Edinilen bilgiye göre, olay, Seyhan ilçesine bağlı Dumlupınar Mahallesi 38073 Sokak ile Barış Caddesi’nin kesiştiği yerde meydana geldi. İddiaya göre, 19 yaşındaki Fırat Ünlü cinayetten bir gün önce yolda yürürken tanımadığı bir grup tarafından önüne yanlışlıkla atılan şişeden dolayı tartışmaya başladı. Tartışma çevrede bulunan vatandaşların araya girmesiyle kavgaya dönüşmeden engellendi. Fırat Ünlü, olay günü yanına Halil İbrahim Yüknük (19), Hasan Durak (21), Celal Koçak (19) ve M.S.Ö. alarak tartıştığı grupla konuşmaya gitti.
Mahalleye giden Fırat Ünlü telefonla, “Kalabalıklar. Buraya gelmeyin” diye uyarılınca arkadaşlarıyla geri dönmek istedi. O sırada yoldan otomobille geçen Ömer Balcı’yı (19) tartıştığı grup arasında zanneden Fırat Ünlü ve arkadaşları aracın önünü kesti. Sürücü Ömer Balcı ve Fırat Ünlü arasından yaşanan tartışma bir süre sonra silahlı kavgaya dönüştü. ‘Uzun Salih’ lakaplı M.S.Ö.’nün kullandığı silahtan çıkan kurşun aracın ön yolcu koltuğunda oturan Gökay Tunç’u göğsünden yaraladı. 

Arkadaşının vurulduğunu gören Ömer Balcı, silahla ateş ederek grubu dağıttıktan sonra yaralı Gökay Tunç’u hastaneye götürdü. Genç adam hastanede hayatını kaybederken Ömer Balcı, polis tarafından gözaltına alındı. Ömer Balcı’nın “Benim tek husumetlim Ercan’dır. Cezaevindeyken aramızda kız meselesi yüzünden tartışa çıkmıştı” diyerek ifade vermesi üzerine adı geçen kişi gözaltına alındı. Genç adamın verdiği ifade doğrultusunda cinayeti kendisinin işlemediği anlaşıldı. 

Adana Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı Cinayet Büro Amirliği ekipleri bölgede yaptığı güvenlik kamerası çalışmasında zanlıları tek tek tespit etti. Polis Dumlupınar Mahallesi’ne düzenlediği baskında olayda kullanılan 2 silah ile şüphelileri gözaltına aldı. “Şoförün elinde tabanca vardı. Biz de kaçtığımız grubun adamı zannedince ateş ettik” diye ifade veren zanlılardan katil zanlısı M.S.Ö. ve Fırat Ünlü tutuklanırken Ömer Balcı ‘adli kontrol şartıyla’ serbest kaldı. 3 zanlı ise savcılıktan serbest kaldı.  

Fatih Keçe – Serkan Çetinkaya
 

Fethiye’nin Karagedik Mahallesi’nde çiftçilik yapan Yılmaz Duran, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Marmara otoyolundan 2 Mart 2017 ve 25 Haziran 2017 tarihleri arasında 10 kez kaçak geçiş yaptığı gerekçesi ile ceza yedi. Durumdan haberi olmayan Duran’ın 371 liralık borcu için bütün mal varlığına haciz kondu. 20 gün önce telefonuna gelen mesajla mal varlığına haciz konulduğu bilgisini alan ancak bunu dolandırıcıların bir oyunu olduğunu düşünerek dikkate almayan Duran, 10 gün önce evine İstanbul İcra Dairesi’nden gelen ödeme emriyle şaşkına döndü. 

İstanbul’a sadece bir kez otobüsle gittiğini belirten Duran, “20 gün önce bana ‘Bütün mal varlığına icra kondu. Derhal bu parayı ödeyin’ diye mesaj geldi. Ben telefon dolandırıcıları sandığım için dikkate almadım ve mesajı sildim. 2 gün sonra tekrar mesaj geldi mesajı tekrar sildim ama psikolojim de bozulmaya başladı. Telefona gelen mesajı açtığım sürece bütün mal varlığına; motoruna, toprağına, evine haciz konuldu diye defalarca mesaj geliyor. Ama 25 Aralık 2017 tarihinde bu evrak geldi, 26 Aralık 2017’de bana tebliğ oldu. O an tamamen yıkıldım. Çünkü yarı otomatik bir motosiklet. Bu İstanbul Boğaz Köprüsünden geçerken 2 Mart 2017 tarihinde başlıyor, 25 Haziran 2017’de sona eriyor. 10 sefer geçiyor ama farklı farklı fiyatlarla geçiyor. 21 TL’ye de geçiyor, 56 TL’ye de geçiyor. İstanbul İcra Dairesi’ndeki avukat bu plakalı araç neden farklı fiyatlarla geçiyor diye hiç dikkate almadı mı? Bu plakadan benim adresimi bulduğunu göre polisleri arayıp bu plakalı aracın tır mı araba mı diye sorsaydı da bu davayı ondan sonra açsaydı” diye konuştu. 

