen gün azalan Kalkan stoklarını da takviye etmek amacıyla Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın desteklediği program kapsamında her ürettiğimiz balıkların bir kısmını denize bırakıyoruz. Bugüne kadar 100 binin üzerinde denize balık bıraktık. Böylelikle bu programımız her geçen gün devam edecek. Balıkçılığı ikiye ayırmak lazım. Avcılık ve yetiştiricilik. Biz avcılıkta av gücü bakımından, teknik bakımdan Karadeniz’in en iyisiyiz. Yetiştiricilik bakımından da oldukça iyiyiz. Bilimsel alt yapı açısından da oldukça iyiyiz. Biz aslında Trabzon’da Araştırma Enstitümüz başta olmak üzere Türkiye’nin bu alanda bu sektörün Amiral gemisi durumundayız. Farklı ülkelerden gelen uzmanlara burada teknik eğitim veriyoruz. Hem ülke olarak hem de kurum olarak biz bu bölgenin en iyisiyiz” diye konuştu.

“Üreme sezonunda çağırdık”

Aydın, Kalkan Balığının üreme döneminin Nisan-Mayıs ayları olduğunu hatırlatarak “Kalkan Balığı normalde derinlerde yaşar. Suların ısınmasıyla birlikte kıyıya doğru göçüne başlar. Bu göç Nisan-Mayıs aylarında gerçekleşir. Bu yumurtlama ve üreme göçüdür. Kıyıya yaklaşıp yumurtasını bırakır döllenen yumurta kıyıdaki sıcak daha sığ sularda yavru haline döner. Kendine benzer hale geldikten sonra yeniden derin sulara göç eder. Yani üreme sezonu olduğu için her türlü uygulamayı her türlü pratiği gelen uzmanlara göstermek amacıyla bu sezon seçildi” ifadelerini kullandı.
Rusya’dan gelen Su ürünleri Uzmanı Ekaterina Prichirino da öğrendiklerini ülkesinde aktaracağını belirterek “Burada öğreneceğim konular benim için ilginç olacak. Kendi ülkeme gittiğimde bunları aktarmak istiyorum. Rusya’da Kalkan Balığı yetiştiriciliği henüz yok ancak ileride olacak diye düşünüyorum” dedi.  

Bekir Koca – Ozan Köse

Edinilen bilgiye göre, 10 Ocak 2014 tarihinde Kayseri – Adana karayolu üzeri İncesu ilçesi civarında bulunan bir akaryakıt istasyonunda gece saatlerinde meydana gelen olayda kar maskeleriyle istasyona gelen kimliği belirsiz şahıslar, pompacı olarak görev yapan 48 yaşındaki Selami Çakır’ı bıçaklayarak öldürdükten sonra kayıplara karıştı. 4 yıl sonra İl Jandarma Komutanlığı dosyayı ele alarak faillerin bulunması için özel ekip kurdu. Yaklaşık 6 aylık çalışma sonucu dedektifler, kamera kayıtları ve teknik takip sonucu olayla ilgili olarak O.Ç., Y.B., M.Ç., Ö.B., R.A. ile S.Ç. ve A.Ö. isimli kadın şahısları eş zamanlı düzenledikleri operasyonla gözaltına aldı. Şahısların sorgularında suçlarını itiraf ettikleri öğrenildi. Gözaltına alınan şahıslar, jandarmadaki işlemlerin tamamlanmasının ardından sağlık kontrolünden geçirilerek adliyeye sevk edildi.

POMPACIYI ÖLDÜRDÜKTEN SONRA SİGARA ÇALDILAR 

Öte yandan, cinayet anı da saniye saniye güvenlik kameralarına yansıdı. Gece saatlerinde akaryakıt istasyonuna gelen kar maskeli şahıslar, o sırada tek çalışan Selami Çakır’ı fark etti. Şahısların Çakır’ı defalarca bıçaklaması güvenlik kameraları tarafından kaydedildi. Kameralara ayrıca Çakır’ı öldüren şahısların istasyondan sigara çalarak kayıplara karışması da yansıdı.