Murat Yalçın

Sivas’ta Esentepe Mahallesinde Erdal Çakır isimli polis memuru tarafından bulunan yaralı kedi Cumhuriyet Üniversitesi’nde tedavi altına alındı. Yaralı kedinin, yavruyken ayağına bağlanan ipten kurtulamadığı, kedi büyüdükçe ipin bağlandığı noktanın gelişemediği ve bir ayağı kangren olduğu tespit edildi. Kedinin tedaviye rağmen kurtarılamayan ayağı mecburen kesildi. Kedinin durumuna çok üzülen hayvan sever polis memuru, bakımı ve tedavisinin devamı için evinin bir odasını henüz isim vermediği kedine ayırdı.

İNSANLARDAN KORKUYOR

Kediyi bulduğunda ölmek üzere olduğunu söyleyen Çakır, kedinin insanlardan gördüğü kötü muamele dolayısıyla kendilerinden bile kaçtığını söyledi. Çakır, “Kediyi bulduğumda çok kötü durumdaydı. Ayağı baya bir kötüydü, kanıyordu. Onu Cumhuriyet Üniversitesi Veterinerlik Fakültesine götürdüm. Orada tedavi ettiler. Bir ayağının tedavi ihtimali olmadığını öğrendik. Yavruyken ayağına bağlanan ip yüzünden ayağı gelişememiş. Hatta ayak çok kötü kokuyordu, çürümüştü. Veteriner ekipleri orada gerekli tedaviyi yaptılar. Şu an bekliyoruz. Buraya getirdik. Çok hırçın yanaşamıyoruz. Bize kendini yanaştırmıyor.Yanaşsa daha iyi koşullar altında bakacağız. Bizim istediğimiz şey tamam bu hayvanlara mama vermesinler, yiyecek de vermesinler ama hiç değilse dokunmasınlar. Sadece bunu istiyoruz. Şu an bu kendinin tek ayağı yok. Mecburen alındı. Çürümüş çünkü. İnsanlara hiç yanaşmıyor. Çünkü çok korkmuş çok ürkmüş” şeklinde konuştu.

Bisiklet ve fotoğraf makineleriyle Avrupa’dan başlayıp Asya’ya kadar 6 bin kilometrelik parkuru kat edecek iki gezginin yolu birçok ülkeyi aşarak Türkiye’ye gelip birçok şehri gezdikten sonra Gümüşhane’ye düştü.
Sivas’tan sonra bisikletleriyle Gümüşhane’ye kadar gelen İngiltere vatandaşı Thomas Jessop ve Fransa vatandaşı Damien, Torul ilçesine bağlı İnkılap köyünde konakladı.
Bayram tatili olması nedeniyle köyde bulunan çok sayıda gurbetçi sayesinde rahatlıkla köylülere anlaşabilen iki gezgin, Kurban Bayram namazının ardından köy camisi önündeki bayramlaşma törenine de katıldı.
Köydeki vatandaşlarla konuşmaları sırasında birçok ülkeyi gezmelerine rağmen en çok şaşırdıkları ülkenin Türkiye olduğunu kaydeden iki gezgin, “Burası Avrupa ülkelerine hiç benzemiyor. Orada kimse kimseye yemek vermiyorken burada herkes mutlaka yemek ikramında bulunuyor, azık veriyor. Herkes misafir etmek için evine davet ediyor” ifadelerini kullandı.
Anadolu insanının zengin hoşgörüsü ve misafirperverliği yüzünden planladıklarından daha uzun süre Türkiye’de kaldıklarını anımsatan gezginler, Gümüşhane’nin ardından Trabzon, Artvin ve Batum’a geçeceklerini, turlarını Tiflis’te sonlandıracaklarını söyledi.
Köy sakinlerinden Yusuf Oral ise İnkılap köyünde bir gece konaklattıkları Thomas ve Damien’e köylülerin yemek ikramında bulunduğunu ve en çok su böreği ve yöreye has balı sevdiklerini söyledi.
Oral, Thomas ve Damien’in bayram sabahı vatandaşların cami çıkışında bayramlaştıkları sırada köy kahvesinde oturduğunu, kendilerini de bayramlaşma halkasına davet ettiklerini ve her iki gezginin de bu halkaya katılarak köylülerin bayramını kutladığını belirterek, bu durumun hem gezginler hem de köylüler tarafından çok beğenildiğini sözlerine ekledi.
Köylüler 2 gezgini İnkılap köyünden “Allah’a emanet olun” diyerek uğurladı.

Recep Ergin 

 

Bir buçuk yıl önce annesinin işe gittiği esnada bakıcısının evinde, zeytin yedikten sonra çekirdeği nefes borusuna kaçtı. Uzun süre nefessiz kalan beş yaşındaki Elanur Aksoy bir buçuk yıldır yatağa mahkum yaşıyor. Yaşanan olayın ardından eşi tarafından da terk edilen Anne Arzu Aksoy “2016 yılında 3 aylığına işe başlamıştım komşumuz ve akrabamız olan kişiye bıraktım. İşe başladığımın 3’üncü gününde nefes borusuna zeytin çekirdeğinin kaçmasıyla bütün beyin fonksiyonlarını kaybetti. 18 aydır yatağa mahkum şekilde yaşıyor. Şu anda İstanbul da yardımseverlerin yardımıyla tedavi görüyoruz. Çok zor durumdayız. Çocuğum boğazına zeytin çekirdeği kaçtığında üç buçuk yaşındaydı cıvıl cıvıl bir çocuktu. Benim kızım olayın olduğu gün dışarıda oyun oynadıktan sonra ağabeyi bizim eve çıkarıyor birazda evde oynasın diye. Ağabeyine acıktım demiş bir tane armut yemiş. Ondan sonra bakıcı kadın torununu gönderip evden aldırıyor Elanur’u. Elanur oraya gittikten on dakika sonra koltukta otururken öksürmeye başlamış ve morarmış. Su vermişler ve suyu içtikten sonra yere düşmüş” diye konuştu.

DOKTORLAR ÇOCUĞUMA 3 SAAT NE OLDUĞUNU ANLAYAMAMIŞ

Olayın saat 14:00’te kendine haber verildiğini belirten Anne Aksoy , “İlk olarak sağlık ocağına götürmüşler ancak orada kalbi durmuş ve ambulans ile hastaneye götürmüşler. Hatta yolda çocuk öldü diye anons etmişler. Ne olduğunu da anlamayınca kimse çocuğa müdahale edememiş. Saat 14:00’te bana haber geldi ben hastaneye gittiğimde saat 16:45’i bulmuştu ama daha yeni film çekmek için götürüyorlardı. O saate kadar kalp ile uğraşıyorlar. Hatta benim diğer çocuğum ağlıyor paramı kaybettim acaba onu mu yuttu dedikten sonra yanındaki bakıcının eşi doktorlara söylüyor ve ondan sonra film çekmeye karar veriyorlar. Bundan on dakika sonra getirip zeytin çekirdeği dediler. 3 gün uyuttular ama uyandığında hiçbir tepki yoktu. Bu süreçte şehir şehir gezip doktorlara geliyorum”dedi

BEN CUMHURBAŞKANIMIZA BABA DEDİM NE OLUR BİZE YARDIM ETSİN

Kendisini evlatlarına adadığını belirten acılı anne “Ben kendimi evlatlarıma adadım. Bu olaylar olduğu esnada eşimden de ayrıldım. Eşimin de bana ne maddi ne de manevi faydası yok. Tedaviyi yardım severler karşılıyor. Yoksa benim sadece devletin Ela nur için ödediği 975 TL maaşım var. Her yere başvuruyorum ama hala bir şey çıkmadı.Ben sesimi cumhurbaşkanımıza duyurmak istiyorum. Ben cumhurbaşkanımızı baba olarak bildim ben ev,araba istemiyorum ne olur bize yardım etsin ben çocuğumun sağlığına kavuşmasını istiyorum. Allah rızası için yavrum için yok mu bir çare” diye gözyaşı döktü.