ÇOCUKLARINI OKUTMAK İÇİN KAYSERİ’YE GELMİŞ 

Cinayete kurban giden Selami Çakır’ın Giresun’da emekli olduktan sonra üniversite okuyan çocuklarını okutmak için Kayseri’ye geldiği, benzin istasyonunda yaklaşık 2 hafta çalıştığı öğrenildi.

ÖZEL EKİP FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLERİ ÇÖZMEYE DEVAM EDİYOR 

Kayseri İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı kurulan özel ekip faili meçhul cinayetleri çözmeye devam ediyor. Ekipler tarafından kısa süre önce de Felahiye ilçesinde 2012 yılında 82 yaşındaki Pembe Boraze’nin baltayla öldürülüp boğazının kesilmesi olayı aydınlatılarak failler adalete teslim edilmişti. 

Turan Bulut

 

 

Soma Mezarlığındaki maden şehitliğinde düzenlenen anma programına Türkiye’nin çeşitli yerlerinden sivil toplum örgütlerinin yanı sıra faciada hayatlarını kaybeden maden şehitlerinin aileleri ile vatandaşlar katıldı.

Anneler Günü’nü oğlunun mezarı başında geçirdi 

Soma maden faciasının 4. yıl dönümünün bu yıl Anneler Günü’ne rastlaması nedeniyle acı kat kat arttı. Faciada oğlu İbrahim Duran’ı kaybeden Seher Duman acılarının hiç dinmediğini ancak bu yılki anmanın Anneler Günü’ne denk gelmesi nedeniyle acılarının daha fazla arttığını söyledi. Duman, “Bu yıl anma töreni Anneler Günü’ne denk geldi. Tek oğlumdu. Oğlum sağ olsaydı keşke böyle olmasaydı. Çok acı bir şey. Allah düşmanımın başına vermesin. Bu seneki acının tarifi yok” dedi. 

Öte yandan, Soma davasının bitmediğini belirten Seher Duman, “Onları teker teker çıkarıyorlar. Onlara ne olacak ki ne olduysa benim oğluma oldu” dedi. 

Anma töreninde maden şehitlerinin aileleri kaybettiklerinin kabirleri başında gözyaşı dökerken adeta yürekler burkuldu. Törene Manisa Valisi Mustafa Hakan Güvençer’in yanı sıra AK Parti Manisa milletvekilleri Selçuk Özdağ, Recai Berber, Uğur Aydemir ile sivil toplum örgütleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Manisa İl Müftüsü Sinan Cihan’ın yaptığı dua sonrasında resmi anma töreni sona erdi.  

Yılmaz Sarıpınar
 

Geçtiğimiz yıl Eylül ayında 26 yaşındaki Çağlar Aşık, eşi M.A.A. tarafından ağzı bağlanarak yumruk ve tekmelerle, ardından sopa ile darp edildi. Cinnet getiren M.A.A., eşini derin bıçak darbeleri ile yaraladı. M.A.A., kanlar içerisinde kalan hamile karısına dakikalar süren işkencenin ardından pompalı tüfekle ateş etti. Çocuklarının gözü önünde işkence gören ve hem bebeğini hem de ayağını kaybeden Çağlar Aşık, hastanede geçirdiği zor günlerin ardından çocukları ile yeni bir hayata başladı. Kaybettiği bebeğinin mezarını ziyaret eden Çağlar Aşık, “Allah hiçbir anneye bunu yaşatmasın. Keşke beni bir araba çarpsaydı, bir kör kurşun vursaydı da çocuklarımın babası bu hale getirmeseydi. Benim de, çocuğumun da katili keşke o olmasaydı. O bir tek beni vurmadı, o benim karnımdaki günahsız ve yüzünü bile görmediğim çocuğuma da kıydı. Çocuğum bu Anneler Günü’nde burada yatacağına kucağımda yatsaydı. Ben başka bir şey istemezdim” dedi.

“Kızlarım ile hayata yeniden başladım“ 

Kızlarına hem annelik hem babalık ettiğini belirten Aşık, “Bütün annelere sesleniyorum. Rabbim hepimize sabır ve güç versin. Ben kızlarım ve ailem ile hayata yeniden başladım. Bizim için artık yeni günler var. Allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın. Ben ayağımın kesildiğini 6 gün sonra öğrendim. Canım o kadar yandı ki ben hiç geçmeyecek sandım. Bir daha hiç ayağa kalkamayacağım sandım. Ben ayağa kalkacağımı hayal ettim. Kızım hep parka gidelim, dışarı çıkalım diyordu, sonra ‘Sana sakat derler ben dayanamam’ deyip vazgeçiyordu. Ama artık biz parka gitmeye başladık. Beraber top bile oynuyoruz. Kızlarımın sayesinde yeniden hayata döndüm. Tek isteğim o adam bir tek bana yapmadı, karnımdaki bebeğime ve aileme yaptı. Allah onu cezaevinden çıkarmasın, ben devletimize güveniyorum. İnşallah oradan çıkamaz“ diye konuştu.  

Abdülkadir Güneş
 

HAGEV Çocuk Yuvası’nda geleceğe hazırlanan minikler yıl sonu gösterisi düzenledi. Suriyeli ve Türk çocukların yıl sonu için hazırladığı kardeşlik ve millet konulu gösteri, İstanbul Sancaktepe Dr. Kadir Topbaş Kültür ve Bilgi Merkezi’nde yapıldı.

Şirketin bünyesinde faaliyette bulunan vakıf aracılığıyla pek çok alanda sosyal yatırımlar yapan Emin Şirketler Grubu, HAGEV Vakfı bünyesinde gelecek nesiller adına eğitime kazandırdığı okullar ile önemli hizmetlerini sürdürmeye devam ediyor.

“HAGEV yardım elini uzatıyor”

Emin Şirketler Grubu, yaşamsal ihtiyaçları uygun şartlarda üstelik faiz ve vade farkı olmadan karşılarken, sosyal etkinlik ve aktiviteler de düzenliyor.

Emin Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Emin Üstün ve HAGEV vakıf yetkilileri ile davetlilerin katıldığı etkinlik hayran bırakan sahnelere ev sahipliği yaptı.

Suriyeli ve Türk çocukların yıl sonu için hazırladığı kardeşlik ve millet konulu programda konuşan HAGEV yetkilileri, “Çocuk deyip geçmeyin, hepsinde kocaman yürek var. Emanetlerinize maddi ve manevi bütün varlığı ile sahip çıkarak zamanın Ayşe’lerini, Fatma’larını, Ömer’lerini yetiştirmek için çabalıyoruz” dedi.

“Aile ortamı oluşturmaya gayret ediyoruz”

HAGEV Vakfı yetkilileri vakıfla ilgili şunları söyledi:” Vakfın yardım faaliyetleri arasında gıda, giysi, burs, sosyal ve eğitim yardımları ön sıralarda geliyor. Bunun dışında İstanbul Sultanbeyli’de bulunan vakfın Aş evinde ihtiyaç sahibi ailelere günlük olarak bin 500 ekmek dağıtımı yapılıyor.

HAGEV Sultanbeyli kurs merkezinde ise birçok alanda eğitim hizmetleri sürüyor. Anaokulu ve Kur’an Kursu olarak faaliyet göstermenin yanında çeşitli etkinliklerde düzenlenen merkezde çocukların her alanda gelişmesi hedefleniyor. HAGEV’in Sultanbeyli’de 60 öğrenci kapasiteli 3 katlı bahçeli yerleşkesinde, 5 Suriyeli personel, 8 Türk gözetmen hocanın görev alıyor. Çoğunluğu Suriyeli yetimlerden oluşan yuvada çocuklarımıza değerler eğitimi, okul öncesi eğitimler veriliyor. Ayrıca sosyal faaliyetlerle de sıcak bir aile ortamı yaşatmaya gayret ediliyor.”