Volkan Kayalar

Bursa’da uydu sistemleri işiyle uğraşan Behçet Çalışkan ve iki arkadaşı hafta sonu balık tutmak için Çanakkale’ye gitti. Pazar günü dönüşte İzmir-Bursa yolunda sıkışık trafikte güvenlik şeridinden ilerlemek isteyen bir araca yol vermeyince tartışma çıktı. Zanlılar, Çalışkan’ın kullandığı aracın önünü keserek ona ve iki arkadaşına beyzbol sopasıyla saldırdı. Çıkan kavga sebebiyle yol trafiğe kapanırken, olayın büyümesini diğer sürücüler önledi.
Kavganın olduğu Karacaoba köy kavşağında bulunan Jandarma ekipleri yolun karşı tarafında bulunan iki şehir magandasını gözaltına alarak jandarma aracına götürdü. Behçet Çalışkan da kendilerine saldıran şahıslarla ilgili bilgi vermek üzere yolun karşı tarafına geçti. Daha sonra kimlik almak için aracının bulunduğu tarafa doğru geçmek isteyen Çalışkan, İzmir yönüne giden bir aracın çarpması sonucu olay yerinde hayatını kaybetti.
Ölümlü kaza sonrasında jandarmanın elinde bulunan iki şehir magandası ise koşarak yolun karşısına geçip araçlarıyla olay yerinden kaçtı. Ölen Behçet Çalışkan’ın olay anında yanında olan arkadaşları Mümin Öztürk ve Ercan Özgür, olay yerinde tüm yaşananları anlatıp kaçan iki şehir magandasının bir an önce yakalanmasını istedi.

Pazar günü Çanakkale’den balıktan döndüklerini belirten Mümin Öztürk ve Ercan Çalışkan, “Karacabey yolundan Bursa’ya doğru trafik sıkışıktı, bir araç güvenlik şeridini kullanarak ilerlemek istedi. Biz de onun güvenlik şeridini kullanmasını engelledik. Bu araç bizi taciz etmeye devam etti ve yolun genişlediği alanda önümüze kırdılar. Araçtan iki kişi çıktı ellerinde beyzbol sopaları vardı. Bize saldırdılar ve aramızda kavga çıktı. Kavgayı araya giren diğer sürücüler ayırdı. Kavga ettiğimiz yolun karşı tarafında bulunan jandarma ekipleri iki şahsı alıp yolun karşısında bulunan araca götürdü. Daha sonra arkadaşımız Behçet Çalışkan da jandarmanın olduğu tarafa bilgi vermek için geçti. Daha sonra aracına kimliğini almak için döndüğü sırada bir aracın çarpması sonucu hayatını kaybetti. Behçet Çalışkan’ın hayatını kaybetmesi üzerine iki şehir magandası jandarmanın elinden kaçarak yolun karşısındaki araçlarına binerek olay yerinden kaçtı. Olaya sebebiyet veren bu kişilerin yakalanmasını istiyoruz” dediler. 

Burak Türker

İhlas Medya Ankara Grup Başkanı Nuri Elibol, 15 Temmuz sarsıntısının fay hatlarına dair Ankara güvenlik, askerî ve diplomasi bürokrasisi ile yaptığı görüşmeler ışığında edindiği ilginç bilgileri Türkiye Gazetesi’nde paylaştı.

İŞTE NURİ ELİBOL’UN O YAZISI;

Siz değerli okuyucularım için 15 Temmuz sarsıntısının fay hatlarına dair Ankara güvenlik, askerî ve diplomasi bürokrasisi ile yaptığım görüşmeler ışığında edindiğim ilginç bilgileri paylaşmaya bugün de devam ediyorum.
En çok merak edilen ve sorgulanan konuların bir tanesi güvenlik birimleri arasında istihbarat paylaşımı imkânı olup olmadığı, yönetmelikte bu paylaşıma dair bir engel bulunup bulunmadığıydı. Daha açık bir ifade ile söylersek MİT, TSK ve emniyet teşkilatının personeline yönelik istihbari faaliyetler yürütebiliyor muydu? Son dönemde bu konu üzerine çok ciddi tartışmalar yapılageldi. Şahsım da sizler için bu konu hakkında birçok kez, geçmiş tecrübelerimin de ışığında, yazılar yazdım. Kaynaklarım, Başbakanlık’ta askeri ve emniyet personeli hakkında MİT’in istihbari faaliyetler yürütmesine cevaz verecek bir taslak üzerinde çalışıldığını ve iznin çıkması durumunda sistem açığının giderilmesine yönelik bir boşluğun daha doldurulacağını belirtiyor.

DIŞARIDA FAALLER

Diplomasi ve güvenlik bürokrasisindeki kaynaklarım, FETÖ’nün Türkiye sınırları içinde belinin kırıldığının altını önemle çizerken bir noktaya özellikle dikkat çekiyorlar; “FETÖ yapılanması dışarıda lobi faaliyetlerine devam ediyor. Bu hain yapı iki konudan beslenmek arzusunda. Uluslararası bir karışıklığın çıkması ve Türkiye karşıtı uluslararası bir söylemin geliştirilmesinden istifade etmenin yollarının arayışı içinde. İkinci nokta ise, Türkiye’nin siyasi, ekonomik bir kriz ile baş başa kalması ve bir iç karışıklık ortamının oluşmasından medet umuyorlar.” Kaynaklarım, FETÖ’nün beklentilerinin mutlak suretle boşa çıkacağını önemle belirtiyorlar.
FETÖ’nün dışarıdaki unsurlarının medet umduğu konuların yanında, içeride yani hali hazırda yakalanıp derdest edilmiş örgüt üyelerine de çeşitli yollardan haberler gönderdiklerinden bilgileri olduğuna işaret eden kaynaklar, “İçerideki teröristlerin moralini yüksek tutmanın derdinler. FETÖ’de oyun bitmez” değerlendirmesini yapıyor.

İHBARLAR DEĞERLENDİRİLİYOR

Emniyet, asker ve MİT’e her gün yüzlerce istihbarat bilgisinin aktığını belirten kaynaklar, gelen bilgilerin bazen asılsız çıkabildiğini ama her hâlükârda gelen her istihbaratın kendi içindeki çark sisteminden geçtikten sonra raporlandığını ve ilgili muhataplarına iletildiğini önemle altını çiziyor. 

ÜZERİNE DÜŞENİ YAPTI

15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında en çok tartışılan konu belki de bu oldu. FETÖ kendi hainlerin korumaya almak için algılar üzerinden süreci yönetirken bu soru da çok tartışıldı. İşin aslı şu. Yukarıda da belirttiğim gibi her gün yüzlerce istihbarat geliyor. Gelen istihbarat aslında FETÖ krizinin ilk çıkış tarihi sayılan 7 Şubat 2012’de olduğu gibi doğrudan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a yönelik, asker içindeki bir grubun kalkışma yapacağı yönündeydi. Kaynaklarım konuyla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Bu meselede MİT Müsteşarı üzerine düşeni yapmış. Kendimizi MİT’in yerine koyalım. Her zaman olduğu gibi bir kişi geliyor bir ihbarda bulunuyor. Kendisiyle birlikte iki kişinin yer alacağı bir operasyonla, gece MİT Müsteşarı’na yönelik bir kaçırma girişimi olacağını ihbar ediyor. MİT’in ilgili birimleri bu ihbarı hızlı bir şekilde istihbarat çarkından geçiriyor. İhbarda kaçırma operasyonunun Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı Kara Havacılık Okulu’ndan kalkacak helikopterle yapılacağı bildirilirken, muhattap Genelkurmay Başkanlığı olduğu için saat 16.20’de MİT, bu ihbarın doğru olup olmadığının araştırılması için 2. Başkan düzeyinde Genelkurmay’a bilgi veriyor. Genelkurmay da hemen tetkike başlıyor. Genelkurmay tetkiki neticelendirip MİT’e ‘bu ihbar doğru ya da asılsızdır’ demeden, ihbarın kaynağı, muhatabı, doğruluğu ya da yanlışlığı teyit edilmeden MİT’in, sadece Müsteşarın kaçırılmasına yönelik bir ihbar konusunda Başbakan’a bilgi vermesini beklemek ne kadar doğru olur?”

DOĞRULUĞU KESİNLEŞMEDEN…

Kaynaklarım, Hakan Fidan’ın olayın kendisine intikalinden hemen sonra Genelkurmay Karargahı’na bilgi verdiği ve Genelkurmay İkinci Başkanı ile durumu paylaşıldığını söylüyor. Konunun araştırılmasının istendiği belirtilerek, teyid çalışmalarına destek vermek üzere MİT Müsteşar Yardımcısı da Genel Kurmay Karargahına gönderiliyor. Şimdi soru şu: MİT Müsteşarı Hakan Fidan, şahsına yönelik bir ihbar almış, TSK ile paylaşmış ve konunun doğruluğu ile ilgili dönüş alamamışken, henüz kendisine ulaşmamış cevaplar varken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ı nasıl bilgilendirebilirdi? 
Sizlerin de hatırlayacağı gibi, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’ı Fidan’a yönelik kalkışmanın merkezi olarak ihbar edilen Kara Havacılık Komutanlığı’na kontrol için göndermiş, Çolak olağanüstü bir durum olmadığı bilgisi ile kendisine dönüş yapmıştı. Çolak’ın Komutanlıktan ayrılmasından yarım saat sonra hainler darbeye kalkışmıştı. Görüştüğüm kaynaklar, MİT’in gelen istihbaratı ilgili kurum konumundaki TSK ile paylaştığının ve sonraki sürecin Genelkurmay üzerinden devam ettirildiğine vurgu yapıyor… 