Reşadiye ilçesinde 17 gün önce Kelkit Çayı’nda kaybolan muhtar Ayhan Cebe’yi bulmak için arama çalışmaları sırasında Jandarma Arama Kurtarma (JAK) ekipleri HES göleti mazgallarında 2,5 yıl önce kaybolan çocuklardan 10 yaşındaki Bayram Erol’a ait ayakkabının içinde çorap ve kemik parçaları buldu. Acı haberi Tokat Valisi Ömer Toraman, aileye acı haber akşam saatlerinde verdi. Acı haberle büyük üzüntü yaşayan anne Adile Erol ile baba Ömer Erol ambulansla hastaneye kaldırıldı. Yaklaşık 2 saat sonra evine bir araçla dönen anne Erol’un feryatları yürekleri dağladı. Anne Erol, “Çocuğumun parçası olsa göreceğim. Ne olur bana gösterin. Orada yok dediler, balıklar yemiş yavrumu” diye gözyaşı döktü. Ayakta güçlükle duran anne Erol, yakınlarının yardımı ile evine götürüldü.

Yaklaşık 2 saat acılı ailenin evinde kalan Tokat Valisi Ömer Toraman, çıkışta basın mensuplarının soruları üzerine yazılı açıklama yapılacağını kaydetti.

Olay, Reşadiye ilçesi D-100 karayolu Dokuzdolanbaç Köprüsü yakınlarında meydana gelen kazada Niksar’dan Reşadiye’ye giden Ayhan Cebe’nin kullandığı 60 RG 322 plakalı otomobil, yaklaşık 20 metre yükseklikten Kelkit Çayı’na yuvarlanması sonucu suyun içinde kaybolan 2 çocuk babası muhtar Ayhan Cebe’yi JAK ekipleri arama çalışması başlatmıştı.

Yaklaşık 2 haftadır devam eden arama çalışmaları sırasında içerisinde çorap ve insan kemiği kalıntılarının bulunduğu çocuk ayakkabısı bulundu. Kemik parçalarının 29 Aralık 2015 tarihinde kaybolan 8 yaşındaki Dursun Kağan Taşçı ile 10 yaşındaki Bayram Erol’a ait olma ihtimali nedeniyle ailelerden kan örnekleri alınarak, kemik parçaları ile birlikte DNA testi için Ankara’ya gönderildi. DNA sonucunda kemik kalıntılarının Bayram Erol’a ait olduğu tespit edildi. Tokat Valisi Ömer Torman Reşadiye ilçesine gelerek kaybolan Bayram Erol’un ailesine acı haberi verdi.  

Nurhan İçmez – Dursun Ekrem Er – Hasan Ay – Veysel Korkmaz
 

Toplumun güncel meseleleriyle ilgili çözüm odaklı çalışmalarıyla dikkat çeken İstanbul Aydın Üniversitesi Toplumsal Araştırmalar Merkezi (TARMER) Türkiye’de bulunan ‘Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler’ çalıştayı düzenledi. Çalıştayda, ilahiyatçı yazar Hidayet Şefkatli Tuksal, Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilerin artık geri dönmesinin mümkün olmadığını ve devletin Suriyeli mültecilerin kalıcı olacağını kabul etmesi gerektiğini vurguladı.

“Göç konusunda programlı olunmalı”

Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Murat Erdoğan, Türkiye’nin her türlü göç türüne alışkın bir ülke olduğunu ancak Suriyeli mülteciler meselesinde ‘etnik ve sayısal’ olarak bu tip bir kitlesel göç hareketliliğinin karşılaşmadığımız bir durum olduğunu ifade ederek, “Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin yüzde 5’i kamplarda yaşıyor. Geriye kalan mültecilerin tamamı kent mültecisi ve onlarla birlikte yaşıyoruz” dedi.

Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Uğur Yıldırım ise, Türkiye’de göç konusunda uzmanlaşmış, bu konuda planı ve programı olan bir yapının olmamasının büyük bir problem olduğunu belirtti.