FARKLI BİR KALKIŞMA

Maalesef ülkemizin darbeler tarihi demokratik bir ülkeye utanç verecek kadar zengin. Darbelere iştirak eden Genelkurmay başkanlarının hepsi iktidar heveslisiydi. Ancak 15 Temmuz hain kalkışması kendisinden önceki darbelerden farklılık arz ediyor. Zira bugüne kadarki darbeler asker içindeki cuntacı bir yapı tarafından koordine edilmişti. 15 Temmuz hain darbe girişimiyse doğrudan, asker olmayan, din adamı kisvesi altındaki bir sapkının emir komuta zinciri içinde ve onun maşası olan Adil Öksüz’ün asker içindeki FETÖ’cülere verdiği talimatlarla hayata geçirilmişti. Bu noktadan hareketle, askeri kaynaklarım, Genelkurmay Başkanı Hulûsi Akar Paşa, Genelkurmay İkinci Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanının krizi çözmeye çalıştıkları anda kendisine gelen ihbar sonrasında Karargâh’a giden Hakan Fidan’ın bizzat o anda, aynı mekânda olduğunu ifade ediyor. Basit bir ifade ile makus darbeler tarihine göre darbeyi gerçekleştirmesi umulan komuta kademesi, MİT müsteşarının yanında sakince sorunu çözmeye çalışırken Fidan’ın da işkillenmesini gerektirecek bir durum gelişmemiş, zira Fidan’a yönelik operasyon ihbarı teyid edilememişti. Şahsen bunu normal karşılıyorum. 

İKİNCİ BİR GİRİŞİMİ…

15 Temmuz hain kalkışmasının başarısızlıkla sonuçlanmasından bu yana medyada, kamuoyunda, dost sohbetlerinde de dahi sordukları önemli bir soru bu. Güvenlik kaynaklarım, 17-25 Aralık kalkışmasından buyana FETÖ’nün tüm boyutlarının tespit edildiği görüşünde. Ancak kaynaklarımın ilginç saptamaları ve uyarılar da var. İlki, 17-25 Aralık sonrası FETÖ’nün TSK içinde çok etkileyici ve belirleyici bir rol aldıkları yönünde. Zira FETÖ mensuplarının TSK ile Hükûmet ve sivil otoritenin ilişkilerini bozmaya yönelik girişimleri dikkati çekiyor. Hükûmetin TSK’dan talepleri, beklentileri bu süreçten sonra hep sabote edilmiş. Ayak diretilmiş… Bir çok konuda engellemelerle karşı karşıya kalınmış. Hulusi Akar Paşa’dan önceki dönemlere yönelik ciddi eleştiriler var. FETÖ’cülerin çok baskın oldukları ve komuta kademesini ciddi şekilde etkiledikleri görülüyor. Bu konudaki en somut veriler ise Kuzey Irak ve Suriye konuları ile karşımıza çıkıyor.

FIRAT KALKANI GECİKTİ

Kaynaklarım, “Suriye’ye yönelik Fırat Kalkanı operasyonu, 2012-2013’de icra edilmesi planlanan ve icra edilmesi beklenen bir operasyondu. Ancak TSK’dan gelen olumsuz raporlar, engellemeler Fırat Kalkanı’nı bugüne kadar sarkıttı. Oysa o gün operasyon icra edilseydi bugün PKK/PYD Fırat’ın doğusunu hayal dahi edemezdi. Ve sonrasındaki süreçte bu kadar ciddi bir rol alamazdı” değerlendirmesinde bulundu. Bu tablodan anlıyoruz ki Hulûsi Akar Paşa’dan önceki dönemde Karargah FETÖ’ye karşı pasif kalmış.

PYD, FETÖ’NÜN ESERİ

Kaynaklarım, FETÖ’nün güvenlik birimlerindeki unsurlarının, çözüm süreci boyunca PKK’nın Doğu ve Güneydoğu illerimizdeki sokak çatışmalarının yaşandığı merkezlere silah ve mühimmat taşımasına göz yumduğunu belirtiyor. Ayrıca, Suriye ve Irak sınır hattında PKK ve DEAŞ’ın sınır hattından geçişine sessiz kalarak büyük bir ihanet içinde olduklarını da vurguluyor. 15 Temmuz sonrası süreçte sınır sınırlarımızı ve ülkemizin namusunu korumakla görevli askeri birliklerdeki bir çok üst rütbelerde görev yapan askerin FETÖ’den tutuklanmasını da buna örnek olarak gösteriyorlar. 