Hidayet Şefkatli Tuksal: “Suriyeli Mülteciler Geri Dönmeyecek”

Çalıştay da söz alan İlahiyatçı yazar Hidayet Şefkatli Tuksal da, Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilerin artık geri dönmeyeceğini söyleyerek, “İlk önce yapılması gereken devlet nezdinde Suriyeli mültecilerin kalıcı olacağının kabulüdür. Bu konuda gerçekçi olmak gerekir. Suriyeli mültecilere ilişkin STK’ların tavsiye ve yönlendirmelerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, Suriyeli mültecilerin geleceğine dair bizzat Suriyeli mültecilerin kendileri de konuşmalıdır. Kendi geleceklerine ilişkin konuşmaları demokratik zemini de güçlendirecektir” dedi.  Tuksal, Suriyelilere yönelik kibirli ve suçlayıcı bir şekilde yaklaşılmaması gerektiğine dikkat çekerek, “Suriyelilerin bize alışması kadar bizim de onlara alışmamız gerekir. Türkiye halkı Suriyelilerle tanışmalıdır. Sahada çalışanlar dışında henüz Türkiye’de böyle bir tanışıklık yok. Suriyelilerin başına gelenler onların suçu değil” ifadelerinde bulundu.

Suriyeli Çocuklar Okulda Arkadaş Bulmakta Zorlanıyor

TARMER tarafından düzenlenen çalıştaya katılan Suriyeli öğretmen Khloud Soka, Suriyeli çocukların eğitim açısından çok sene kaybettiğini ifade ederek, “Suriyeli çocuklarımız, Türk okullarında Türkçe öğrenme ve arkadaş bulma konusunda zorluk çekiyor. Bazı veliler çocuklarının Suriyeli arkadaş edinmesini istemiyor. Türkiye, Suriyeli mültecilerin eğitimi konusunda daha fazla çalışma yapmalı” dedi.

Murat Erdoğan:  “Suriyelilerin Yarısı Üniversiteyi Bitirip Gidecekler”

Çalıştay’da konuşmasını sürdüren Prof. Dr. Murat Erdoğan, Türkiye’de eğitimli ve iyi yetişmiş Suriyelileri ülkede tutma konusunda yeterli çalışmanın yapılmadığına dikkat çekerek, “Suriyelilerin yarısı Türkiye’de üniversitelerini bitirip yurt dışına gidecek. Çünkü burada ihtiyaç duyacakları yeterli imkanı veremiyoruz. Bu çocukların Türkiye’yi terk etmemesi için gerekli çalışmaların yapılması gerekiyor” dedi.

Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi Emel Topçu ise Suriyelilerin Avrupa’ya gidip kendilerini oraya ait hissetmeyerek Türkiye’ye geri dönmek için çabaladıklarının da altını çizdi.

Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Dilek Kaya, fırsat buldukça İzmir’in Halkapınar semtinde kurulan bit pazarından eski fotoğraflar, filmler, defterler alarak koleksiyon yapıyordu. 2016 yılının Haziran ayında yine bit pazarına giden Dilek Kaya, 1970’li yılların başında yazılmış mektuplar, aynı kişiye ait not defteri ve öğrenci kimliğini 5 lira ödeyerek satın aldı. Mektupların merkezinde; ailesi İzmir’de yaşayan, 18-19 yaşlarında, Ankara Fen Lisesi mezunu, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi birinci sınıf öğrencisi Kazım Küçükalp adlı müzik ve spor meraklısı, çok yönlü bir genç yer alıyordu. Bir mektupta genç adamın arkadaşları tarafından Artvin Kaçkarlar Altıparmak Dağlarına yapılacak tırmanışa davet edildiğini okuyan Dilek Kaya, internette yaptığı araştırmada Kazım Küçükalp’in, o tırmanışta kaza geçirdiğini ve Türkiye’nin dağ kazalarında ölen 3. kişisi olduğunu öğrendi. Hayat dolu olan Küçükalp’in, 19 yaşında hazin bir şekilde son bulan hikayesinden çok etkilenen Kaya, genç adamın hayatını, çekeceği belgeselle ölümsüzleştirmek istedi. 