 

Nuri Elibol’un ”TSUNAMİ SONRASI 15 TEMMUZ ANALİZİ” başlıklı dünkü yazısı için tıklayınız…

Şoke eden olay, İzmir’in Buca ilçesi Güven Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, 37 yaşındaki 7 aylık hamile Ergül Yardımcı Ölekli, geçen salı saat 22.30 sularında komşusunun bahçesine çay içmeye indi. Kaldırım sınırına park eden bir araç nedeniyle geçişin zorlandığını düşünen Ergül Yardımcı Ölekli ve iki kadın komşusu, araç sahibi kadına aracı çekmesini rica etti. Araç sahibi kadının “Babanızın yeri mi” sözleri üzerine tartışma çıktı. Tartışmaya araç sahibi kadının eşi, erkek kardeşi ve onların bir arkadaşı da dahil oldu. Kavgada iddiaya göre üç erkek, bahçedeki üç kadını dövdü. Güvenlik kameralarına da yansıyan olayda kafatasında 4 santimetrelik ödem, kol ve bacaklarında da morluklar oluşan hamile Ergül Yardımcı Ölekli, hastaneden darp raporu aldı. Olayın ardından iki taraf da birbirlerinden şikayetçi oldu.
Yaşananları anlatan Ergül Yardımcı Ölekli, “60 yaşındaki kadını duvara ittiler. Kadın zaten duvara çarptı. Onun kızını da saçından ağır hareketlerle tutup yere sürüklediler. Ben araya girince bir tanesi beni itip karnıma tekme attı. Ne olduğunu anlayamadım, gözümü hastanede açtım” dedi.

“Üç kadını sokak ortasında dövdüler”
Olayın ardından şahıslar hakkında şikayetçi olduğunu ancak darp edenlerin de kendisinden şikayetçi olduğunu belirten Ölekli, “Akşam saatlerinde komşumuzun bahçesine çay içmeye inmiştim. Kapının önünde park halinde araba vardı. Araba başka bir komşumuza aitmiş, sonradan öğrendik. Sonra arabanın sahibi kadın komşuyu görünce geçiş alanı bırakmasını rica ettik. Bize, ‘Babanızın yer mi’ dedi. Önce bir ağız dalaşı oldu. Daha sonra kadının eşi, erkek kardeşi ve eşinin bir arkadaşı gelerek 60 yaşındaki komşumu ve onun 22 yaşındaki kızını tartakladı. Ben araya girince beni de darp ettiler. Üç erkek, üç kadını sokak ortasında dövdü. Aracın sahibi kadın da 4 aylık hamile ama kenarda durdu, hiçbir şey yapmadı” diye konuştu.

“Raporum çıkmadan salıverilmişler”
Hastaneden darp raporu alan hamile kadın, şunları söyledi:
“Kafatasımda 4 santimetrelik ödem var ama hamile olduğum için film çekilemedi. 48 saat içerisinde herhangi bir sorun olursa müdahale edilecek. Kolumda ve bacağımda morluklar var. Çok şükür çocuğumun sağlığı iyi. Bir kadına şiddet ne demek. 12 yaşında bir kızım var. O mahallede 6 senedir oturuyorum. Şuanda kafamda ne olduğunu bilmiyorum. Belki yarın sorun yaşayacağım, belki çocuğum doğduktan sonra bir problem olacak. Her gün yüz yüze baktığımız insanlar. ‘Acaba çocuğuma bir şey yaparlar mı?’ diye düşüneceğim. Çünkü gözleri kör olmuş vaziyettelerdi. Karakola gittik ve şikayetçi olduk ama bu adamlar serbest. Daha hastane raporum çıkmadan adamlar salıverilmiş.”

“Hem darp edip hem eşimden şikayetçi olmuşlar”
Olay sırasında şehir dışında olduğunu kaydeden Ergül Yardımcı Ölekli’nin eşi Barış Ölekli ise, “Üç tane adam şehrin göbeğinde biri 7 aylık hamile üç kadını evire çevire dövüyor, eşimin raporu çıkmadan salıveriliyorlar. Eşim can havli ile adamın boynunu tırnakla çizince bir de üstüne onlar eşimden şikayetçi olmuş. Biz bu olayın davacısı olacağız. Haklarında suç duyurusunda bulunacağız” diyerek duruma tepki gösterdi.

Ceren Atmaca – Halil Karahan 

 