John Lennon’ın “Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir” sözünü hatırlatan Doç. Dr. Dilek Kaya, “Bu hepimiz gibi Kazım için de geçerli. Bu film, benim başıma gelen en güzel şeydi” diyerek filmin ortaya çıkış sürecini anlattı. Kaya, “Bu, beni bulan bir hikaye. Her şey iki yıl önce bit pazarında başladı. Kazım, mektuplarıyla, yaşadıklarıyla, hayatıyla beni anlamlı bir yolculuğa çıkardı. Kazım’ın yaşadığı eve gittim, mektuplarda yazan isimlerden o dönemki arkadaşlarına, ağabeyi Attila ve yeğeni Burak Kazım Küçükalp’e ulaştım. Hepsi de bana çok yardımcı oldu. Yaklaşık iki yılda İzmir, Ankara, İstanbul ve Artvin’de çekimleri gerçekleştirdik. Artvin’de tırmanış öncesi Kazım’ı gören, kurtarma operasyonuna katılan köylülerle görüştük. Toplamda 27 kişi ile görüşme yapıldı. Bu yolda pek çok arkadaşım, öğrencim, kalpleriyle, bilgi ve becerileriyle bana eşlik etti. Pek çok yeni, güzel insan tanıdım. Onlarla birlikte bir yandan Kazım’ın hikayesini yeniden kurarken öte yandan 70’li yılların Türkiye’sine, gençlik kültürünün dışavurumlarına baktık, hatırlamaya çalıştık. Filmimiz, Yaşar Üniversitesi tarafından Bilimsel Araştırma Projesi olarak desteklendi. Yaşar Üniversitesine, genç ve cesur ekibime ve bu anlamlı yolculukta bize eşlik eden herkese kalpten teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

“En iyi arkadaşım diye hatırlayacağım” 

Okuduğu mektuplar, yaptığı görüşmelerde, Kazım’ın; kısa olsun, uzun olsun insanların hayatından geçerken hep iyi bir iz bıraktığını gördüğünü ifade eden Dilek Kaya, “En son da bana dokundu. Beni çok güzel bir yolculuğa çıkardı, hiç tanımadığım biri yaptı bunu Bir adam düşünün o kadar iyi ki herkes onu o yaşında ‘Baba’ diye çağırıyor, 44 yıl önce yalnızca 5 dakika gören kişi bile onu unutmuyor. İki hiç tanışmayan insanız ama ‘Kazım senin için ne?’ deseler, arkadaşım derim. Hiç bir şeyi birlikte yaşamadık ama onu en iyi arkadaşlarımdan biri diye hatırlayacağım” diye konuştu.

İlk gösterimi yapıldı 

Filmin ilk gösterimi, önceki gün, Yaşar Üniversitesi Selçuk Yaşar Kampusu Konferans Salonunda yapıldı. İlk gösterime Kazım’ın ağabeyi Attila, yeğeni Burak Kazım Küçükalp, Ankara Fen Lisesi ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden arkadaşları, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Kazım’ın ağabeyi Attila Küçükalp, “Kardeşim 19 yaşında hayatının baharında aramızdan ayrıldı. Bu hayatta bir izinin olması gerekirdi. Kimsesi yok, akrabası yok yalnızca biz varız ve bir kabri var. 44 yıl sonra hatırlanması, böyle bir filmle ölümsüzleşmesi beni çok mutlu etti. Dilek Hocamıza ve onunla ilgili hatıralarını anlatan herkese çok teşekkür ediyorum” dedi. Yeğeni Burak Kazım Küçükalp de bu filmle amcasını tanıma fırsatı bulduğunu söyledi.

TRT Belgesel Ödüllerinde finale kaldı 

Öte yandan, “Kazım” Belgeseli, 10. TRT Belgesel Ödüllerinde Ulusal Profesyonel Kategori’de finale kalan 12 filmden biri olmayı da başardı. Film, bu kapsamda 10-14 Mayıs tarihleri arasında, İstanbul’da da gösterilecek. Yarışma sonuçları 14 Mayıs akşamı yapılacak ödül töreninde açıklanacak. Doç. Dr. Kaya, filmin, uluslararası film festivallerine uzun metraj belgesel kategorisinde değerlendirilmek üzere gönderildiğini de ifade etti.