Olay, ilçeye bağlı Doğu Mahallesi’nde meydana geldi. İddialara göre Ahmet G. ve eşi Nilüfer C. (58) arasında sandalye yüzünden tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine Ahmet C., eline geçen sandalyeyi fırlattığı eşini daha sonra evde bulunan balta ile darp etti. Kafasına aldığı balta darbeleri ile yaralanan Nilüfer C.’nin kendisini korumaya çalışırken bir parmağı koptu, iki parmağı da kırıldı. Komşuları tarafından Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılan kadın hastanede tedavi altına alınırken, olayın ardından kaçtığı iddia edilen Ahmet C. ise polis tarafından yakalanarak gözaltına alındı. Şahıs, çıkarıldığı adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Sandalye yüzünden eşiyle aralarında tartışma çıktığını anlatan Nilüfer C, “Evdeki kapılardan birisini açarken kapının arkasında bulunan sandalye devrildi. Sandalyenin devrilmesine sinirlenen eşim Ahmet G. sandalye kırılacak diye önce düşen sandalyeyi bana fırlattı, daha sonra da balta ile saldırdı. Kafam dikiş içerisinde. Kaç gündür beynimdeki kanamayı durduramıyorlar. Yarın yine röntgen çekilecek. Elimden ameliyat olacağım. Balta ile 7-8 kez kafama vurdu. Hastaneye geldiğimde kendimde değildim. Komşular haber vermiş. Olaydan sonra polisler yolda görüp yakalamış. Beni öldürmeye çalıştı, ondan şikayetçiyim. Zaten tutuklanmış, cezasını çekmesini istiyorum. Olaydan sonra beni öldü diye bırakmış. Suçum olsa yüreğim yanmaz. 3 gündür yoğun bakımda yatıyorum. Dün servise alındım. Pazar gününden beri hastanedeyim. Kendimi korumaya çalışırken parmaklarım da kesilmiş, bir tanesi kopmuş. Kopan parmağımı doktorlar dikmiş, iki parmağımı da kırdığı için ameliyat olmam gerekiyor” şeklinde konuştu.  

Bülent Özkaleli – M. Muttalip Yalçın
 

Yaklaşık 6 yıl önce geçirdiği trafik kazasında sağ bacağından yaralanan ve kırılan kemiklerin düzelmesi için tam 12 kez ameliyat olan 18 yaşındaki Gürkan Özgür’ün bacağına, “fiksatör” adında tıbbi alet takıldı. Liseyi bitiren ve üniversite için imtihanlara hazırlanan Gürkan Özgür, geçen dönemlerde SBS, KPSS ve YGS sınavlarına girerek LYS sınavına girme hakkı kazandı.

“Ben oğlumu 6 yıldır bu şekilde okuttum ama 1 senesi gitti, dava açacağım”

Evladının 6 yıldır engelinin bulunduğunu belirten ve daha önce bu şekilde birçok sınava girdiğini dile getiren anne Gülşah Cengiz Özgür, “Benim çocuğum elindeki raporla geçen sene KPSS sınavına girdi. Bu sene YGS sınavı oldu. Dayısıyla beraber sınava gittiğinde ‘raporu var mı’ diye sormuşlar. Raporu gösterdikleri zaman oğluma iki polis memuru refakat ederek sınava gireceği sınıfa çıkardı. Daha sonra Gürkan o sınavını da geçti ve bu sınavlara girme hakkı kazandı. Ancak LYS sınavlarına girmek için üniversiteye gittiğinde raporlu olmasına rağmen ‘hayır’ dediler. Bize raporu ÖSYM bürosuna gösterip onaylatmamızı söylediler. Madem böyle bir şey vardı bunu bize daha önceden neden söylemediler. Bu çocuğun 6 yıldır raporu var. Bana birisi böyle bir şey yapılacağını deseydi ve uyarsaydı zaten yapardım. Ben oğlumu 6 yıldır bu şekilde okuttum ama 1 senesi gitti. Yazık günah değil mi? Bu süreçten sonra ben konuyu avukata taşıdım. O gereken neyse yapacak” dedi.

“Raporum olmasına rağmen almadılar, şikayetçiyim”

Ayağındaki demirden dolayı sınava giremediğinin altını çizen Gürkan Özgür, “6 senedir bu hastalıkla uğraşıyorum. Ayağımda takılı olan cihazdan dolayı sınava giremedim. İlk girdiğim KPSS ve YGS sınavlarına beni almışlardı. Ama bu sınavda raporum olmasına rağmen almadılar. Elimdeki raporu ÖSYM bürosuna onaylatmamı istediler ancak ben sınava gelmeden önce bana böyle olması gerektiğini söylemediler. Sınava gittiğimde oradaki güvenlik görevlisi cihazla beni taradı. Bacağımda cihaz olduğunu görünce de ‘cihazı görebilir miyim’ dedi. Gösterdim ve raporumu sordu. Raporumun da olduğunu söyleyerek gösterdim. ‘Bunu ÖSYM bürosuna tanıtmadıysanız kanun gereği sizi sınava alamayız’ dediler. Ben bu durumdan şikayetçiyim” diye konuştu.

Özgür ailesi, ÖSYM ve kendilerini sınava almayan görevliler hakkında dava açmaya hazırlanıyor.  

Kenan Akyüz – Şahin Binici